ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 15 Eylül 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

YERYÜZÜ DOKTORLARI
ZİLELİ BİR YERYÜZÜ DOKTORU
DR. ALİ ADİL GÜNEREN

Röportaj : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)

M. Ufuk MİSTEPE ve Dr. Ali Adil GÜNEREN Zile Odaklı Bir Sohbet Anında.

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - TMO Genel Müdürlüğü / Ankara

Yeryüzü Doktoru : Dr. Ali Adil GÜNEREN
(İstanbul Sağlık Müdürlüğü - Kriz Merkezi)
aadilguneren@gmail.com

YERYÜZÜ DOKTORLARI
ZİLELİ BİR YERYÜZÜ DOKTORU
DR. ALİ ADİL GÜNEREN
http://www.yeryuzudoktorlari.org/index.php?option=com_frontpage&Itemid=1

Dr. Ali Adil GÜNEREN

            MİSTEPE - Ali Bey merhaba. Zileliler sizi Mühtoğun Tekke (Müftüoğlu Tekkesi) makalesi ile kültürel açıdan tanıma şansına sahip olmuşlardı. Bu kez farklı bir etkinliğinizle sizi kamuoyunda görmekteyiz. Yeryüzü Doktorları.. Doctors Worldwide örgütü ne zaman kuruldu, kurucuları arasında kimler var ve hangi ülkelerde örgütlenmiş durumda?

2006 Endonezya Depremi'nde Dr. Ali Adil GÜNEREN Depremzedelerle.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            GÜNEREN - Yeryüzü Doktorları Türkiye Yönetim Kurulu Başkanımız Prof. Dr. M. İhsan Karaman'ın bu konudaki açıklamaları sanırım sorunuza cevap niteliği taşımaktadır : «Yeryüzü Doktorları Türkiye’nin, şubesi olarak bağlı bulunduğu DOCTORS WORLWIDE adlı kuruluş, Nisan 2000’de, aralarında yakın arkadaşlarımız olan Türk doktorlarının da bulunduğu, yurtdışında yaşayan bir grup Müslüman hayırsever doktor ve sağlık elemanı tarafından İngiltere’de kurulmuştur.

2007 Mart'ı Başkanımız Prof. Dr. M. İhsan Karaman Teşekkür Plâketi Veriyor. / 17.06.2006 Bir Deprem Sonrası Yıkıntılar.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Uluslararası yardım hizmetlerini daha kolay ve bürokratik engellere takılmadan yapabilmek amacıyla, İngiltere’de resmî hayır kurumu olarak tescili yapılan Doctors Worldwide, doğal olarak, İngiltere’den denizaşırı bölgelere kalkınma ve gelişme yardımları yapan sivil toplum kuruluşlarının birliğine de (BOND) üye olmuştur.


Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Ayrıca, Doctors Worldwide, Uluslarası Kızılhaç ve Kızılay derneklerinin acil yardımda uyulması gereken kurallar bildirgesine de imza koymuştur. Bu kurum, devletlerden bağımsız bir uluslararası birliktir ve bütün Kızılay dernekleri (Türkiye Kızılay Derneği de dahil) bunun üyesidir. Bu birliğin anlaşmasına imza koymak, sanayide ISO 9001 standardına sahip olmak gibi bir anlam taşımaktadır. Doctors Worldwide ve Yeryüzü Doktorları Türkiye, sağlık alanında çalışan bazı benzer örgütlerin, dünyanın birçok yerinde gerçekleştirdiği misyonerlik faaliyetlerinin farkındadır ve onlarla kuruluş felsefesi, kurucuların kimliği, amaç ve işleyiş tarzı, kısa ve uzun vadeli hedefleri açısından tamamen farklı ve özgündür.»

   
http://www.yeryuzudoktorlari.org/index.php?option=com_frontpage&Itemid=1

            MİSTEPE - Doctors Worldwide örgütünü tanımadan önce kamuoyuna sizi tanıtmak isteriz. Bize özgeçmişinizi anlatır mısınız? Kimdir Dr. Ali Adil GÜNEREN?

            GÜNEREN - 61'de evermişler anamı, 63'te gelmiş abem (64'de babam Kütahya'da onbaşıymış), 65'te ben doğmuşum soğuk bir Kasım sabahı... ''Bilmem kaç batman üzüm çiynedik'' der, anam.. karnı burnunda... Bağı bozmak tek hizmet değil.. etlik yapacaksın, bulgur, yarma, düğü, tıs düğü... erişteler kesilmiş, damaskene erikleri kurutulmuş, vişnelerin üzerine kül serpip, güneş gören pencere önlerine sermişler - hoşaflık... bir yanı çürüyen elmaları doğramışlar, sağlam taraflarını kurutmuşlar, zerdali , ayva, bir de hangi meyve idi o hani kahverengileşip yumuşayınca ancak yenecek kıvamagelen... hasılı kış için tüm hazırlıklar tamamlanmış, bir haftada çamaşır yıkanmış tokuç küllü su ile esvap taşında... ondan sonra ben doğmuşum Kasım'ın üçüncü haftasında bir sabah erken... Babam belediye ebesini getirene kadar ben karşı komşumuz Hatun Aba'nın eline doğmuşum.

1968 - Zile şehir suyu iptal olunca arkadaki çeşmeye şebeke suyu bağlamışız / Koyun peşinde ilk fotoğraflarımdan.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            İç bahçede bir eşek arabası vardı, dört tahta tekerli süspansiyonsuz... Tekerleklerin dış çeperinde bir demir şerit çakılı idi. Arabanın kasasına döner bir kadran aracılığı ile eklenmiş iki ön tekerin birbirine bağlandığı ön şasiden çıkan iki uzun tahta kol ile eşeğin kolanına tuttururduk bizi bağa bahçeye taşırdı. Ağabeyimle işte bu arabanın üzerinde oltalarımızı aşağıya sarkıtıp balık tutma oyunu oynadığımız bir Nisan öğlesinde bacım dünyaya geliverdi.

Şehir suyu 1960'da bitince bu çeşmeye belediye şebeke suyu bağlanmış.

Fotoğraf : Dr. Ali Adil GÜNEREN - 2005

            Geliverdi diyorum çünkü hâfızamda onun gelmesinden öncesi ile ilgili hiçbir olumsuz anı yok, bir hatırladığım : bizi odaya aldılar, annem yatağında yorgun - bitkin yatıyor, ''Bi daha mıııı,  yeter. Daha bu son..'' diyor. Rahmetli babaannem de annemi tersliyor ''sus kız, tövbe de.. günah... Allah'ın gücüne gider....'' birkaç bölük pörçük anı var ama, gerçekten hatırlıyor muyum, yoksa büyüklerin anlattıkları bu olayları sonradan hayal gücümle canlandırıp anılar albümüne mi eklemişim, inanın halâ emin değilim... Sokakta bulduğum ölü sıçanın kuyruğundan tutup sallaya sallaya eve doğru gelişim.. kapısının önüne attığı iskemlede, Sivas işi tahta ağızlığıyla tütün içen yan komşumuz kirli sarı posbıyıklı Halim Ağa'nın ''aslan Ali.. aslan Ali'' diyerek beni yüreklendirmesi, peşimde mahallenin çocukları... bu tablo şimdi bile gözümde canlanıyor ama hâfızama ne zaman eklemişim, emin değilim...

Mahmut Güneren, kardeşi Halil, arkadaşları Aydın ve ... ile Zile’de - 1958
 (Arkada kamyonetin kapısında 'ŞENDOĞDU Gazoz ve Meyve Suları' yazısı okunuyor.)

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi -  / 1964  Kütahya Askerlik Hatırası
 

            MİSTEPE - Doctors Worldwide örgütü hangi amaçla kuruldu? Şu ana kadar hangi bölgelerde etkinlikler yaptınız? Örgütünüz sizi aktif olarak nerelerde görevlendirdi?

            GÜNEREN - Yeryüzünün neresinde, temel tıbbî bakım ve sağlık ihtiyaçlarından mahrum bir insan, bir hasta, bir sakat, bir felâketzede, bir mazlum, bir mağdur varsa, bunun acısını yüreğinde hisseden, bunun sorumluluğunu idrak eden  gönül adamlarından bir grup , Doctors Worldwide adı altında yeni bir yapılanma oluşturduk. Derneğimizin amacı; din, dil, ırk, etnik köken, milliyet ayırt etmeden, yeryüzünün tüm sakinlerine, temel tıbbî bakım ve insanî yardım götürmektir.

2006 Endonezya Depremi'nde Dr. Ali Adil GÜNEREN Depremzede ve Arkadaşlarıyla.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Yeryüzü Doktorları, bugüne kadar dört kıtada 20 kadar ülkeye tıbbî ve insanî yardım ulaştırmıştır. Bunlar arasında Sudan, Inguşetya, Kongo, Filistin, Sierra Leone, Gana, Hindistan, Kenya, Bangladeş, Nijer, Sri Lanka, Bosna, Irak, Kosova, Guatemala, Makedonya, Endonezya, Lübnan, Afganistan ve Pakistan sayılabilir.

            YYD için ilk yurtdışı görevimiz 2006 yılında Endonezya - Yogyakarta  bölgesindeki Marapi Yanardağı'nın faaliyete geçmesi ile birlikte meydana gelen deprem sonucunda yardıma muhtaç hale gelen insan kardeşlerimize gitmek idi. Toplam 15 gün kaldık orada Sevgili Dr. Kardeşim Mahmut Çelik ile birlikte…

            İkinci görevimiz 2007’de Filistin’e, üçüncüsü ise 2008 baharında bir sağlık hizmeti projesinin ön hazırlık ve incelemesi için Makedonya’ya oldu.

(Solda) 2007 - Filistin Hâtırası / Makedonya'da YYD Sünnet Aktivitesi (Sağda)

Dr. Ali Adil GÜNEREN ve YYD Fotoğraf Arşivi

            MİSTEPE - Bir yandan Yeryüzü Doktorları'nı tanımaya çalışırken diğer yandan yaşam özetinize devam etmeye ne dersiniz?

            GÜNEREN - Münasiptir derim! İlkokula başladık, aklımda kalan ilk gerçek anım ve dahi ilk tahlilim odur ki; artık özgürlüğüm elden gidiyor. Belli saatlerde, belli kıyafetler giydirilip zorunlu ikamete mecbur edilmekten hiç de hoşlanmadığımı gayet net hatırlıyorum. Zile İstiklal İlkokulu'nda birinci sınıfın ilk döneminin bittiği günlerde, üzüntülü bir hava çökmüştü Müftüoğlu Tekkesi'ne. Gurbet... Babam Sivas'ın bir ilçesindeki Halk Bankası'na şube şefi olarak tayin olmuştu ve başka seçenek yok, gidecektik.. 72 kışında az bir eşya ile Suşehri'ne taşındık... Düşük devlet memuru maaşı, ev kirası, yakacak, yiyecek, giyecek, iki oğlanı okula gönderecek ve yavaş yavaş eşya alacak.. yeni bir ev kuracaktık...

2005 Zile Müftüoğlu Tekkesi Harem Dairesi Dıs Kapıdan Görünüm (Sağda)
 

Fotoğraflar : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Evimizin arka tarafında kayısı bahçeleri uzanırdı... Kışın sokaklar buz tutar, gençler tahta merdivenlerin üzerinde 8 - 10 kişi birden hızla kayarlardı... Suşehri'nde su sıkıntısı yaşadığımızı, ikinci sınıf Şubat tatili, Zile'den dönüşte, mutfaktaki yarısı dolu çay bardaklarının soğuktan çatladıklarını.. okulumuza çıkan uzun rampanın sağındaki toprak setin katmanları arasında kemik parçaları gördüğümüzü, belki de ahırlarında renk renk güvercin beslendiği için iyi anlaştığım, burnu sürekli akan sınıf arkadaşım Muharrem'in, ''orada bir zamanlar savaşlar yapıldığı, o kemiklerin de sonradan tepedeki okula yol açılırken ortaya çıktığı'' rivayetleriyle içimiz ürpererek yürüdüğümüz o çamurlu okul yolunu net bir şekilde hatırlıyorum. Bir de bir ayağı dizden kesik Bakkal Ali Dayı vardı.. şimdiki kesme şeker büyüklüğünde kahverengi akide şekerleri alırdık, bir fişeği 10 kuruşa.. hani hatırlar mısınız  çil çil on kuruşluklar vardı, beş kuruşlardan biraz daha büyük... 25 kuruş  ve 100 kuruşlar da vardı ama onlar gümüş renkli ve bizim için büyük paralar idi. Daha gelin başlı köylü kızının resmedildiği 50 kuruşluklar tedavüle girmemişti.

     
1968 Bakır ve 1975 Nikel 5 Kuruşlar

            Zile'de ineklerimiz, bir kümes dolusu tavuğumuz vardı ama yumurta yemek yine de bir ödüldü.. eğer öğle uykusuna yatarsam, uyanınca yağda yumurta yapacağını söylerdi annem, biz de yumurta hatırına uyumaya razı olurduk okul öncesinde... Kümesten aldığım yumurtayı cebimde saklayıp, sonra da unutup kırdığımı, kemersiz lâstik belli pantolonumu kirlettiğim için mi, yumurtayı israf ettiğim için mi üzüldüğümü net olarak hatırlamıyorum ama o zamanlar, işte yumurta bile bir ödüldü bizler için. Sonra  Suşehri'nin memur hanımları kulübüne dahil olan annem ile birlikte gittiğim bir  hanımlar gününde, mükellef yemek masasının ortasında bir kayık tabak dolusu soyulmuş lop yumurtayı hatırlıyorum, ben diyeyim 20 siz deyin 25 - 30 yumurta bir arada ikram edilmekte. Doktorun hanımı misafirlere kekli pastalı 5 çayı masası hazırlamıştı ve sayısız miktarda yumurtayı ikram ediyordu konuklarına. Acaba hekimlik mesleğine baş koymamda o masanın temsil ettiği zenginliğin ne kadar rolü vardır? Şimdi düşünüyorum da lise sonda tercihleri yaparken, ilk sıralara tıp yazmıştım, gerekçe olarak da insanların hem duasını hem de parasını alıyorsun. ''hem dünyan hem ahiretin kurtulur, doktorluk iyi meslek'' şeklinde düşündüğümü hatırladım.

Üzüm Suyu Elde Etmek İçin Kullanılan Şinavat ve Bucurgatı

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            MİSTEPE - İyi düşünmüşsünüz. Böylece doktor da oldunuz. Yeryüzü Doktorları'na dahil olarak amaçlarınıza kısmen ulaştınız. Doğal âfetlerin olmadığı durumlarda örgüt neler yapıyor peki, faaliyet alanları nelerdir? Siz, bu gibi durumlarda önem arz eden hangi olayları yaşadınız?

            GÜNEREN - Biz, bazı NGO'ların (Uluslararası Yardım Kuruluşları) yaptığı gibi felâketin akut döneminde sahada görünüp daha sonra ortadan yok olmak şeklinde, sadece acil yardım, kurtarma veya tıbbî desteği hedeflemiyoruz. Bununla birlikte, ihtiyaç bölgesine kısa vadeli pratik çözüm ve acil yardım götürülmesini takiben, kalıcı, uzun vadeli, bölgenin sosyal dokusunu ve özellikle sağlık sistemini tamir edecek uzun soluklu faaliyetler üretmekte ve çoğu kez, hizmetin aksamadan yürüdüğünü gördükten sonra, lokal partnerlere devrederek, bir başka hizmet bölgesine yoğunlaşmaktayız.

İst. Safa Hst.'nde (2007) Nijeryalı Minik SUDEYS Damak - Dudak Yarığı İçin Ameliyat Edildi. Doc. Dr. Ethem Güneren'in Kucağında.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Faaliyet alanlarımızı;

            1. Acil tıbbî ve insanî yardım : İster insan, ister tabiat kaynaklı olsun felâket durumlarında, kısa vadeli acil müdahale, yardım ve tedavi hizmetleri.

            2. Uzun vadeli - kalıcı sağlık hizmetleri : Yetersiz hijyen, kötü hayat şartları, fakirlik, açlık, kıtlık gibi nedenlerle gelişebilecek hastalık ve salgınların önlenmesi amacıyla, genişletilmiş tıbbî yardım ve bakım hizmetleri.

            3. Rehabilitasyon, yeniden yapılandırma ve tıbbî eğitim: Özellikle ülkenin veya bölgenin kendi sağlık çalışanlarını kapsayacak şekilde, sağlık sisteminin ve tıbbî hizmetlerin yeniden düzenlenmesi şeklinde sıralayabiliriz.

2006 Endonezya Depremi - Dr. Ali Adil GÜNEREN Depremzedenin Sağlık Kontrolünde.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Önem arz eden olaylar deyince, genel olarak...

            Örneğin Filistin'de belirli gün ve saatte meydana gelen bir doğal âfet söz konusu değil ya da Afrika’da bir deprem su baskını yok ama o bölgelerdeki  insanlarımız felâketzede statüsünde. Çevresel faktörler (İsrail’in orantısız saldırıları veya Afrika’nın bir çok bölgesindeki kıtlık, yetersiz beslenme, hattâ beslenememe) nedeniyle ortaya çıkan sağlık sorunlarına yardımcı olmaya çalışıyoruz.

15.06.2006 - Endonezya Yog - Yakarta Bir Köyde Açık Alanda Sağlık Taraması

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Umut Menekşeleri ismiyle basından takip etmişsinizdir.. 10 - 11 yaşındaki annelerden bahsediyorum.. bedensel gelişimini tamamlayamadan, zaten yetersiz bir beslenmenin ardından gerçekleştirdikleri sağlıksız şartlardaki doğumlara bağlı olarak ömürlerinin kalan kısmını  “sidikli” olarak geçiriyorlar. Doğum esnasında meydana gelen derin yırtıklar (fistül) nedeniyle sürekli idrar sızıntısı oluyor, zaten sıcak memleket ve temizlenmek, çamaşır değiştirmek veya başka formül bulmak mümkün değil. Aileden, mahalleden toplumdan dışlanıyor, yerleşim birimleri dışında daha da olumsuz şartlarda hayatta kalmaya çabalıyorlar. Düşünebiliyor musunuz.. sanki cüzzamlısınız! 21. yüzyılda cüzzamlı muamelesi görüyorsunuz. Gelişmiş Batı ülkelerinden gelip birkaç ameliyat yapıp dönen ekipler oluyormuş. Bizim kardeşlerimiz gittiklerinde üç kez ameliyat olmuş böyle şanssız anneleri bile tamir/düzeltme ameliyatlarına almak zorunda kaldılar.



Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Hz. İsa’nın doğum yeri olan Beyt - ül Lahim’de (Kudüs’e 50 dakika uzaklıktaki  El Halil Kenti’nde) Damak - Dudak Yarıkları'nı ve erkek çocuklarda görülen bir doğumsal anormallik olan Hipospadias ameliyatlarını da ücretsiz ve mükemmel bir şekilde yapıyoruz. Gönderdiğimiz hekimler, alanında kendini kanıtlamış, otorite olmuş insanlar. Mesleklerini geliştirmek, oradaki insanları kobay gibi kullanmak, ellerini alıştırmak için değil, aksine daha önce yapılmış hatalı ameliyatları düzeltmek, yeni ve düzgün ameliyatlar yapmak, yerel sağlık çalışanlarına bilmedikleri yöntemleri öğretmek için gidiyorlar. Almak için değil vermek için gidiyoruz…

            MİSTEPE - Bütün bu olayların öncesinde sizi bugünlere sevkeden sevgiye odaklı aşk yaşantınız da ilkokul çağlarında şekillenmeye başlamıştır zannederim? Ne dersiniz? Girelim mi bu özel anlarınıza?

            GÜNEREN - Elbette! Evet Zile'deki ilk aşkım, komşu kızı Gülümser'den sonra Suşehri'nde sınıf öğretmenimizin bakımlı tertemiz giyinen akça pakça kızına abayı yaktığımı, 1973 sonunda Tokat'a müdür yardımcısı olarak tayin olup başka aşklar bulana kadar onun sevdası ile hayâl dünyamı doldurduğumu hatırlıyorum. Şimdi, Melahat mi Melek mi ismini bile unutmuşum.

            Çocuklarımın anası ile buluşana kadar kim bilir kaç kıza abayı yaktım. Sevgili pederimin görevi nedeniyle bir çok şehir, birkaç okul değiştirdik, her yeni düzen yeni aşklara (hepsi de gizli sevda idi) yelken açtırdı... Müsaadenizle, adlarını kendime saklayarak hâtıralarımı - hatırımdakileri sizinle paylaşmaya devam edeyim..

Güneren Ailesi / Şubat 2006 - Kayseri (Sağda)

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            74 Kıbrıs Barış Harekâtı'nda Tokat merkezde idik. Önce Behzat Çayı'nın arkasında, tarihî Saat Kulesi'nin yanındaki Behzat Köprüsü'nden geçip kuzeye, Amasya yönüne 50 - 60 metre gidince çaya bakan tek katlı ahşap bir eve yerleşmiştik. Anacığım o evin döşeme tahtalarını ovacağım diye ayaklarını yara bere içinde bırakmış, yeni ev yeni bir düzen kurmak için yine saçını süpürge etmişti. Evin arkasında bize ait bir bahçe, bahçede büyük bir elma ağacı, bahçedeki toprakları eşeleyince yerelması, bir ocak patates ve birkaç havuç bulduğumuzu hatırlıyorum. Biz derenin karşı kıyısındaki Cumhuriyet Okulu'na  kaydolmuştuk. Derenin bu yakasında ise İbn-i Kemal İlkokulu vardı ve gayet normal ve de doğal hattâ, Allah'ın emri olarak bu iki okulun öğrencileri birbiri ile geçinemezdi. Onlar bize ''cumhuriyet - çıta bacak'' der kızdırır, bizler de Tokat'ın yetiştirdiği değerli âlimlerden biri olan zatın ismini değiştirir, i yerine e koyar, çocuk aklımızla onlara küfür ederdik. İlkokulumuzun fazla yüksek olmayan kalın dış duvarının üstü düz bir beton saçak ile kaplı idi, üzerinde yürümek hattâ koşmak mümkündü. Bir gün benden biraz büyücek bir oğlanın o duvar üzerinde peşpeşe saltolar, taklalar attığını görünce, bildiğim tek spor dalı olan tombalak ve güreşten, jimnastiğe terfi etmiş, ben de bu çocuk gibi güzel taklalar atmalıyım hevesi ile evde halı üzerinde epey çabalamış, genellikle de ayak üstü değil popo üstü hattâ sırt üstü düşerek, nefessiz kalmanın ne kötü bir deneyim olduğunu bizatihi yaşayarak test etmiştim.

Zile Bağlarında Dalında Lâley Kiraz Toplama Keyfi.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi - 2005 / Zile

            Hâtıralara devam edersek.. hani iri bir portakaldan daha büyük, 8 - 10 santim çapında, mavi - beyaz. kırmızı - beyaz, zebra desenli, elâstik olmayan naylon toplar vardı. Sert bir tekme ile patlar, bir tarafı içine göçer, göçüğü elimizle düzeltmeye çalışır, bazen üzerindeki her zaman açık olan deliğe dudaklarımızı yapıştırır, avurdumuzu patlatırcasına zorlayarak şişirmeye çalışırdık. Bırakın basketbol - voleybol toplarını, meşin futbol topumuz bile olmamıştı, bazen büyükler oynarken uzaktan görür imrenirdik, ama nedense o zamanlar meşin toplar tek renk olurdu.. Ya da biz öyle sanırdık, belki de oynana oynana derisi iyice soyulan, rengini gösterecek parlak bir  parçası bile kalmayan o kirli gri toplar, patlayınca, içinden şanbriyelini çıkarıp lâstik kaynağı ile tamir edip tekrar meşin kılıfın içine sokar, ağız kısmını tekrar dikerlerdi.

Mahmut Güneren - 10.09.1964 - Okul IV. Blk. Koğuşu
(Sağda) 23.08.1964 - 9. Jn. Aly. Krh. Brl. Kameryası - Kütahya
 
Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Neyse bizim olamayan topları bırakalım bir kenara. Bizim o küçük ''laylon'' toplarımız, evimiz ile dere arasındaki yolda oynarken illâ dere yatağına düşer, gübür - moloz boşaltıldığı için inişe uygun hale gelmiş belli noktalardan dere yatağına iner, topumuza kavuşurduk. Yine net anılar arasında bir keresinde topumuzun dereye kaçtığını, biz inip alana kadar akan su ile bayağı ilerilere gittiğini, topu kurtarıp eve geldiğimizi ancak tepeden tırnağa balçıklı su ile kirlenmiş ve rahatsız edici bir kokuya bulanmış bir halde iken, annemin ,''bıraksa idiniz, top gitse idi, üstünüz başınız batmış'' dediğini hatırlıyorum. Sonra lojmana taşıdık... Sivas'a giden ana bulvar üzerinde.. Atatürk Köşkü denilen eski ve boş  üç katlı konağa çok yakın yol ağzı köşedeki Halk Bankası'nın üzerindeki kaloriferli hizmet binasına yerleştik. Üst katımızda müdür bey ve eşi, hiç çocukları olmamış öğretmen Nuran Teyzeler vardı. İşte bu günlerde MHP İl Başkanı'nın oğlu sınıf arkadaşım Bülent bana, tenefüste, bir hazinesini gösterdi.. ortasında mil olan küçük bir silindirin arkasındaki iki kabloya bildiğimiz transistörlü radyo pillerinden birini bağladı.. o da ne?.. silindirin ortasındaki mil, olağanüstü - mucizevî - hayretengiz bir şekilde ve kendiliğinden, tatlı bir vızıltı ile dönüyordu... Kızlar, jimnastik, şimdi de üçüncü tutkum, elektrikli motorlar, bildiğiniz hurda teyplerden çıkan, artık bizim çocukların uzaktan kumandalı araba çöplüğünde bolca rastladığım küçük, pilli motorlar...

Mahmut Güneren, Dayıoğlu Ali Başdemir'le / Sivas Lisesi Pansiyonu 1958

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Ana caddenin karşısında Meşhur Roma Dondurmacısı'nda 50 kuruşa - bir liraya dondurma aldığımız sene 1974 - 75 yazıdır. O zamanlar belediye otobubüsü Tokat merkezden Fidanlığa öğrenciyi 25 kuruşa götürüyordu ve Fidanlık'taki Ziraat Fakültesi'nde akrabalarımız vardı... Ağabeyim, kardeşim ve ben dondurma yemek isteyince, annem 150 kuruş verirdi, ben dondurma almaz, kardeşlerimden bir iki kez yalar, nefsimi körletirdim, bazan annem Fidanlığa veya Vâli Konağı'nın yanındaki hemşehrilerimize gönderirdi. Otobüse binmez, 25 kuruşu harcamazdım, böyle böyle tam 37 buçuk lira biriktirdim, ne için mi? Kırtasiyede gördüğüm pervaneli bir pilli motoru satın alabilmek için... Babamı sonunda razı ettim ve Tokat'ta o motoru satan tek dükkândan pazarlık ederek 35 liraya satın aldık. Üçüncü tutkuma da kavuşmuştum, sonra saatler süren denemeler başladı.. oyuncak arabalara motor takıyor yürütmeye çalışıyordum. Bir kez bir kayığa pervanesi ile birlikte monte edip hovercraft bile yapmış, banyonun küvetinde yüzdürmüştüm...

            MİSTEPE - Gördüğüm kadarıyla donanımlar için maddî destek gerekiyor. O halde üyesi olduğunuz Yeryüzü Doktorları maddî desteği ve tıbbî malzemeleri nereden almaktadır diye sorabilir miyim? Destek sizce yeterli mi? Neler önerirsiniz? Ayrıca örgütün Açık Projeleri var mı?

2006 Endonezya Depremi'nde Yaralar Kısmen Sarılmaya Çalışılıyor.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            GÜNEREN - Yeryüzünün dört bir köşesinde ‘’Orada ve Heryerdeyiz’’. Malzeme ve ekipman temininde yine gönüllülerimiz yani kendi kendimiz rol alıyoruz, eczacı ağabeylerimiz var, özellikle onların fedakârlıklarını burada anmamız gerekir.

            THY ana sponsorlarımızdan oldu, bu sayede hem biletlerde belli bir indirim hem de tıbbî kargolarımızın naklinde hatırı sayılır kolaylıklar buluyoruz. Buna rağmen malzemeleri her zaman ülkemizden temin etmek rantabl olmayabiliyor, bir de Kongo’da olduğu gibi, özellikle hem tıbbî hem de inşaat malzemelerini yöresel pazarlardan temin ederek, bölgenin kalkınmasına iki kez katkıda bulunmayı hedefledik. Paranız varsa her şey kolay ve ulaşılabilir oluyor. Siz paradan haber verin. Örneğin Gazze'deki Travmatoloji Merkezi'mizin Tomografi cihazını İsrail'deki Siemens Şirketi'ne kurdurduk, hem de bakım ve servis garantili olarak!

            Sonuç ne kadar para o kadar köfte.. elbette niyetiniz ve yolunuz güzelse İlâhî Yardım ve Bereket de peşinden yağıyor ama sünnetullah gereği, Yaradan, yardımını gökten çil çil altın paralar yağdırarak göndermiyor. Kulları aracılığı ile kullarına yardım ediyor. Hayırda yarışmanın sonu yoktur.. “destek yeterli mi?” diye soruyorsunuz. Elbette yeterli değil, gönül isterdi ki sekizinci Nijer seferi yerine seksen sekizinci Nijer seferini düzenlemiş olsa idik. Gönlümüz hem kalite kem kantite olarak o insanlara elimiz bir değince o insanlar Anadolu'muzdaki kardeşlerimizin / analarımızın standardına ulaşsın ve öyle devam etsinler.. onlara bir yudum değil deryalar dolusu gülücük verebilelim, hem yurdumuz hem de bütün mazlum coğrafyadaki insanlarımız 21. yy. standardında / barış - huzur - sağlık - mutluluk içinde yaşayıp kulluklarını yerine getirebilsinler.

            Bizler yıllık izinlerimizi sıcak yataklarımızda evlâd-ü ahvalimizle geçirmektense alıştığımız standartların fersah fersah altındaki mahrumiyet bölgelerinde geçirmeyi tercih ediyor, üstüne üstlük, yeri geliyor, maaşımızı, alamadığımız dönerimizi bu yolda infak ediyoruz.. bunu şikâyet veya gösteriş olsun diye değil, özendirici olsun diye anlatıyorum, biz bu yola baş koymuşuz, bizi ne kadar çok desteklerseniz, o kadar köfte pişer demek istiyorum. Önümüzdeki günlerde ulusal basında biraz daha sık görünmeye daha fazla insanımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Bakalım Neylerse Güzel Eyler…

Lumata Ana Çocuk Sağlığı 2008 / 2006 Haziran Endonezya Yog - Yakarta Bir Köyde Sağlık Taraması - Kuyudan Su Çekiyoruz.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Size biraz Endonezya’dan bahsederek bir hâtıramı nakledeyim. 2006 Haziran'ında meydana gelen deprem ve Merapi Yanardağı'nın faaliyete geçmesi nedeniyle, Dr. Mahmut Çelik ile birlikte, Deniz Feneri Derneği'nin çalışmalarına tıbbî katkı sağlamak amacı ile Yogyakarta - Bantul bölgesine gittik. İlk bakışta her taraf yemyeşil, öyle büyük bir âfet, yıkım fark edilmiyordu, ne zaman ki sahaya yaklaşıp köyleri yakından gördük; felâketin ciddiyetini o zaman anladık. Ekvator bölgesi muz, şeker kamışı ve hindistan cevizi ağaçlarından arta kalan arazi göz alabildiğine pirinç tarlası ve bu yapının içine serpiştirilmiş tek katlı evler. Evlerin dış cephelerini mavi - yeşil rengarenk fayanslarla kaplamışlar, köy yolları bizim yollara benzemiyor, ortada bir metrelik toprak patika (hayvanlar için) her iki yanda 70 - 80 cm'lik asfalt - beton dökülmüş, motosiklet / bisiklet rahat rahat gidiyor. Yol kenarındaki bahçe duvarları yarı belinize kadar tuğla ile dekoratif örülmüş, zevk sahibi ve kibar insanlar yüksek sesle konuşmuyorlar, farklı bir kültür.

(Ortadaki toprak yol hayvanlar için)
Yog - Yakarta'da köyiçi ve köyler arasında düzenli yollar var.

Fot. : Dr. Ali Adil GÜNEREN - 2006 Haziran Endonezya

            Asırlardan beri kamışlardan yapılma konutlarda yaşayan Endonezya halkı, gelişen ilerleyen dünyamıza ayak uydurup, yığma tuğla / betonarme evler yapmaya başlamışlar amma ve lâkin çimentoyu hele hele demiri pek fazla kullanmadan yaptıkları bu binalar, orta derecede bir depremle yerle bir olmuş. 203 haneli bir köyde 195 ev oturulamaz halde, gerisini siz tahmin edin. Bir bina gördüm, sadece bir su deposu ayakta, 4 metrelik bir beton direk dikmiş, üzerindeki küçük plâtforma bir su deposu kondurmuşlar.

Depremde Bina Çökmüş - Su Deposu Ayakta !

Fot. : Dr. Ali Adil GÜNEREN - 2006 Haziran Endonezya

            Depo halâ ayakta ama çevresindeki binalarda taş taş üstünde kalmamış, kiremit döşeli çatılar olduğu gibi yere kapaklanmış. İşte yine böyle bir köyde yaşlı bir hastaya baktık, depremden önce de hasta imiş, güçlükle yürürmüş, depremde ufak tefek eziklerle kurtulmuş, ama ilk günlerdeki deprem şokundan bakımsız kalmış, biz ilk gördüğümüzde ağrılı, uyarana anlamsız yanıt veren bir deri bir kemik kalmış, kısmî koma halinde idi. O kadar zayıf ve düşkün ki; verilecek tıbbî tedaviyi bile kaldıramayacak zannedersiniz.

2006 Endonezya - Deniz Feneri Yetkilisi Zeki Ağabey ve Dr. Mahmut Çelik Kardeşim'le.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Yoğun bakım servisine kaldırılması gerekiyor, ancak mevcut şartlarda bu da mümkün görünmüyor. İlk gün bir vitamin şurubu verdik, ertesi gün şehirden aldığımız süt tozu - yumurta - bebek maması vs. götürdük. Yine onun kadar zayıf ama ayakta kalmış yaşlı kızına bunları nasıl kullanacağını tarif ettik. Üç gün sonra yolumuz aynı köyden geçerken, yaşlı amcaya tekrar uğradık. Bir de ne görelim, yine aynı şilte üzerinde boylu boyunca yatıyor ama gözlerini açmış, her dilden Müslüman'ın illâki bildiği, Yaradan'ımızın o evrensel selâmı ile bir selâm verdik, yaşlı amcamız elini kaldırdı ''Ve Aleyküm Selâaaam'' deyiverdi. Okyanuslar ötesinden, Anadolu'dan, kimbilir hangi hayırsever kardeşimizin gönlünden koparak bağışladığı bir 20 - 25 YTL ile aldığımız süt tozu - yumurta, bir kaç ölçek vitamin şurubu (Şafi olan Yaradan'ın izni ile) ölüm döşeğindeki Endonezyalı yaşlı akrabamızı hayata döndürüvermişti.

            O anda hissettiklerimizi tarif etmekte halâ zorlanıyorum. İşte o zaman sevda başlıyor. Yardım etmenin zevki.. vermenin hazzı.. internette kredi kartı ile bir kaç yüz lira göndermek, bir kampanyaya katılmak elbette çok güzel. Bir de bu yardımı elinizle götürüp işe yaradığına şahit olmak var ya.. çektiğiniz bütün sıkıntı ve fedakârlıklara değiyor inanın. Sizinle paylaştığım fotoğraflarda Kongo'daki kara derili çocukların açık pembe renkli avuç içlerini fark ettiniz mi, size uzanmış o minicik ellere bir şeyler verdiğinizde göz bebeklerinden yayılan o tarifi zor şey, insanda bağımlılık yapıyor, bir daha  bir daha gideyim, daha çok, en çok vereyim diyorsunuz.

2007 Kongo Kurban Dağıtım Organizasyonu - Araçlarla Mahallelerde Dağıtım Noktalarına Sevk.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            MİSTEPE - Örgüt deyince akla terörizm çağrışımı ister istemez geliyor. Çalıştığım kurumda bu kelime yerine 'teşkilât' kelimesini kullanmamı emirlemişlerdi vaktiyle. Siz de bu çerçevede aklınıza gelenleri, size çağrıştırdıklarını bizimle paylaşır mısınız?

            GÜNEREN - Rahmetli Bülent Ecevit'in Karaoğlan nâmının yürüdüğü o yıllarda Sana Yağı kuyruklarını, tezgâh altından eşe dosta bir kaç tane daha fazla verilen margarini, iltimas geçme ve ahbap kayırmayı ve karne ile yağ aldığımızı hatırlıyorum. Tabi bugün Ergenekon'dan sonra bütün bunların büyük plânların birer parçaları olduğunu, Sana ve Vita üreticisi iki sermaye sahibinin bile ortak hareket ederek hükûmetleri indirebilecek kadar ince işlere müdahil olabildiklerini hafsalamızın alması mümkün değildi... Çaresiz bir çaresizlik içinde zavallı ülkemizin geleceğinden endişeli bir ruh halini kusana kadar soluyorduk... Bir de Barış Harekâtı'nın ilk günlerinde kimi tasarruf sahiplerinin bankaya gelip mevduatlarını çektiklerini.. muhtemelen altına döndüklerini hatırlıyorum.. bir yanlışlık vardı.. bencillik yaptıklarını, göz açıklık ederek kendi çıkarlarını düşünerek, genel ülke menfaatinin zararına böyle bir davranış sergilediklerini, bunun vatan hainliği ile aynı anlama geldiğini düşündüğümü de anımsıyorum yine aynı netlikte...

            O zamanlar Tokat'ta dershane yoktu. OKS - SBS - ÖSS - ÖYS ve dahi KPYS denen bukağılar yoktu. Bize okulda bilgi öğretilirdi, ama yine de eski (babalarımızın zamanında verilen) eğitimin kalitesinin daha kaliteli - temelli olduğu konuşulurdu... Milliyet Gazetesi'nin bilgi yarışmasında Tokat merkezde birinci olmuş ama il genelindeki yarışmada birinciliği Turhal'dan bir doktor kızına kaptırmıştım.Tokat Vâlisi'nin hediye ettiği üzeri yazılı Scrics marka dolma kalemimi de okulda arkadaşlarıma gösterirken kaybetmiştim. Milliyet Çocuk Dergisi bayie geldiği gün alır, bir çırpıda dergideki çizgi romanları bitirir, sonra da Kolejler Hazırlık Soruları'nı çözerdim...


Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            MİSTEPE - Siz bunları çözerken vatandaşın çözmekte zorlandığı 'Sınır Tanımayan Doktorlar'la karıştırılan 'Yeryüzü Doktorları'nın aktivitelerinde unutulmayan anılarınızı çözümleme adına sizden dinlemek isteriz.

            GÜNEREN - Ufuk Ağabey biz almak için değil vermek için gidiyoruz. Esasında hemen hepsi birer misyoner teşkilâtı olup sömürü düzeninin birer halkası, bir ayağı olan o yardım kuruluşları ile temelde çok farklıyız. Kongo’da birlikte çalıştığımız, sonradan Müslüman olmuş Sağlık Memuru Jibril mealen şunları söyledi “onlar geldiklerinde ellerinde İncil vardı, bizim de yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz, binlerce yıllık kendimize göre bir gelenek ve kültürümüz vardı, şimdi bizim elimizde İncil var. Kültürümüzü, değerlerimizi “Şeytanî” diyerek unutturdular. Papazlar yakacaklarını söyleyerek bizim altından heykellerimizi topladılar, şimdi Belçika’da Fransa’da müzelerde sergiliyorlar. Yeraltı zenginliklerimizi bizi zor şartlarda çalıştırarak elimizden aldılar. Belçika Kongosu'nda Kauçuk Plântasyonları oluşturdular. 10 - 11 milyon Kongoliz’i yok ettiler, yeterince çalışmayan binlercemizin sağ ellerini bileklerinden kesecek kadar zalimdiler.

Lubumbaghi'de Kurban ve 2008 Ocağı - Kongo Dönüşü Dubai'de Diğer STK'lardan Arkadaşlar ile Karşılaştık.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Makedonya incelemesinde aklımda kalan şu hâtıramı nakledeyim. Dağlıca Baskını ertesinde Makedonya'ya gitmiştim. Konçi isminde 300 haneli bir köye gittik, yarısı Yörük, câmileri falan var. Tika köyün içinden geçen bir dereyi ıslah ediyor. Hıristiyan mahallesindeki diğer dereyi daha önce Makedon hükûmeti ıslah etmiş. Câminin karşısındaki bakkal dükkânına girdik. Ziya ismindeki gence hatırını sordum ''Çok üzülüyoruz, Türkiye'de neler oluyor, şehitlerimiz vs.” başladı konuşmaya.. kendi sıkıntılarını unutmuş Türkiye'nin Güneydoğu'sundaki Şehitlerden Şehitlerimiz diye bahsediyor…

            Topolina Köyü'ne gittik, muhtara selâm verdik, hatır sorunca aynı konuyu açtı (zaten çanak antenlerle hep Türk TV'lerini izliyorlar, Baykal ne dedi, Tayyip nerede biliyorlar, Hakkari'deki köprü saldırısını şehitlerimizi vs. hepsinden haberleri var ve endişe ediyorlar), yav boş ver dedim. Türkiye çaresine bakar, biz dua edelim. 'Olur mu?' dedi. 300 milyon Türk'ün gözbebeğidir Türkiye dedi. Bizim ümidimiz, endişemiz, herşeyimizdir dedi. Gel.. buradan yak.. sonra otur sıcak yatağında yan gel yat!

Dr. Ali Adil GÜNEREN Suudi Arabistan'da Tetkik Gezisinde.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            MİSTEPE - OMÜ Tıp Fakültesi | Plâstik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahî  Bölümü'nde çalışan ağabeyiniz Doç. Dr. Ethem GÜNEREN Bey'i de bir vesile ile bize kısaca tanıtmak ister misiniz?

Doç. Dr. Ethem GÜNEREN
Zile TDP Üyeleriyle Mühtoğun Tekke'de Akşam Yemeğinde ve Dinî Motifleri Tetkik Ederken.

Dr. Ali Adil GÜNEREN Fotoğraf Arşivi - Mayıs 2007

            GÜNEREN - Elbette! Ağabeyim 17.08.1963'te Zile'de doğdu. Babamız Mahmut, annemiz Fatmatüz Zehra. 1974'te Tokat Cumhuriyet İlkokulu'ndan, 1981'de Bursa Anadolu Lisesi'nden, 1987'de İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldu.

Oğlu Mahmut'un Okula Başlama Günü Anısına - 01.09.2008 Samsun
 
Doç. Dr. Ethem GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Tbb. Atğm; 1988 - 90 Side J. Kamp K.lığı Manavgat'ta askerliğini yaptı. İstanbul Şişli Etfal Hastanesi'nde 1998'de Plâstik ve Rekonstrüktif Cerrahî Uzmanlık Dalı'nda ihtisas yaptı.

Zile'de Pelver Kaynatma Muhabbetleri ve Narince Üzümünden Şıra Eldesi.

Doç. Dr. Ethem GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Ağabeyimin İngilizce KPDS Notu 77 olup, Nuriye GÜRİPEK Hanım'la evli ve Ahmet / Mahmut adlarında iki de çocuğu var.

Mustafa ve Mahmut GÜNEREN'lerin Zürriyetlerini Gösterir Aile Fotoğraflarıdır.

Doç. Dr. Ethem GÜNEREN Fotoğraf Arşivi - 24.10.2006

            Çalışma hayatını;

  1. Pratisyen Hekim, mecburî hizmet, Karakent Sağlık Ocağı - Burdur, 1987 - 1988.
  2. Askerlik, Tabib Atğmn, Side J. Kamp K.lığı Çolaklı Manavgat Antalya, 1989 - 1990.
  3. Pratisyen Hekim, Çolaklı Sağlık Ocağı Manavgat Antalya, 1990 - 1991.
  4. Plâstik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahî uzmanlık sınavı 28 Mayıs 1998, İstanbul.
  5. Uzman Hekim, Düzce Devlet Hastanesi Bolu, Haziran-Temmuz 1998.
  6. Öğretim Görevlisi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Plâstik ve Rekonstrüktif Cerrahî Anabilim Dalı, Ağustos 1998 – Kasım 1999.
  7. Öğretim Üyesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Plâstik ve Rekonstrüktif Cerrahî Anabilim Dalı, Kasım 1999'dan bugüne sürmektedir.
  8. Doçentlik 15 Kasım 2005..

biçiminde özetleyebilirim.

YYD'nin 2. Filistin Ekibi Mescid-i Aksa'nın Arkasındaki Ağlama Duvarı'nın Önünde (Solda)
Cemalettin DİNÇER ve Sayın Milletvekilimizle 11 Katlı Otel'de TDP Üyeleri ve Zilelilerle Sohbette.

Doç. Dr. Ethem GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            Etkinlikleri ise;

  1. Türk Tabibler Birliği üyeliği, 1988 (İstanbul, Samsun - Sinop Tabib Odaları).
  2. Uslu Kentli adında basılmış amatör şiir kitabı, 1991.
  3. Uzak Doğu seyahati Aralık 1990 - Ocak 1991 ve Antalya Müzesi'nde Hindistan konulu fotoğraf sergisi, 14 Mart 1991.
  4. TEMA Vakfı üyeliği ve eğitmenliği, 1993.
  5. ACPA (American Cleft Palate Association) üyeliği, 1998.
  6. Türk Estetik, Plâstik ve Rekonstrüktif Cerrahî Derneği üyeliği, 1999.
  7. Türk Rekonstrüktif Mikrocerrahi Derneği üyeliği, 2000.
  8. Türk Estetik Cerrahî Derneği üyeliği, 2000.
  9. European Club for Pediatric Burns üyeliği, 2001.
  10.  EBOPRAS (Avrupa Board) Yeterlilik Belgesi 2004'tür.

Oğlu Ahmet'in Hastalığında Serum Muhabbeti - Nuriye Hanım'la Kahire'de Bir Özel Müze Girişinde.

Doç. Dr. Ethem GÜNEREN Fotoğraf Arşivi

            MİSTEPE - Ali Bey, bu güzel söyleşi için müteşekkirim. Umarım bu röportajı okuyan insanlar artık Yeryüzü Doktorları deyince dimağlarında daha farklı bir açıdan bu örgütü zihinlerinde canlandıracaklardır diye düşünüyorum.

            GÜNEREN - Görüşünüze katılıyorum Ufuk Abi. Ben ve ağabeyim bu uğurda her daim hizmet vermiş olmanın onurunu taşımaktayız. Sayenizde hemşehrilerimizle bizi bu hayırlı müesesenin etkinliklerinde buluşturduğunuz için ben de size teşekkür ediyorum. Afiyet ve sağlık dileklerimle esen kalınız...

Kazakistan'da Yaşayan Sevgili Türk İşadamı Dostlarıyla Birlikte.

Doç. Dr. Ethem GÜNEREN Fotoğraf Arşivi - 02.11.2006

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR