ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 02 Temmuz 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

ÇINARIN GÖLGESİNDE
CUMHURİYET
MEYDANI 1

 

Araştırma : Ünye Yerel Tarih Grubu
Metinler : Aynur TAN, Funda ÇELEBİ, Burçak MADRAN

 

Ünye'de Belediye Meydanı - Yıl : 1952
Cumhuriyet Meydanı - Agâh Efendi Evi, Meydan Saati, Belediye Binası.

Yüksel ŞEN Fotoğraf Arşivi

 

Kavak Dibinden
Ünye'nin Geçmişine Bir Bakış Sergisi
(Bu broşürün içeriği Ünye Yerel Tarih Grubu tarafından gerçekleştirilen
"Çınarın Gölgesinde Cumhuriyet Meydanı Sergisi" araştırmalarından derlenmiştir.)

 

    

Ünye Yerel Tarih Grubu

            İçinde yaşadığı evin, sokağın, kentin tarihini merak eden, araştıran ve sahip çıkma arzusunda olan Ünyeliler olarak bir araya geldik. Aramızda öğretmenler, öğrenciler, esnaf, televizyoncular, gazeteciler, mühendisler, memurlar, eczacılar, emekliler bulunuyor.

Ünye Yerel Tarih Grubu Kadılar Yokuşu'nda
(Hatice Ayfer Güven, Mehmet - Gülhis Kıyak, Fatma Kıroğlu, Yusuf Sani
Sanioğlu, Şerif Öztürk, Süleyman Arıyük, Ahmet Işıtan, İ. Hakkı Kara, Kübra
Işıtan, Damla Nur Tan, Aynur Tan, Yaşar Argan, Mehmet Türk, Hüseyin  Sümer,
Rıza Akbulut, Mustafa Kalafat, Ümmet Kandoğan, Noyan Savaş, Habip Öztürk.)

Fotoğraf : Senih GÜRMEN

            Ortak paydamız aynı kentte yaşamak ve tarihle ilgilenmek. İlerde bu ilgiyi bir adım daha ileriye taşımak ve Ünye'de bugünün ve geleceğin tasarımında tarih alanında bir sivil girişim olarak çalışmak, projeler geliştirmek ve bunları Ünyeliler'le, araştırmacılarla, ilgilenenlerle paylaşmak derdindeyiz.

            Kaymakamlık, Belediye, Ticaret Odası, Ticaret Borsası, Hizmet TV kendi birikim ve olanakları çerçevesinde çalışmalarımıza katkı vermeye çalışıyor. Tarih Vakfı tarafından yürütülen Yerel Tarih Grupları Projesi ve Anadolu'nun diğer kentlerindeki yerel tarih gruplarının çalışmaları ise yapılanların farklı bir boyuta taşınmasına, Ünye dışına açılmasına olanak sağladı.

            Tarihin okullarda okutulduğu gibi can sıkıcı olmadığını, yaşamsal olduğunu, bugüne ve geleceğe dair olduğunu düşünüyoruz. Buradan hareketle geniş kesimlerin katılımının sağlanabileceği projeler üzerinde çalışıyoruz. Bakırcılar Çarşısı'nın geçmişini araştırırken bir taraftan da çarşının yeniden canlandırılması için çalışıyoruz. Ünye evleri üzerine bilgi/belge toplarken, evleri görüntülerken aynı zamanda evlerin birer birer yok olmasına dur diyebilmek amacındayız.

M. Ufuk MİSTEPE Sözlü Tarih Programı'nda - 13.05.2005

Hazırlayan ve Sunan : Aynur Zeren TAN

            Ünye'nin geçmişine tanıklık etmiş yaşlılarımızla geçmiş döneme dair görüşmeler yapıyoruz. Sözlü tarih yönteminden yararlanarak gerçekleştirdiğimiz bu görüşmeleri yerel televizyonda yayınlarken gelecekte araştırmacılar, merak edenler, gençler yararlanabilsin diye arşivliyoruz. Bütün bu çalışmaları yaparken bir arada çalışmaktan keyif alıyoruz.

Ünye Yerel Tarih Grubu İletişim :
Aynur Tan - Anadolu Ticaret Lisesi - 52300 Ünye/Ordu
Tel: 0 452 323 33 30 - Cep Tel: 0 536 211 78 30
e - posta :
aynurtanunye@hotmail.com

 

ÇINARIN GÖLGESİNDE
CUMHURİYET MEYDANI

 

            Meydan, en küçük yerleşim biriminden en büyüğüne ortak yaşamın yüreğinin attığı sosyal, kültürel, siyasî, ekonomik ve dinî yaşamın merkezidir. Kentin kaderini etkileyen kararlar, haberler, sevinçler, acılar oradan yayılır ve orada toplanır. Yüz yüze ilişkiler alanında gövde gösterileri yapılır; alkış sesleriyle inleyen meydanlarda gün gelir bayram olur. gün gelir isyan... Bütün yollar oraya çıkar : Kente gelen gezgin önce meydana gelir ve açılan yollardan kent yaşamının içine doğru ilerler. Cuma günleri, Pazar günleri temiz esvaplarıyla cemaatin toplandığı meydanlarda, bütün sesler ve renkler birbirine karışır.

 

            Ünye'nin Cumhuriyet Meydanı da tıpkı diğer kentlerdeki meydanlar gibi günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Ünye'de birlikte yaşamaya dair geçmiş ortak anıların en önemli sahnesidir, çınarın gölgesindeki Cumhuriyet Meydanı... Bugün hükûmet konağı, câmi, hamam, kaymakamlık, banka, otel, park, anıt ve diğer yapılarla çevrili olan meydanın bir köşesinde beş yüz yıllık bir çınar ağacı yükselir.

 

Tarihî Halkalı Kavak Ağacı (Ağacın Aslı Çınar'dır - Platanus) - Solda Saray Caddesi
Cumhuriyet Meydanı - Süleyman Paşa Sarayı Surları - Belediye Bahçesi (Park) - Askerlik Şubesi - İnönü İlkokulu

Hacı Ali Paşa Yüzlerce İnsanı Bu Ağaçta İdam Ettirmişti.

 

            Buradan çarşıya, iskeleye, mahallelere sokaklar açılır. Çınar ağacı, meydanı çevreleyen binaların değişiminin, beş yüz yıldır gölgesinde olup, biten pek çok şeyin şahidi olarak, geçip giden zamana inat orada öylece gölgeleyen, huzur veren yaşamını sürdürmektedir.

 

            O bunca yıldır olup bitenleri kaydeden bir kayıt cihazı olsaydı, bugün hamam olarak kullanılan kilisenin çan sesini, bugün kaymakamlık olan ilkokulun zil sesini, câmiden yükselen ezan sesini; Ankara'dan gelen devlet adamlarını dinleyen halkın coşkusunu, isyanını; kaymakam, belediye başkanının konuşmalarını, komşularına veda edenlerin hüznünü, gözyaşlarını, karşılayanların sevincini; banka önünde bekleyen müşterileri; bayram törenlerini, marşları; top oynayan çocukları; köyden getirdiği ürünü satan köylüleri; nal sesini, fayton sesini, araba sesini, ilk çalan kornayı; bu da ne diye şaşkın şaşkın bakan ve meydana doğru toplaşan insanları; bir dönem hapishane olarak kullanılan câmiden yükselen iç çekmeleri, üzerinden sarkan iplerde son bulan yaşamları ve daha neleri bize anlatırdı, aktarırdı...

 

            Biz onun gölgesinde sürdük geçmiş zamanın izini. Meydandan başladık Ünye'nin öyküsünü anlatmaya. Çınar ilham kaynağımız; albümlerde solan fotoğraflar, konuştukça daha çok hatırlayan Ünyeliler, bu kentten, bu meydandan gelip geçenler, hikâyeler, türküler, yol göstericimiz... Gelecek günler için hep birlikte hatırlayalım ve hatırlatalım, geçmiş duyguların izinde buluşalım istedik. Ünye'ye yeni gelen gezgin gibi biz de geçmiş günlere doğru yolculuğumuza meydandan başlayalım dedik.

 

ÜNYE CUMHURİYET MEYDANI HİKÂYESİ

             19. Yüzyıl

 

            Ünye içinde ulaşabildiğimiz kaynaklardan - tam adıyla "meydan" olarak anılmasa da - çevresindeki yapıların niteliğiyle böyle bir buluşma mekânının varlığına ilişkin kanıtları geçtiğimiz yüzyıl içinden bulabiliyoruz.

 

            Bugünkü meydanla dolaylı ilişkisi olan Hazinedar Sarayı'nın önemine kaynaklarda sıkça vurgu yapılmaktadır. 1808'de Ünye'ye sancak beyi olarak atanan Hazinedar Süleyman Paşa tarafından yaptırılmış olan, Türk mimarisinin en güzel örneklerinden, kârgir ve 110 odalı Hazinedar Sarayı kısa süre sonra 1837 (?) yılında yanmıştır. Sarayın hamamı ve câmisi de yine kaynaklarda anılmaktadır.

 

Ünye Hazinedaroğlu Konağı, İç Avlu Görünümü.
La résidence des Hazinedaroglu à Unye, vue de la cour intérieure.
Les dessins de Jules Laurens (1825-1901) - La côte de la Mer noire - 14 Ağustos 1847


http://www.inha.fr/images/bibliotheque/expo04/grande/eba2351.jpg

 

            1869 - 71 Trabzon salnamelerinden edindiğimiz bilgilere göre Ünye'deki dört kiliseden biri meydandadır; ayrıca iptidai mektebi, belediye binası, hükûmet binası, mezarlık, iskele, liman dairesi ve hapishane bulunmaktadır.

 

            Bugün meydanın batı ucunu tanımlayan Agâh Bey'in konağının da 19. yüzyılın ortalarında yapıldığı söylenmektedir. Yine aynı salnamelerde belirtildiği üzere, mezarlığın önündeki duvar boyunca akasya ağaçlarının altına kurulan pazarın adı "yemiş pazarı"dır.

 

            20. Yüzyılın Başı

 

            1900'lerin başında çekilmiş fotoğraflarda görülen çınar ağacı, yanı başında yer alan mezarlığın başlangıcıdır. Saray Câmîi, Hazinedar Konağı, eski iskele ve kamu yapıları 1920'lere kadar meydandaki yerlerini korumaktadır. Deniz kıyısındaki tek katlı bina da Ünye'nin bilinen ilk hapishanesidir.

 

Eski İskele ve Kumsalda Çaparlar
Lülecizade Rıfat Efendi ve Sıddık Tekirdağlı'nın Otel ve Altında Kahvehanesi

Ünye'nin 40 Parçalık İlk Kartpostal Koleksiyonundan (Gündoğdu Mağazası - 5 krş)
Ahmet - Gülay BİRBEN Fotoğraf Arşivi / Fotoğraf : Ahmet Hüseyin ŞEN

 

            1905 yılında inşa edilmeye başlanan bugünkü Anafarta İlkokulu, 1906'da Feyziye Mektebi olarak hizmete açılmıştır.

 

            1920'lere kadar meydanda Saray Câmîi, gerisinde Hazinedar Ailesi Konağı tarafına bakılınca eski iskele, meydan çevresinde hükûmet binası, belediye, hapishane, liman dairesi görülmektedir, 1920'lerde meydanda değişimler başlamış, belediye binası Millet Parkı'na taşınmış, hapishane ve hükûmet binaları da yer değiştirmiştir.

 

            1940 - 50 yıllan arasında, Hüsrev Yürür'ün belediye başkanlığı sırasında Ünye'nin ünlü acısu'yu evlere getirilmiş, meydan ve meydandan dağılan cadde ve sokaklar siyah parke kesme taş ile döşenmiştir.

 

            Gerçek bir değişimin yaşandığı 1950'li yıllara gelinceye dek mezarlık, yemiş pazarı, kameriye, orta yerde alt katlarındaki dükkânlarıyla Karakuşluoğulları ve Baba Lütfü'nün evleri, hamama dönüştürülmüş kilise, meydanın diğer bileşenleriyle birlikte izlenebilmekteydi.

 

Hükûmet Binası (Üstü Kaymakamlık, altı Maliye İdaresi), Liman Dairesi, Garavuşluoğulları
Hüseyin ve Tayyar Garavuşluoğlu'nun Evi, Tatar Mahmut'un Binasının Uzantısı, Acem Hasan'ın
Binası (Altında Foto Ahmet Şen'in Dükkânı), Feyziye Mektebi (Anafarta İlkokulu)


Ünye'nin 40 Parçalık İlk Kartpostal Koleksiyonundan (Gündoğdu Mağazası - 5 krş)
Ahmet - Gülay BİRBEN Fotoğraf Arşivi / Fotoğraf : Ahmet Hüseyin ŞEN

 

Değişim Rüzgârları

 

            1940'ların sonunda başlayan düzenlemelerle mezarlığın kaldırılması, Karakuşluoğulları ve Baba Lütfü'nün evlerinin yer aldığı blokun yıkılarak meydanın genişletilmesi gibi köktenci değişimler, meydanı bugünkü çehresine yaklaştırmıştır. Bu dönemde yine Agâh Beyler'in evi, Millet Parkı ve kameriye, hükûmet ve belediye binaları, Saray Câmîi, Anafarta İlkokulu gibi meydanın vazgeçilmezleri yerlerini korumaktaydı.

 

            1956 - 57 yıllarında devlet sahil yolunun açılmasıyla Millet Parkı'nın bir bölümü, kameriye, eski sahil şeridinde yer alan liman dairesi ve askerlik şubeleri de kaldırılmıştır. İskeleye ulaşan yeni bir yol ve park düzenlemesi de bu döneme tarihlenir. Yeni oluşumlarla Atatürk heykelinin de yeri değiştirilmiştir. Meydanın hemen hemen bugünkü konumunu kazandığı bu yıllarda hükûmet binası, Millet Parkı, Agâh Beyler'in evi, Saray Câmîi, Anafarta İlkokulu, eski hamam ve Deniz Otel binası meydanın sınırlarını belirlemiştir.

 

            Çınarın konumu meydanın yerleşiminde de önemli bir rol oynamış, ağaçtan dağılan yollar mahallelere açılmaya başlamıştır. Aynı yıllarda çınarın altı yüksek olmayan bir duvarla çevrilmiş, Belediye Başkanı Osman Yurt döneminde de çınarla ilgili bakım onarım işleri yapılmıştır.

 

            Çınarın gölgesinde meydanın hikâyeleri, binaları, insanları, ortak belleğimizin bir parçası olarak yaşamaktadır.

 

Çınar Dibi Ünye Düşleri - http://unyezile.com/daldandala.htm

M. Ufuk Mistepe Fotoğraf Arşivi - 11.05.2005 Çrş. 11:47

 

PLATANUS ORİENTALİS

 

            Ünye'de 7 adet tarihî çınar ağacı bulunmaktadır.  Birinci çınar Cumhuriyet Meydanı'ndadır. Çevresi 8.95 metre, boyu 3o metre, çapı 2.85 metre olan ağaç 450 - 500 yaşlarındadır.

 

            Çınar ağaçlarını Ünye'ye Trabzon seferinden dönen   Fatih'in   diktiği söylenir. Ulu çınar Ünyeliler'ce kavak olarak adlandırılır. Buluşma, sözleşme, görüşme adresi "kavak dibi"dir.

 

kavak dibi

 

            Kav : (isim) 1. Bazı ağaçların kabuğunda yetişen asalak kav mantarından elde edilen, hafif, çabuk tutuşur madde. 2. Kurumuş ve hafiflemiş ağaç kabuğu. Kavak : (isim) Söğütgillerden, sulak yerlerde yetişen, düzgün şekilde uzayabilen, kâğıt ve kibrit imalinde faydalanılan ağaç (Populus). Kavata : (Lâtince isim) 1. Bütün ağaçtan oymak sureti ile yapılmış kap. 2. Sert, fazla kızarmayan, turşuluk domates. 3. Kalın kabuklu, sert kırmızı biber. Kavela : (İtalyanca isim) Ağaç çivi, takoz, Kavi : (Arapça sıfat). 1. Gücü kuvveti yerinde olan, sağlam, dayanıklı, metin, muhkem. 2. Şiddetli zorlu. 3. Kudret sahibi, her şeye gücü yeten. Kavil : (Arapça isim) Sözleşme. Kavil yeri : Buluşmak için sözleşilen yer. Kavlak : (sıfat) Kabuğu soyulmuş, dökülmüş. Kavl : (Arapça) Lâkırdı, söz. Kavli : Sözle ilgili.

 

Cumhuriyet Meydanı, Belediye Binası,
Surlar, Agâh Bey'in Evi, Çınar, Millet Parkı ve Kameriye

Eskiden Nakil Araçlarının Kalkış Durağı

 

ÇINAR... KAVLAĞAN... KAVAK...

 

            "O zamanlar elektrik yoktu. Şehri aydınlatma işine Burhan Usta'nın babası bakardı. Lüks lâmbalar vardı iki boğumluk fitilli... Onlardan birisi de çınar ağacına asılırdı ve meydan aydınlatılırdı." (M. Kalafat)

 

            "Sık sık kavakla konuşan Atabey isminde biri vardı. Sarhoştu genellikle, ama okumuş birisiydi. Ara sıra şiir de söylerdi :

 

            Kavak kavak.
            Uzan, ulu kavak
            Bir gün olur
            Ben de senin gibi garip kavak."
                                                       (M. Kalafat)

 


Cumhuriyet Meydanı Projesi Jüri Üyeleri

            1950'li yıllarda çınarın iki gövdesi vardı. Yıldırım düşmesi sonucu biri yandı, o gövde kurumasına rağmen daha sonra yeniden aynı yerden ılgın verdi. Sözlü tanıklıklara göre çınarın bir gövdesi Saray Câmîi'ne doğru yatmış, eski belediye bu gövdeyi kestirmiştir. Çınar ağacının eski belediye binasına bakan bir gövdesi de meydana asılan radyonun ev sahipliğini yapmaktadır.

 

            Meydan düzenlemeleri sırasında çınarın dibi yol ile birlikte ince bir duvarla çevrilmiştir. Yarım metre yüksekliğindeki bu duvar, insanların oturup sohbet ettikleri bank vazifesi görmektedir. Çınarın içi zamanla dökülen yapraklarla çürümüştür. Necip Avcı, neredeyse 3 - 4 kişinin yatabileceği oyuğun içine beton dökülerek dolgu yapılmasını sağlamıştır. Belediye Başkanı Osman Yurt zamanında çınarın çevresi şimdiki yükseltiyle çevrilmiş, daha sonra ise önü taş kaplı bir plâtformla örtülmüştür. Necip Avcı döneminde taşların çınar ağacının köklerinin hava almasını engellemesi üzerine plâtform sökülmüştür.

 

 

MEYDANA VURAN DALGALAR

 

            Kavak dibinden başlayıp meydanın anılarına girdiğimizde denizden bir esintiyle hışırdar yapraklar... "Büyük gemilerin tüm rüzgârlara açık, sığınağı olmayan Ünye sahillerine yaklaşması enderdir. Bir gemi bu civarlarda birkaç zamandan fazla kalmak isterse açığa demirler..." diye yazıyor 1890'da yayımlanan Turquie d'Asie (Asya Türkiye'si, Cilt I) adlı kitabında Vital Cuinet.

 

            Neredeyse 50 yıl sonra Emine Altınel'in Ünye Monografisi'nde de benzer cümlelere rastlanır: "Vapurlar sahile bir buçuk mil ve mesafede otururlar. Beş kulaçta demirlerler. İskelesi 135 metre uzunluğunda olup yarısı beton ve yarısı da tahtadır. ... Yıldız ve Poyraz estiği zaman müthiş bir fırtına olur, bu esnada limanda bulunan vapur ve motorlar harmanlayarak Sinop limanına veya yakınında bulunan Vona limanına iltica etmek mecburiyetinde kalırlar."

 

            Ünye iskelesine 1800 yıllarından itibaren yabancı gemiler de gelmeye başlamıştır. Meydandan ulaşılan iskele ve deniz Ünye'nin dış dünyaya açılan yoludur.

 

 

            "Babaannem 1955 senesinde 95 yaşında öldü. Giresun'dan gelin gelmiş. Emriye Hanım derlerdi. Gemi iskeleye yanaşmadan kayıklarla gidip almışlar... Sahilde fener alayı yapılmış." (Selahattin Ebrişim)

 

            Kaynaklara ve anlatılanlara göre, elektriğin olmadığı yıllarda, gelen gemilerin ışıkları yamaçtaki tüm evleri aydınlatırmış. Herkes giyinir kuşanır kıyıya iner orada gemiyi izlermiş. Çocuklar iskeleden gemilere yüzmeye çalışırken zaman zaman nefesleri kesilir, boğulma tehlikesi bile atlattıkları olurmuş. Ama gemiye çıkmak en büyük zaferdir; hele gemide ağırlanmak, ilgiyle karşılanmak, yeni bir dünya keşfetme, yeni insanlar tanıma anlamına gelir onlar için.

 

            19. yüzyılın sonlarında Ünye iskelesinin oldukça işlek olduğu ve ticaretin yoğunluğu Trabzon salnamelerinden öğrenilmektedir. 20. yüzyılın başında şimdiki İş Bankası hizasına taşınan iskele, 1937 yılında yeni bir düzenlemeyle birlikte kullanıma açılmıştır.

 

            "Deniz yollarının vapurları haftada iki defa İstanbul'dan iki defa da Trabzon'dan olmak üzere 4 defa Ünye'ye uğramakta yük ve yolcu almaktadır. Bu vapurlar en fazla iki saat kalıp devam etmektedir. Bazen ihtiyaca göre tuz ve gaz vapurları limana gelip yük boşaltmaktadır." (Emine Altınel, Ünye Monografisi, 1989)

 

 

            1950'li yıllarda deniz acentesi olan Hüsrev Yürür ve Fransızların acentelik verdiği tüccarlar, Ünye'nin el ve tarım üretimini dışarıya satmaktaydı. İskelede ilk fındık yüklendiği zamanlar, tüccarın ilk çuvalı kurdelelerle süslenir, taşıyan işçilere bahşişler dağıtılırdı.

 

            Beton yolcu iskelesi 1956 yılında Bayındırlık Bakanlığı tarafından yapılmış. Liman Başkanlığı'nın yeni binası da denizin doldurulması yoluyla aynı yıl inşa edilmiştir. 1957'de karayollarının düzenlenmesiyle deniz yolları ihmal edilmiş ve etkin kullanımını yitirmiştir. Bu döneme kadar meydandan dağılan yollardan biri, belki de en önemlisi, deniz tarafına doğru, iskeleye açılan yoldur.

 

ÇINARA GÖLGESİ DÜŞEN KONAK...

 

            Meydana bir zamanlar yukarıdan bakan Hazinedar Konağı, câmisi, hamamı, surları ile olduğu kadar efsanesiyle de meydanı sarar. 18. yüzyıla tarihlenebilecek Karadeniz Bölgesi âyan konaklarının en büyük ve en görkemlilerindendir. Deniz kenarında, yaklaşık 5 - 6 metre yüksekliğinde bir set üzerinde inşa edilmiş olan konak, üç katlı "U" biçiminde bir ana yapıyla, avludaki bir divanhaneden oluşmaktadır.

 

La résidence des Hazinedaroglu à Unye
Les dessins de Jules Laurens (1825-1901) - La côte de la Mer noire


http://www.inha.fr/bibliotheque/expo04/laurens.html
http://www.inha.fr/images/bibliotheque/expo04/grande/eba2207.jpg

 

            1808'de Ünye'ye sancak beyi olarak atanan Hazinedar Süleyman Paşa'nın yapıyı ahşap malzemeyle inşa ettirdiği bilinmektedir. Deniz kıyısında yüksek taş duvarlar (bugünkü surlar) üzerine kurulmuş saray, yapımından kısa bir süre sonra yanmıştır. Sarayın arazisi, zamanla bir mesire yeri haline gelmiş "Paşabahçe" olarak bilinmektedir. Saraydan geriye kalan tek ek yapı, bir süre "Yeni Hamam" adıyla halk tarafından kullanılan bir hamamdır; saraydan biraz uzak olup, saray çalışanlarının kullanımı için inşa edilmiştir.

 

            Daha sonraları sarayın yerine yine aileye ait başka binalar inşa edilmiştir. Sarayın iki büyük sarnıcından biri üzerine yerleştirilen konak, 1939 depreminde ağır hasar görünce Asaf Bey tarafından yıktırılmış, yerine taş bir bina yaptırılmıştır.

 

 

            "Biz doğduğumuz zaman saray çoktan yanmıştı. Harem ve selâmlık denilen iki ev ile bir de taş evimiz vardı. Bir de hamam ve aşevi hâlâ duruyordu.

 

            ... Erzincan depreminden sonra yapılan binada biz oturuyorduk, daha sonra bu evin temeli üzerine şimdi bulunan ev yapıldı. Sarnıcımız vardı, hâlâ durur. Tavla denilen, zamanında atların çekildiği bir yer vardı... Aşevinin yerine Rüveyde Halam ev yaptı..." (Hilkat Haznedar Gürsoy)

 

MEYDAN VE DENİZ ARASINDAKİ KEYİF :
KAMERİYE VE PARK

 

 

            Devlet sahil yolu yapılmadan önce kıyıda bulunan kamu yapılarının bahçeleri, eski fotoğraflarda göze çarpmaktadır. Belediye binasının yanındaki bahçenin içinde mübadeleden önce Rum ustalar tarafından inşa edilen bir kameriye bulunmaktaydı. İçinde canlı müzik yapılan kameriye 1939 depremiyle harap olmuştur. 1944 yılında Hüsrev Yürür harabeyi kaldırmış ve yakınına büyük çınardan bir filiz diktirmiştir. Millet Parkı'nın düzenlemesi de bu yıllarda yaptırılmıştır.

 

  

 

            "Zamanın gençleri, halkevleri faaliyeti olarak.. yaz aylarında o kameriyede tiyatro oynar, konserler verirdik, insanlar bizi Millet Parkı'nda banklara oturur dinler ya da kayıkla gezerken dinlerlerdi.

 

            Kameriyede ajans da dinlenirdi; ayrıca şehirle ilgili önemli toplantılar da orada yapılır, önemli kararları şehrin ileri gelenleri orada alırdı. Gelen devlet adamları da orada ağırlanırdı, kameriye herkesin, şehrin toplantı yeriydi." (Hüseyin Sümer)

 

 

            "Hükûmet binasına radyo asmışlardı. Akşamlan ajans dinlemeye Cumhuriyet Meydanı'na giderdik. Ama ne gidiş; süslenip püslenir, Millet Parkı'nda oturup radyo dinlerdik (Yıl 1940)." (Şükran Küçükoğlu)

 

            Zaman zaman da birtakım kamusal yapılar parkın içinde yer almıştır. Bunlardan biri kütüphanedir. 1982'de Şehitler Parkı'na taşınan kütüphane 1990'lann sonuna doğru Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu bahçesindeki binasına yerleşmiştir.

 

Solda Cumhuriyet Meydanı ve Anafarta (Feyziye) İlkokulu, Sağda Millet Parkı
  

 

            1950"lere kadar mezarlığın yanında bulunan trafo, 1954'te Hükûmet Konağı inşa edildikten sonra parka taşınmıştır.

 

 

 

     
Makalenin Başına Dönmek ya da Devamını İzlemek İçin Tıklayınız

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR