ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 27 Şubat 2009 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ÜNYE KALESİ Mİ
DEREBEYİ ŞATOSU MU?

Araştırma : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)


Fotoğraf : Can ALBAYRAK - OGM Gazi Tesisleri / 2008 Ankara

ÜNYE KALESİ Mİ
DEREBEYİ ŞATOSU MU?
(Ünye Vizyon Gazetesi - Yıl : ?, Sayı : ??, 17.02.2009 tarihli nüshasında yayımlandı.)


http://www.unyevizyongazetesi.com/arsiv.asp?harf=&tur=0&sayfano=1

            Efendim; araştırmacılıkta, ortaya konulanın doğru olup olmadığını araştırmak da ayrı bir mevzu. Ünye’nin eski adı One ve Oney miydi acaba?.. gibi. Buna benzer bir yaklaşımla onlarca eserde Kırkıriye, Karkariye diye geçen yer adlarının Zile’nin eski adları olduğuna inanmayarak yaptığım araştırmada bu adların Kırşehir’e ait olduğunu ortaya çıkardım ve ait olduğu dönemde şimdiki Özlüce adlı yer altı şehrinin eski adının Zile olduğunu buldum ve isim benzerliğine dayalı bu hatayı düzelttim.

            Konuyu Ünye’ye adapte edecek olursak, bugüne değin çevirilerinde KALE olarak geçen tarihî yapının aslında 1862 basımı Fransızca orijinal eserinde farklı biçimde yer aldığını görünce hayretten dona kaldım.. bu denli önemli bir ayrıntı nasıl olurdu da gözlerden kaçabilirdi?


Kaynak : Racih TOKAÇ - "Ünye'de Güz Sahilleri" Slaytından Alınmıştır.

            Ünye İlçesi’nin Kaleköy köy hudutları içerisinde bulunan ve Ünye Kalesi olarak bilinen tarihî yapısı acaba sadece bir kale mimarîsi özelliğini mi taşıyordu?

            Charles Texier’nin Ali SUAT tarafından Küçük Asya adlı kitabındaki çevirisine bakacak olursak bahsedilen tarihî yapı KALE olarak algılanmakta!

            Acaba gerçekten öyle mi?

            Charles Texier’nin ‘ASIE MINEURE Géographique, Historique et Archéologique’  adlı Fransızca eserinin 1862 tarihli orijinal baskısını tetkik edecek olursak bazı tercüme hataları ve noksanlıkları olduğunu söylemekte haksız sayılmayacağız kanaatini taşıyorum.

            Şöyle ki :

            Ali SUAT’ın ‘Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi’ adlı çevirisinde Ünye kalesi bahsi aşağıdaki gibi tercüme edilmiştir.

            “Eski Oenoe, yani şimdiki Ünye kasabası Fatsa'nın otuz sekiz kilometre batısındadır. Buraya gelmeden önce geçilen Ceviz Dere suyu, eskiden Phigamus adı verilen bir sudur.

            Chalybelerin memleketi olan bu mevki, şimdi de demir madenleriyle meşhurdur ve halkı (s. 151) demircilikle hâlâ meşgul olurlar. Ünye'nin sekiz kilometre güneyindeki Kale köyünde yüksek ve hemen çıkılmaz bir tepede, eski bir kale vardır. Tapınak şeklindeki bir mezar, uçurum bir kayanın tepesine oyulmuştur. Buraya çıkmak mümkün olmadığından, yapan ustaların işlerini bitirdikten sonra tepeden iplerle indirildikleri muhtemeldir. Eskiler böyle işlerde çalışanları, yukarıdan iplerle indirirlerdi. Altın üretiminden söz ederken Pline bu ustaları iyi tarif eder: "Bu taşları yontanlar iplerle asılmışlardır; uzaktan bu ilginç manzarayı görenler, yeni bir şekilde kuşlar var zannederler.”

            Bu tercümeyi orijinali ile kıyaslayacak olursak aşağıdaki saptamaları yapabilmemiz zor olmayacaktır :

Ünye Kalesi'nin Kuzeybatı İstikametinden Bir İnsan Silûeti Gibi Görünen Cephesi

            1) Ünye kasabası – Fransızca metinde kasaba çağrışımını yapacak bir kelime yoktur. Orijinal metinde “Unieh, l’ancienne Oenoë, est située” denilmektedir. Yani ‘Ünye kasabası’ değil ‘Eski Oenoë yani şimdiki Ünye (Unieh)’ demeliydi. Charles Texier, Bayındırlık İşleri Müfettişliği görevi esnasında Fransız Hükûmeti tarafından Anadolu'ya gönderilmiştir. İlki 1833 ve ikincisi 1843 yılında olmak üzere Anadolu'da yıllarca süren seyahat ve incelemeleri sırasında Türkiye'nin çok büyük bir kısmını baştan başa gezip dolaşmış, kazılar yapmış, araştırmalarda bulunmuş ve bütün bu çalışmalarının sonuçlarını yayınlamıştır. O tarihlerde Ünye, Trabzon Vilâyeti Salnâmeleri’nde Canik Sancağı’na bağlı Kaza (Kasaba) olarak bilinmektedir. Kasaba kelimesinin ilâvesi hatalı değilse de orijinal metinde yer almamaktadır. Ve Oenoë, Ünye’nin kayda geçirdiğim 68 farklı kullanımı olan yer adlarından biridir. http://unyezile.com/yabanci.htm  http://unyezile.com/oney.htm


http://www.aleviforum.com/photoplog/images/6039/large/1_Kale_ato_Saray_Resimleri_1_.jpg

            2) Aynı cümle ‘Ünye kasabası Fatsa'nın otuz sekiz kilometre batısındadır’ diye devam etmektedir. Metnin Fransızca aslında ise otuz altı kilometre yazmaktadır “.. à trente – six kilomètres à l’ouest de Fatsa;”.

            3) “Ceviz Dere suyu, eskiden Phigamus adı verilen bir sudur.” tercümesinin orijinali ‘la petite rivière Djevis déré sou, que l’on traverse avant d’arriver, représente l’ancien fleuve Phigamus d’Arrien.’dir. Burada Cevizdere Suyu’nun küçük bir ırmak olduğu ve eski adının Tarihçi Arrien’in belirttiği Phigamus isminde bir nehir olduğu atlanmıştır. Yani eskiden büyük bir nehir iken şimdi küçük bir ırmağa dönüşmüştür.

Solda : Ünye Kalesi - Sathi arzdan 25 metro yükseklikte oyulmuş bir oda kapısı.
Kapının her iki tarafında Azize resimleri vardır. Sağda : Kalenin üst tarafında beş metro
irtifadaki  kapı harabesi önünde Fotoğrafçı Ahmet Hüseyin (ŞEN) ve kitabın müellifi M. Bahattin Bey .

Gönderen : Yüksel ŞEN - Osman DOĞAN / Resimli Ünye Rehberi 1930.

            4) “halkı (s. 151) demircilikle hâlâ meşgul olurlar” cümlesinde de eksiklik vardır. ‘Ataları gibi halkı halen demircilikle ve demir madeni işletmeciliğiyle meşgul olurlar’ biçiminde çevrilmeliydi. Orijinal metni : “les habitants, comme leurs ancêtres, s’adonnent à l’exploitation et au travail du fer.” şeklindedir.

            5) “Ünye'nin sekiz kilometre güneyindeki Kale köyünde” ifadesi de orijinal metnine bakacak olursak ‘Le village de Kalé keui’ yani ‘Kaleköy Köyü’ şeklinde tercüme edilmeliydi.

            6) “Kale köyünde yüksek ve hemen çıkılmaz bir tepede, eski bir kale vardır.” şeklindeki tercüme ise asıl üzerinde durmamız gereken KALE benzetmesindeki can alıcı noktayı işaret etmektedir. Metnin aslında ‘kayalık, ulaşılması hayli güç yüksek bir tepe üzerinden’ (sur une roche élevée et presque inaccessible.) bahsedilmektedir.

            7) “tepede, eski bir kale vardır” tercümesinin aslı ‘.. est voisin d’un ancien château bâti sur une roche ..) biçimindedir. Yani burada ‘köye komşu, kayalık bir tepe üzerine kurulmuş eski bir ŞATO’dan bahsedilmektedir. Burada mevzu edilen KALE değil ŞATO’dur. Çünkü Fransızca’da KALE = Citadelle kelimesiyle karşılık bulurken CHÂTEAU = Şato (Un château féodal), Saray (Le Château de Versailles), Büyük Köşk (Acheter un petit château) olarak çeşitli anlamlar ifade etmektedir.

Ağaç ve Bitki Örtüsüyle Kaplı Ünye Kalesi ve Tepede Şato Canlandırması (Rotti).

            Öyle ise Gezgin Charles Texier bize Ünye’de tepe üzerine kurulu bir ŞATO’dan bahsetmektedir. Bu detay çok önemlidir ve Ünye Kalesi’ne bakış açımızı kökünden değiştirecek önemi haizdir. Tepenin surlarla çevrili olması pekalâ KALE intibaını veriyorsa da surlar içerisinde ŞATO olamayacağı anlamına gelmez. Meselâ; Paşabahçe Surları içerisindeki ‘Hazinedarzâde Süleyman Paşa Sarayı’ Âyân Konağı ve subasmanı altındaki diğer saray temelleri örneğinde olduğu gibi!

            Etrafında da Kaya Mezarı ve toprak altı korunaklı mezarların bulunması da surların içerisinde ŞATO’nun var olduğu tezi ve anlatımını güçlendirmektedir.

Ünye Kalesi Surlarından Kaya Mezarının Görünümü - Kalede Ortaya Çıkan Mezarlar ve İskeletler.

Soldaki Fotoğraf : Ressam Üzeyir KOYUN - Sağdaki Foto : Şirin Ünye Gazetesi Fotoğraf Arşivi.

            Definecilerin ve tarihî eser kaçakçılarının yüzyıllardır yağmalamasıyla şatonun kalıntılarının da zaman içerisinde gözden kaybolması ve dağılması doğaldır.

            John Freely’nin The Redhouse Guide to THE BLACK SEA COAST of TURKEY - TÜRKİYE UYGARLIKLAR REHBERİ - 2 MARMARA ETRAFINDA - KARADENİZ KIYISI adlı eserinde Çaleoğlu Kalesi olarak da bilinen Ünye Kalesi aynı zamanda efsanevî Atmaca Kalesi'dir. Edebiyatta ilk olarak, Jean d'Arras'ın yazdığı on dördüncü yüzyıl romanı Mélusine'de görülür. Mélusine, hem Kıbrıs'ı hem de Kilikia Ermeni Krallığı'nı yöneten hanedandan Lusignan kontu Raimondin'in karısıydı. Efsaneye göre, Mélusine'in kız kardeşi prenses Merlier, kıyamete kadar bu kalede mahpus tutulmaya mahkûm edilmişti. Gardiyanı bir atmacaydı ama aynı zamanda kalenin etrafında şövalyeler de nöbet tutuyordu.

            Yani Ünye Kalesi, içerisinde mahpusların da mahkûm olarak tutulabildiği mahzenlere sahip oluşumlardan mürekkep korunaklı bir yerdi. Merdivenli dehlizlerinin de bulunması ve dibinde odalar olması kalenin içerisinde vaktiyle şato olduğunun birer delilidir.

            Araştırmacı ve Eğitimci İrfan IŞIK’ın Ünye Kalesi ile ilgili aktarımlarında (http://unyezile.com/unkale.htm) “Yapılış gereği, kalenin hemen yanından akan, bugün Ünye Deresi (Tabakhane Deresi) olarak adlandırılan dereden su ihtiyacının giderilmesi gibi görünse de dehlizlerin dibinde odalar olduğu; bu odalarda o günlerde kullanılan çeşitli askerî ihtiyaç malzemelerinin depolanmış olabileceği düşünülebilir.

            Ortaçağ'daki tüm şatoların su kenarında yapılmış olmaları rastlantı olamaz. Ana gaye su teminidir. Bu yüzdendir ki, su kenarındaki şatoların sahibi asillerin, tarihimizdeki adı ‘Derebeyi’dir.

Kale Surları ve Kaya Mezarı'nın Ağaçların Seyreltilmesinden Sonraki Görünümü

Hizmet Gazetesi'nin 14-12-2005 tarihli nüshasında yayımlandı.

            VI. Mithrydates, askerî faaliyetlerinde çok önemli olduklarına inandığı Ünye Kalesi gibi şatoların sayısını yüz elliye çıkarmak için Karadeniz’in sahil şeridinde ve iç Karadeniz’de stratejik mevkilerde seçtiği zaptı zor tepelerde kaleler yaptırdı. Bunların hepsi su kıyısında, hepsi de Ünye Kalesi formundaydı.

            VI. Mithrydates (132 M.Ö. – 63 M.Ö.) bu kalelere Kozofulos - Kozofilakia diyordu. Yapıldıkları günden terk edildikleri güne kadar çok çeşitli amaçlar için kullanılan Kozofuloslar VI. Mithrydates için asker, silâh, erzak, âlet ve edevat deposuydu.” ifadeleri ŞATO’nun varlığını teyit etmektedir.

Restore Edilen Ünye Kalesi Ziyârete Açıldı

Kaleye Osmanlılar'ın Eklediği Giriş Kapısı

            Şatolar, tahkim edilmiş derebeylik konakları olup, Ortaçağ boyunca, derebeylerin oturdukları, bir bölge hâkimi, prensi ve derebeyinin hâkim olduğu bölgede ekseriya sarp yerlere yapılmış, yüksek duvarlı kulelerle takviye edilmiş kale şeklinde yapılardır. Doğu ülkelerindeki kalelere benzeyen şatolar ateşli silâhların kullanılmaya başlanmasıyla önemini kaybetmiştir.

            Şatolar, savunma yapmak için kurulmuş, ona göre teşkilâtı yapılmış bir askerî karargâhtılar. Şato çevresi ise, derebeyine bağlı köylülerin, işlettikleri topraklar ve barınakları ile dolu bir durumda idi. O günkü imkânlara göre kalın yüksek duvarları etrafındaki hendekleri sarp yerlerdeki kuruluşlarıyla iyi bir savunma yeriydiler. Bunların yanında kuşatma için gelenlere yüksekten atılan taş, gülle ve kaynar sular emniyeti biraz daha arttırıyordu. Ayrıca kuşatma sırasında şatoya yiyecek, su ve savunma malzemelerinin dışarıdan getirilebileceği gizli kapı, dehliz ve yolların bulunması onlara rahatlık sağlıyordu.

Ünye Kalesi'nde Kaya Mezarı'nın Muhtelif Görüntüleri
    

            Ünye Kalesi’nin kimin eseri olduğu bilinmemektedir. Yöredeki stratejik önem arz eden demir madenini ve İç Anadolu’ya bağlanan ticaret yolunu güvenli kılmak için Pontus Kralları (M.Ö. 302 – M.Ö. 46) tarafından yapılmış olabilir diye düşünüyorum. İçerisindeki şatonun daha sonra da yapılmış olması muhtemeldir. Kısaca, bu tarihî alanda arkeolojik kazı yapılması gereklidir. Hititler’in düşmanı Gasgaslar ya da Kaşka Türkleri’nin (M.Ö. 2000 – M.Ö. 1300) şato gelenekleri yoktur.

            O halde Ünye Kalesi’ne Ünye Derebeyi Şatosu demek tarihî yapıların adlandırılması açısından daha sağlıklı bir terim olacak mıdır? Ya da tüm Ortaçağ boyunca Avrupa’da etkili olacak olan siyasî yönetim biçimi Feodalite’yi (Derebeylik) İlkçağ’ların terimi olarak kullanmak isabet kaydedecek midir?

            Kanaatime göre; Milât öncesi dönemlerde kale oluşumundan ve Milât sonrası süreçte de surlar içerisine şato eklentisinden bahsetmemiz mümkün olabilecektir. Geleceğin turizmi açısından konunun gündemi daha uzun müddet zorlayacağından endişem yok!

   
Restore Edilen ve Temizlenen Ünye Kalesi ve Kaya Mezarı

Tercüme Hata ve Noksanları Nereden Kaynaklanıyor?

            Araştırmamın ikinci safhasını, Küçük Asya eserindeki bu hatalı ve eksik çevirilerin nedenini bulmaya yoğunlaştırdım ve bulmakta da pek zorlanmadım.

            Meğer kitap, orijinal Fransızca aslından değil, Osmanlıca çevirisinden günümüz Lâtince harflerine çevrilmiş.. hem de sadeleştirilerek!

            Bunu, kitabın "Açıklamalar" bölümünden ve kendi ifadelerinden okuyalım :

            "Charles TEXIER'nin Küçük Asya adlı bu eserini Fransızca aslından değil de Arap harfli Türkçe çevirisinin esas alınarak günümüz Türkçe’sine aktarılmasının sebebi; eserin tarih, sanat tarihi, coğrafya, arkeoloji vb. farklı uzmanlık alanlarına ait bilgiye ihtiyaç duyulmasındandır. Günümüz şartlarında, bu kadar farklı alanlarda uzman olan akademisyenlerin bir araya toplanmasının imkânsızlığı açıktır. Çevirisi esas alınan Ali Suat Bey bir Osmanlı mülkiyelisi ve gezginidir. Yaptığı çevirinin uzmanlar tarafından incelenmesi sonucunda, oldukça başarılı olduğu kanaatine varılmıştır. Böylece Ali Suat Bey’in başarılı çevirisi esas alınarak Fransızca orijinal metinle karşılaştırılmış, atlanan yerler tespit edilerek Türkçe’ye çevrilmiştir. Yaklaşık olarak yüz elli sayfalık bir metin Ali Suat Bey’in çevirisinde yer almadığından, eserin aslından çevrilmiştir. Yine Ali Suat Bey’in çevirisinde yer almayan yüzlerce dipnot eser aslına müracaat edilerek tam olarak yerlerine konulmuştur.

            Elinizdeki bu eser, Ali Suat Bey tarafından Fransızca’dan Türkçe'ye tercüme edilmiş ve Küçük Asya; Coğrafyaya, Tarihe, Asâr-ı Atîkaya Tarîf adıyla üç cilt hâlinde 1923 - 24 yıllarında Arap harfleriyle İstanbul'da Matbaa-i Âmire'de basılmıştı (Bkz. Ön Söz). Prof. Dr. Kâzım Yaşar KOPRAMAN bu üç cildi Yeni Türk Alfabesi’ne aktarmıştır.

            Yeni Türk Alfabesi’ne aktarılan metin, Yrd. Doç. Dr. Musa YILDIZ tarafından Fransızca orijinal metinle de karşılaştırılarak sadeleştirilmiş, dipnotları yerleştirilmiştir. İlk iki ciltte Ali Suat Bey’in çevirisini yapmadığı cümle ya da paragraflar yine Yrd. Doç. Dr. Musa YILDIZ tarafından eserin aslından Türkçe’ye çevrilmiştir. Üçüncü ciltten itibaren, ilk neşirde çevirisi yapılmayan yerlerin çevirileri Yrd. Doç. Dr. Esma İNCE tarafından yapılmıştır. Bu çevirilerin yerlerine yerleştirilmesi Yrd. Doç. Dr. Musa YILDIZ tarafından yapılmış olup, bu ilâvelere dipnotlarda işaret edilmiştir. Kelime düzeyinde yapılan eklemeler dipnotlarda gösterilmemiştir.

            Sadeleştirme ve çeviri yoluyla ortaya çıkan metin, Türkçe yazım kuralları ve cümle yapısı bakımından Yrd. Doç. Dr. Kamil AKARSU tarafından kontrol edilmiştir. Böylece ortaya çıkan metin tarihî terimler, olaylar ve şahsiyetler açısından Prof. Dr. Kâzım Yaşar KOPRAMAN tarafından gözden geçirilmiş ve gerekli yerlere dipnotlar konularak okuyucunun dikkati çekilmiştir.

            Eserin sonuna eklenen haritaların çizimi, metnin coğrafî terimler açısından incelenmesi, yer adlarının bugünkü karşılıklarıyla yerli yerine konulması ve bu haritalardaki yer adları için dizin hazırlanması Prof. Dr. Mesut ELİBÜYÜK tarafından yapılmıştır. Sanat Tarihi terimleri açısından eser, Yrd. Doç. Dr. Kenan BİLİCİ tarafından incelenmiştir. Eserin sonuna eklenen "Açıklamalı Yer Adları Sözlüğü"nün hazırlanması ve eski yer adlarının bugünkü karşılıklarının bulunması Yrd. Doç. Dr. Yücel ŞENYURT tarafından yapılmıştır. Gravürlerin alt yazıları Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rahmi Hüseyin ÜNAL tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.

            Sadeleştirme ve çeviri yoluyla elde edilen metin, Prof. Dr. Semavi EYİCE tarafından kontrol edilmiş olup, yer adlarının Lâtince ya da Yunanca asıllarının belirlenerek verilmesi ricası, eserin orijinalindeki yer adlarının yazım şekli esas alındığından ve bu çalışmanın çeviri amaçlı olmasından dolayı yerine getirilememiştir.

            Murat ÖNGÖREN teknik yardımcı olarak eserin bu hâle gelmesine katkıda bulunmuştur. Bütün bu çalışmaların koordinasyonu Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı Başkanı Hasan DUMAN tarafından yapılmıştır. Eski yer adlarından günümüzde yerleri belirlenenler eser içinde bugünkü adlarıyla anılmıştır. Bu adlardan söz konusu eski yerin adını bugün birebir karşılayanlar önce yazılmış, sonra parantez içinde eski adları verilmiştir. Parantez içinde verilen eski adların yazımında Charles TEXIER'nin Fransızca yazımı esas alınmıştır. Okuyucunun kolay okuması ve daha iyi kavraması için aynı sayfa içinde söz konusu yerin yeni adı kullanılmıştır. Ancak bugün tam olarak karşılıkları olmayan veya bilinemeyen yerlerin hangi şehir ya da yerleşim birimine yakın olduklarına dipnotlarda işaret edilmiştir. Ayrıca eserin sonuna TEXIER'de geçen yer adlan için, "Açıklamalı Yer Adları Sözlüğü" eklenmiştir. Bu yeni yer adlarının belirlenmesinde W. M. RAMSAY, Anadolu'nun Tarihî Coğrafyası [Çev. Mihri PEKTAŞ] (İstanbul 1961); Bilge UMAR, Türkiye'deki Tarihsel Adlar (Ankara 1993); Seton LLOYD, Türkiye'nin Tarihi [Çev. Ender VARİNLİOĞLU] (Ankara 2000) ve Veli SEVİN, Anadolu'nun Tarihî Coğrafyası, / (Ankara 2001) adlı eserler kaynak olarak kullanılmıştır. W. M. CALDER ve George E. BEAN, A Classical Map of Asia Minör (London 1958), The British Institute of Archaelogy at Ankara ile Nazım TARHAN'ın hazırlamış olduğu Tarihte Türkiye (Ankara 1962) adlı haritalardan da yararlanılmıştır. Charles TEXIER'den sonra yapılan kazılar ve araştırmalar, o yıllarda keşfedilemeyen birçok eski yerleşim birimini gün yüzüne çıkarmıştır.

            Eserde yazar tarafından yer yer Asya tâbiri kullanılmakla birlikte asıl maksadının Küçük Asya olduğu, göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca sadeleştirme sırasında bölge, saha ayrımı cihetine gidilmiştir. Bölge; doğal, beşerî ve ekonomik özelliklerin genelde ortak olduğu ve bu özelliklere uygun olarak bir sınırla belirlendiği yerdir. Saha ise; bazen birden çok bölgeyi veya bölgelerin bazı kısımlarını içine aldığı gibi bazen de bölge içinde tek özelliğe sahip bir yeri ifade eder. Bu itibarla Ali Suat Bey’in çevirisinde kıt'a şeklinde geçen ifadeler saha olarak sadeleştirilmiştir.

            Eserin hazırlanmasında Arap harfli Türkçe metin esas alındığı için bu alanda çalışma yapacaklara kolaylık sağlaması açısından Ali Suat Bey’in çevirdiği metnin başlangıç sayfalarına parantez içinde işaret edilmiştir. Kitap içinde geçen üç ferman asıllarına uygun olması bakımından sadeleştirilmemiş olup, yalnızca Yeni Türk Alfabesi’ne aktarılmıştır.

            Ali Suat Bey’in açıklama mahiyetinde verdiği dipnotların sonuna çevirenin notu anlamında (Ç.N.) kısaltması eklenmiştir. Eserin Arap harfli Türkçe metninin basımı sırasında kontrol edip, dipnot düşen musahhihin notu anlamında (M.N.) kısaltması verilmiştir. Eseri Lâtin harflerine aktaran Prof. Dr. Kâzım Yaşar KOPRAMAN ve sadeleştiren Yrd. Doç. Dr. Musa YILDIZ ile katkıda bulunan Prof. Dr. Semavi EYİCE, Prof. Dr. Mesut ELİBÜYÜK, Yrd. Doç. Dr. Kenan BİLİCİ, Yrd. Doç. Yücel ŞENYURT'un açıklama ve düzeltme mahiyetinde düştükleri dipnotlara da yayına hazırlayanların dipnotu anlamında (Y.N.) kısaltması eklenmiştir. Sonunda bu türden kısaltma olmayan dipnotlar Charles TEXIER'ye aittir. Eserin orijinalinde italik olarak verilen bazı özel terimler ve kelimeler italik yazılmıştır. Yazımda Türk Dil Kurumu tarafından bastırılmış olan İmlâ Kılavuzu'nun 2000 yılı baskısı esas alınmıştır."

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR