ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 16 Kasım 2007 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

ÜNYE'NİN
FENERCİ BABASI

Anı : İrfan IŞIK
(Emekli Öğretmen - Araştırmacı - Yazar)

ÜNYE'NİN
FENERCİ BABASI
(Şirin Ünye Gazetesi - 14.11.2007 tarih, Yıl : 47, Sayı : 3333, Sh. 2'de yayımlandı.)
http://www.sirinunye.com/detay.asp?hid=3651

            Kurtuluş Savaşı sonrası Cumhuriyet kuran büyük kurtarıcı Atatürk’ün önderliğinde devrimlere girişildiği yıllarda, Türkiye’nin nüfusu on bir milyon civarında idi. Türk Ulusu bu kadarcık nüfusla İsmet İnönü’nün "yedi düvel" dediği Dünya'nın en gelişmiş ülkeleri ve onların piyonları ile savaşarak, egemenliğini tüm Dünya ile birlikte düşmanlarına da kabul ettirmiş, tam bağımsız Cumhuriyet'ini kurmuştur.

            Ne yazık ki Atatürk’ün Gençliğe Hitabı'nda târif ettiği gibi 'Cumhuriyetimiz harap ve bitap'tı. Türk köylüsü hayvancılık ve aile tarımcılığı ile kendi gereksinimlerini karşılamak çabasında idi. Kentlerde yaşayan halk da aynı çaba içinde idi. Ne sanayi ne de elle tutulur esnaf sınıfı vardı... Herkes genellikle ailesinin geçimi için çalışmakta idi. O kadar ki; kendir üreten köylülerin kendir saplarından yoldukları liflerden ilkel bir şekilde ürettikleri kaba dokuma ile kendilerine "Karadon" dedikleri bir pantolon ve "göynek" dedikleri bir üstlük dikerek giyindikleri yıllar daha dün gibi yakın. Bu giysiler ile gezen köylülere 1955 yılına kadar sıkça rastlamak olası idi.

            Savaş yılları sonrası Türk insanının gereksinimi özdeyişlerimizde tanımlandığı gibi gerçekten 'bir lokma bir hırka' idi.


Fotoğraf : Dr. Mürselin GÜNEY http://www.unye.org/deniz.htm

            Bebek ölümleri dünya ortalamalarının akıl almaz ölçüde üstünde.. Samsun ile Ordu arasındaki coğrafyada sıtma, çiçek ve verem hastalıkları bir kıran ölçüsünde idi. Çiçek aşısı ve kinin, sıtma ile çiçek hastalığının kesin koruyucusu idi ama, onları bulmak hayâl idi. Verem aşısı bulunmuştu ama, Türkiye henüz adını bile duymamıştı. Veremin tedavisi "zengin beslenme" diye târif ediliyordu. Yağlı ballı beslenen kaç kişi idi ki Türkiye’de? Üstelik verem zengin sayılan pek çok Ünyeli’yi alıp götürmüştü. Halk korku içinde idi.

            1930’lu yıllarda Ünye, eczane ve eczacısı olan Türkiye’nin çok nadir ve şanslı kasabalarından biri idi ama, aranılan ilâçların tümünü bulmak imkânsızdı. (O Eczacı Suat, şimdi FALEZİN üzerinde Topyanı ile Fener arasındaki Tepe’de zamanının en modern mimarîsi ile tasarlanmış mezarında tek başına yatıyor.

Mezarın Kitabesi : Eczacı Cinoğlu
Ahmet Rasim Bey Burada Yatıyor 1858 - 1934

Fotoğraf : Ressam Üzeyir KOYUN

            O’nun gömüldüğü zamanda oralar çok ıssız, çocuklar için âdeta korkunç yerler idi. Rahmetli eczacı için 'hortladı' diye bir iftira çıkarılmıştı. Oranın korkutucu yer olmasından mıydı? Yoksa bir takıntılının öç alma isteğinden mi çıkmıştı bu söylenti bilinmez ama Ünye’ye hiç kimsenin yapmadığı kadar büyük hizmet vermiş bir fâninin, bu şekilde aşağılanması da o oranda haksızlıktı).


Fotoğraf : Dr. Mürselin GÜNEY http://www.unye.org/deniz.htm

            İlâçları, Samsun - Trabzon gibi illerde muayene olup, doktor reçetesi alanlar arıyor, ya da eczacının bizzat tavsiye ettikleri alınıyordu. Sağlık dışındaki gereksinmeler iyi kötü karşılanıyordu ama, doktor ve ilâç ihtiyacı bir başka ve onulmaz dertti. İlâç bulunsa bile iğne vuracak sağlıkçı, o iğneyi tavsiye edecek doktor nerede idi? İstanbul’da doktor yetiştirecek.. bir üniversitenin fakültesi vardı ama, sağlık memuru yetiştiren bir okul yoktu. Parmakla gösterilecek kadar yetişen doktor da hep büyük kentlerde ya da askerîyenin bünyesinde idiler, iğne yapmasını bilen kişiler savaş yıllarında, ordunun sıhhiye sınıfında hizmet veren terhis edilmiş askerlerdi.

            Ünye’nin Fenerci Babası da böyle bir kişi olmalıydı. Ama O kendisini  öylesine iyi yetiştirmiş bir sağlıkçıydı ki âdeta genel cerrahtı. Üstelik Ünye’nin üst düzey bir kent soylusuydu. Zengindi. İtibarlıydı ve tüm Ünye’nin Fenerci Babası idi.

10.06.1937 - Vona (Perşembe) Gençlerinin Ünye Fener Hâtırası

Gönderen : İbrahim GÜRKAN  http://ibogurkan.sitemynet.com/

            Ünye Limanı’nı belirleyen Fener'in bakım ve korunması, çalışmasının devamlılığı ona emanet edilmişti. Falezin en uç kısmında, hem Çaltı hem de Yason Burnu’ndan döner dönmez görülen bir yerinde, dört duvar şeklinde yapılan bir korunağın içine kurulan fener, gece gündüz devamlı belli aralıklarla çift çakan ışığı ile denizdeki trafiğe yön veriyordu. Halen de vermekte..

            Fenerin gayet basit bir düzeneği vardı. Altta bir asetilen gazı tüpü, yukarıda onu ayarlı bir zaman diliminde otomatik olarak açıp kapatan ve açıldığı zaman ateşleyen bir düzenek. Gazın çıkıp ateşlendiği yer olan  marpucun çevresinde ışığı uzaklara ulaştırması için ayarlanmış, kalın camlı bir çevresel ayna, hepsi bu…  Bu sistemin devamlılığını da Fenerci Baba sağlıyordu. Fenerin güvenliği için onun bulunduğu kentin  en güvenilen bir kişisine teslim edilmesi gerekiyordu ki,  bu Ünye için Fenerci Baba idi.

Ünye Deniz Feneri ve Feneraltı Kayalıkları Suni Havuzları

Foto : Ahmet Hüseyin ŞEN (Ünye'nin ilk kartpostallarından) / Resimli Ünye Rehberi 1930
(Ahmet - Gülay BİRBEN Fotoğraf Arşivi)

            Çünkü o her şeyden önce zengindi. Tüccardı. Kentin tek iğne vurucu sağlık memuru, hastalıkları tanılayan alaylı doktoru, kapalı şiş ve yara gibi görülebilir hastalık belirtilerini ameliyatla otayan bir cerrahtı. Vurulan insanların vücudunda kalan kurşunu çıkarabilen, kılıç, hançer, kama gibi kesici silâhların açtığı yaraları dikebilen ve onları iyileştirebilen bir cerrah… Ailesi ve birkaç yakınından başka ismini bilen yoktu . Adı Ahmet AYDINER'di ama O Fenerci Baba idi.

            Benim hala dediğim, babamın halasının kızı olan İfakat Hanım ile evli idi. Halamdan çocukları olmamıştı. Ama ilk eşinden vardı. Ben de adını bilmez ona Fenerci Enişte Baba derdim.

Feneraltı Kayalıkları ve Fener'in Eski Doğal Görünümü

            Ünye Deveyi Fenerci Baba’nın tüccarlığı sayesinde tanıdı. 1940 hattâ 1950 yıllarına kadar ulaşım deniz yolu ile yapılırdı Ünye’de. Karayolu sadece Niksar - Ünye arasında vardı. Niksar’ın ihraç malları tütün, ceviz, meyve, hayvan, Ünye’den gemilere yüklenerek İstanbul’a taşınırdı. Ama Niksar’dan Ünye’ye hayvan dışındaki mallar deve ile gelirdi. Beşer balya tütün yüklenmiş ya da çuval çuval ceviz yüklü develer, yularlarından birbirinin arkasına bağlanmış, upuzun, tek sıra halinde  30 - 40 - 50 develik kervanlar halinde gelir, KEFELİ BEDESTEN’i ile Kefeli Konağı’nın  bahçe duvarı arasına çöktürülürdü. Deveciler acele ile yükleri çözer, Fenerci Baba’nın ardiyelerine götürürlerdi. Kervancı başı şimdiki Emniyet Âmirliği karşısındaki  Nozona Pastanesi’nin olduğu yerdeki Fenerci Baba’nın ofisinde onunla kahve içer hesaplaşırlardı.

Bir Zamanlar Deve Kervanlarının Konakladığı Kefeli Hanı'nın Duvarları ve Otopark Yapılan Avlusu.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE

            Bu arada Kervan dönmeden önce tüm Ünyeliler develerin köpükler saçan ağzı ile geviş getirmelerini seyreder, böğürtülerini hayretle dinlerlerdi.  Biz çocuklar korka korka develerden yün yolar, onları düz taşlar üzerinde yuvarlayarak keçeleştirir top yapardık. En büyük topu yapan çocuğun cesaretine hayranlık duyulurdu.

            Fenerci Baba Tokat ve Niksar’la çok geniş çaplı iş yapan tek ve en büyük tüccardı. Türkiye’nin her yerinde ticarî itibarı vardı. Ünye’de en büyük saygıyı gören kişiydi. Doktor olarak yaptıklarından para almaz, hastalık için rica edildiğinde en uzak köylere bile gitmekten çekinmezdi.

            Çok uzun boylu, çok kilolu idi, ama hantal vücutlu değildi. Benim çocukluğumda hayli yaşlı idi. Halamla 'sizli bizli saygılı konuşmaları' şimdi bile onları hayranlıkla anımsatıyor bana.

            Hatırlayabildiğim pek çok anımdan en önemlisini sizinle paylaşmak istiyorum.

            Şimdi adının ne olduğunu bilmediğim, o zamanlar tüm ailemin endişe ve gözyaşları ile soranlara “hıyarcık” dediği yumurta büyüklüğünde bir ağrılı şiş oluşmuştu.. sol koltuk altımda. Acısına dayanamıyor, sürekli ağlıyordum. Babam kolumu incitmemeye çalışarak beni kucağında Fenerci Baba’ya götürdü. Üzüntüsü çok belirgin olmalı ki Fenerci Baba :

            - 'Ne o Hacı Meğmed?' dedi.

            - Oğlan senden cesur görünüyor.

  
Soldaki Fot. : http://www.haberunye.com/news/101.html Sağdaki Fot. : M. Ufuk MİSTEPE

            Ben ondan o kadar çok korkuyordum ki anlatamam. Çünkü onun insanları cayır cayır keserek iyi ettiği şeklindeki yüzlerce hikâyesini dinlemiştim. Beni de keseceğini düşündüğüm için korkudan ağlamayı kesmiştim. “biraz sonra korktuğum başıma gelecekti ya!…”

            O babacan, sevecen ve çok sevimli bir eda ile şöyle kolunu kaldırıp..

            - “O öcü şiş, koltuk altına bir bakayım mı torunum ne dersin?” dedi.

            Ne diyebilirdim? Canımı acıtmadan yavaşça kolumu kaldırdı, göreceğini gördü. Kolumu gene acıtmadan indirdi.

            - “Accık şişmiş ama Hacı Meğmed, ağlayıp sızlayarak çocuğu korkutmuşsunuz.” dedi.

            - Ben şimdi ona bir serin ilâç üfleyeceğim, ne ateşi ne de yangısı kalacak.

Fener ve Feneraltı Kayalıkları'ndan Bir Kış Manzarası

Fotoğraf : Yahya Kemal BAHÇE http://www.unye.com/resim/deniz.htm

            Ben sevinç içinde dudaklarımla ona öpücük şıpırtısı gönderdim. Kahkahalarla  gülerek "- Aferin torunum." dedi. Bana arkasını döndü. Masasından kolumun altındaki şişe üfleyeceği ilâcı aldı. 'Üff - Üff' diyerek döndü. Kolumu kaldırdı. Ben onun üff diyen ağzına bakıyordum. Kolumu kaldıran elinde bir şey yoktu. Sonra öteki elini yarama doğru götürdü. Anında… yüreğimin ortasına bir yıldırım düştü sanki. Tüm gövdem alev alev yandı. Uzun bir süre nefes alamadım. O bu arada babama, 'kolunu ve bacaklarını sıkı tut' diyordu. Kolumun altına götürdüğü sağ elinden, küçük parlak bir demiri (ki onun sonradan bistüri olduğunu öğrenecektim) masasına attı. Yaramı güçlü parmakları ile öyle bir sıktı ki uzun bir süre kendimden geçmişim. Gözlerimi açtığımda dev gibi kocaman gövdesi ve bir palyaço hareketi ile dilini çıkarmış, bir gözünü kırparak bana komiklik yapıyordu. Ben korku ve acıdan ağlayamıyordum bile.

Çamlık Mezarlığı'ndan Ünye Deniz Feneri'nin İki Ayrı Görünümü
Bu Fenerde Ne Yazık ki Eski Kırmızı - Beyaz Fenerin Estetik Güzelliğini Görmek Mümkün Değil!
 
Fotoğraf : Dr. Mürselin GÜNEY http://www.unye.org/deniz.htm

            O :  - 'Yahu Hacı Meğmed.' dedi babama.. bu oğlan kadar bek yüreklisini hiç görmedim. Bu ne herifmiş be!... 'Aferin sana da..' dedi bana. Sonra ağzıma kocaman bir Hacıbekir Lokumu tıkıştırdı. Babama  yaram için bir şeyler söyledi. Benim yüreğim gümbürdüyor, kulaklarım uğulduyordu. Anlayabildiklerim : 'Yarın gene geleceğim' ve 'bir dolu çikolata yerken hiç acı duymadan pansuman olacağım'dı.

            Ondan, kolumun altında kocaman bir iz taşıyorum halâ.

            Nûr içinde yat Fenerci Enişte Baba…

                                                                                                       İRFAN IŞIK
                                                                                                           08.11.2007

 

BİR FENERCİ BABA HÂTIRASI

            KALABOZU’nda denizin zevkini çıkarıyoruz. Ne kadar yüzdük bilmiyorum! Bazı arkadaşlar, midye toplamayı önerdi. Hepimiz kayalıklar arasına dağıldık, midye çıkarıyoruz. Bir müddet sonra çok güzel olan hava karardı. Süt liman olan deniz kocaman dalgalara sahne oldu.

Kalabuzu Kayalıkları - Soldan Sağa : 1) Refik ve Şefik
Günaydın'lar, 2. Terzi Nadide Hanım'ın evi, 3. Saatçi Emin Yanık Hoca'nın evi.


Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

            Nasıl oldu bilemiyorum. Büyük bir dalga üzerimde patladı ve beni midye topladığım iki kayanın, arasına sıkıştırdı Sol ayak bileğimi, tüm çabalarıma karşın kayaların arasından çıkartamadım. Kurtulmak için yaklaşık 40 - 45 dakika çabaladım. Ama çabam sonuç vermedi. Bembeyaz köpükler saçarak üzerimde patlayan dalgalardan biri her nasılsa beni bir tarafa, kayayı bir tarafa attı. Bu bir mucizeydi.

            Kurtulmuştum.. sularda debelenmeye, kayalar üzerine çıkmaya çalıştım. Ama gel gör ki sol ayağımın üzerine basamıyordum. Kendimi dalgaların gücüne bıraktım. Viya yaparak güç bela, kayalıkların üzerine çıktım. Yürümek mümkün değildi. Bana yardımcı olmaya çalışan fakat ellerinden bir şey gelmeyen çocuklar evlerine gitti. Ben sahilde yalnız kaldım. Arkadaşlar durumu rahmetli anama bildirmişler. Anam Kalabozu’na geldi. Beni sırtına alarak eve getirdi.

            O gece ayağım mosmor oldu. Şişti. Kangren olma ihtimaline binaen beni hemen, o yıllarda Ünye'de Doktorluk yapan Hayati SEVGEN'e götürdüler. Doktor Bey derhal Samsun'a götürülmemi ve sol bacağımın diz üstünden kesilmesi gerektiğini bildirdi. Rahmetli Babaannem, bu teklife karşı çıktı, beni o gece mahalle komşumuz olan ve ÜNYE Deniz Feneri'ni işletmesinden ötürü halkın Fenerci Baba diye tanıdığı, askerliğini Sıhhiye olarak yapan ve neşter vurmayı bilen, pek çok yarayı tedavi etme yeteneği kazanmış, serbest piyasada tütün ticareti ile uğraşan rahmetli Ahmet AYDINER'e götürdüler.

            Ayağımın altına koca bir leğen koyan Ahmet Efendi, şişen ve moraran yerleri yardı, pis kanın akmasını sağladı. Tuzla buz olan ayağımdan, zaman içerisinde 250 parça kemik çıkardı, iyi olmamı sağladı. Ayağım, O'nun sayesinde kesilmekten kurtuldu.

            İşte : Şimdi üzerinde 100. Yıl Çay Bahçesi'nin bulunduğu, eskilerin deyimi ile "KENDİ GİTTİ, İSMİ KALDI YADİGÂR" denilen KALABOZU’nun bende kalan anısı. YÜZÜNCÜ YIL ÇAY BAHÇESİ'nde oturdukça hep o yılları ve bu olayı anımsarım.

                                                                                               Yüksel ŞEN

Ünye'nin Asırlık Deniz Feneri
Kaynak : HABERÜNYE http://www.haberunye.com/news/101.html

Ünye'nin Çamlığı'nda bulunan deniz fenerinin
96 yıllık olduğunu biliyor muydunuz?
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre
Ünye'deki deniz feneri 1911 yılında yapılmış ve o günden bu yana
denizcilere yol gösteriyor. İşte bir asırlık Ünye Deniz Feneri'nin özellikleri :
 

 
Fener / Sinyal Adı : ÜNYE FENERİ
Kuruluş Tarihi : 01.01.1911
Bölge : Karadeniz
İl : Ordu
İlçe : Ünye
Yer : TAŞKANA BURNU'NDA
Karakter : W.Gp.FL.(2) 6.0 Sn
Karakter Açıklama : 0.6+1.0+0.6+3.8
Görünme Mesafesi : 9
Yükseklik : 7.5
Denizden Yükseklik : 19

 

 
Fener Tipi : ML 300 mm
Fener Sistemi : ÇAKAR
Flasher Tipi :  
Ampul Cinsi : 24V 40W
Ampul Tipi : P28 RADIUM MARİNE SÜNGÜLÜ
Şamandıra Tipi :  
Enerji : ELEKTRİK AKÜLÜ
Kuzey : 41 08 30N
Doğu : 37 18 42E

 

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR