ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 30 Ekim 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLE İLÇESİ'NDEKİ
ALPERENLER
VE EFSÂNELERİ - III

Hazırlayan : Mehmet Emin ULU
Kitap Adı : Alperenler Cenneti TOKAT
(Tel : 0 356 228 82 55 - GSM : 0 536 612 63 73 / İstanbul 2004, 464 sh.)
mehmeteminulu@yahoo.com

Araştırmacı Yazarımız Mehmet Emin ULU,
Sayın Hüseyin GÜLSÜN, Murat AYVALIOĞLU ve Ferruh KÖKNEL ile Tokat Etkinlikleri Standında.

http://tosayad.spaces.live.com/?_c11_BlogPart_BlogPart=blogview&_c=BlogPart

ALPERENLER CENNETİ TOKAT

ZİLE İLÇESİ'NDEKİ
ALPERENLER VE EFSÂNELERİ - III

Şeyh Nasıreddin Tekkesi - Tarihçi Necdet Sakaoğlu

            KARA AĞAÇ BABA

            Güngörmez Köyü'nde bulunmaktadır. Mezarı yoktur. Ancak büyük bir kara ağacın altında bir Alperen'in yattığına inanılmaktadır. Kim olduğu, nereden geldiği konusunda elimizde yeterince bilgi mevcut değildir. Adının da, buradaki ağaçtan geldiğini söylemek mümkündür.

            KARA ŞEYH

            Eski adı Bayat, şimdiki adı Karaşeyh olan köyde bulunmaktadır. Bu ulu zatın asıl adı Kara Yakup'tur. Şeyh Yakup Evset, Hz. Şeyh Nusrettin'den icazet almış, bu köyde irşat için görevlendirilmiştir. "Esved" kelimesi, "Siyah, kara" manâsına geldiği için Kara Yakup'a; KARAŞEYH denmiştir. Halk arasında Karaşıh olarak tanınır. Şıheylık Baba'nın kardeşi olduğu söylenmektedir. Büyük bir âlim olan Kara Yakup'un köye geçmesiyle köyün eski adı unutulmuş, Karaşeyh olarak anılmaya başlanmıştır. Karaşeyh'in, kara sevda çekenlere yardım ettiğine inanılmaktadır.

            Eskiden yemin edenlerin doğru söyleyip söylemedikleri bu türbeye getirilerek anlaşılırmış. Yemin edenler, türbenin başına getirilip; "Yalan yere yemin ettiyse, Karaşeyh seni kessin!" diye bağırılırmış. Eğer gerçekten adam yalan yere yemin etmişse, dili lâl olurmuş. Bu türbe aynı zamanda yağmur duası için de halk tarafından sık sık ziyâret edilir.

            KAYA MEZARI (KOCA KAYZER)

            Zincirli Kuyu Mahallesi'nin Zile Kalesi ile birleşen Kuzey Doğu yakasındaki sarp kayalık bölgede bulunmaktadır. Halk arasında Koca Kayzer olarak bilinmektedir. Zincirli Kuyu Mahallesi'nde bir evin arka bahçesinde büyük bir ağacın altında mezarı bulunmaktadır. Mezar, Tokat ve çevresinde pek fazla bulunmayan "Kaya Mezarı" stilindedir. Halk arasında mübarek bir zat olarak telâkki edilen bu kişinin yattığı oda şeklindeki mekânın içinde ayak izleri ve dokuma tezgâhının izleri vardır.

            Halk arasında oldukça karmaşık olarak anlatılan bir rivayette; sarp kayaların bulunduğu Zile'nin bu taraflarında pek fazla ev yokmuş. Burada güzel mi güzel bir kız tezgâhında çarşaf dokuyarak hayatını kazanıyormuş. Bir gün Zile'yi çeteler basmış. Eşkıyalardan biri kıza musallat olmuş. Kız, korkuyla dışarı çıkmış. Kayalara doğru koşmaya başlamış. Bir müddet koştuktan sonra dizlerinin bağı çözülmüş. Artık kaçamayacağını anlayınca diz çöküp Allah'a yalvarmış : "Allah'ım ya benim canımı al, ya beni bu eşkıyalardan sakla!.." diye niyazda bulunmuş. Hemen taşlar yarılmış, içinde bir oda büyüklüğünde bir mekân açılmış. Kız odaya kapanmış. Eşkıyalardan kurtulmuş. Tezgâhını daha sonra buraya getirerek bir zaman yaşamış. Ölünce de buraya defnedilmiş.

            Doğrusu bir kaya mezarının halk muhayyilesi ile bir kıza nasıl mezar yapıldığını anlamak zor. İşte menkıbe, bunlara denir. Başkalarına ait bir kültür mirasını dahi sahiplenebilmek... Anadolu insanının toprağa ruh, vatana kimlik veren engin yüreği...

            KAYGUSUZ ABDAL

            Akgüller Köyü'nün yakınında bulunan bir mezara bu isim verilmiştir. Eski adı, Çokça Abdal olan Akgüller Köyü'nün adını, bir rivayete göre Hacı Bektaşî Veli'nin müritlerinden biri olan Kaygısız Abdal'dan aldığı söylenmektedir.

            Hemen her alandaki isteklerin yerine gelmesi için ziyâret edilen bir türbedir.

            KIRKLAR (1)

            Kuru Pınar Köyü'nün orta yerinde, asırlık kavak ağaçların bulunduğu yerde evliyâ olduğuna halk inanmaktadır. Burada Kırkların yattığı düşünülmektedir. Rivayete göre, köydeki kadınlardan bir gece vakti kavakların yerlere kadar eğilerek secde ettiğini görür. Durumu köydeki ihtiyarlara anlatır. Kimse inanmaz. Kadına "deli" muamelesi yaparlar.

            Aylar sonra kadın aynı olayı bir kez daha görür. Bu defa başındaki yazmayı kavakların insan elinin kolay kolay ulaşamayacağı en üst dalına asar. Sabah ihtiyarlara durumu anlatır. Yazmasının da, kavakların ucunda olduğunu söyler. İhtiyarlar, kavağın başındaki yazmayı görünce, bu kavakların mübarek ağaçlardan bir kaçı olduğunu; burada olsa olsa kırkların yaşadığını söyleyerek "Kutsal Kavaklar, Kırkların Kavağı" adıyla, halkın ağaçları sahiplenmesini sağlarlar. Köy halkı halen bu kavakları, sık sık ziyâret ederek adaklar adamakta; kurbanlar kesilmekte, birlikte yenilip içilmektedir.

            KIRKLAR (2)

            Zile'nin Kırklar Köyü'nde bulunmaktadır. Türbenin etrafı duvarlarla çevrilidir. Üstü açıktır. Abdal Musa, İsmail Dede ve bir çok evliyâ zaman zaman buraya gelip birlikte halvet yaparlarmış. Bu sebeple Kırklar olarak adı kalmıştır. Pek çok dilek için halk ziyâret etmektedir.

            KIRKLAR (3)

            Savcı Köyü'nün biraz yukarısındadır. Kırk tane ermişin burada yattığına inanılır. Yağmur duası için yöre halkı tarafından ziyâret edilmektedir. Bu ermişlerin kimler olduğu, nereden geldikleri, ne zaman yaşadıkları belli değildir.

            Anadolu'daki binlerce "KIRKLAR" efsanesinin bir uzantısı buraya yazılabilir. Kırk yaşlı adam mı, kırk kız mı, kırk çocuk mu, kırk şehit mi, kırk cengaver mi, kırk peri kızı mı, kırk mürit mi, kırk mürşit mi?... soruları ve bunların menkıbelerinden birini anlatmak mümkündür.

            Kırk arkadaşın aç bi-ilaç dağlarda dolaştığını bunlardan birinin zalim bir emir tarafından yakalandığını, otuz dokuz arkadaşın kırk gözüyle, kırk çeşme gibi göz yaşı akıttıklarını, Allah'a dua ve niyazda bulunduklarını; bu çilenin ardından emirin başına felâketler geldiğini, kırkıncı arkadaşın serbest kalan arkadaşlarına katıldığında; hepsinin birden güvercin olup uçtuğunu; bu ve buna benzer menkıbeleri, masalları bizim toplumumuzda kim bilmez?

            Doğrusunu söylemek gerekirse "Havariyûn" kültürünün etkisinde "Üçler, Yediler, Kırklar" kültürünün ne kadar etkisi var? Toplum mühendisleri acaba bu sorunun cevabının verebilecekler mi?...Türk Milleti, Şekli Çağdaşlık Girdabı içinde ne büyük açmazlara sokulduğunu kim, ne kadar biliyor?...

            KIRKLAR (4)

            Yeşilce Köyü'nde bir tepede bulunmaktadır. Kırklar Tepesi denilen bu mevkide kırk ermişin yattığına inanılmaktadır. Yukarıdaki rivayetleri ve bilgileri, aynen buraya da yazabiliriz. Bundan daha tabii bir şey de olamaz. "Kırklar Kültürü" bir bilinmezler motifidir. Her halükârda, ülkenin düzeni, birlik ve beraberlik ruhuyla, belki "Allah'a ulaşmanın" yoludur.

            Bu türbeyi de pek çok insanımız, çeşitli dileklerinin yerine gelmesi için ziyâret etmektedir.

            KIZLAR PINARI

            Osman Pınarı Köyü'ndedir. Mezarı belli değildir. Köyde bulunan ağaçlık bir alan köy halkı tarafından kutsal kabul edilerek, ziyâret edilmektedir. Özellikle ayın on dördünde kırk peri kızının burayı ziyâret ettiğine dair inanç vardır.

            KOVA BABA

            Yeni Köy'de bulunan bu türbede bir kabir vardır. Zamanında Yeni Köy'de büyük bir su kıtlığı varmış. Köydeki bir kuyudan başka yerde, su bulunmazmış. Kuyunun başına orta yaşlı bir adam gelip durmuş. Su almaya kim gelirse gelsin; kuyudan suyu büyük bir coşku içinde çeker, herkesin gönlünü alırmış. O kuyunun başında olduğu müddetçe kuyuda asla su bitmezmiş. Bu kuyunun başında geçirdiği yılların hürmetine erenlerden bir eren olmuş. Adı da "Kova Baba" olarak kalmıştır.

            Bir köyün susuzluğunu giderenin bir beni ademin, Türk halkının gönlündeki yerini sembolize eden bu eren, hem Anadolu insanının engin yüreğini, hem de Anadolu insanının asırlar boyunca çektiği çilenin hangi boyutlara kadar varabileceğini göstermektedir.

            Bu türbeyi yöre halkı pek çok dilek için ziyâret etmektedir.

            KULAK KUYUSU

            Savcı Köyü'nde bulunmaktadır. Mezarı belli olmayıp köyün içinde bulunan bir kuyudaki suyun şifalı olmasından dolayı burayı kutsal kabul edilerek ziyâret edilmektedir. Kuyudaki su özellikle kulak ağrılarına iyi geldiği ve sudan ağrıyan kulaklara damlatıldığı zaman iyi geleceği konusunda yaygın bir inanış vardır.

            KÜÇÜK ÇELTEK (1)

            Küçük Hamam Mahallesi'nde bulunmaktadır. Türbenin bulunduğu yerde bir su kuyusu, bir de kabir vardır. Kabrin yanında bir de tokmak vardır. Bu tokmağın el şekline benzediğinden dolayı, hazretin yumruğu olduğu söylenmektedir.

            Çeltek Köyü'nde bulunan Şeyh Mahmut isimli, Çeltek Baba'nın kardeşi olduğu rivayet edilmektedir.

Küçük Çeltek Tekkesi'nde
Ele Benzeyen Ardıç Ağacından Yapılan Tokmak,

Başlara ve Ağrıyan Yerlere Sürülerek Şifa Bekleniyor.

            KÜÇÜK ÇELTEK (2)

            Büyük Kara Yün Köyü'nün yakınlarında bulunmaktadır. Halk arasında, türbenin çevresindeki ağaçları kesenlerin büyük felâketlere uğrayacakları konusunda bir inanç vardır. Bu türbe tatil günlerinde halkın gezip eğlenmek, piknik yapmak gayesiyle uğradıkları şirin bir mekândır. Çeşitli dileklerin yerine gelmesi için halk tarafından ziyâret edilmekte dua ve niyazda bulunulmaktadır.

            KÜÇÜK ÇELTEK (3)

            Yalınyazı Kasabası'nda bulunmaktadır. Pek çok dertlinin derdine deva, hastalara şifa olduğu söylenen Çeltek Babalar, aslında Şeyh Mahmut'un kardeşleridir. Dördünün de Horasan'dan geldiği, Yesevî Ocağı'nın kokularını, Anadolu'nun bu güzel beldelerine taşıdığı bilinmektedir.

            MAHMUT DEDE

            Güzelbeyli Kasabası'nda bulunmaktadır.Türbesinde bir mezar vardır. Mahmut Dede'nin nereden geldiği konusunda elimizde pek bilgi olmamakla beraber, Horasan dolaylarından yöreyi irşat için geldiği, nice gönüllere sevgi, doğruluk ve iman tohumları ektiği bilinmektedir. Mahmut Dede'nin türbesini ziyâret eden çocukların toprak yemekten vazgeçtikleri söylenmektedir.

            MELİK GAZİ

            Güzelbeyli Kasabası'nda bulunmaktadır. Bu zatın asker olduğu, kâfirlerle yapılan savaşlarda şehit düştüğü ve buraya defnedildiği halk arasında yaygındır. Köy halkı tarafından Melik Gazi'ye, Deste Melik de denmektedir. Birçok arzunun yerine gelmesi için ziyâret edilmektedir.

            MUHARREM DEDE

            Zile İlçesi'nin merkezinde, Devlet Hastanesi'nin bahçe kapısının girişinde sağ tarafta bulunmaktadır. Muharrem Dede, Horasan'dan gelip Zile'ye yerleşen Seyyid Mehmed Ebul Berakât'ın evlâdıdır. Muharrem Dede'nin babası, Ebul Berakât Efendi, ilçenin Küçüközlü Köyü'nden merkeze gelmiştir. Muharrem Efendi Hicrî 910 yılında Zile'de doğmuş, babasının dizinin dibinde iyi bir eğitim görmüştür. Daha sonra Tokat'a, Meşhur Tokat âlimlerinden Arpacızâde Şemsettin Efendi'den senelerce tahsil görmüştür. İcazet aldıktan sonra Zile'ye gelmiş, ilim ve halkı aydınlatma ile meşgul olmuştur. Yine elimizdeki bilgilere göre Muharrem Efendi doksan yıllık ömrünün çoğunu züht ve takva ile geçirmiştir.

Muharrem Efendi Kabri Önünde Zileli Mü'minler
  
TGRT Keşif Programı - Sunucu Yeliz PULAT / 12 Eylül 2001

            Halk arasındaki bilgilerde Şemsettin Sivasî Hazretleri'nin kardeşi (belki bu gönül kardeşliği), Halvetî büyüklerinden Abdulmecit Şirvani'niıı halifesidir. Asıl ismi Muharrem Dede olmasına rağmen, halk onu Muallim Dede olarak tanımaktadır.

            Muharrem Dede'nin kabrinin bulunduğu çevre, eskiden mezarlıkmış. Şehir yerleşim plânı yapılırken bütün mezarlıklar sökülüp atılmış. Muharrem Dede'nin kabrini bir türlü kaldırmak mümkün olmamış. Çevrede bir hayli yapılaşma olunca, belediye işçileri gelip Muharrem Dede'nin kabir taşlarını alıp, başka bir yere götürmüşler. Ertesi gün baktıklarında Muharrem Dede'nin kabrinin aynen yerinde kaldığını hayretle görmüşler. İşçiler bir kez daha aynı işi yapmışlar, fakat nafile. Her defasında kabir taşları hiç yerinden oynatılmamış gibi yerinde duruyormuş. İşçiler durumu zamanın kaymakamına bildirmişler. Kaymakam çıkışarak : "Birkaç taş parçasını alıp götüremediniz, ne beceriksiz şeylersiniz?" diye işçilere kızmış. Kaymakam aynı akşam rüyâsında, Muharrem Dede'yi görmüş. Heybetli bir aslanın yanında kaymakama "Beni yerimden edersen, ben de senin yerinden yurdundan ederim!" demiş. Rüyâdan etkilenen kaymakam, kabir etrafındaki çalışmayı durdurmuş. Buraya küçük bir türbe yaptırmış.

Muharrem Dede Türbesi

            Ankara, Samanpazarı'nda yolun ortasında duran kabir için de aynı şeyler söylenmiyor mu?... Tokat'ta, Sulusokağın girişindeki Alperen'in kabri için de benzer şeyler anlatılmıyor mu? Bitlis'te, Erzurum'da, Çanakkale'de, Konya'da, Amasya'da, Adıyaman'da kim bilir daha nice benzer menkıbeler vardır.

            Muharrem Dede'nin türbesiyle alâkalı bir başka rivayet de, hastane yapımı sırasında ortaya çıktığı söylenmektedir. Hastane bitmiş, sıra bahçenin tanzimine gelmiştir. Bahçe tanzimi sırasında "Bu mezarı niçin kaldırmadınız?" diye işçilere kızan başhekime, işçilerden biri : "Biz bu mezarın taşlarına ne zaman bir kazma vursak anında, kazmanın ya ağzı kırılıyor, ya sapı kırılıyor. Biz bu işin içinden çıkamadık!". Başhekim, bu duruma kızarak hemen bir kepçe çağırmış. Kepçenin bıçağı, kabir taşına değer değmez kırılmış. Başhekim, bununla da yetinmeyip, mezarı dinamitle yıktırmaya karar vermiş. Dinamitleri ısmarlamış. Gece endişeli endişeli yatağına yatmış. Ertesi gün sabah kalktığında, şaşkınlık ve korkudan dilini yutacakmış. Çünkü başhekimin yatağı, açık arazideymiş. Ne oda var, ne ev... O an, aklı başına gelmiş. Bu yüce zâta teslim olmuş. Hemen mezarı restore ederek halkın ziyâretine açmış.

            Muharrem Dede'ye ait halk arasında dolaşan bir başka rivayet de şöyledir. Muharrem Efendi, bahçedeki hizmetkârına yemekleri ve iki tepsi baklavayı beklemesini söylemiş. Hazret, namaza durmuş. Muharrem Efendi namazdayken, bir köpek gelmiş, baklava tepsilerinin üzerinden hoplamış. Bunu gören Muharrem Efendi, namazı bozarak "Neden sahip çıkmadın? Köpeği kovalamadın?" diye hizmetliye sormuş. Hizmetkâr, hazırcevap birisiymiş. Efendisinin sözüne hemen karşılık vermiş: "Ben o köpeğe küskünüm. Geçen gün, yine bir hata yaptı. Git, dedim. Sözümü dinlemedi. Ben senin iki tepsi baklavan için köpekle barışamam. Ama sen namazı bozarsın!".

            Söyleyene değil, söyletene bak derler. Halk felsefesinde yere göğe sığdırılmayan Muharrem Dede'nin, bir köpek için namazı bozması doğru mudur? Yoksa namazı bozmaktan maksat, hizmetkârı konuşturmak mıdır?... Bu basiretli hizmetkârın kabri Muharrem Dede'nin mezarının ayak ucunda olduğu söylense de; böyle bir mezar kalıntısı yoktur.

            Türbenin içine üç küçük basamakla inilmektedir. Türbenin sağ tarafında mum yakmak için duvara dörtgen şeklinde bir oluk konmuştur. Ayrıca gelen ziyâretçilerin rahat dua etmesi için, iki duvara tahta oturak konmuştur. Türbenin içinde bulunan iki mezardan biri Muharrem Dede'ye, diğeri de babasına ait olduğu söylenmektedir.

            Muharrem Efendi'nin başındaki kitabeye, kabrin içindeki küçük taşlar sürtülerek yapıştırılır. Taş, yapışırsa dileklerin kabulüne; yapışmazsa dileklerin olmayacağına dair bir inanç vardır. Türbenin asrî mezarlığa giden yol üzerinde olması nedeniyle, halk önce burayı ziyâret etmekte, ondan sonra da kendi akrabalarının kabirlerine gitmektedir.

            Halk arasında ünü kadar ilim adamları çevresinde de tanınan bir müellif, muhaddis, müfessir, ârif ve kâmil bir zattır. Molla Câmi Haşiyesi, Tuhfetü'l Mülük, Hediyetü'l Suud, ilim dünyasında tanınan en önemli eserlerinden bir kaçıdır.

Muharrem Dede Türbesi

Zile Merkez

            Muharrem Efendi Türbesi, yöre halkı tarafından özellikle Perşembe günleri, her türlü dileğin sunulması amacıyla yoğun olarak ziyâret edilmektedir. Yedi Perşembe bir dileği için bu türbeyi ziyâret edenlerin dileklerinin yerine gelmediğini söyleyenlere kolay rastlamak mümkün değildir. Okula ilk defa başlayan çocukların da ziyâret ettikleri uhrevî bir mekân olarak görülmektedir.

            MURAT BABA

            Palanı Köyü'nde, adının manâsıyla "Herkesin muradına göre, murat verir." anlayışıyla ziyâret edilen bir mekândır. Daha çok çocukları olmayan kadınların ziyâret ettiği söylenmektedir. Buraya gelen kadınlar, çocukları erkek olunca ismini, Murat koymaktan asla çekinmezler. Hattâ bunu kutsal bir görev olarak düşünürler.

            MUSA FAKİH TÜRBESİ

            Zile ilçe merkezinde Beyazıt-ı Bestamî Câmisi'nde bulunmaktadır. Türbenin Hicrî 1206 ve 1305 tarihli kitabeleri vardır. Türbede yatan kişinin adı, kitabede de bildirildiği gibi Musa Fakih'tir. Ancak halk arasında Beyazıt-ı Bestamî veya Beyazıd-ı Besten Türbesi olarak tanınır.

Beyazıd-ı Bestamî Câmîi

Foto : Nurettin İMRE

            Nasıreddin Musa Fakih Beyazıt-ı Bestamî'nin yedinci göbekten torunudur. Alparslan'ın Malazgirt Meydan Savaşı'ndan sonra bu bölgeler çok kısa zamanda Türkler'in eline geçmiştir. Musa Fakih, 1073 tarihinde zamanın en büyük ümerası ve zenginlerinden biri olan kayınpederinden icazet aldıktan sonra Zile'ye gelip yerleşmiştir.

            Ali Kadı Mahallesi'nde, şimdiki türbenin yakınında bir medrese, bir han, bir zaviye ve bir de Beyazıt-ı Bestamî Câmisi'ni yaptırmıştır. Musa Fakih, medresede ilim ve irfanla meşgul olmuş, Danişmentliler döneminde en ünlü hocalardan biri olmuştur. Zaviye, han ve medrese yıkılmıştır. Câmi de yeniden yapılmıştır.

            Kendisine ilminin büyüklüğü ve dine hizmetinden dolayı, dinin yardımcısı anlamına geldiği bilinen "Nasuriddin"; Fıkıh ilmindeki derinliğinden dolayı da "Fakih" unvanı verilmiştir. 1207 yılında vefat eden Musa Fakih, bugünkü kabrine defnedilmiştir. Bu türbede Musa Fakih'ten başka, oğlu: Aliyü'I Mücerret; torunu Muinüddin-i Halil; bu torunun oğlu, Ethem Çelebi, Müsevid Abdullah Efendi, torununun hanımı Ümmü Gülsüm Hanımefendi de yatmaktadır.

            Halk bu türbeyi bazı göz hastalıklarına şifa bulmak maksadıyla ziyâret etmektedir. Burada bulunan sudan, ağrıyan göze damlatıldığında, ağrı ve sızıların iyi olacağı düşünülmektedir. Zile halkı, buradaki suyu, "abı hayat suyu" olarak kabul etmekte, her türlü hastalığa şifa niyetiyle içmektedir.

Beyazıd-i Bestamî Câmîi

            Yine türbenin yanında bulunan küçük delikte, taş şoku yapılarak, baş ağrılarının geçeceği konusunda bir başka inanç vardır. Başı ağrıyan kişi, bu deliğe başını sokar, bedeni titreyinceye kadar kalır. Bundan sonra delikten baş çıkarılır, büyük bir ısı değişimi olan kişinin ağrıları nispeten geçer... Halk anlatıyor, halk dinliyor, halk yapıyor. Aslında bütün bu davranış şekillerinin, bir Toplum Sosyoluğu tarafından ayrıntılarıyla incelenmesi icap etmez mi?...

            MUSTAFA KUDDUSÎ

            Kislik Mahallesi'nde bulunan Müftüzâde Dergâhı'nın karşısındaki bahçede bulunmaktadır. 1820 yılında Zile'de doğan Mustafa Kuddusî, ilk mektepten sonra Müftüzâde Dergâhı'nda, Şeyhlerin Şeyhi Şems-i Aziz Hazretleri'nin derslerine katılmıştır. Hocasından Halvetî yolunda icazet almış, Halife olduktan sonra aynı dergâhta uzun yıllar hizmet etmiştir.

            Bütün aşkı ve sevdasıyla halka, İslâm'ı anlatmış, doğruluk ve güzellik yolunda, nice gönül erenleri yetiştirmiştir. 1885 yılında vefat etmiştir. Her türlü dilek için halk tarafından ziyâret edilmektedir.

            Aslında kabri ziyâret, Allah Resulü'nün teşvik ettiği güzel ahlâklardan biridir. Ancak hakkıyla ve şuurla ziyâret edilirse. Arada bu hatırlatmayı yapmak boynumuzun borcudur.

            NUSREDDİN BABA

            Yeşilce Köyü'nde bulunmaktadır. Pek çok Alperen'in olduğu gibi Horasan Erenleri'nden biri olduğu; Zile ve çevresini irşat etmeye memur bir ulu zat olduğu konusunda sayısız rivayet vardır. Her türlü hastalık ve dertlere şifa bulmak amacıyla yoksul ve çaresiz halk tarafından sık sık ziyâret edilmektedir.

            ORTANCA ÇELTEK

            Karayün Beleni diye bilinen bir mevkidedir. Daha önce burada kabir yoktu. Ancak yapılan kazılar sırasında ortaya çıkan kalıntılardan burada bir evliyâ olduğu anlaşılmış, kabrin etrafı çevrilerek türbe haline getirilmiştir. Çeltek Köyü'nde bulunan, Çeltek Baba'nın kardeşi olduğu konusunda rivayetler vardır.

            ÖMER DEDE

            Habeş Ali Mahallesi'nde bulunan Çıkrıkçı Câmisi'nin arkasındaki bir bahçenin içindedir. Tek bir kabirden ibarettir. Türbenin üzeri açıktır. Ömer Dede'nin, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) soyundan geldiği konusunda halk arasında söylentiler vardır. Yöre halkı, pek çok dileğinin yerine gelmesi için türbeyi ziyâret etmektedir.

            ÖRÜMCEKLİ DEDE


Örümcekli Dede Kitabesi

            Adnan Menderes Caddesi'nde, Turhal yolu üzerindeki bir evin bahçesi denebilecek boşlukta yer alan türbe, yoldan biraz yüksektedir. Taş merdivenle çıkılmaktadır. Halk arasında İstanbul'un fethine giden bir İslâm savaşçısı olduğu söylenmektedir. Yolculuk sırasında Zile'de darı bekaya intikal etmiş, defnedilmiştir.

            Türbenin başında Hacı Hasan bin Şeyh Ahmed Şah Turhan adına bir kitabe vardır. Kitabenin tarihi : H. 710 (M. 1310/1311) olarak tespit edilmiştir.

            Halk arasındaki rivayetlerden birinde : Burada yatan şahsın Zile Kalesi'nin alınmasında büyük bir kahramanlık gösterdiği söylenmektir. Zile kalesi, İslâm askerleri tarafından kuşatılıyor. Günlerce, gecelerce yapılan muhasara esnasında pek çok asker şehit ediliyor. Komutan çaresiz, kaleye girememenin acısıyla yüreği buruktur. Daha fazla asker kaybetmektense muhasarayı kaldırmayı düşünmektedir. Yine de gözü kapıdadır. "Ah kapı açılsa, gerisi mühim değil!.." diye yanıp yakılmakta, geceleri ağlayarak dua etmektedir.

Örümcekli Dede Türbe ve Kitabesi

            Durumu bütün ağırlığı ile yüreğinde hisseden askerlerden biri, bir gece örümcek şekline dönüşerek, taş duvarların arasından kaleye girer. Kale kapısını açar. O sırada yaralanıp şehit düşer. Kale ve Zile fethedilir. Kale kapısını örümcek şekline dönüşerek açan şehidin adı "Örümcek Dede", "Örümcekli Dede" olarak halk arasında yayılır.

            Halk arasında, türbe kenarlarında bulunan örümcek ağları, bazı hastaların ceplerine konarak iyi olacağı düşüncesi vardır. Özellikle akıl hastaları, cin çarpması, korku hastalarına bu metot zaman zaman uygulanmaktadır. Yine kabir etrafındaki toprağın da şifalı olduğuna ve uğur getireceğine inananlar vardır.

            PERVANE BABA TÜRBESİ

            Yıldıztepe Kasabası Yeni Mahalle, Pervane Baba Caddesi, Belediye Parkı içindedir. Bu büyük zatın kim olduğu, nereden geldiği, ne zaman yaşadığı konusunda elimizde yeterince bilgi olmamakla beraber; Horasan Erenleri'nden büyük bir İslâm Mücahidi olduğu konusunda rivayetler vardır.

Pervane Baba Türbesi/Yıldıztepe

Fotoğraf : Mehmet Emin ULU

            Yıldıztepe'de şehit düştüğü ve buraya defnedildiği söylenmektedir. Bu türbe daha çok korku hastalığına tutulan çaresiz kişiler ziyâret etmektedir. Hastalığa yakalanan kişi, önce türbeye gelip usulünce ziyâretini yapar. Giderken türbenin yakınından küçük bir taş alınır. Türbeden alınan taş, evde suyun içine konur. Yedi gün, günde üç defa bu sudan hastaya içirilir. Bu sayede hastanın, korku illetinden kurtulacağına dair yörede inanç vardır.

            PİRLER

            Zincirli Kuyu Mahallesi'nde Şeyhoğlu Sokağı'nda, Davunlu Dede Türbesi'nin karşısında bulunmaktadır. Bu türbenin içinde yedi mezar vardır. Üzeri kapalı olan türbenin önü parmaklıkla kapatılmıştır. Burada yatan yedi kardeş oldukları, Pirler ordusundan bir grup olduğunu ifade edenler olduğu gibi; burada yatanların, Davunlu Dede'nin torunları olduğunu söyleyenler de vardır.

            SABIR DEDE

            Sakinler Mahallesi'nde, Boyacı Hasan Ağa Câmisi'nin girişinde bulunmaktadır. Üç mezardan ibaret olup, mezarlardan biri Sabır Dede'ye aittir. Diğer iki mezarın kime ait olduğu bilinmemekle beraber; aile mensuplarının olduğu sanılmaktadır.

            Bu şahsın, Zile'de sabrın timsali bir zat olduğu konusunda çeşitli rivayetler mevcuttur. Tasavvuftaki makamına, sabrının güzelliği ile geldiği bilinmektedir. Yöre halkı, her türlü muradının yerine gelmesi için ziyâret etmektedir.

            SARITAŞLI EVLİYÂSI

            Turhal yolu üzerindeki kabristanın içindedir. Etrafı duvarlarla çevrili, küçük bir demir kapısı olan türbedir. Bu türbenin mezarından başka, sarı renkte büyükçe bir taşı da vardır. Bu türbe, daha çok çocuğu olmayan kadınlar tarafından ziyâret edilmekte olup; ziyâretçiler, sarı taşa sarılarak dua ve dileklerini bildirmektedirler.

Sarıtaşlı Evliyâsı

            SITMA PINARI

            Yapalak Köyü'ndedir. Köyün Güney'inde bulunan Sıtma Pınarı'nın çevresindeki ağaçların kutsal olduğuna inanılmaktadır. Bu ağaçların dallarına nal, para, iplik ve bez parçalan asan yöre halkı, bir çok dileğinin yerine geleceğine inanmaktadır.

            SÜT ALİ BABA

            Kışla Mahallesi Dip Sokak'ta Safiye Artuç'a ait evin bahçesinde bulunmaktadır. Mezarın başında bir tane Süt Eriği ağacı bulunmaktadır. Erik ağacı kabrin üstünü bir şemsiye gibi bürümüştür. Doğum yapan kadınlar, sütleri az olduğu zaman bu türbeyi ziyâret ederek, türbe sahibinden ekmek istemektedirler. Bu ekmeği yiyen kadınlar, sütlerinin bollaşacağına inanmaktadırlar.

            ŞEYH AHMET

"Ahmet'in Öküzü Gibi Ne Bön Bön Bakıyon!..."

            Kepez Köyü'nün yakınında bulunmaktadır. Türbesi bir tepenin üzerinde, etrafı çam ağaçlarıyla kaplıdır. Bu mübarek zat, Horasan erenlerinden Şeyh Seyyid Ahmet Kebir olarak bilinmektedir.

Şeyh Ahmet Türbesi/Kepez Köyü Çamlığı

TGRT KEŞİF Programı - Sunucu Yeliz PULAT - 11.09.2001

            Vakti zamanında bu ağaçların bulunduğu yere Şeyh Ahmet isminde biri gelip yerleşmiş. Çevredeki ağaçlardan, kaşık, kepçe, takunya yaparmış. Bu eşyaları bir öküzün boynuna asar, bir ihtiyaç listesi ekler, öküzü Zile'ye gönderirmiş. Öküz, şehir esnafının dükkânı önünde durur, dışarıdan içeriye bön bön bakarmış. Dükkân sahipleri de; "Bizim Ahmet'in öküzü geldi. Kaşıkları alın, ihtiyaç listesine bakın." Öküz, boynundaki ihtiyaç listesine göre dükkânları dolaşır, işi bittiğinde kimseye aldırış etmeden geldiği istikamete geri dönermiş.

            Bu gün Zile'de, etrafına "bön bön" bakanlara : "Ahmet'in öküzü gibi ne bön bön bakıyorsun?" sorusu sık sık sorulur.

Şeyh Ahmet Çamlığı/Kepez Köyü

            Şimdi ben de bir soru sormak istiyorum. Zile ile Turhal arasında hemen her konuda bir yarış vardır. Bunu bilmeyen kimse yok. Öyleyse bu menkıbe "Eski Turhal Köprüsü İçin" Öşür toplayan Şıh Ahmet'e mi, yoksa Kaşıkçı Şeyh Ahmet'e mi ait? Eğer, menkıbeler halk muhayyilesinde sıradan olaylar olsa, aynı şahıslara ve konulara sahip çıkma anlayışını nasıl açıklayabiliriz?

            Size bir şey söyleyeyim mi? Kim ne söylerse söylesin, bu toprakların altı da, üstü de bizimdir, bizim kalacaktır!... Bu menkıbeler yaşadıkça Anadolu'daki varoluş ruhumuzu hâlâ kaybetmeyeceğiz demektir.

Bekir ALTINDAL Şeyh Ahmet Çamlığı'nda

            Bu konuyla ilgili bir başka rivayet de şöyledir. Şeyh Ahmet, öküzleriyle birlikte burada yaşarken aç kalmış. Öküzlerini kesmiş. Etinin bir kısmını dağıtmış, bir kısmını ailesiyle birlikte yemiş. Bir kısmını da ateşin içine koyup yakmış. Ateş sönmüş kül olmuş. Bir fırtına çıkmış, külü havaya savurmuş. Yağmur yağmaya başlamış. Küller, rahmetle beraber etrafa yayılmış. Her yerden mantar biter gibi çam ağaçları çıkmış. Bu güzel çam ağaçlarını gören Şeyh Ahmet "Çamlardan kesenlerin elleri kırılsın. Onlardan bir parça alıp evine götürenlerin, evleri barkları yansın." diye dua etmiş. Bu sebeple türbenin bulunduğu yerden bir çöp dahi oynamaz. Yoksa evliyânın kendilerini pek rahatsız edeceğinden korkmaktadırlar.

Şeyh Ahmet Türbesi / Kepez Köyü Çamlığı

TGRT KEŞİF Programı - Sunucu Yeliz PULAT - 12.09.2001

            Bu olayla alâkalı anlatılan bir menkıbe de şöyledir. Mübareğin sözüne inanmayan köylülerden biri Türbe'nin etrafındaki büyük bir çam ağacını keserek evine getirir. Yolda "Büyükse büyüklüğünü göreyim bakalım. Söylentilere karnım tok... Bunlar hep kocakarı tekerlemesi!" diye, eve gelmiş. Akşam içeride otururken, küçük kızı dışarıdan telaşla içeri girmiş. "Baba koş, çam yanıyor. Etraf ateşe gidecek!..." diye bağırmış. Köylü, heyecanla dışarı fırlamış. Çam ağacının ucunda yanan mumu görerek, şaşırıp kalmış. Gönlündeki, inançsızlık hemen kaybolmuş, çanı pürçekleri tutuşmadan "Tövbe!... Tövbe!... Ben ettim, sen etme!..." diyerek, hemen çam ağacını türbeye götürmüş. Bir daha ne o, ne de başka biri böyle bir hataya düşmemiş.

Şeyh Ahmet Çamlığı/Kepez Köyü

Perihan (Şencan) ALTINDAL ve Bekir ALTINDAL

            Şeyh Ahmet Türbesi, ekseriya yağmur duası için ziyâret edilir.

            ŞEYH BAYRAM (ŞIH BAYRAM)

            Çiftlik Köyü'ndedir. Hicrî 799 tarihli vakfiyesi vardır. Köyün kurulduğu yıllarda, Şeyh Bayram tarafından açıldığı sanılan bir su kuyusu bulunmaktadır. Buradaki suyun, kulak ağrıları için iyi geldiğine yöre halkı inanmaktadır. Kulağı akanlar ve kulak ağrısına yakalananlar tarafından bu türbeye bir hayli insan gelmektedir. Kurban kesmek için özel bir mekânı olduğu gibi; ayrıca mesire yapılacak yerler de vardır. "Şıh Bayram'ın Suyu" olarak bilinen çeşmeyi de halk çeşitli iç hastalıkları için şifa niyetine kullanmaktadır.

            ŞEYH ETHEM ÇELEBİ

            Ali Kadı Mahallesi'nde Beyazıd-ı Bestamî Câmisi'nin içinde bulunmaktadır. 1301 yılında Tokat'ta doğmuştur. Babası Müinüddin Halit Efendi, annesi Ümmügülsüm Hanım'dır. Küçük yaştan itibaren Tokat'ta bulunan dayısı Acep Şir Hazretleri'nden ders almış; ondan aldığı dersin feyiz ve bereketiyle kemale ermiş, daha sonra da Zile'ye gelmiştir. Yıllarca Beyazıd-ı Bestamî Câmisi'nde insanlara yaptığı sohbetlerle İslâm dinini ve ahlâkını öğretmiş, sayısız talebeler yetiştirmiştir.

Ethem Çelebi Türbesi Mekke Manzarası

 

            Şeyh Ethem Çelebi, Hicrî 735 tarihinde Dutluca Kasabası'nda bir türbesi bulunan Malım Seyit Tekkesi'nde meftun olan Saadet-i Hüseyin'den gelme, Seyyit Ömer Hazretleri'nin kızıyla evlenmiştir. Bu evlilikten Abdurrahman isimli bir evlâtları olmuştur. Kısa zamanda aldığı ruhî ve zihnî bilgilerle, ilim ve irfan yolunda sevilen bir veli olmuştur.

            Şeyh Ethem Çelebi, uzun süre pek çok talebeye ders verdikten sonra Hicrî 751, Milâdî 1350 tarihinde vefat etmiştir. Şimdiki türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir. Şeyh Ethem Çelebi'nin yedinci karından torunu olarak bilinmektedir. Çeşitli dileklerin kabul olması amacıyla halk tarafından ziyâret yapılmaktadır.

            ŞEYH NUSREDDİN

            Şeyh Nusrettin Köyü'nde bulunan bu türbeyi halk, Şeyh Nusret Türbesi olarak bilmektedir. Aslında Şeyh Nasıreddin yazılması icap eder. Türbenin kapalı bir mekânı vardır. İçerde üç tane kabir vardır.

Şeyh Nasıreddin Tekkesi - Tarihçi Necdet Sakaoğlu

            Şeyh Nusrettin, Harzem Devleti Hükümdarı Hamza Bey'in oğludur. Hamza Bey, oğlu Şeyh Nusrettin'i Erzincan'da evlendirmiştir. Şeyh Hazretleri, bu evlilikten sonra Tokat'a gelmiş, daha sonra Kazova'da kalmıştır. Zileliler'in daveti üzerine, o zaman Aksaray olarak bilinen köye gelip yerleşmiştir. Şeyh Nusrettin köyde medrese ve zaviye yaptırmış, vefat edene kadar burada ilimle meşgul olmuştur.

 Tekke Köyü'nde yatan Şeyh Nasrü'd-dîn'in Türbesi'nden İç ve Dış Detaylar
 
Zile Belediyesi Tanıtım CD'sinden Alınmıştır.

            Şeyh Nusrettin hakkında, Prof. Dr. Fuat Köprülü, Anadolu'da ilk Mutasavvıflar adlı eserinde, Hoca Ahmet Yesevî'nin talebelerinden biri olduğundan söz etmiştir. Köyün ilk meskûnlarından olduğu söylenmektedir. Bu türbeye, Tekke Baba Türbesi de denilmektedir.

Şeyh Nusrettin Tekkesi'nin İç Mekânı

Şeyhnusrettin (Tekke) Köyü

            Türbenin içinde üç tane taş direk vardır. Rivayete göre, Şeyh Nusrettin taşlardan oyarak yaptığı taş direklerin içini altınla doldurup kapatmış. "Bu dünya yıkılınca, direkler açılacak, burası yeniden yapılacak." demiş. Bu söylenti halk arasında yayılmış, bazı gözü açıklar, direkleri kırmak için uğraşmışlardır. Köylülerden biri hırs ve hınçla taş direklere kazmayı savurunca; kazma taştan sıçramış, adamın alnına dikilmiş; anında adam öbür dünyayı boylamıştır.

 Tekke Köyü'nde Yatan Şeyh Nasrü'd-dîn'in Türbesi'nden İç Detaylar
 
Zile Belediyesi Tanıtım CD'sinden Alınmıştır.

            Şeyh Nusrettin Türbesi, akıl hastalarınca ziyâret edilmektedir. Daha önceden türbenin içinde bulunan dut ağacının dalları arasından çıkan suyla yıkandığında her türlü "Humma" hastalığına iyi geldiği söylenmektedir. Yürümeyen veya geç yürüyen çocukları, yedi defa türbenin etrafında dua okuyarak dolandırıldığında yürümelerinin kolaylaşacağına, yöre halkı inanmaktadır.

            ŞEYHİ SALSAL

            Boldacı Köyü Câmisi'nde bulunmaktadır. Câmi içersinde yedi tane sanduka vardır. Bu câmide, Hicrî 661 tarihli bir vakfiye de vardır. Burada yatanların nereden geldiği, Şeyhi Salsal'ın kim olduğu konusunda elimizde yeterince bir bilgi yoktur. Halk tarafından, çeşitli dileklerin gerçekleşmesi için zaman zaman ziyâret edilmektedir.

            ŞIH ALİ BABA

            Akçakeçili Köyü'nün yakınlarında bulunan bir türbedir. Ali Baba'nın, Bektaşî emiri olduğu söylenmektedir. Daha çok yağmur duası yapmak için ziyâret edilir.

            ŞIHEYLİK BABA (ŞEYH MEHMET EFENDİ)

"Tamam Şeyhim, tamam!... Allah'tan iyilik bulasın, iyilik buldurasın!..."

Çeken Şıheylik Evliyası

 

            Şıheylik (Yeşilce) Köyü'nde bulunmaktadır. Şeyh Mehmet Efendi, Anadolu'nun manevî mimarları olan Horasanlı yedi kardeşin en büyüğüdür. Bu gelip yerleştiği ve çevrede binlerce insanın gönlünü fethettiği söylenmektedir. Köyde yaşayan ve Topçular, lâkabıyla anılan ailenin, Şeyh Mehmet Efendi'nin soyundan geldiği bilinmektedir.

Şıh Mehmet Türbesi - Yeşilce Köyü

            Köyün merkezinde bulunan türbe, Selçuklu dönemi mimarî özelliğine sahiptir. Türbede Şeyh Mehmet Efendi'nin bayrak ve sancağı, ayrıca geyik derisi üzerine kendisi tarafından yazılmış bir şeceresi de bulunmaktadır.

Yeşilce Köyü Şeyh Eyük Türbesi

Yeşilce Köyü Şıh Mehmet Türbesi

            Şeyh Mehmet Efendi icazetini almak için Amasya'ya gider. Son derece mahcup bir tavrı olduğundan en sona kalır. Amasya Şeyhi, Şeyh Mehmet Efendi'ye seslenerek : "Gel bakalım Şeyh Efendi, bize marifetini göster ki, icazetini verelim." der. Şeyh Mehmet Efendi, binanın temel direğini bir eliyle kavrar, sallamaya başlar. Direkle birlikte bütün bina sallanmaya başlar. Bunu gören Amasya Şeyhi, "Tamam şeyhim, tamam!... İyilik bulasın Şıhım!..." diye, icazetini dahi vermeden, Şeyh Mehmet Efendi'ye bağlılığını bildirmiştir.

            Hemen hemen her türlü hastalık ve dilek için ziyâret edilmektedir.

Yeşilce Köyü Şıh Mehmet Türbesi

            TIĞĞA OCAĞI

            Elarap Köyü'nde, Hacı Ağa isimli bir zatın evinde bulunmaktadır. Kim olduğu ve nereden geldiği bilinmemekle beraber, Horasan Erenleri'nden biri olduğu söylenmektedir. Özellikle çocuğu olmayan kadınların yanı sıra; doğumdan sonra sık sık çocuklarını kaybeden kadınlar ziyâret etmektedir.

            TÜRABİ BABA

            İlçe merkezinde Cumhuriyet Ortaokulu'nun arkasındaki bahçenin içinde bulunmaktadır. Mezarı, bahçedeki ağaçların kesimi sırasında viran olmuştur. Daha sonraları yeniden yapılarak düzenlenmiştir. Bu mübarek zatın taşları parmaklarıyla delecek kadar kuvvetli olduğu rivayet edilmektedir. Zile'yi ecinnilerden koruyup kolladığı, gecelen sürekli gezdiği konusunda söylentiler vardır. Pek çok dilek için yöre halkı tarafından ziyâret edilmektedir.

            ÜREYFE OCAĞI (İLYAS DEDE)

            Türbe, Kireçlik Köyü yakınında bir tepenin altında bulunmaktadır. Mezarı mevcut değildir. Ancak köy halkı, buradaki ulu ağaçlardan birinin altında kabrin bulunduğuna inanmaktadır. Bu ağaçların dibindeki toprak çamur haline getirilerek üç gün üst üste çocukların vücuduna sürülürse; Üreyfe hastalığına yakalanan çocukların hastalıktan kurtulacağına inanılmaktadır. Asıl adı İlyas Dede olmasına rağmen halk arasında Üreyfe Ocağı olarak bilinmektedir. Burada yatan veli hakkında elimizde yeterince bilgi yoktur.

            YAĞIBASAN TÜRBESİ

            Maşat Köyü'nde, köy câmisinin yanında bulunmaktadır. Mezarının başında akan suyun, korku hastalığına iyi geldiği söylenmektedir. Korku hastalığına yakalanan hastalar için bu türbeden taş getirilerek bir tasın içindeki suya konur. Üç gün içirilir. İyi geleceği konusunda yaygın bir inanış vardır. Rivayete göre burada yatan zatın büyük küleklere yağ bastığı, bu yağları şehre götürüp satarak kazancını fakirlere dağıttığı anlatılmaktadır.

            Aslında bu rivayetin doğru olmadığını söylemek mümkündür. Anadolu'da bu adla hangi türbe, hangi bina varsa; onun sahipleri "düşman basan" (Yabgu Basan, Yagu Basan, Yağı Basan) adını taşıdıklarını söyleyebiliriz.

            YAĞMUR DEDE

            Karabalçık Köyü'ndeki câminin yanında bulunmaktadır. Bu ulu kişinin, köyün kurucularından olduğu kabul edilen Ali Kâhyalar sülâlesinin dedeleri olduğu konusunda bir bilgi vardır. Mezarının bulunduğu yerde yağmur ocağı olduğuna, halk inanmaktadır. Bu sebeple Yağmur Dede olarak halkın arasında yaşamaktadır. Yöre halkı en çok yağmur duası yapmak için buraya gelmektedir.

            YEDİLER

            Kozdere Köyü'nde, İstiklâl Savaşı'nda şehit olan yedi subayın kabri olduğu için halk tarafından büyük bir huşu ile ziyâret edilmektedir.

            YUH BABA

"Benden öncekiler gibi gidersem..."

            İlçe merkezinde Haznedar Sokağı'nda bulunmaktadır. Rivayete göre şimdiki gibi bu sokağın başında sıralar halinde esnaf varmış. Esnaflardan biri, sokaktan kimin cenazesi geçerse geçsin : "Senin de ervahına yuh olsun!..." dermiş. Adamın adı esnafın arasında "Yuh Baba" olarak kalmış. Esnaflar aralarında : "Yahu bu adam gelene geçene yuh, çekiyor!... Eğer ölürse biz de bunun cenazesine yuh, çekelim!" diye karar kılmışlar. Gün gelmiş, Yuh Baba da tabuta konmuş, esnafın arasından omuzlar üstünde geçmeye başlamış. Sokaktaki esnaf ağız birliği içinde. "Yuh olsun ervahına!..." diye bağırınca; Yuh Dede, tabutun içinden doğrulup herkesin şaşkın bakışları arasında : "Eğer ben de benden öncekiler gibi gidiyorsam, benim de ervahıma, yuh olsun!" diyerek, tabuta tekrar uzanmış. Bu sözü duyan esnafın dili dişi kilitlenmiş. Yuh Baba'nın ne erdemli bir kişi olduğu ortaya çıkmış.

            Haznedar Sokağı'nda Yuh Baba'nın dükkânının bulunduğu köşeye halk, Tüm Tüm Oğlu Köşesi demektedir. Halk arasında ölüme giderken kalb gözü açık olan insanların kime nasıl baktıklarını hatırlatmak için şaka da olsa; "Elbet sen de bir gün Tüm Tüm, Oğun Köşesi'ni dönersin!... İşte Hanya'yı Konya'yı o zaman anlarsın!" sözü hâlâ kullanılmaktadır.

            ZEYVE TEKKESİ

            Alibağı Köyü'ndedir. Kaybolan eşyaları bulmak için halk tarafından ziyâret edilen bu kabirde yatan zatın, kim olduğu, nereden geldiği, ne zaman yaşadığı konusunda bilgiye rastlayamadık.

Zeyve Tekkesi'nden Belpınar Göleti ve Çevresi

Fotoğraf : M. Emin ULU

            Zile çevresinde Ahmet Dede Sultan, Ateş Dede, Balcı Asar, Coşkun Dede, Ortancıl Şeyh Ali Gazi, Pîri Dede Sultan, Pürlü Dede, Şeyh Seyyid Ali Efendi, Şeyh Feyzullah Efendi, Şeyh İslâm Efendi, Şeyh Karu Baba, Şeyh Kulı ve Şeyh Kazancı Dede gibi büyüklere rastlanmışsa da, bu kişiler hakkında bölgede hiçbir iz bulunmadığı gibi, bunlar hakkında herhangi bir rivayete de rastlanmamıştır.

            Zaten bu bilgileri aldığım kişilerin pek çoğu Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.

            Ola ki aynı konuda belki aynı kişilerden başkaları da derleme yapmış olabilir. Yirmi yıl öncesinin çalışmalarının bir gün böyle bir kitaba dönüşeceğini biliyordum. Elimde o günlerden Jüpiter fotoğraf makinesiyle çekilmiş birkaç fotoğraf var. Bir kısmı ilk renkli fotoğraf örnekleri... Bazı fotoğrafları yeniden çekmek üzere, inşallah sahaya bir kez daha çıkacağım. Doğru bilgileri size vermek istediğimden eminim. Kalemim ve gönlümün tesiriyle bilerek veya bilmeyerek birkaç değişiklik yapmışsam, inanın halkın fikirlerine saygısızlıktan değil; cümlelerdeki anlatımın doldurulması içindir.

            Zile'deki Evliyâ menkıbelerini, kitabın Zile kısmının şekillenmesinde büyük yardımını gördüğüm Hacı Ömer Altuntaş'ın konumuzla ilgili şiirinin tamamını buraya almakla bitiriyorum. Aslında bu şiir ve Tokat Kültür Araştırma Dergisi'nde yayımladığım "ALPERENLER ŞEHRİ TOKAT" makalesinden sonra kitabımın adını : "ALPERENLER CENNETİ TOKAT" olarak değiştirdim.

            Not : Şiir, sitenin Zile Şiirleri sayfasında yayınlanmıştır.

     
Makale'nin Başına Dönmek İçin Tıklayınız

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR