ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 24 Eylül 2007 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

ÜNYE'DE
UCUZ EKMEK VE
PAHA BİÇİLEMEZ İNSANLIK ÖYKÜSÜ

MakaleAynur Zeren TAN
(Tarihçi - Yazar - Araştırmacı - Eğitimci - Yapımcı)
http://www.hizmettv.com.tr/read_article.php

ÜNYE'DE
UCUZ EKMEK VE
PAHA BİÇİLEMEZ İNSANLIK ÖYKÜSÜ


Fotoğraf : Necmettin ERYILMAZ 20.09.2007

            Fırınların sıcak ekmek kokusu, kış günlerinde, bayram arifelerinde, hafta sonlarında ve özellikle ramazan aylarının iftara yakın saatlerinde ki telaşlı kalabalığı hep cazip gelmiştir bana. Bir de yöremizde ki fırınların, artık büyük şehirlerde kalmayan – nostaljik - özelliklerini koruyor olmaları, sabahları çıkan ekmeklerin, daha doğrusu taş fırın ekmeklerinin mis gibi kokusuna toplanan kalabalık ve onların sohbetleri, sıcak bir somun ekmeğin sağladığı sabah telaşları (evlerin erkek çocuklarının üstlendiği görev) hep takılmıştır gözlerimin objektifine.

            Ramazanda çıkan susamlı, yumurtalı pideler, onları bekleyenlerin oluşturdukları kuyruklar, o kuyruklarda ki hem sabırlı, hem sabırsız kıpırdanışlar fark edilmeyecek gibi değildir.

Çamlık Restoran'da Unlu Mamuller ve Pide İmalâtı

 

            Hepsi birbirinden lezzeti ince, yuvarlak, uzun pideler elleri yaka yaka yetiştirilirken evlere, bazen iftar yollarda açılır kıyısından koparılan parçalarla.

            Ethem Baba fırınından en lezzetli pideler taşınırdı evlere İsmet Bey’in gülümsemesiyle sarılarak, hafta sonları yan sepetlerdeki pide içleri kokuturdu fırınları. Dışarıda karlı bir kış günü voltasını atıyorsa ne güzel olurdu sırada bekleyen sepetlerin arasında sohbet etmek. Fındık çubuğundan örülmüş sepetlere özenle yerleştirilen pideler buram buram kokar, hayvanlarını bile peşinden sürüklerdi. Ethem Baba fırınından evimize kadar soğumadan gelirdi pideler.

  
Fotoğraflar : Necmettin ERYILMAZ 20.09.2007

            Yöremizde hep güzel yapılar pideler ama fırında pişenlerin ayrı bir lezzeti vardır. Fırıncılarımızın hemen hemen hepsi güler yüzlüdür ama İsmet Bey bir başkaydı.

            Ramazanının ardından bayram gelirdi, bayramdan önce telaşı da gelirdi tabi, tatlılar açılır, lokumlar kesilir (dikkat edin kesilir diyorum) doğru fırına.

            Ethem Baba fırınında İsmet Bey de bizzat katılır telaşınıza, “Aman iyi pişsin, aman yanmasın tatlılar, lokumlar da kurumasın”.

  
Fotoğraflar : Eren TOKGÖZ (İnşaat Mühendisi)

            “Merak etmeyin Hoca Hanım” derdi gülümseyerek, “Hiç merak etmeyin!”

            Almaya gittiğinizde en üst raflardan indirir tepsilerinizi ve gazeteyi üzerinden çekerek onay beklerdi.

            “Nasıl olmuş Hoca Hanım?”

            Mis gibi kokan tatlıları, lokumları fırından çıkarmadan bir kez daha bakardık sanat eseri izler gibi…

  
Fotoğraflar : Necmettin ERYILMAZ 20.09.2007

            Tatlıcının ustalıkla açtığı, Ethem Baba Fırını'nda da tam tavında pişen nar gibi kızarmış hamur işi sanatımızı alır, koltuğumun altına iyi bayramlar dileyerek ayrılırdım fırından.

            “Nice bayramlara İsmet Bey”

            “Nice bayramlara Hoca Hanım, çoluğunuzla çocuğunuzla..”

            “İnşallah”



Fotoğraf : Eren TOKGÖZ - Meşhur Ünye Pidesi

            Kalabalık günlerde eşi de olurdu fırında sevgili Arzu, yani annen, bayram bitse de benim telaşım bitmezdi, eşe dosta hazırladığım lokumlar illa da fırında pişecek.

            “Tepsiyi kaçta getireyim İsmet Bey?”

            “İkiden sonra uygun Hoca Hanım.”

            Ben biliyorum ki İsmet Bey ücret almayacak, ne kadar ısrar etsem de faydasız. Ben de çekiniyorum, ama başka fırına gidersem gücenecek, hem her fırın aynı titizlikle ilgilenmiyor ki ekstra bir işle, ama haksız da değiller, ekmek işi zaten çok telaşlı.

            On kez gideceksem üçe indiriyorum lokum, börek pişirme işlerini.

Ünye'nin Meşhur Dört Mevsim Pidesi  - Sami Soysal Parkı

            Fırının önünden geçerken bay bayan ikisi de sitem ediyorlar…

            “Görünmedin epeydir?”

            Fırından çok uzağa taşındığım halde üşenmeden tepsileri çarşıda Ethem Baba Fırını’na getiriyor. Tepsilerin biri benim diğeri onların, ancak böyle ödeşebiliriz.

            Ama kabul etmiyorlar, bazen de koyuluyoruz fırında lokumları yemeye. Sevgili Arzu, baban çayları söylüyor, annenle ben uzun uzun lokumlar ve yemekler üzerine konuşuyoruz. O kendi tariflerini veriyor.

            Hatt⠓Fırında güveç de ne güzel olur” diyoruz, bir gün de güveç denemeye karar veriyoruz.

  
Çakırtepe Tesislerinde Pide ve Güvecin Fırından Çıkarıldığı ve Servise Hazırlandığı An.

            Sonra seni anlatıyorlar bana, onları çağırdığını çok yorulduğunu, Paris’teki Türk gençlerin nikâhlarını kıydığını… Geldiğini, az kaldığını, telefon açtığını nasıl anlatıyorlar, gurur duyuyorlar seninle…

            Baban gözleri ışıl ışıl, “Bana, Paris’te iş buldu bana ama gitmek istemiyorum” diyor. Sonra söz dönüp dolaşıp “ucuz ekmeğe” geliyor. “Nasıl başardınız böyle ucuz tutmayı? Bunu mutlaka anlatın, kayıt yapalım” diyorum. Her ikisi de sevinerek kabul ediyorlar görüşmeyi, ancak fırını pastaneye çevireceklerini söylüyorlar “Daha sonra pastanede görüşürüz” diyorlar.


http://www.sirinunye.com/detay.asp?hid=3198

            Ben de ısrar edemiyorum, fırının yıkılacak olmasına içten içe üzülüyorum. Benim için bir nostalji daha yok olacak, taş fırın, ahşap raflar, uzun kürekler, somon hamurlar, un çuvalları, boş tepsiler, kepekli ekmekler, yanmış kabuk yığınları yok olacak! Nedense çok mutlu olduğum, sıcacık çaylardan alınan yudumlarla çeliklenen dostlukları, sohbetlerini kaybedecek olmak yüreğime çentik atıyor.

  
Fotoğraflar : Necmettin ERYILMAZ 20.09.2007

            Olmamıştı, yürümemişti, UCUZ EKMEK satmak, bu devrin ticaret çarkına uyum sağlayamamıştır. Simit sarayları moda idi. Fırın yıkıldı, siniler, un çuvalları, kürekler, tekneler dışarı atıldı anımla birlikte.

            Ethem Bey ve eski bir Ünye Hanımı olan Harika Hanım’a birkaç kez yolda rastladım. O soğuk kış günlerinde fırında yaptığımız sohbetlerin tadında yine sıcacık selâmlaştık, hal hatır sorduk, ben onlara seni, onlar da bana kızlarımı sordular.

            Ama öyle anlıyorum ki onlar da benim gibi fırını arıyorlardı. Lokumlar aramızda parola gibiydi. Gülümsüyorduk birbirimize “Ünye Lokumu” deyince…


Meşhur Bayramlık Ünye Lokumu

            “Fırını kapattınız artık eskisi kadar lokum yapmıyorum” diye takılıyorum ”Hem kilo aldırıyor tereyağlı lokum” diyorum. Kayıt yapmaya fırsat olmadı kaldı, simit sarayını ayağım çekmedi mi nedir? Ben kaydı fırında istemiştim, çay içip lokum yerken, her ikisi ile birlikte…

            İsmet Bey “ucuz ekmek” olayını anlatacaktı, zamlara nasıl karşı çıktığını, nasıl tehdit edildiğini, aslında zamsız da kâr edildiğini… olmadı.

            Ama Arzu, iyi dürüst, güler yüzlü bir usta, bu devirden sonra, hem de “Ucuz ekmek” satmak, yani “Daha az kâr etmek” felsefesi ile hareket eden bir usta daha gelmeyecektir, ne Ünye’ye ne de yöremize.

            Simit sarayına halâ gitmedim, her önünden geçtiğimde İsmet Bey ve Aytaç Hanım seslenecekmiş gibi geliyor halâ….

            “Hocanım lokumları al gel, hep birlikte bir çay içelim buyurun lütfen…”

  

            Sevgili Arzu, babanın toprağı bol olsun, Allah annene ve sana sabırlar versin.

*****     ****    ****

            Seçilen milletvekillerimize yeni görevlerinin hayırlı ve başarılarının devamlı olması dileğiyle.
                                                                                                                    Aynur Zeren TAN
                                                                                                                           25.07.2007

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR