ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 24 Mart 2007 tarihinde güncellenmiştir.)

 

DEDE KORKUT
BAMSİ BEYREK'İN
ZİLE VARYANTI

Yazan : H. Cahit ÖZTELLİ
(Lise Edebiyat Öğretmeni)
Türk Folklor Araştırmaları Dergisi
(Aylık Halk Kültürü Dergisi - Ocak 1954, Sayı : 54, sh. 853 - 855'te yayımlandı.)

        
http://www.uchilal.net/bilgi.php?name=Dede_Korkut&file=Beyrek_Destani

DEDE KORKUT
BAMSİ BEYREK'İN ZİLE VARYANTI


http://www.trt.net.tr/wwwtrt/progdetay.aspx?tur=TV&proid=4561

            Bugün Anadolu'da Dede Korkut Hikâyeleri'nden Bamsi Beyrek, Tepegöz, Deli Dumrul yaşamaktadır. Bunlar içinde en yaygın olanı «Akkavak Kızı» veya «Beğ Böğrek» adı ile anılan «Bamsi Beyrek»dir. Bu hikâyenin on altıncı yüzyılda da bilindiğini ve diğer halk hikâyeleri Şah İsmail, Arabî Zengi, Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Hurşit ile Mahmihri, Kanber ile Arzu, Âşık Garip gibi bir hikâye olarak yayılmış olduğunu ve Akkavak Kızı olarak adlandırıldığını Kerem ile Aslı hikâyesinden öğreniyoruz. (Bakınız : Kerem ile Aslı, Maarif Kitaphanesi, 1950, s. 85).

            Burada konumuzla ilgili dörtlük, alındığı cönkten yanlış okunduğu için Beyrek yerine Yörük, Akkavak Kızı da Kavak Kızı yazılmıştır. Bunları düzelterek alıyorum. Eski taş basma Kerem'de de benim düzelttiğim gibidir (Bakınız: Orhan Şaik Gökyay, Dede Korkut, s. XIV).

            Akkavak Kızı Bey Beyrek'in dengi
            Şah İsmail yari Arab-ı Zengi
            Leyla da bir zaman Mecnum'un dendi
           
Onlara da imdat eden olmadı

            Bundan başka diğer bir Kerem ile Aslı basmasında (Kerem ile Aslı, Bozkurt Kitabevi, 1949, İstanbul, s. 75) bu kıta şöyledir :

            Akkavak Kızı da eyledi cengi
            Şah İsmail yâri Arapözengi
            Leylâ da bir zaman Mecnun'un dengi
            Onlara da imdat eden olmadı

Aylık Halk Kültürü Dergisi

Ocak 1954, Sayı 54, 25 Kuruş

            Kerem'in on altıncı yüzyılda yaşadığını biliyoruz : (Bk. Şükrü Murat Elçin, Kerem ile Aslı Hikâyesi, 1949, s. 64). Akkavak Kızı'nın bu hikâyeye girmesi için ondan daha eski olması gereklidir. Akkavak Kızı hikâyesinin çok eskiden beri halk arasında söylenmediğini gösteren belirtilere bakarak, Dede Korkut'un meçhul sanatçısının esasen halk arasında yaşamakta olan bu hikâyeleri yeniden tasnif ettiği söylenebilir. Hikâyelerin kitaptan halka geçtiği ise iddia edilemez. Yüzyıllar boyunca birçok değişikliğe uğraması da diğer folklorik edebiyatta görülen bir olaydır. Dede Korkut üzerinde yüzyıldan beri çalışılmaktadır. Henüz işin sonu alınmış değildir. Yeni yeni yayınlar ile Dede Korkut kitaplığı zenginleşmektedir. Daha geçen yıl iki çok önemli kitap çıkarıldı (Bk. Ettore Rossi, Kitabı - Dede Korkut, Vatikan 1952), (Fahreddin Kırzıoğlu, Dede Korkut Oğuznameleri, İstanbul, 1953).

            Şimdiye kadar halk arasında söylenen on kadar Bamsi Beyrek varyantı yayımlandı. Bunlardan sonuncusu Zile rivayetidir. Bu rivayeti bana anlatan elli yaşlarında bulunan Hatice Hanım, türkülerinin daha çok olduğunu, fakat şimdi hatırlayamadığını söyledi. Belki de bildiği halde açıklayamadığı bir sebepten dolayı yazdıramadı.

            Ben de çocukluğumda Tepegöz'ü dinlediğimi hatırlıyorum.

            Folklorcularımızın bu hikâyeler üzerinde araştırmalar yapmaları ilerisi için faydalı olur.

            Dede Korkut bibliyografyası için yukarıda adı geçen Kırzıoğlu ile Gökyay'ın kitaplarına bakmalıdır. Gelecek yazılarımda cönklerden (saz şâirlerinin el yazması şiir defterleri) topladığım Dede Korkut şiirlerini yayımlayacağım. Aşağıda Bamsi Beğrek'in Zile rivayetini  veriyorum.

            Bir padişahın hiç çocuğu olmazmış. Bir gün lalasına demiş ki : - Lala, senin ile tebdil kıyafet olarak gezek. Lalası ile seyahata çıkmışlar. Giderken bir çeşme başında oturmuşlar. Padişah : - Lala, bir kahve pişir, içek, demiş. O sırada bir derviş çıkagelmiş. -  Selâmünaleyküm padişahım, demiş. Padişah : - Ve aleyküm derviş baba, demiş, benim padişah olduğumu nerden bildin, demiş. Derviş : - Senin padişah olduğunu bilmezsem yazık benim dervişliğime, demiş.

            - Öyle ise benim gönlümdeki muradı da bil,

            - Padişahım, senin evlâdın yok. Al sana bir elma. Yarısını sen ye, yarısını sultan hanıma, kabuğunu da Kanbertay'a veriniz, demiş, dokuz ay sonra erkek   evlâdın olacak. Ben gelmeden adını koyma, demiş derviş, kaybolmuş.

            Elmanın yarısını kendisi, yarısını karısı, kabuğunu da taya vermişler. Allah bunlara bir erkek evlât vermiş. Ahurdan seyis fırlamış : - Bir erkek tayımız oldu, demiş. Padişah donanmalar yapmış.

            Çocuk adsız olarak yedi yaşına gelmiş. Çocuk mektebe gidince arkadaşları : - Adsız bey, diye alay ederlermiş. Çocuk ağlayarak eve gelmiş, annesine, babasına : - Benim adım ne ise söyleyin, bana Adsız bey, diyorlar, demiş.

            Vezir : - Padişahım, bu derviş gezgin bir adam. Bu gün burda, yarın orda. Siz bilirsiniz amma bu çocuğun adını koysanız eyi olur, demiş.

            Padişah düğünler kurmuş, mevlütler okutmuş, çocuğun adını koyacağı sırada derviş çıkagelmiş. Dervişi görünce padişah karşılamağa koşmuş, ayağına kapanmış.

            Derviş çocuğun adını «Beğ Böğrek», atın adını «Dengiboz» koymuş. Atın kulağına üç ihlâs okuyarak : - Bu çocuğun emaneti senin, diyor, kayboluyor. Meğer derviş Hızır Aleyhisselâm imiş.

            Bir gün Beğ Böğrek, oynarken çeşmede su dolduran ihtiyar bir kadının desdisini elindeki yay ile nişan alarak deliyor. Kadın : - Ah, oğul sana nasıl intizar (beddua) edeyim. Padişah seni altmış yaşında güç hal ile buldu. Ne diyeyim, bir şeycikler diyemem, sararıp solasın, Akkavak kızına âşık olasın.

            Önce çocuk rüyasında Akkavak kızını görüyor. Kızın elinden bir bardak su içiyor, ona âşık oluyor. Ondan sonra çocuk günbegün sararıp soluyor. Babası doktorlara gösteriyor, çare bulamıyor. Bir gün ilân ediyor : - Oğlumun hastalığını kim eyi ederse onu dünya malına gark edeceğim.

            Vezir oğlandan hakikati öğreniyor. Oğlan : - Babam Akkavak kızını bana alır, almazsa kendimi öldürürüm, diyor. Vezir vaziyeti padişaha anlatıyor. Padişah ta vaktiyle bu kızı sevmiş, alamamış imiş.

            Padişah : - Ben  onu  alamadım ki o alsın,  diyor.

            Beğ Böğrek babasından izin ve bir heybe altın alarak yola düşüyor, Dengiboz'a : - Beni Akkavak kızın memleketine götüreceksin, diyor, Dengiboz Hızır'dan tembihli olduğu için bunu ondan rica ediyor. Yanına vezirin oğlunu da alarak günlerce yol alıyorlar. Bir gün bir dağda bir koca karının evine misafir oluyorlar. Kadına işi anlatıyorlar, o da : - Aman oğul, diyor, bu kız pek yamandır. Şimdiye kadar kimse onunla boy ölçüşemedi. Onun âşıkları hep öldüler. Kafalarından kız bir kale yaptı. Korkarım senin de başına bir felâket gelir.

            Oğlan ısrar ediyor, kadını kıza elçi gönderiyor. Sabahleyin kadın kızın konağına gidiyor. Kız : - Peki gelsin, diyor, yalnız benim üç şartım var : Onları yaparsa ona varırım, yapamazsa kalenin şurasında bir gedik kaldı. Onun kafası ile orayı kapatırım. Şartımın biri benim ile at koşturma yarışı, biri güleşme, birisi de kırk arşınlık hendeği atlama.

            Kadın dönüyor. Oğlan razı oluyor, gidiyor Dengiboz'a yalvarıyor : - Ne olursa senden olur, diyor.

            Akkavak kızının yüzü nikaplı imiş, yoksa yüzünü gören güzelliğinden bayılırmış. Ertesi sabah hendeği atlıyorlar. Akkavak kızı hendeğin kenarına düşüyor. Oğlan da hendekten kırk arşın öteye atlıyor. Daha ertesi gün güleşte kız yeniliyor. Orada bulunanlar, pay bu yiğidindir, diyorlar. Yarışda da oğlan kazanınca : - Daha bir diyeceğim kalmadı, diyor.

         

            Kızın babası, düğünü burada yapalım, sonra kızı götürürsün, diyor. Oğlan da razı olmayor. Sonunda Ak Memleket'in padişahı olan kızın babası, kızına kırk deve yükü cihaz yükletip kırk hizmetçi ile oğlana veriyor. Oğlan memleketine geliyor. Memleketin kenarına gelince çiftçilerin öküzlerinin beyaz yerlerine kara çuval çektiklerini görüyor. Oğlan çiftçilere soruyor : - Padişahımızın oğlu bir kıza âşık oldu, gitti, o da yasa düştü, diyorlar. Oğlan : - Haydi, padişahınıza müjde verin, oğlun geliyor deyin, diyor. Onlar da koşa koşa padişaha gidiyorlar : - Padişahım, müjde... diyorlar fakat bir türlü söyleyemiyorlar. Vezir soruyor : - Yoksa Beğ Böğrek mi geliyor, diyor. Adam başı ile tasdik işareti veriyor. Padişah bir bölük askerle karşı çıkıyor. Oğlunu alıp saraya getiriyor. Akkavak kızı padişahın eteğini öpüyor. Düğün hazırlığı başlıyor.

            Beğ Böğrek, babasına : - Baba, diyor, benim vâdim vardı, ben bu kızı alırsam düğünümü av eti ile yapacağım, demiştim. Şimdi onu yerine getireceğim, diyor. Babasından müsaade alarak kırk arkadaş ile ava çıkıyor. Gide gide büyük bir koruya geliyorlar. Atlarını orada bırakarak yemeklerini yedikten sonra uykuları geliyor. Uyuyorlar. Korunun sahibi kral, lalasına : - Lala, dürbünümü getir de koruya kimse girmiş mi bakayım, diyor. Bir de ne görsün, kırk at yayılıyor, kırk yiğit te çayırda uyuyor.

         

            Kral : - Lala, git bunların atlarını ahıra çek, adamları da zindana at, diyor. Vaktiyle Beğ Böğrek'in babasının azat ettiği bir köle bu kralın lalası olmuş imiş.

            Lala atları tutuyor. Yalnız Dengiboz kaçıyor. Adamları da zindana koyuyor. Fakat Beğ Böğrek'i tanıyor. Beğ Böğrek, kendisini salıvermesi için yalvarıyor. O da bırakmıyor «Baban seni kurtarır» diyor.

            Senede bir hamama gitmek için dışarı çıkarlarmış. Bir sene tamam olunca dışarı çıkıyorlar. Hamama giderken Beğ Böğrek : - Arkadaşlar, siz gidin. Ben kalanın burcuna çıkıp Oğuzeli'ne bir bakayım, Oğuzeli'nden esen yellerden Akkavak kızının kokusunu alayım, diyor. Oğuzeli de kendi memleketi imiş. Arkadaşlarının yalvarmalarına kulak asmıyor, ayrılıyor. Saç sakal birbirine karışmış, burçta oturuyor. Uzaktan büyük bir kervanın geldiğini görüyor. Kervan başına bir mani söylüyor :


http://www.hepsibeles.net/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&p=3984

            Oğuzellerinden beri gelirsin
            Kasavat gönlümün gamın alırsın
            Benim şah babamı nasıl bilirsin
            Eğlenin bir habar verin yolcular

            Diyor.

            Kralın  kızı orada gezerken bunları duyuyor. Kervan başı maniyi duyuyor. Oradakilere : - Buna kim cevap verirse önde giden  katırı ona vereceğim, diyor. İçlerinde bir Keloğlan varmış : - Ben cevap veririm, diyor.

            Ben bir ulu bezirgânım kalmam yolumdan
            Alırım satarım dünya malından
            Gelişim sorarsan Oğuzelinden
            Söyle yiğit kelâm gelsin dilinden

            Diyor. Keloğlan adını soruyor. Beğ Böğrek te :

            Çıktım dağ başına derbendi ırak
            Bir dalga geldi de cûş etti yürek
            Babam padişahtır, ismim Beğ Böğrek
            İletin bir habar verin yolcular

            Keloğlan :

            Padişah babanın beli büküldü
           
Gözünün gevheri yere döküldü
           
Kulun kölen mezad oldu satıldı
           
Baltacı oğlu Kel vezir de babanın yerine oturdu

            Böğrek bunu eşidince teessüründen kendini aşağı atarken kral kızı kolundan tutuyor : - Evli misin, bekâr mısın, diyor. Beni alacağına söz ver, seni bu zindandan çıkarayım, diyor. O da söz veriyor. Gece zindancı uyurken kız, oğlanı kaçırıyor. Ve şöyle tembih ediyor : - Babanın memleketine git, asker al gel. Kırk arkadaşım vardı, onları isterim, biri eksik olursa kabul etmem, kralın kızını isterim yerine, versin, de, diyor.

            Beğ Böğrek'i kaladan aşağı iple sallayor. İp yetişmeyor. Kız ne yapalım, derken Beğ Böğrek cebinden bıçağını çıkarıyor, ipi kesiyor. Aşağı düşüyor. Orada şunu söyleyor :


http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye=yazioku&ID=7340

            Yüksek idi düşdüğüm yer, tutmaz oldu dizlerim
            Kıl bürüdü, görmez oldu gözlerim
            Bir senedir zindan dibi düzlerim
            Tez yetiş benim Dengiboz'um yetiş

            Diyor. Dengiboz oralarda dolaşırmış, koşarak geliyor. Meğer ormanda Böğrek, atın gemini eğerin kayışına takmış, imiş. Dengiboz dile geliyor : - Beğim, diyor, bir senedir ben neler çektim. Dizime kadar suya girdi isem su içtim. Dizime kadar ota girdi isem ot yedim. Bir defa şu eğeri kaldır da sırtıma bak. Böğrek eğeri kaldırıyor. Bir de ne görsün. Derisi ile beraber kalkıyor. Hayvana çok acıyor.

            Dengiboz : - Ne ise, tırnağımdaki şu tozu al da sırtıma ek, diyor. Alıyor, ekiyor. Yaraları eyi oluyor. Ata biniyor. Memleketine geliyor. Babasının gözleri kör olmuş, sarayı vezirler almışlar. Eskiler unutulmuş. Kel Vezir de Akkavak kızı almak üzere düğün yapıyor.

            Akkavak kızı önünde bir bardak zehir, son dakikaya kadar Böğrek gelmezse kendini öldürecekmiş.

            Böğreğin geldiğini öğrenince Kel Vezir kaçıyor. Babası seviniyor. Oğlunu yerine geçirmek istiyor. Böğrek kırk arkadaşı kurtarmadan hiçbir şey yapmayacağını söyleyor. Yanına bir tabur asker alıyor. Kralın mülküne gidiyor. Benim kırk atım ile kırk adamı sen nasıl olur da zindana atarsın, diye dayatıyor.

            Kral korkıyor, emir veriyor. Adamlarını ve atını veriniz, diyor. Böğrek - adamlarımdan biri eksik çıkarsa kabul etmem. Onun yerine kızını alırım, diyor. Zindandan 39 adam çıkıyor. Krala haber veriyorlar. O zaman kral kızını veriyor. Böğrek kızla ve arkadaşlariyle dönüyor. Sarayda düğün başlayor. Kralın kızını Kel vezire veriyor. Kendisi de Akkavak kızı ile kırk gün kırk gece düğün edüp evleniyor. Yiyip içip muratlarına eriyorlar.
 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR