ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 09 Kasım 2004 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

18. YÜZYILDAN GÜNÜMÜZE
ZİLELİ

ÂŞIKLAR ZİNCİRİ

Araştırma : Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü Öğretim Üyesi
(VIII. Millî Türkoloji Kongresi, İstanbul, 14 - 18 Eylül 1987'de Sunuldu.)


(mehmet.yardimci@deu.edu.tr)

18. YÜZYILDAN GÜNÜMÜZE
ZİLELİ ÂŞIKLAR ZİNCİRİ


Ressam : Yrd. Doç. Dr. Kemal TÜRKER

            İlk adının muhterem anlamına gelen SILAY olduğu, daha sonraları bazı değişmelerle ZİLE biçimine girdiği belirtilmekte olan Zile, Anadolu'nun en eski kentlerinden biri olup sanat dünyasına büyük ozanlar katmıştır.

            Şeyh Şemseddin Sivâsî adı ile ün yapan 16. yüzyılın tanınmış âlim ve şairi Şemsî,  Kamus-ı Âlem'de adı geçen Muharrem Efendi gibi âlimler bu topraklarda yetişmiştir.

Muharrem Efendi'nin Kabri - Hicrî 910 - 1000

Fotoğraf : Necmettin ERYILMAZ
Sivas'ta Medfun Bulunan ŞEMSEDDİN Ahmed'in Türbesi

Fotoğraf : Dursun ÇAĞDAŞ

            Zile ve yöresinde halk şiirimiz yüzyılların içinden usta çırak ilişkisi ile ses vermiş, dilimizin canlılığını koruyup gelişmesinde büyük etken olmuş ve bu ata sanatını günümüze kopmadan uzanan bir zincir gibi getirmiştir. Öyle ki bu yörede yetişen âşıklar Anadolu'nun pek çok yöresini dolaşmış; Çorum, Yozgat, Amasya, Sivas hattâ Çankırı yörelerinde çırak âşıklar edinmiş; Seyhunî gibi adları anıtlaşan nice saz ustaları yetiştirmişlerdir.

            Köklü bir halk şiiri geleneği olan Zile'de yetişmiş halk şiiri ustaları arasında bir çok halk ozanı bulunmaktadır. Günümüzdeki örnekler bizim milletimize özgü bir geleneğin uzantısı olmakla birlikte canlı bir geleneği koruması bakımından dikkat çekicidir. Bu ilçe; pekmezi, leblebisi kadar yetiştirdiği halk ozanları ile de ünlüdür. Anadolu'nun hiçbir ilçesinde bu kadar çok sayıda âşık yetişmemiştir.

            Zile'de yetişen ve yakında şiirlerini bir kitap halinde yayımlama çalışmaları içinde bulunduğumuz en eski halk ozanı 1733, 1813 yıllar arasında yaşamış Âşık Tâlibî'dir. Gençliğinde kahvecilik yapmış, çevresinde çok sevilip hürmet görmüş fakat çeşitli baskılar nedeniyle sıkıntılı günler geçirmiş bir âşıktır.

            "Tâlibî’yim kurtulmadım çileden
              Mültezimler öşür alır kileden
              En doğrusu kaçmak imiş Zile'den
             Hiç gelmemek nûrun âlâ nur imiş"

diyen Talibî'nin mezar taşında;

            "Ben garip başım garip
              Sılada eşim garip
              Ölsem mezara girsem
              Mezarda taşım garip "

dizeleri okunmaktadır.

            Ben de şâd isterim yine gam gelür
            Yaram yürektedir kimden em gelür
            Gelen günüm geçen günden kem gelür
            Bir gün şâd olup da güle mi bildim

diyen Talibî; Fedaî, Raşit, Âli ve Esat gibi âşıklara ustalık etmiş, Fedaî gibi ünlü bir âşığı yetiştirmiştir.

Hacı İshak Paşa Câmîi (Küçük Minareli Câmi)  (Y. T. 1475)
Minare-i Kebir Mah. Şair Talibî Caddesi

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 20.08.2004 Cuma 16:26

            Fedaî dîvan şiiri yolunda yazdığı şiirlerinden, aruz veznini kullanmadaki becerisinden ve şiirlerinde kullandığı dilden de anlaşılacağı gibi oldukça iyi öğrenim görmüş âşıklardandır.

           "Ahireti elden koyma
            Cihanı bir pula sayma
            Öldürseler ahdden cayma
            Sana munis ola ikrar

            Vurmamış basma maârif tâcı
            Hallacı atmamış pamuğu çeci
            Sarıp yumak ey içmemiş ırkacı

            Âşıklığın pazarında bezi yok
”

biçimindeki ilâhi ve koşma türü şiirlerinde de büyük bir lirizm bulunmaktadır.

            Talibî çıraklarından üzerinde durulması gereken bir halk ozanımızda;

            "Zile dilberine meyil vereli
              Aklımı başımdan yel aldı gitti
              Ayrılık firkati cana ereli
              Dîdelerim yaşın sel aldı gitti"

diyen Ali'dir. Âşık Ali'nin çeşitli cönklerde şiirlerine sıkça rastlanmaktadır.

            Yine bu dönemde yetişen ve Talibî'nin arkadaşı olarak bilinen Seferoğlu da usta âşıklardan olup, Hatun adlı kadın âşığın kardeşidir.

            "Kul Yusuf’um verdim bir ahdi amân
              Ecelden severim ol kaşı kemân
              Balçığım topraktır inancım Kur'ân
              Şimdi senin tahtın yüce sevdiğim"

diyen 1712 - 1789 yılları arasında Zile'nin Çayır köyünde yaşayan Kul Yusuf da bu yörede yetişmiş güçlü âşıklardandır.

            18. Yüzyıl sonları ile 19. Yüzyıl başlarında yaşadığı sanılan ve gezginci bir âşık olarak bilinen Sofoğlu'nun;

            "Bir kişi de bu manayı sırlarsa
              Eğer er değildir sırrı yayarsa
              Bu dünyada akıllı kim derlerse
              Dünyadayken ahretini yapandır"

biçimindeki söyleyişleri Zile'nin Sarıköy'ünde hâlâ hâfızalarda yaşamaktadır.

            Zile'nin en eski âşıklarından biri de Çaker Efendi'dir. 1790'da Zile'de doğmuş ve 1859'da İşkodra'da vefat etmiş olup, Kuruçeşme Câmîi avlusuna defnolunmuştur.

            "Şairi pür huylukta emsalin senin
              Gelmedi zan eylerim vakti saâdetten beri"

diyen Çaker iyi bir öğrenim görmüş, Arap ve Acem edebiyatlarını iyi öğrenmiş ve halk şiirinin yanı sıra dîvan tarzında da güzel şiirler yazmış, gazel türünde belli olgunluğa ulaşmıştır.

            Zile yöresinde mevlitlerde bile sıkça okunan;

            "Niçin beğenmezin şehr'i Zile'yi
              Şeyh Ethem Çelebi burda yatmaz mı
              Velîlerin hocasının ulusu
              Koca Kayser Sultan burda yatmaz mı"

biçimindeki Zileli Yatırlar Destanı ile büyük bir ün kazanan Seyit Derviş de gerek Türk halk şiirlerinin, gerekse Zileli âşıklar zincirinin önemli ustalarındandır.

            1841-1921 yılları arasında yaşayan Kemterî de bu yörede iz bırakan önemli âşıklardan olup, şiirleri büyük ölçüde Sivaslı Kemterî'nin şiirleri ile karışmıştır.

            "Gökyüzünde turnaların sesi var
              Eşinden ayrılmış yas havası var
              Şu garip gönlümün bir dâvâsı var
             Turnam böyle niyetiniz neredir"

biçiminde rahat ve güzel söyleyişi olan bu usta ve gezginci âşık, çevrede yetiştirdiği birkaç âşıkla birlikte;

            "Uyandım gafletten açtım gözümü
              Erenler hâkine sürdüm yüzümü
              Hak söyletti ben söyledim sözümü
              Doksan bin kelâma uyan dediler"

diyen oğlu Sefil Edna'yı da yetiştirmiştir.

                    

            1851 - 1914 yılları arasında Zile'nin Araplar (Alayurt) Köyü'nde yaşamış ve hakkında oldukça çeşitli menkıbeler anlatılan;

            "Cennette mekan dört köşedir
              Dört yerde yanan şişedir
              İyiliğin can haşadır
              Derdime dermâna geldim"

biçiminde yumuşak, rahat ve özlü söyleyişleri olan âşık Gulam Haydar da Zileli âşıklar zincirinin önemli halkalarından biridir.

            "Ol Allah'ı zikredelim
              Gel Ali'ye şükredelim
              Muhammed'i fıkredelim
              Cemâlinden ayırmasın"

diyen ve 1854 - 1914 yılları arasında yaşamış, Bektaşi bir âşık olan Fikrî ile 1865 - 1935 yılları arasında Zile'nin Şıh Köyü'nde yaşamış çevrede ermişliğine ve kerametlerine inanılıp hakkında pek çok menkıbeler anlatılan Sırrı Baba;

            "Cananım aşkından kalan intizar
              Ciğerim yanar dillerim sızılar
              Sevdiğim sohbetin katsın yadigâr
              Ne çare ayrılık zamanı geldi"

biçimindeki şiirleri ile anılan âşıklardandır.

            Şiirleri mahlâs karışıklığı nedeniyle Malatyalı Sadık Baba'nın şiirleri ile karıştığı bilinen;

            "Her akşam her sabah yalvarır idim
              Gül yüzlü efendim sen eyle yardım
              Küllü kusurumla huzura geldim
              Gel ağlatma güldür insan içinde"

gibi olgun şiirleri olan 19. Yüzyıl Zile'nin güçlü âşıklarından Sadık da üzerinde durulması gereken önemli saz ve söz ustalarındandır.

            Kimi araştırmacılar tarafından kadın olduğu ileri sürülen, hayatı üzerine fazla bilgi edinilmeyen fakat Cemalettin Çelebi döneminde yaşamış ve o'nun hizmetinde bulunmuş olduğu belirlenen;

            "Talip isen bu manayı ver derler
              Veremezsen sana âmâ kör derler"

biçimindeki söyleyişleri ile Kâtibî, Zile'nin Karayün Köyü'nden olup;

            "Yürüyen duvara dur dedi durdu
              Darı çec üstünde namazın kıldı

              Kara taşı hamur etti yoğurdu

              Kerameti belli ere merhaba"

biçiminde akıcı şiirleri bulunan Âşık İbrahim ve

            "Mümin ol tasdik et nesli hünkarı
              Evlâdı Muhammet hem yadigârı
              Bilmekse maksudun iş bu esrarı
              Azdırma yolunu Kur'âna gel gel"

biçimindeki söyleyişleri ile tanınan Zile'nin Aköz Köyü'nden Âşık Sıtkı 19. Yüzyıl Zileli âşıkların söz edilmeğe değer görülenlerdendir.

            Zileli âşıklar içinde Türk Halk Şiiri'ne en kalıcı mührünü vuran Ceyhunî'dir.

Asıl adı Çördükoğlu Ömer olan Ceyhunî 1832'de Zile'nin Çıkrıkçı Mahallesi'nde doğmuştur. O Ceyhun Baba adı ile ün yapmış bir âşık olup, Erzurumlu Emrah’ın çırağıdır.

Ceyhunî pek çok halk ozanı yetiştirmiş Cesurî, Cemalî, Mevcu, Nâgâmî, Arap Hicrî, İlhamî, Şermî gibi Zileli âşıkların yanı sıra komşu illerde Sivaslı Pesendi ve Yozgatlı Seyhunî'ye ustalık etmiş, döneminde bir ekol olmuştur.

            "Kadir Mevlâm hikmetinden sorulmaz
              Kimi kullarım azîz eyledin
              Kiminin sözleri zehirden acı
              Kimini şekerden lezîz eyledin

              Kimine at verdin ettin süvari
              Kimine vermedin topal himârı
              Kimine çok verdin gamı efkârı
              Kimini pirinçten temiz eyledin"

biçimindeki söyleyişlerle adı belleklerden silinmemektedir.

            "Felek senden kime feryad edeyim
              Bir cahil yere düşürdün beni
              Başım alıp ne diyâre gideyim
              Dost içinde ara düşürdün beni”

diyen ve 1861'de de vefat ettiği bilinen Zileli Hacı Eşbeş oğullarından Kâmilî usta âşıklığı yanı sıra iyi bir hattat olarak ta isim yapmıştır.

            "Fâni idim sayrı idim
              Ben yârimden ayrı idim
              Âşıklardan gayrı idim
              Gayrılardan kemal olmaz"

gibi deyişleri olan 19. Yüzyıl Zileli ozanlardan Âşık Fânî’yi Arifî gibi iyi bir saz ustası, söz ustası yetiştirmiş olmasından dolayı şükranla anmak gerekir.

            Zile'nin eski ailelerinden Tekkeşinzadeler'den Arifî de 1831, 1912 yılları arasında yaşamış Zile'de yetişen âşıklar zincirinin en önemli halkalarından biridir.

            "Arif der Zile 'den işte ben gittim
              Atayı anayı cümle terk ettim
              Dost ile her muhabbeti tükettim
              Gittigimden naşı gurbet ellere "

deyişinden de anlaşıldığı gibi küçük yaşta gurbete gitmiş, fakat daha sonra dönerek Zile'de vefat etmiştir.

Arifî'nin yakın arkadaşı olarak bilinen 19. yüzyıl âşıklarından Talat da;

            "Talat'ı perişan eyleyen dilber
              Dilerim Mevlâ'dan, perişan olsun
              Beni koyup gurbet ele gidersen
              Yolunun üstü boz duman olsun"

biçiminde söyleyişleri ile sevdadan yana başı dertte olanlardandır.

            "Meyletme dünyanın yoktur vefâsı
              Daima ziyandır olmaz sefâsı
              Bir gün fâni olur cümle eşyası
              Cihanın sırrını sübhan'da buldum"

özlü ve olgun söyleyişleri olan 1850 - 1915 yılları arasında yaşamış Dabak Hürremî,

            "Kâmil boşuna gözyaşın döker
              Feleğe kahredip başım büker
              Olur olmazların kahrım çeker
              Gönül sana yazık örselenirsin"

diyen Palanlıoğullarından Kâmil, 1870 - 1915 yıllarında yaşayıp iyi bir medrese öğrenimi gören ve aynı zamanda iyi bir hattat olan Rifat, Huzur Hocalarından olup Zile’de yetişen sayılı âlimlerden 1851 yılında sağ olduğu bilinen Ahmet Hürremî, doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte bir şiirin altında geçen tarihten 1903 yılında sağ olduğu bilinen Hulusî, çok kültürlü bir kişi olan ve 1859 - 1927 yılları arasında yaşayıp hem divan, hem halk edebiyatı kolunda ürünler veren Lütfî ve

            "Bir kişi ne kadar okumuş olsa
              Gönderdiği nâmesinden bellidir
              İsterse âlemin sırrını bilse
              Kişizâde söğmesinden bellidir”

diyen Nevcî adı ile ün yapmış Tahtabacak Mehmet Zile ve yöresinde gönüllerden, belleklerden adı ve izi silinmeyen söz ustası, saz ustası yürek adamları olup köklü bir âşıklık geleneğinin büyük ustalarıdır.

            Bugün Tokat'a, eskiden Zile'ye bağlı Artova'nın Tuzla Köyü'nde 1870'te dünyaya gelen ve hayatının büyük bir bölümü Zile köylerinde geçip, 1933'te Tokat'ın Fecirgen Köyü'nde vefat eden Zefil Necmî de bu yörede sazına ses veren unutulmayan âşıklardandır.

            Eserleri tarafımızdan bir kitap haline getirilmekte olan Necmî;

            "Zefil Necmî dünya bana dar oldu
              Mâsiva elinden işim zor oldu
              Feryâd-ı figanım âh-ı zâr oldu
              Saz oldu vücudum tel ne ilâzım "

biçimindeki söyleyişi ile ustalığını, şiirde ne kadar özlü bir söyleyişe erdiğini birkaç mısrada ortaya koyabilmektedir.

         

            Yine mülkî taksimattan önce Zile'ye bağlı Artova'nın Bayezit Köyü'nde 1843 - 1919 yılları arasında yaşamış;

            "Yaramaz mahlukun yeri cehennem
              İmânı ikrârı bilen az kaldı
              Ârifin kelâmı doğrudur her dem
              Doğrusun söylesen alan az kaldı"

biçiminde söyleyişleri olan Demanî Baba da adından söz edilmesi gereken usta âşıklardandır.

            1882 - 1942 yılları arasında Zile'nin Çiftlik Köyü'nde yaşayıp, Sırrı Baba’dan nasip almış, o'nun yanında yetişmiş ve

            "Pazarlık eylersen ustaylan eyle
              Dükkânı boş çürük hanı neylersin
              Eylersen iyinin methim eyle
              Çerçinin sattığı pulu neylersin"

biçiminde olgun söyleyişleri olan bir âşığımız da Nurettin Seyfî’dir.

            Halen hayatta olmayan son dönem âşıklarından;

            "Ey felek çarhında çevirdin beni
              Yıkılmaz kaleyken devirdin beni
              Çileli dünyaya getirdin beni
              Görüşürüm elbet mahşer gününde"

diyen Tayıp, 1917'de Damıdere Köyü'nde dünyaya gelip, 1952'de yaşamım yitiren Sadık, 1927 - 1976 yıllarında yoksul bir hayat süren Âşık İskanî, 1937 - 1979 yılları arasında yaşayan Sefil Edna'nın çırağı Remzanî de 18. Yüzyıldan günümüze Zileli Âşıklar zincirinin birer halkasını teşkil eden âşıklardandır.

            "İsmim Âşık Sâdık dedem Kemteri
              Er olanlar sever böyle erleri
              Bulamadım sizin gibi bir yâri
              Merhaba sevdiğim safa geldiniz"

diyen, Kemterî'nin torunu Sadık Doğanay radyolardan mahallî sanatçı olarak adını bildiğimiz ve bazı deyişlerinin çeşitli sanatçılar tarafından radyo ve televizyonda sıkça söylendiği önemli âşıklarımızdan biridir.

            1933 - 1979 yılları arasında yaşayan Sadık Doğanay doğuştan iki gözü de kör olan bir âşık olup, saz ve keman çalabilen ve can gözü ile görüp, gönüllere girebilen Zile'de yetişen âşıkların son ustalarındandır.

            Asıl adı Nuri Özcan olup, 1925 - 1983 yılları arasında yaşayan Gülamî de;

            "Felek bana etmediğin ne kaldı
              Neyine merhaba neyine selâm
              Aldatıp da ütmediğin ne kaldı
             Neyine merhaba neyine selâm"

gibi deyişleri ile eserleri bâki kalan bu yöredeki saz ustaları kervanının bir halkasını oluşturan seslerdendir.

            Araştırmalarımız sırasında Zile'de yetişmiş yüzlerce âşık arasında kadın âşıklara, âşık bacılara da rastladık. Bunlardan 1890 - 1953 yılları arasında Zile'nin Alayurt Köyü'nde yaşamış olan Zikriye;

            "Bülbüller ötüşür sesleri göyük
              Elleri koynunda boynumuz buruk
              Ne kadar öğersen hepsine lâyık
              Nazlı yâri gamlı gördüm düşümde"

biçimindeki söyleyişi ile dikkati çeken ve üzerinde durulması gereken âşıklardan olup; doğum tarihi bilinmemekle beraber 1936'da vefat eden Büryan Ana da Zile'nin Palanlı Köyü'nde ermişliğine inanılarak;

            "Ey Büryan bize yolculuk düştü
              Lokmalar halloldu çiğler de pişti
              Yetmiş iki millet isteğin seçti

              Gelin helallaşak ben gider oldum"

gibi şiirleri ezbere söylenip, hakkında pek çok menkıbeler anlatılan âşık bacılardandır.

            Buraya kadar halen hayatta olmayan ve eserlerini elde edebildiğimiz Zileli âşıklardan söz ettik. Bunların dışında Zile'de yetişmiş 18. yüzyıldan günümüze Zileli âşıklar zincirinde eserlerini bulamadığımız, ama varlıklarını bildiğimiz Agâhî, Memüğün Hüseyin, Âşık Saftî, Çubukçu Salih Baba, Yiğit, Sarı Derviş, Gurap Ali gibi âşıkların olduğunu da zikretmeden geçemeyeceğiz.

            "Diri baş dirliğini bulur" derler. Bu nedenle hayatta olmayan âşıkların eserlerinin öncelikle su yüzüne çıkarılması gerektiği görüşü yaygın olarak söylenmekle birlikte “Gürgenden kaşık, zenginden âşık olmaz" diyen Zefil Necmî'nin de işaret ettiği gibi âşıklarımız fakir insanlardır. Seslerini duyurma imkânları günümüzde de oldukça kısıtlıdır. Bu nedenle hem tebliğimizin adı münasebetiyle hem de araştırmacılara bir işaret olması açısından halen Zile ve yöresinde sazına ses verip yaşayan âşıklarımızı da belirteceğiz.

            Halk ozanlığının okulu yoktur, sevdâsı vardır bu yörede. 10 yıldır gelmiş geçmiş Zileli âşıkları araştırırken bu sevdanın derinliğini yakından duyduk, ustalık geleneğinin en güzel örneklerini yakından gördük.

            Yüzlerce usta malı şiirleri, eski ozanların deyişlerini ezbere söyleyebilen ve bugün 80 yaşında bulunan, çevrede Âşık Kasım, Çakır Kasım gibi adlarla anılan Kasım Özfalay yaşayan Zileli âşıkların en yaşlısıdır.

            "Sefil Kasım hangi duvar taşısın
              Bükülmüş belin hem de yaşlısın
              Yaşadığın ömründe de suçlusun
              Affetmek kırar mı şanım felek"

biçimindeki söyleyişi ile ustalığın en güzel örneğini göstermektedir.

            Dinleyenlere söylediği içli deyişleri ve usta mızrabı ile iç geçirten güçlü âşıklarımızdan biri de Söylerî’dir. Söylerî; atışmaları, muammaları, lebdeğmezdeki ustalığı ve sazındaki ahengiyle çevrede en usta âşıklardan biri olarak bilinir.

            "Kaynârî'yi etti deli
              Çatık kaşı ince beli
              Aşkın için sarı teli
              Sazımdaki tel olmaz mı"

diyen Kaynarî de bu yörede halen coşkun akan bir sel gibi çağlayıp durmaktadır.

Halk Ozanımız Kadir AKALAN

Kaynarî (Gaynarî)

            Zile'nin usta âşıklarından Alîm, Kul Ali mahlâsını kullanan Ali Söyleyen, Yıldırım Hikmetî mahlâsını kullanan Ali Demircan, İskanî'nin oğlu Ali Tokgöz ve

            "Gafillerin meclisine varırsan
              Aklı ermez gözü görmez konuşur
              Bâtın ilminden haberi olmayan
              Ağma kördür gözü görmez konuşur"

diyen Ali Bayar bu yöredeki Ali adlı günümüz âşıklarındandır.

            Zile Destanında;

            "Çarşısı pazarı bahçe bağ gibi
              Zümrütten bezenmiş yeşil ağ gibi
              Her taraf mis kokar gülden yağ gibi
              Görmeyince olmaz güzel Zile'yi"

diyen 72 yaşındaki Abdullah Şankaynağı ve

            "Gurbet elde bilinmedik iş olur
              Etin sever nice vahşî kuş olur
              Ahu gözde incilenmiş yaş olur
              Eylen cânân eylen gitme dön geri

             Turnam  gel seninle haberleşelim
             Gelip görmemek var helâllaşalım
             İstersen beraber dağlar aşalım
             Eylen canan eylen gitme dön geri"

biçiminde ustaca söyleyişin zirvesine ulaşmış 63 yaşındaki Âşık Lütfî Gerçek, 18. Yüzyıldan beri süregelen âşıklar zincirinin güçlü halkalarındandır.

            Bu yörede yaşayan;

            "Cahil ile yoldaş olma ey kardeş
              Cahil, masum başa belâ getirir
              Cahil kişilerle olmayın sırdaş
              Bir gün sırlarım dile getirir"

diyen Gariban Tabşırmalı Şükrü Carus da olgun bir söyleyişe sahiptir.

            "İlim bir mürşîddir kendin bilene
              Bu sözlerden hisse kapıp alana
              Sadığın sözünde yoktur yalan ha
              Alan alır, almayana ne fayda"

diyen 65 yaşındaki Sadık Kaygusuz'la;

            "Ey Âşık Abdullah niçin kızarsın
              Sen de bu dünyada niçin gezersin
              Bu gün canlı isen yarın medarsın
              Ebedî mekânın toprak değil mi"

diyen Abdullah Tipi bu yolda epey emek vermiş Zileli âşıklardandır.

   

            Kemterî'nin torunu soyca âşık Hüseyin Sezer de;

            "Al sazını çık seyrana
              Serin meydanda meydanda"

gibi rahat söyleyişi ile soydan gelen sanatkârlığını ustaca sürdürenlerdendir.

            "Kalktı gönül kuşu seyran eyledi
              Ne yapsın konmaya dal bulamazsa
              Âşık maşukuna elbet yalvarır
              Derdini dökecek hal bulamazsa"

gibi söyleyişleri ile ustalığını belgeleyen Dursun Günel,

            "Çok çalıştım bilemedim derdinden
              Ayrı kaldım vatanımdan yurdumdan
              Pare pare olsam korkmam ölümden
              Sarayımda baykuş sesi var benim "

sözleri ile Bîçare Musa mahlâslı Musa Taş, Bâkirî mahlâslı Eyüp Gülsen,

            "Baharım sevdim gelen yaz ile
              Düğününü yaptım elde saz ile
              Ben büyüttüm ben besledim naz ile
              Geldi de elimden el aldı gitti"

diyen Kemal Doğanay, Âşık Bayram mahlâslı Bayram Sarıoğlu

            "Hakiroğlu kurtarsınlar çileden
              Palanlıya yol uğratın Zile 'den
              Bir su için Çivi Köyün gölünden
              Orada da mekân tutun turnalar"

diyen Hakiroğlu mahlâslı Cemal Demircili;

            "Gelen göçe dünya denen bu handan
              Kimisi usanmış şu tatlı candan
              Biçare Köroğlu göçer de burdan
              Kimi mezar kazar kimi taş dizer"

diye gerçekçi bir söyleyişi olan Biçare mahlâslı Murat Göral'la;

            "İlim bir deryadır boğulma sakın
              Gerçekler yolunda bir nişan takın
              Çekersin katarı menzilin yakın
              Çay menzile yetiremez ol seni"

diyen Deli Cemal mahlâslı Cemal Çelebi halen Zile ve çevre köylerinde doğup yetişen sazı ile, sözü ile Türk Halk Şiiri geleneğinin Zile'deki usta temsilcileri olarak yaşamaktadırlar.

         

            Zile ve köylerinde halk şiiri sevgisi o düzeye ulaşmıştır ki halen aynı köyde yetişmiş birkaç âşık bir arada sazlarına ustaca ses verebilmektedirler; işte Zile'nin Karşıpınar Köyü'nden;

            "İbrahim der yarab gönlüm hoş eyle
              Ya bana sabır ver bağrım taş eyle
              Ya bir çift kanat ver beni kuş eyle
              Yetişeyim dost bağında talan var"

diyen usta âşık İbrahim Dilek;

            "Âşık Cemal kusur bulma huyuna
              Kurban olam kaşlarının yayına
              Benim için uğra dostun köyüne
              O yârdan bir haber sor seher yeli"

gibi yumuşak bir söyleyişi olan Cuma Bektaş;

            "Bir garip âşığım yanıktır özüm
              Kahbe felek sana değdi mi sözüm
              Dertli dertli çalsın bu garip sazım
              Söyle benim ile derdin ne felek"

diyen Hıdır Bektaş ve

            "Mustafam der bitirirken sözümü
              Dertlenme ortak ettim sazımı
              Doya doya seyredeyim yüzünü
              Yüzünden peçeyi kaldır sevdiğim"

gibi rahat bir söyleyişi olan Mustafa Sağlam aynı köyden ses veren günümüzün genç âşıklarındandır.

Ferruzî, Gecede Sazıyla Söylerken

Âşık Feramuz YÜNAL

        Ferruzî mahlâslı Feramuz Yünal ile;

            "Dik konuşma dostum anana karşı
              Sana bu hayatı veren anadır"

diyen Mehmet Coşkun sözü edilmesi gereken âşıklardan olup;

            "Eminî'yim gerçeklerin övgüsü
              Birlik beraberlik insan sevgisi
              Dillerinde özgürlüğün türküsü
              Telleriyle cumhuriyet kurdular"

gibi coşkun söyleyişleri olan Eminî Düştü ve

            "Sevini sevini emendim geldim
              Beni arkan sıra baktırma dilber
              Gece gündüz, hayaline ben yeldim
              Beni arkan sıra baktırma dilber"

diyen Kul Âşur mahlâslı Âşur Koçak halen bu yörede yaşayan ve eserlerini kitap halinde toplamış âşıklarımızdandır.

            18. Yüzyıldan günümüze uzanan Zileli Âşıklar zincirinin son halkalarından biri de ünlü âşık Kul Semaî’nin eşi Nevruz Bacı'dır.

            Şüphesiz evveliyatı olmakla birlikte bizim 18. Yüzyıldan itibaren konu edindiğimiz Zile ve yöresindeki halk şiiri geleneğinin bu canlılığını daha da korumasını temenni ederken, bu âşıkların sosyal güvenceye alınıp, sanatlarını daha iyi icra edebilme imkânlarına kavuşmalarının gereğini de belirtmek isterim.


Bekir ALTINDAL, Âşık Ali KURT ve Oğlu Murtaza Haydar

Zile'nin bilinen en eski âşıklarından Talibî'den bir şiir :

Hani senin eski çağın sevgilim
Pek belâlı salınırdın bir zaman
Ben de senin kulun âşıkın iken
Cihânda bir bulunurdun bir zaman

Demez miydin gel güvenme zamâna
Çok yalvardın gücül geldin îmânâ
Mahcemâl'in hurşit ikmen cihâna
Kâh doğar kâh dolunurdun bir zaman

Bana nispet eller ile gezerdin
Kaşlarını çatıp gözler süzerdin
Hayır sözlerimi şerre yazardın
Az özümden alınırdın bir zaman

Talibî kul idi sen bir bey iken
Benlerin zerfişan hüsnün ağ iken
Al yanaklarda gonca gülden pak iken

Ben öptükçe silinirdin bir zaman


Kırk Budak Çamı


 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR