ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 10 Ocak 2016 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ORDU'LU
ŞAİR FITNAT

HAYATI VE ŞİİRLERİ

Yazan : Sıtkı CAN
(Ordu Halkevi D. T. Edebiyat Kolu Başkanı)
Ordu Halkevi Neşriyatından : 6

1939 - Gürses Basımevi - ORDU


Araştırmacı, Yazar M. Ufuk MİSTEPE, TMO Genel Müdürlüğü'nde şâiremizin kitapçığıyla.

ÖN SÖZ

NOT : Eserde redaksiyonel düzeltme yapılmamış, metnin aslına sâdık kalınmıştır.

 

Fıtnat, Ordu’luların Tıflı’dan sonra iftihar edebilecekleri bir şahsiyettir. İsim benzerliğinden bazı şiirlerini Zübide Fıtnata mal ettiğimiz bu lıassas şairimiz, adını edebiyat tarihlerimize yazdırtacak kadar varlık göstermiş mutlu kişilerden biridir, yazıları, bazı divan şairlerimizle boy ölçebilecek kadar olgun ve özlü bulunan bu ünlü ozanımızı tanıyanlar maalesef pekazdır. O, dudaklarda, hafızalarda değil, kitaplarda, edebiyat tarihlerinde yaşıyor. Onu tanımak tesadüfe bağlı. İlimiz için ne hazin bir unutuluş.

Fıtnat deyince çoğumuz kıvrak yazıları, ölçüsüz işvelerile Koca Rağıp Paşayı mıknatıslıyan fettan kadını hatırlarız. Edebiyatımızda ikinci bir Fıtnat daha var. O, bizimdir, Aybastı’nın Fıtnatıdır. Bilgin bir sadrazemi kendisile, yazılarile meşgul eden Fıtnat gibi Onun da yazılarında şuhluk, çekimlilik vardır. O da bir çoklarını serhoş etmiş bir fanidir. Bu broşür onu tanıtma maksadile çıkmış bulunıyor.

*

*    *

Ordu’lu Fıtnat, namdaşı kadar kudretli, onun kadar olgundur. Bu edebî varlık Trabzon - Ordu arasında paylaşılamıyan bir mesele olmuştur. Ailesi itibarile tamamen Ordu’lu bulunan bu şair kadının Trabzonda dünyaye gelmesini bir (sh. 5) hak olarak ileri süren komşu ilimiz iddialarında yanılıyorlar.

Ayni gayretkeşliği bazı edebiyat tarihlerimizde de görüyoruz. Bir insan, tesadüfen, doğduğu yere değil mensup bulunduğu aileye bağlıdır. Haznedar zadeler Trabzonlu değil, Ordu’ludur. İnanı zayif olanlara tarih hakikati öğretecektir. Cevdet, Şanizade, Trabzon tarihleri bu soyun kökünü aydınlatacak vesikalardır.

Son yıllarda yazılan edebiyat tarihlerimize mehazlık yapan Bursalı Mehmet Tahir’in “Osmanlı müellifleri„ adındaki eseri iddiamızı ispata kâfidir.

Fıtnat, şekil, zevk ve düşünüş bakımından bir divan şairidir. Meyden, sagerden, mahbuptan bahseden, içli yazılarile aşkı feryatlaştıran, lirik şiirlerile klasik ekola bağlı bulunan Fıtnat, ilhamından fedakârlık yapmamak düşüncesile aruz kalıplarına uymak istemiş, bu yüzden imale ve zihaflardan kurtulamamıştır. Hangi divan şairimizde bu aksaklık mevcut değil? Fıtnat, şiirlerinde aruzun (failatün, failatün, failatün, failün) muttarit, (mefulü, mefailü, mefailü, feulün) gibi gayrı muttarit ölçülerini kullanmış, ulusal olmıyan bu vezinlerde muvaffakiyet göstermiştir.

Yazıları lisan bakımından oldukça ağdalıdır. Divan dilile konuşmuş, onlar gibi yazmış, divan şairleri gibi aydın kişilerin zevkini gözetmiştir. Fıtnatın kıymeti şekilde değil, özdedir, yadırgadığımız sözlerin taşıdığı bir olgunluk, bir varlık var. Fıtnatı yükselten işte o kudrettir.

Sevgiliyi dilber, afet, meh-saçı, zülfiham, turre-yanağı, gülberk, gamze, peyker-gözü caduye benzeten Fıtnatın zevk ve buluşlarında başkalarının ortaklığı var. Böyle olmakla beraber o, unutulmuş bir varlıktır. (sh. 6)

*

*    *

Fıtnat’ın, maalesef, pek az şiirlerini elde edebildik. Edebiyat tarihlerimiz onun mürettep divanı olduğundan bahsediyorlarsa da bu şiirlerin kimde ve nerede olduğu belli değildir. Bu suretle bir varlığın yok oluşu içimizi nekadar üzüyor. Bu broşür hazırlanırken onun akrabalarile de temasa giriştimse de bildiğimden ileri gidemedim. Yoklukla acız birleşince varlıklar nekadar sönük kalıyor. Koca Ragıp paşanın söyledikleri gibi: «Eğer maksut eserse mısraı berceste kâfidir.» Bununla teselli buluyor, bununla yok olan bir varlığı unutmıya çalışıyoruz. (sh. 7)

                                                                                                                                      Ordu: Kirazlimanı

                                                                                                                                               Sıtkı Can

 


Kaynak : http://www.birgun.net/haber-detay/fitnat-ile-mithat-in-ask-mektuplari-65358.html

 

FITNAT’IN HAYATI (1)

 

(1) Edebiyatımızdaki tanınmış Fıtnat, divan şairlerimizdendir. İstanbulludur. Zübide Fıtnat adile ün almıştır.  (Şeyhülislâm ebu İshakzade Esat efendinin kerimesidir. Meşhur ve matbu bir divanı vardır. 1194 te vefat etmiştir.  (C. 2, 0smanlı Müellifleri, M. Tahir).

1294 basılan Mehmet Zihni’nin «Meşahirünnisa adlı eserinde Fıtnat, Şeyhülislâm Abdullah Vessaf efendi zade  Mehmet Esat efendinin değil, Şeyhülislâm olan İsmail efendi zade Mehmet Esat efendinin kızıdır. İsmi Zübide olup birinci Abdulhamit devrinin ulamalarından Derviş efendinin ailesi idi. 1192 de Vessaf efendi zade Esat efendinin yerine Şeyhülislâm olan Mehmet Şerif efendinin hemşiresidir.

Fıtnat, Ordu’nun Aybastı nahiyesinden ve Canikli Haznedar zade Süleyman Paşanın sülâlesindendir. (2)

(2) Fıtnat, uzun zaman Trabzon Valiliğinde bulunmuş olan Haznedar zade Osman paşanın kethüdası Ahmet paşanın kızıdır. (Osmanlı Müellifleri Bursalı M. Tahir C. 2, sahife 376).

Fıtnat, Trabzon valisi Haznedar zade vezir Abdullah paşanın Kızıdır. (Son asır Türk şairleri C. 3. İbnülemin Mahmut Kemal.) Fıtnat, Trabzonda mütemadiyen valilikte şöhret kazanan Haznedar zade müteveffa Ahmet paşanın kerimesidir. (Meşahirünnisa, M. Zihni, tabı – 1294).

Bu mehazlarda birbirini tutmıyan ifadeler görülmekle beraber Fıtnat, Haznedar zadelerden vezir Abdullah paşanın kızı olduğu daha doğrudur. Ethem Pertev paşanın Trabzonda vezir Abdullah Paşaya intisabı ve kızına ders vermesi bunu göstermektedir. Bir aralık Bursada şairle tanışan Süleyman Nazif te İbnülemin M. Kemalin fikrini teyit etmektedir.      (sh. 8)

Uzun zaman, Trabzon valiliğinde bulunmuş olan Haznedar zade Abdullah paşanın kızı olup (23 Şavval 1258) de Trabzonda doğdu. (1) Babasının Trabzondan ayrılışı üzerine 1261 de İstanbul’a geldi. Tahsil ve terbiyesine çok dikkat edildi. Ailesinin hali vaktı yerinde olması Fıtnat’a parlak bir istikbâl hazırlamış oldu. Rüştî mektebi muallimlerinden Fındık Hafız Efendiden Kuranı Kerim, hoca Lâtif efendiden Arabî ve Farisî, sabık Mısr mollası hoca Şakir Efendiden divanı lıafız okudu. Erzurumlu Osman Efendiden de bir miktar rık’a hattile mukaddimei inşayi görmüşlerdir.

Henüz genç iken ailesinin israrı üzerine evlendi. (2) Validesi hanım, teehhülden sonra da kızlarının tahsil işini gevşetmediler, fakat Fıtnat, bu evlenme işinden memnun değildi. Zevcile geçinemedi. Az zaman içinde ayrılmıya mecbur kaldı. Bilahare Bahriye Nezareti mektupçusu Mehmet Ali Efendiye vardı. (3)

(1) Canikli Hacı Ali Paşa ile Canikli Süleyman Paşa dergâhı âli kapucu başılarından Fatsalı Ahmet ağanın oğullarıdır.  Haznedar zade Osman, Ahmet, Abdullah paşalar bu sülaledendir. Tarihi Cevdetten naklen Trabzon tarihi Şakir Şevket  S. 90 tab’ı – 1294.

(2) İlk zevcinin kim olduğu bilinemiyor. (Son Asır Türk şairleri. İbnülemin M. Kemal.)

(3) Bahriye mektubu kaleminden neşetle bilahare mektupçu olan eski dostlardan Hüseyin Tevfik efendi merhum, hanımla müşavere ettiklerini söylerdi. (Son Asır Türk şairleri.)                                                                                         (sh. 9)

 

 

Meşahirünnisa sahibi Mehmet Zihni, Fıtnat hakkında “manzum ve mensur birçok asarı edebiyeleri olduğu malum olup fevkalade feraset ve fetanetleri muktezasınca bazı mesaili hikemiye ve fikriye hakkında muhakematı muşikâfaneleri erbabı ukula hayret verecek derecelerdedir. Müşarü ileyhanın Ragıp, Zübide Fıtnat’ı ve sair üdeba asarını tahmis, tesdis yolunda birçok eş’arı, mersiye tarzında sair asarı varsa da elde edilememiştir, demektedir.

Süleyman Nazif merhum, “Garp edebiyatının edebiyatımıza tesiri,, unvanlı yazdığı makalede şu nokfalara işaret etmektedir:

Ethem Pertev Paşa, Trabzonlu Haznedar zade Abdullah Paşanın hizmet kitabetinde bulunduğu zaman kerimesi Fıtnat hanım efendiye şiir ve inşa talim etmeye memur olur. Fıtnat Hanım, ömrünün son günlerinde Bursaya gelmişti, orada biddefeat gördüm.  Ben onu tanıdığım zaman yaşı altmışı geçiyordu. Ethem Pertev Paşanın taliminden feyizyap olmuş olduğunu söyledi idi.  Ethem Pertev Paşa velinimetzadesinin Fıtri istidadını okadar terbiye ve tenmiye etmeğe muvaffak olmuş ki hanım onsekiz yeşında iken gazellerine tefevvuk edebilecek kuvette şiirler vücude getirmişti. Zeki olduğu kadar müstesna bir güzelliğe sahip bulunan şairin ilk zevci hılkaten pek kıskanç ve müvesvis imiş. (1) Fıtnatı şiir yazmaktan,

(1) İlk zevcim, beni o kadar kıskanırdı ki güzel giyinmekten, şiir yazmaktan, okumaktan bile menederdi. Hatta kirpiklerimin uzunluğu gözlerine pek çok letafet veriyor diye kirpiklerimi keserdi. Onun mümaneatile şiirde eski kuvvetim kalmadı, dediğini Süleyman Nazif, bu makaleyi yazdıktan beş sene sonra bana nakleyledi. Ahmet Mithat efendi hanımın teyzesinin oğlu olduğunu hanımdan naklen yine Süleyman Nazif söyledi. (Son asır Türk şairleri.)                   (sh. 10)

mütaleadan menederek fıtrî kabiliyetini boğa boğa öldürmüş olduğunu hanım, teellümlerle söylerdi. Edebiyattan uzaklaştırılınca hılkatındaki ihtiyacı ibdaî hattatlıkla tatmin etmiye çalışmıştı. Kendi elile yazmış olduğu bir mushafı şerifi bana ziyaret ettirdi.

Cidden nefis bir eseri sanattı. İşte muhitin cehline kurban olmuş bir istidat daha. İşte Ethem Pertev Paşanın desti rüzgârî ile tarımar olmuş asarından biri ve belki en bedbahtı...,, (1) (2)

Fıtrat Hanım 1327 de îstanbulda vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapısı haricindedir. (3)

(1) Son asır Türk şairleri. (İbnülemin M. Kemal)

(2) Ethem Pertev paşa, 1824 tarihinde Erzurumda doğmuştur. Timur Fenni efendi isminde bir zatın oğludur. 20 yaşına kadar babasile beraber Karahisar, Gümüşhane, Canik taraflarını dolaşan Pertev efendi nihayet Trabzonda yerleşerek orada Vali Abdullah paşanın himayesini kazanmıştır. (Tanzimat edebiyatı dersleri. Agâh Sırrı Levent - S. 19. Türk teceddüt edebiyatı. İsmail Habip Sevük.)

(3) Son asır Türk şairleri, Meşahirünnisa.                                                                                            (sh. 11)

 

 

 

 

ŞİİRLERİ

                                                                                                                                                  (sh. 12)

Elde edebildiğimiz şiirleri

 

Gazellerinden

1

Sernigûn etti felek asayişim, peymanesin

Çünkü dilşat eylemez neşveyle ben mestanesin

Azmı suyu meygede elyermedi çektim, ayak (1)

Başına çalsın heman ol bi vefa meyhanesin (2)

Ayşı nuşu sohbeti değmez anın hiçbir pula

Neylerim zıllı serap asa şu mihmanhanesin

Cür’a nuşı badei eltafı olmaktır muhal

Bendegân terk etmesin mi meclisi şahanesin

Vadii âlâmı gamda kaldım ey sakii dehr

Mahrem etti yar zira meclise bıgânnesin

-------------------------------------------------------------------

(1) Ayak sözü, Son Asır Türk şairlerinde «Ayağ» şeklindedir.

(2) Meyhanesin, Son Asır Türk şairlerinde « demhanesin » tarzında yazılıdır.                           (sh. 13)

 

 

Şem'ai suzane hacet kalmadı çünkü yeter

Ateşi cevrinde vaktı akibet pervanesin

Pertevi camı cem’im dara ile fahr eylesin

Badezin yad etmesin fıtnat gibi divanesin

 

(sh. 14)

                                                                                                                                                       

 

 

2

 

Gelseler hep bir yere cümle cihanın dilberi

Benzemezsin dilbere ey diberanın dilberi

Tek beni öldür de varsınlar, desinler sevdiğim

Bir cefacu suhı âşık küş felânın dilberi

Şuhı meşrep, ehli dil, oldukça da aşıkı nevez

Dilber istersen eğer piri muganın dilberi

                                                                                                                                                        (sh. 15)

 

Fehm eden razı nihaıı hüsnü mutlak nolduğun

Güftüğü etmez, demez bu (inü an)ın dilberi

Sade rusun görmedim Fıtnat hataverdir bütün

Böyle zahir âhırı devri zamanın dilberi (1)

---------------------------------------------

(1) Risalei hafi numara 9 - Cemaziyelahır 1305. (Bu şiiri üstat İhsan Hamami göndermiştir.)

                                                                                                                                                         (sh. 16)

 

3

 

 

Eylesin tesiri derdin canana Allah aşkına

Girmesin gamhaneme bigâne Allah aşkına

Kim bilir dert ehlinin halin yine yarı bilir

Kıl terehhum didei giryana Allah aşkına

Bezmi cananım uzak bu suzişi hasret ile

Gel seninle yanalım pervane Allah aşkına

 

(sh. 17)

                                                                                                                                                       

 

 

 

 

Zahmı firkat pek bitirdi kalmadı bende mecal

Söyleyin bu halimi canane Allah aşkına

Dil harap, abadı aşkındır unutma rahmedip

Fıtnatı gel eyleme divane Allah aşkına

                                                                                                                                                         (sh. 18)

 

 

 

4

 

Çoktanberi üftade ve dilhun imişim ben

Mihnetzede hasretkeş ve mahzun imişim ben

Bilmez özüm olduğunu bestel turren

Sevdayi muhabbet ile mecnun imişim ben

Zanneyler idim kendimi azadei aşkım

Efsus bu endişede mabun imişim ben

                                                                                                                                                         (sh. 19)

 

 

 

 

Mir’atı hayalinde imiş peykeri hüsnün

Ol gamzeden efsane ve efsun imişim ben

Ummazdım ol âfet beni yat eylediğin hiç

Fitnat bu elemden hele memun imişim ben (1)

------------------------------------------

(1) Merhum Süleyman Nazif’ten. (Üstat İhsan Hamamı)

                                                                                                                                                         (sh. 20)

 

 

 

 

MUHAMMES

(Beşleme)

1

 

 

Etme rağbet düşmeni betkâre Allah aşkına

Verme fırsat öyle her mekkâre Allah aşkına

Olmasın mahrem rakip esrare Allah aşkına

Sen edersen razıyım azare Allah aşkına

            Kıl müruvvet, verme yüz ağyare Allah aşkına

 

                                      

 

Kapladı mir’atı kalbim ol kadar jenki melâl

Bisteri gamda yatıp derdinle oldum bimecal

Hasreti didârın ey meh eyledi pek hasta hal

Öyle zar oldu tenim gelse ecel bulmak muhal

            Ben şehidi gamzenin bir çare Allah aşkına

 

                                      

 

Ey tabibi canü dil rahmeyle bu bimarına

Muntazırdır göz göz olmuş zamlar timarına

Bâri bir gün mazhar eyle mihri lutf asarına

Desti lutfunla deva kıl hastai naçarına

            Merhemi kâfur ister yare Allah aşkına

 

                                      

 

Hey ne sıhr ettin bana ol çeşmi cadular ile

Eyledin aklım perişan zülfü şebbular ile

Şane veş sat-çâk sinem fikri kevsular ile

Pare pare eyleme müjganü ebrular ile

            Yine zahm açma reki bimare Allah aşkına

                                                                                                                                                         (sh. 21)

 

                                      

 

Kalmadı dilde tahammül gayri derdi firkate

Eyle mahrem sevdiğim bir kerre bezmi vuslate

Sun lebi can bahşini bıı müptelâyi mihnete

Lâli nabın ile can ver ta ümmidi sıhhate

            Son nefeste bir medet naçare Allah aşkına

 

                                      

 

Servü kaddin sureti ayrılmaz asla dideden

Ruhların gitmez hayalı hatırı rencideden

Nevnihalım kaçma, âşıkı gamdideden

Saklama gel rüyum bir bülbülü şurideden

            Arzı didar eyle ey mehpare Allah aşkına

 

                                      

 

Gamzeler kim tabı meyden kâh hun alût olur

Lahzede bin âşıkı aşüfte dil nabut olur

Nazrai hışmın (1) dahi ihsandan madut olur

Her nıgâhın âfeti can, dil yine hoşnut olur

            Ne belâye düşmüş ol avare Allah aşkına

 

                                      

 

Jenki gamdan saf eyle sevdiğim ayineni

Kıl çerağı bezmi vaslın âcizi bi kineni

Şöyle dilsuz eyledi bu bendei dirineni

Sine sine yandı sinem görmelidin sineni

            Merhamet kıl fıtnatı gamhare Allah aşkına

-------------------------------------------------

(1) Bu kelime Osmanlı Müelliflerinde «Çeşmin» şeklinde yazılıdır.

                                                                                                                                                         (sh. 22)

 

Tamamlanmamış bir gazeli

1

 

 

Her yerde senin saye sıfat handemin olsam

Kalp eyleseler sâna beni müdgamın olsam

Bilsen kimedir meyli nihanii derunun

Girsem yüreğin içine hep mahremin olsam

Kâhi ruhını, kâh bina gûşunu öpsem

Avihtei zülfü ham ender hamın olsam (1)

Gark eyler idim katrai naçize vücudum

Gülberki cemalinden seinn şepnemin olsam

--------------------------------------

(1)   Bu beyit Meşahirünnisada yoktur.

                                                                                                                                                         (sh. 23)

 

 

 

içinde geçen lûgatler

 

 A

 

 Ayş veya iyş - yiyüp içme, zevku safa etme.

Âsa - gibi

Alâm - kederler

Avihte - asılmış

Ağyar - düşman

Alût - bulaşmış

B

 

Bâde - Şarap

Badezin - bundan sonra

Bigâne - yabancı

Bezrm - meclis

Beste— bağlanmış

Bister - döşek

Bimar - hasta

C

Cür’a - yudum, içim, ekseriya içildikten sonra kabın dibinde kalan.

Cam - kadeh

Cem - rakıyı icat eden. Süleyman nebi

Cevir - eziyet

Cefacû - eziyet çeken

 

Ç

Çâk – yarık, yırtık

sh. 24

D

Dilşât - gönlü sevinçli

Dehir - dünya, zaman

Dide - göz

Dil - gönül

Dilber - gönül götürücü, güzel

Dilhun - pek müteessir

Deva - ilâç

Dirine - eski

E

Efsus - yazık

Üftade - düşmüş, kul

Ebru - kaş

F

Fehim - anlamak

G

Gam - keder

Gülberk - gül yaprağı

Güftügû - söz, dedikodu

Giryan - ağlıyan

Gamze - güzel gözde, hususile göz kuyruğunda görülen  aldatıcı hareketler.

Gûş - kulak

Gark - suya batmak

H

Hasretkeş - hasret çeken

Hüsün - güzellik

Hemdem - arkadaş

Ham - büklüm

Hambeham - büklüm büklüm

Hûn - kan

Hâr - yiyecek, yiyinti

sh. 25

J

Jenk - pas

 

K

Katre - damla

Kâfur - beyaz, güzel kokan bir ilâcın ismi

Keysu - saç

Kat - boy

 

L

Lep - dudak

La’l - kırmızı renkte kıymetli bir taş

M

Mürüvvet - merhamet

Melâl - keder

Mihir - güneş, muhabbet

Müjgân - kirpikler

Mest - Serhoş

Mestane - mestcesine

Meygede - meyhane

Mihmanhane - misafirhane

Mihnetzede - eziyet görmüş

Mir'at - ayna

Memun - korkusuz, tehlikesiz

Müdgam - Arapçada yanyana bulunan birbirinin aynı iki harfin teşdit ile birleşmesi

Mey - rakı

Mahrem - gizli

sh. 26

N

Neşve - serhoşluk

Nuş - içme

Nihan - gizli

Nap - saf, halis, temiz

Nevnihal - gül fidanı

Nabut - yok olan, perişan

Nigâh - bakış

P

Peymane - kadeh

Pertev - ziya

Piri mugan - meyhanecilerin eskisi, piri

Pervane - küçük kelebek

Peyker - yüz

R

Reviş - gidiş, tavır, üslûp

Raz - sır

Ruh - yanak, maddei hayat

Rek - kalp

S

Sernigûn - alt üst olmuş, tersine dönmüş

Saki - kadeh sunan

Suzan - yakıcı, yakan

Sat - yüz

Suy - taraf

Ş

Şem - yakacak mum, balmumu

Şuh - şen, oynak

Şepnem- çiğ

Şane - tarak

Şuride - hali perişan

sh. 27

T

Terehhum - merhamet etmek

Turre - alın saçı, alına gelen saç, kâkül

 

V

Veş - gibi

 

Z

Zıl - gölge

Zahm - yara

Zar - ağlıyan, inliyen

sh. 28

 

M. Ufuk MİSTEPE, kitabı kargodan teslim aldığı günde TMO Genel Müdürlüğü'nde.


Devam Edecek

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR