ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 13 Kasım 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

HATTAT
MUSTAFA RÂKIM
EFENDİ

Araştırma : Dr. Süleyman BERK
(Araştırmacı - Hattat - Müftü)
Kitap Adı : Hattat Mustafa Râkım Efendi Hayatı, San'atı ve Eserleri
(Kitabı Gönderen : Araştırmacı Yüksel ŞEN)


Râkım'ın Cihangir Câmîi'nde Bulunan celî sülüs zerendûd levhası
"Şüphesiz namaz, inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır." (Nisâ 4/103)

HATTAT
MUSTAFA RÂKIM EFENDİ
(I. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul/2003, 182 sh.)

ÖZET MAKALE

            Doğumu ve Tahsili

            Hayatı hakkında sınırlı bilgilere sahip olduğumuz Mustafa Râkım Efendi, bugün Ordu İli'ne bağlı Ünye İlçesi'nde 1171/1758 yılında dünyaya geldi.14 Babası Mehmed Kaptan'dır. İlköğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra, tahsilini ilerletmek maksadıyla İstanbul'a geldi, İstanbul'a kaç yaşında geldiği belli değildir.

            İstanbul'da ağabeyi İsmail Zühdî'nin himayesinde ilmî tahsiline başladı. Ayrıca sanata, bilhassa hüsn-i hatt'a karşı merak ve kabiliyeti sebebiyle önce ağabeyi İsmail Zühdî'den sülüs ve nesih yazılarını meşk ederek15 icazetini l l 83/1769'da on iki yaşında aldı.16 İcazet aldığında kendisine "Râkım" mahlâsı verildi. III. Derviş Ali'den de yazı meşk etti.17 Bu arada ilmî tahsilini de tamamlayarak, İlmiye İcazetnamesini aldı. Mustafa Râkım, hafız ve müderrislik unvanlarını imzalarında kullanmıştır.18


Mustafa Râkım Efendi'nin Fatih - Karagümrük'teki Türbesi

            Ayrıca resme karşı alâkalı ve başarılı bir ressamdı.19 Yaptığı resim, reisü'l-küttâb tip Efendi vasıtasıyla III. Selim'e takdim edildiğinde20 resim çok beğenildi ve padişahın resmini yapması emredildi.21 Resmi yapıp padişaha takdim ettiğinde, H. 1203 tarihinde müderrislik payesi verildi.22 Râkım Efendi'nin vefatı dolayısı ile yazılan uzunca bir şiirde bu resme işaretle şu beyit söylenmişti r:23

            Yaptığı resmin Selîm-i sâlisin canlı sanıp
         
Görse Behzâd-ı şehîr mutlak düşerdi hayrete

            Yine bu vesile ile Hattat Râkım Efendi'ye sikke ressamlığı ve tuğrakeşlik görevi verildi.24 Devrin ileri gelenleri ile olan münasebeti dolayısıyla, onların çocuklarına yazı dersleri verdi. Hattat Râkım'ın Sultan II. Mahmud'a yakınlığı ve ona hat dersleri vermesi, padişah olmasından sonradır.25


Mustafa Râkım Türbesi Doğu Cephesindeki Taşa Mahkûk Celî Sülüs Kitâbe

            Görevleri

            Daha önce de belirtildiği üzere Râkım Efendi, Râtib Efendi'ye intisabı ile devlet ileri gelenleriyle münasebet kurdu. Yazıcı Mehmed Münîf Efendi ve Reisü'l-Küttâb Reşîd Efendi, münasebet kurduğu kişilerdendir.26 Yazıcı Mehmed Münîf Efendi vasıtasıyla Padişah III. Selim ile tanışır.27 İlk resmî görevini de bu vesile ile otuz yaşında müderris olarak alır.28 Konu ile alâkalı tahminî 1223/1808 tarihli, BOA'nde bulunan bir belge özetle şöyledir :

            "... bundan mukaddem mühr-i Hümâyunumu tersîm eden hafız Mustafa hattat Râkım Efendi bir marifetli adam olmakla medresesini bir iki rütbe tebdilini irade eyledim idi. Takaddüm-i vizrinden ictinâben kadrine riayet olunamamış idi, bu takdirce teşvikan li'l-meârif merkumu dahi beyne'l-akrân mesrur eylemek lâzımdır."29

            Bu arada kendisine Sikke-i Hümâyûn ressamlığı ve tuğra tanzimi görevi verilir.30 1224/1809'da İzmir mevleviyeti, 1229/1814'te Edirne pâyesi, 1231/1816'da Mekke pâyesi, 1233/1818'de İstanbul pâyesi, 1235/1820'de Anadolu pâyesi ve nihayet 1238/1822'de Anadolu sadâretine tayin olunur, 4 Rebîulevvel 1239/8 Aralık 1823 Pazartesi gününe kadar bu görevde kalır.31

            Kendisi Saray'a intisabı dolayısıyla çok rahat bir hayat geçirmiştir. Özellikle Sultan II. Mahmud devrinde epey rağbet gören Râkım Efendi, devamlı Saray'a davet edilir, Padişah kendisi ile yazı meşk ederdi. Saray'dan ayrılırken de kendisine, bohçalar içinde kumaşlar ve altınlar ihsan olunurdu.34


Mustafa Râkım Efendi'nin Sülüs Nesih İcâzetnâmesi

            Şehsuaroğlu'nun kaynak vermeden belirttiğine göre; 1225/1810 Rebîulevvel'inde mevâlî'den, Râkım Efendi'ye (bâ emr-i hümâyun) 250 rubiye altın verilmişti. Aynı senenin Şevvâl'inde ise Saray'dan ayrılırken, kıymetli giyecekler hediye edilmişti. 1229/l 814 Receb'inde de Râkım Efendi'ye saraydan kıymetli giyecekler hediye edilmiştir.35 Sultan II. Mahmud, Râkım Efendi'yi bir saraylısı, Emine Hanım36 ile evlendirmiş, fakat çocukları olmamıştır.37

            Vefatı

            Hayatının sonlarına doğru felç geçiren Mustafa Râkım Efendi, 15 Şa'ban 1241 (25 Mart l826) Cumartesi günü vefat etmiştir.38 Vasiyeti üzerine Fatih - Karagümrük'te Atikali Paşa Câmîi'nin yanındaki arsaya defnedilmiştir. Sonradan mezarının üzerine hanımı tarafından bir türbe ve yanına da medrese39 inşa olunmuştur.40

            Türbeye daha sonra talebesi ve azatlı kölesi Hattat Hâşim Efendi de defnedilmiştir. Râkım Efendi'nin mezarı sanduka, Hâşim Efendi'ninki ise üstü açık mermer lahit şeklindedir. Bu türbe kitâbesinin dikkat çeken yönü, kitâbe sonunda yine Râkım imzasının ve H. 1241 tarihinin bulunmasıdır. Kitâbeyi Râkım'ın, vefatından önce yazdığı, ketebesini dahi kendisinin koyduğunu iddia edenler yanında,41 yazı ve ketebenin talebesi Hâşim Efendi'ye ait olduğunu ileri sürenler vardır.42 İstanbul Türk veİslâm Eserleri Müzesi'nde Râkım kalıpları üzerinde çalışırken, türbe kitâbe kalıbı ile, Nakşıdil Türbesi ve Nusretiye Câmîi kalıpları karşılaştırılarak şu neticeye varılmıştır : Türbe kitâbesindeki harfler üslûp olarak, Nakşıdil Türbesi yazılarındaki harflere daha yakın, fakat Râkım türbe kitâbesi harfleri az da olsa kalınca; Nusretiye Câmîi kuşağı harfleri, Râkım Türbesi kitâbesi harflerinden daha tokça olmasına karşılık, türbe kitâbesinden satır yüksekliği 10 cm daha kısadır. Bu tetkiklerimiz sonucu Râkım talebesi Hâşim Efendi'nin, türbe kitâbesini, çeşitli Râkım yazıları kalıplarından derleme suretiyle tertip etmiş olabileceği kanaatine varılmıştır.43

            Mustafa Râkım için, A. Süheyl ÜNVER önderliğinde, Topkapı Sarayı Türk Minyatürü ve Tezyinatı Atölyesi'nde, ölümünün 128. yıldönümü münasebetiyle 23 Mart 1954'te bir anma toplantısı düzenlenmiştir. Toplantıda eserleri hakkında dinleyicilere bilgiler verilmiş ve hâtırası yâdedilmiştir.44 Ayrıca merhum Ünver bu yıldönümü münasebetiyle, Mustafa Râkım için bir hâtıra defteri hazırlamıştır. Bu deftere Ünver, İsmail Zühdî ve Mustafa Râkım'ın minyatürlerini çizmiştir.45 Bir kadirşinaslık olarak günümüzde Fatih Karagümrük'te türbesinin bulunduğu mahalle yakın bir yerdeki ilköğretim okuluna "Hattat Râkım İlköğretim Okulu" ve türbesinin bulunduğu sokağa "Hattat Râkım Sokağı" adı verilmiştir.

            Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde, Mustafa Râkım'la alâkalı iki adet arîza bulunmaktadır.46 Bu arîzalardan biri Sultan II. Mahmud'a takdim edilmiştir. Râkım'ın san'at kudretinden bahseden bu arîzadan yeri gelince bahsedilecektir. Diğeri ise, katalog fişinde belirtildiğine göre, 1220/1805 yılında, Sultan III. Selim'e takdim edilmiştir.47 Mustafa Râkım bu arîzada, Bursa Nilüfer Hatun mütevellisi iken, bu görevin Hacı Hasan isimli bir başka şahsa verildiğini, dolayısıyla mağdur edildiğini mütevelliliğin yine kendine tevcihini istemektedir.


Râkım'ın Nakşi Tâcı Şeklinde İstiflediği Celî Sülüs Levhası

            Hakkında Yazılan Şiirler

            Merhumun vefatına, daha sonraları bir zatın48 yazdığı tarih manzûmesinin birkaç beyiti şöyledir :

            "Musfafa Râkım idi agâh ilm u hikmete
           
Mâlik etmiş anı Hak envâ-ı zîb u ziynete

              Anadolu Kadı askerliği idi pâyesi
              Kesb-i istihkak etdi bi'l-fiil her rütbete

              Olmadığından azîzim kimseye bâki cihân
              Yakdı bizi Mustafa Râkım da nâr-ı firkate

              Necm-i hattâtîn ufûl etdikte târîhi dedim
              Yazdı bir "Allah'u Vahde Hay", gitdi Cennete.

            Evrenoszâde Sami Bey tarafından Râkım için 9 Safer 1362 (l0 Şubat l 943) tarihinde yazılan şiirden birkaç beyit.49

            ve'l-mu'în
           
Senedü'l-hattâtîn Mustafa Râkım Efendi hazretlerinin tarîh-i irtihalleri

            Mustafa Râkım Efendi göçtü âh
         
Sardı ufku zulmet-ı hüznü keder

            Cevher-i câna bedeldir şüphesiz
         
O büyük elden çıkan her bir eser

            Encüm-efşândır o parlak levhalar
         
Nur alır feyz-i celîsinden nazar

            Yazdı Sâmi fevtine tarih-i tâm
         
Uçtu Râkım, tek gelen sahib-hüner

            Son Hattatlar müellifi İbnülemin, bir Râkım hayrânı olarak, hâtime yerine geçmek üzere şu kıt'ayı yazmıştır :51

            "Mustafa Râkım'a dense lâyık
              Muhteşem hatt-ı celî sultânı
              Tek yaratmış onu Rabb-i Kadîr
              Gelmemiş, gelmeyecek akrânı"

            Hocaları

            Râkım'ın kendisinden yazı meşk ettiği ilk hocası, ağabeyi İsmail Zühdî'dir. İsmail Zühdîden on iki yaşında 1183/1769'da icazet alan Râkım, daha sonra Üçüncü Derviş Ali'den de nesih meşk etti.

            Yetiştirdiği Talebeleri

            Mustafa Râkım'ın isimleri ve eserleri günümüze ulaşmış üç önemli talebesini görüyoruz. Bunlar Sultan II. Mahmud, Mehmed Hâşim Efendi ve Mehmed Şâkir Recâi Efendi'dir.66

            Hattat Mustafa Râkım Efendi'nin Eserleri

            Bu kısımda, XIX. asrın kudretli sanatkârı Mustafa Râkım Efendi'nin tespit edilebilen eserleri katalog şeklinde verilmiştir. Muhakkak ki buradaki eserleri, araştırmalarımız sonucu ulaşabildiklerimizden oluşmaktadır. Râkım'ın mezar taşı kitâbesi, çeşme, mektep ve türbe kitâbeleri yanında müze ve kütüphanelerde, özel koleksiyonlarda birçok eseri bulunmaktadır. Tarihte Mustafa Râkım ismiyle başka hattatların bulunması95, bunların da yazılarında Râkım benzeri imza kullanmaları, eserlerin tefrikini zorlaştırmaktadır. Bazı hattatlar ise kasten Râkım imzasını kullanmışlardır.96 Bu durumda evvelâ eserde tarih varsa, buradan hareketle eserin XIX. asrın kudretli ismi Râkım'a aidiyeti, yoksa yazıdaki tavır ve üslûp'dan hareketle gerçek Râkım eseri olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Râkım Efendi'nin eserleri, İstanbul'da Cihangir Câmîi, İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Vakıflar, Türk Hat Sanatları Müzesi ve Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Müzesi ve Eyüpsultan Türbesi'nde bulunmaktadır. Eyüp Sultan Türbesi'ne vakfedilen eserlerinden biri türbede asılı, diğeri ise Sultanahmed I. Ahmed Türbesi'nde bulunan, İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü deposunda muhafaza edilmektedir. Râkım'ın yurtiçinde, İstanbul dışında eseri bulunabilecek, Bursa, Edirne, Amasya, Ankara, Kütahya, Antalya il müzelerine yapılan müracaatlara, müzelerinde Râkım eseri bulunmadığı cevabı alınmıştır.

            Resmî müzelerden başka, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Türk Petrol Vakfı Müzesi, Ekrem Hakkı Ayverdi, M. Uğur Derman, Işık Yazan, Emin Barın ve Fikret Balkan özel koleksiyonlarında Râkım'ın muhtelif eserleri mevcuttur. Yurtdışında, Mısır Dâru'l-Kütübi'l-Mısriyye ve Atina Benaki müzelerinde Râkım eserleri olduğu tespit edilmiştir.

Mustafa Râkım'ın Topkapı Sarayı Bab-ı Selâm arka
kısmında bulunan ve malakârî tekniğiyle yapılmış yazısı.

"O güzel yer : Kapıları yalnız kendilerine açılmış olan Adn Cennetleri'dir." (Sâd 38/50)

            Süleymâniye Kütüphanesi envanter kayıtlarında Râkım'a izafe edilen üç eserin, Râkım'a ait olmadığı tespit edilmiştir.

            Bu kütüphanede Nuri Arlasez bağışı 189, 367 ve 598 numaralarda kayıtlı olan yazıların Râkım'la alâkasının olmadığı anlaşılmıştır. Bu eserlerden ilki (no. 189) kötü bir şekilde yazılarak Râkım'a izafe edilmiş; ikinci yazının ise, imzasından bir başka Râkım'a ait olduğu97 sonucuna varılmıştır. 598 no.'ya kayıtlı eser ise Râkım'ın Karlık Çeşmesi kitâbesinin kötü bir kopyasıdır. Vakıflar, Türk Hat Sanatları Müzesi'nde 816 ve 819 no.'da kayıtlı karalamaların birinde bulunan H. 1320 tarihi bu yazıların Mustafa Râkım Unan'a ait olabileceğine delâlet etmektedir. Konya, Türk-İslâm Eserleri Müzesi 175 envanter numaralı ve Konya Mevlâna Müzesi 174 envanter numarasında kayıtlı eserler de Râkım imzası taşımakla birlikte, eserlerin Mustafa Râkım'la alâkası yoktur.98 Aynı şekilde Konya Mevlânâ Müzesi Abdülbâki Gölpınarlı Kütüphanesi'nde bulunan 2131 envanter numaralı yazının da Râkım'la alâkası yoktur. Hele levha altında bulunan imzanın Râkım'la hiçbir alâkası yoktur.

            İmzası olmayıp Râkım'a izafe edilen eserler, yazılarındaki üslûptan, merhum hattat Necmeddin Okyay tarafından tespit edilmişlerdîr.99

            Kaynakların Râkım'a izafe ettiği eserlerde de imza benzerliğinden birtakım hatalara düşülmüştür. Şevket Rado'ya ait Türk Hattatları isimli eserde s. 190'daki celî müsenna yazı, s. 198'deki kıt'a ve s. 199'daki leylek formundaki Besmele'nin Râkım'la alâkası yoktur (bkz. Derman, İKMHS, 204). Aynı şekilde s. 197'deki celî sülüs yazı da istif olarak Râkım'a ait olmakla birlikte imza Mustafa Râkım'a ait değildir. Bu yazı da muhtemelen kalıbından silkelenerek hazırlanmış olabilir. Bu levhadaki imza ile gerçek Râkım imzası arasında fark vardır. Bu levhadan, Sultan II. Mahmud ve Kadıasker Mustafa İzzet imzası ile de yazılmıştır.100 Mahmud Bedreddin Yazır'a ait Kalem Güzeli, 11/279. sayfada bulunan yazı, istif olarak Râkım'a ait meşhur istif olmakla birlikte imza Râkım'a ait değildir. Bu yazı da kalıbından, yahut takliden yazılmış, imza da başka yerden buraya silkelenmiştir.

            Hattat Mustafa Râkım Efendi'nin Tuğraları

            Hattat Mustafa Râkım Efendi'nin, İstanbul'un muhtelif yerlerinde bulunan eserler ürerinde Sultan II. Mahmud tuğrası bulunmaktadır. Mermere mahkûk ve imzalı olan bu tuğraların bulunduğu yerler şöyledir :


Râkım'ın Çektiği Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümâyun üzerinde bulunan tuğra

            - Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi Has  Oda  ocak  mermeri   üzerinde  tombak şeklinde kesme tuğra
           
- Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi Bağdat ve Revan köşklerine bakan cephede bulunan tamir kitâbesi üzerinde taşa mahkûk tuğra107
           
- Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümâyun  üzerinde, Ali b. Yahya Sûfi  yazısı altında, H. 1230 tarihli
           
- Topkapı Sarayı Bâb-ı Selâm üzerinde Kelime-i tevhîd'in alt tarafında, H. 1230 tarihli
           
- Topkapı Sarayı Divân-ı Hümâyun Kasrı girişinde, sol kitâbe üzerinde
           
- Topkapı Sarayı Harem Dairesi Karaağalar Koğuşu duvarında bulunan kitâbe üzerinde, h. 1232 tarihli
           
- Topkapı Sarayı Harem III. Osman Dairesi giriş kapısı üzerinde
           
- Topkapı Sarayı Akağalar Koğuşu kitâbesi üzerinde
           
- Galata Mevlevihânesİ (Bugün Dîvan Edebiyatı Müzesi) giriş kapısı üzerinde
           
- Beylerbeyi, Hamîd-i Evvel Câmîi Muvakkithanesi girişinde kapı üzerinde
           
- Beylerbeyi, Hamîd-i Evvel Câmîi Önünde deniz tarafında, çeşme üzerinde
           
- Edirnekapı, Savaklar Caddesi üzerinde Cemâleddin Uşşâkî Türbesi karşısında Eğrîkapı su makseminin giriş kapısı üzerinde
           
- Büyük Çamlıca'da bulunan Sultan II. Mahmud Çeşmesi'nde Yesârizâde'nin  1251  tarihli ta'lîk kitâbesi üzerinde
           
- Fatih, Hırka-i Şerîf Câmîi avlusunda Hırka-i Şerîf'in ilk konduğu mahallin duvarı üzerinde
           
- Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi Dest-imâ  (Has  Oda  Koğuşu)  odası  içerisinde, Yesârizâde'nin ta'lîk kitâbesi üzerinde
           
- Sarıyer, Bahçeköy Kirazlıbent inşa kitâbesi üzerinde H. 1233 tarihli108
           
- Aynalıkavak Kasrı giriş kapısı üzerinde H. 1233 tarihli
           
- Çubuklu Berberbaşı Ali Ağa Çeşmesi kitâbesi üzerinde
           
- Tophane Kâdirihâne Dergâhı tamir kitâbesi üzerinde

İstanbul, Bahçeköy Kirazlıbent kitâbesi

 üzerinde bulunan ve Mustafa Râkım imzalı Sultan II. Mahmud tuğrası

            Türk Hat Sanatında Mustafa Râkım'ın Yeri

            Hat tarihinde mektep sahibi olmuş hattatlar, daima kendilerinden önce üslûp sahibi olmuş üstatların yazıları üzerinde çalışarak, harflerinden seçmeler yapmak suretiyle mekteplerini oluşturmuşlardır.250

            Celî sülüste ve tuğrada yaptığı inkılâpla mektep sahibi olan Mustafa Râkım, bunu sağlayabilmek için uzun süre Hafız Osman yazıları üzerinde çalışmıştır.251 Ağabeyi ve aynı zamanda hocası İsmail Zühdî de, Şeyh ve Hafız Osman'ın en güze harflerini kendi zevki ile yoğurarak sülüs - nesihte kendine has bir tavır ortaya koymuştur; celî sülüste ise eski tarza bağlı kalmıştır.252

            Râkım'ın vefatı ile ilgili yazılan şiirde,253 yazılarından faydalandığı üstatlarla ilgili şu mısraları tekrar hatırlayalım :

            "Dâderi üstâd Zühdî'den yed almıştı, fakat
              Derviş Ali'den de
nâil oldu hayli himmete
           
Hafız Osman'ın murakka' kıt'a vü tomarların
            Harf be-harf taklîd için katlandı türlü
zahmete"

            Râkım'ın yazı sanatındaki yeri değerlendirilirken üç hususa dikkat çekilir :

            1 - Celî sülüs harflerinin estetiğinde sağladığı başarı
           
2 -
Celî sülüsün istifinde sağladığı ahenk
            3 - Tuğra ölçülerinde yaptığı estetik yenilik.254

            Râkım'ın yaptığı bu değişiklik ve yenilikler "inkılâp" kelimesi ile ifade edilmiştir.255 Celî sülüs ve tuğra, Râkım'ın yaptığı büyük değişim sebebiyle "Râkım öncesi - Râkım sonrası" şeklinde bir ayırıma tâbi tutulmuştur.256 Celî sülüste geçmiş bütün üslûpları silen Râkım mektebi, Sami Efendi'de kemâl noktasına ermiştir.257 Sert ve durgun bir üslûba sahip olan Mahmud Celâleddin mektebi, bu özelliğinden dolayı Râkım mektebi karşısında tutunamamıştır.258

            Sanat hayatında devamlı arayış ve yenilik içinde olan, serbest nükteleriyle bunu yazılarında gösteren Râkım, yeni ortaya koyduğu celî üslûbunu ancak, ağabeyi ve hocası olan İsmail Zühdî'nin vefatından sonra ortaya çıkarmıştır.259 Râkım'ın eserleri kronolojik olarak tasnif edildiği zaman bu durum açıkça görülebilir. Ağabeyinin vefatından sonra, Râkım celîsinde hızlı bir gelişme görülür.

            Mustafa Râkım, celîden başka padişah tuğralarını da hat ve şekil yönünden ıslah ederek, bu konuda da "inkılâp" yapmıştır. Tuğranın harflerine kalem hakkını vererek ıslah etmiş, kürsü kısmında istifi yeniden tertip ederek ona tok bir görünüm kazandırmıştır.

            Râkımın, sanattaki kudretini ve yerini şu hüküm çok güzel özetlemektedir : "Yalnız şu kadarını söyleyelim ki bir Sinan Türk mimarlığında, Michelange heykeltraşlıkta ne yapmışsa, daha ziyâdesini Râkım yazıda yapmıştır.260 Titiz bir sanatkâr olan Râkım, yaptığı her şeyi düşünerek ve hesap ederek yapmıştır. Bu kudretteki eserler de ancak böyle meydana getirilebilirdi.261

            Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde bulunan262 ve Sultan II. Mahmud'a hitaben yazıldığı anlaşılan bir arîzada, Mustafa Râkım'ın sanat kudreti şu şekilde anlatılmaktadır :

Merhum A. Süheyl Ünver'in Mustafa Râkım'ın
128. vefat yıldönümü için hazırladığı hâtıra defterinde
Râkım'ın kullandığı imzaları çizdiği sahife

(Gülbün Mesara Arşivi)

            "Benim Efendim,

            Buyurmuşsunuz ki, yazılarını Mustafa Râkım hazretleri gibi yazsın. Aya, cihanda anın mislini yazan gelmiş midir ki bu fakîr yazabileyim. Kendi mikdânmca yazabildiğim bu kadardır. Vâzıu'l-asl Hamdullah Efendi ve Hafız Osman Efendi'nin ahsen olan murakkâtından yazıp ve onlardan da en güzel harflerini intihâb ederek bu üslûba eriştirmiştir ve hatt-t müselsel olarak müfredat hurûfu muttasılan bir murakkaa yazmışlardır ki, sâlifuzzikr üstâdân görseler pesend edip, alnından bûs ederlerdi. Yazdığı yazılarda sülüs kaleminden itibaren bir karışa kadar bir kalemle yazı yazsa hüsnünü muhafaza ederdi. Bütün esrâr-ı hat'ta vakıf olup, Rabb-ı Bedîin yedinde ihsân eylediği perkâr-ı kudretini bir kuluna bahş etmiş değildir. Bundan böyle de gerçi tecelliyât-ı ilâhiyesi mahdûd olmamakla beraber böyle bir zatın âlem-i hat'ta yetişmesine imkân göremem.

            Bu sözüme Fatih'de, Cihangir263 ve Tophane'de yazdığı celî yazılar bürhân-ı celîdir ki, kıyâmete değin mislini kimse vücûda getiremeyecektir. Kaldı ki, bu abd-i fakîr pergâr-şinaslık'da olan mahareti de inzimam ederek istif meselesini de bir hatt-ı mustakîme irca' ile üst ve altını mıstara yerleştirmiştir. Şi'r u inşâ ve kitâbet-i cedîdede yed-i tûlâsı cümlenin müsellemidir. Rahmetullâh-ı aleyhi rahmeten vâsiaten.

            Cenab-ı Hak turâb-ı menşûri kadar sizleri payidar ve serîr-i saltanatınızda berkarar buyursun. Âmin.

            İlm-i hattın sır olan bekâretini
           Faş edip celîle gösterdi.
"

            Râkım'ın celî sülüs yazısındaki estetik güzelliklerin açıkça görülebilmesi için, daha önce ortaya konan örneklere bakılması, Osmanlı dönemi örneklerinin ise dikkatle incelenmesi gereklidir. Bu konuda kısa bir karşılaştırma Râkım celîsinin azametini ve farkını ortaya koyacaktır. Râkım'da önce harfler yapı olarak gelişmiş ve güzelleşmiş, daha sonra da istifteki yerlerine en güzel şekilde oturmuşlardır.

            Mustafa Râkım'ın Celî Sülüs'te Yaptığı Yenilik

            Mustafa Râkım'ın celî sülüste yaptığı değişim şu başlıklarda toplanabilir. Bunlar :

            1 - Harflerin bünyesini ıslah etmiştir.

            2 - Harflerin kalınlığı ile kalem kalınlığı arasındaki ideal ölçüyü yakalamıştır.

            3 - İstifte başarı sağlamıştır.

            Mustafa Râkım'a gelinceye kadar hattatlar, celî sülüs harflerinde ölçüyü bir türlü sağlayamamışlardır. Aynı harfin yazımında bile standart tutturulamamış, yazı sadece kalın yazılabilmiştir.266 Osmanlı'da, başlangıcından Fatih devrine kadar celî sülüs, mimarîde bir süs unsuru olarak görüldüğü için bağımsız olarak ele alınmamış; bu sebeple de celî sülüste gerek harf yapısı, gerekse istif yönünden aklâm-ı sitte derecesinde başarı sağlanamamıştır.267

            Başlangıcından itibaren özellikle Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı döneminin celî sülüsleri, gerek harf gerek istif olarak incelendiğinde, harflerin kütlüğü, yalınlığı ve kalemin yazılış özelliklerinin bulunmadığı hemen farkedilir. Celî sülüs bu özellikleriyle Osmanlı'da da uzun süre devam etmiştir. Her ne kadar harflerde önceki dönemlere göre önemli sayılabilecek düzelmeler mevcut ise de, gerek istif gerekse de harflerin gerçek tenasübü Râkım'a kadar yakalanamamıştır. Doha önce görülmeyen, harflerde kalem hareketlerinin hakkı ve güzelliği ile harflerin tenasübü, terkibin güzelliği, Râkım'ın özellikle olgunluk dönemi eserlerinde açıkça görülebilir.

            Râkım'ın celî sülüste yaptığı yenilik değerlendirilirken şu hüküm çokça kullanılır : "Hafız Osman'ın sülüste yaptığını, Râkım celîde yapmıştır."268 Sâmi Efendi'nin şu tespiti bu hükmü doğrular mahiyettedir : "Hafız Osman'ın sülüslerini büyütürseniz Râkım'ın celîsini, Râkım'ın celîsini küçültürseniz Hafız Osman'ın sülüslerini bulursunuz."269

            Osmanlı hat mektebinde sülüste, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman'la birlikte harflerin estetik ölçüsünde başarı sağlanmış, fakat celîde bu ölçü bir türlü sağlanamamıştır. Bu durum Râkım'a kadar devam etmiştir. Râkım, Hafız Osman'ın sülüs ölçülerini büyüterek, celî sülüse başarı ile tatbik etmiştir.270 Bu sebeple Râkım'ın celî harfleri, canlı ve hareketli bir yapıya sahiptir.271 Bu durum, harfler tek tek incelendiğinde açık bir şekilde görülebilir.

            Yazıda harflerin veya harfleri teşkil eden kısımların, genel bir tabirle istifi oluşturan çizgilerin, istif sahasına uyumlu bir şekilde ve aynı nisbette yayılması, yani istif örgüsünün her tarafının aynı yoğunlukta olması, istifte organik bütünlüğün temini, çizgiler arasında denge, uyum, ritm ve ahengin bulunması, güzel bir istifin temel unsurlarıdır.

            Râkım, harflerdeki tenasübü ve ölçüyü sağlamakla beraber, gerek satır, gerekse katmerli istiflerde harfleri birbirleriyle kaynaştırmıştır. İstifte harfler âdeta birbirlerini kucaklamışlardır. Harflerin tenasübünde, istifteki yer ve duruşlarına göre bazı tasarruflarda bulunmuştur. Harflerin ölçüsünü yerine göre büyültmüş, yerine göre ise küçültmüştür, istif icabı bunu yerine göre denemiştir.272 Bu durum istifte yazının güzelliğine güzellik katmış, harf gövdeleri donup kalmamıştır.273 Nakşıdil Türbesi yazıları, özellikle Nakşıdîl İmaret Çeşmesi üzerindeki müsennâ âyet ve aslı Atina Benaki Müzesi'nde olduğu söylenen Papağan şeklindeki istif, harflerin onun elinde nasıl yumuşadığının delilidir. Ayrıca Râkım, istiflerinde tezyinî işaretleri çok fazla kullanmamıştır; Râkım yazıları, harf gövdeleri ile ön plândadır. Ancak harfler yerine oturduktan sonra, belli sayıda, yazıyı boğmayacak miktarda hareke ve tezyinî işareti kullanmıştır. Şu bir gerçektir ki Osmanlı'da istif, Râkım'la birikte gelişme yoluna girmiştir.


Mustafa Râkım Tarafından Çizilen Papağan Taslağı ve İçindeki Yazı

            Önceki yüzyılların celî yazıları ile Râkım'ın harf, kelime grubları ve istifleri karşılastırılırsa, Râkım'ın harflerindeki canlılık, azamet ve istiflerindeki güzellik daha iyi görülebilir. Râkım öncesi celî harflerinde mevcut donukluk ve orantısızlık, yerini tenasüp ve canlılığa bırakmış ve istif dağınıklıktan kurtulmuştur. Râkım istiflerinin diğer bir özelliği ise, harflerin uzaktan rahatça görülebilecek toklukta oluşlarıdır. Harfler, yazılacakları yahut asılacakları yere göre güzellik ölçüsüne kavuşmuşlardır.274

            Râkım, Şeyh Hamdullah ve özellikle Hafız Osman yazıları üzerinde çalışmış, Hafız Osman'ın sülüslerindeki canlılığı celîye aktarmıştı r.275 Râkım'la aynı asırda yaşayan Mahmud Celâleddin de276 Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman yazıları üzerinde çalışmış, sülüs ve nesihte lâtif bir tavra sahip olmakla birlikte, celî harfleri oldukça donuk ve katı kalmıştır. 277 İstifte de harfler birbirleriyle alâkasız ve dağınık bir görünüm almıştır. Mahmud Celâleddin'in celîlerinde hareke ve diğer tezyinî işaretler seyrek olduğundan, harfler bütün donukluğu ve katılığı ile ortaya çıkar.

            Râkım ile Mahmud Celâleddin arasındaki farkla alâkalı olarak, hattat Ömer Vasfî Efendi, Sami Efendi'den naklen şu hadiseyi anlatırmış; "Vaktiyle İstanbul'un tanınmış hattatlarından biri Cuma günleri kendisinden celî dersi almaya gelen öğrencilerine Mustafa Râkım çığırı ile Mahmud Celâleddin çığırı arasındaki ayrılığı akla gelmeyen bir yolda anlatırmış. Bu yazı üstadının uzun boyu, uzun sakalı varmış. Ayağa kalkar, dimdik durur, sonra sakalını ileri doğru uzatıp, gözlerini açar, ileri atılır gibi durup "işte Mustafa Râkım elifi" dermiş. Sonra sakinleşir, sakalını göğsünün üzerine dayar, gözlerini kapar "işte Mahmud Celâleddin elifi" dermiş. "278 Hattat Necmeddin Efendi, Râkım ile Mahmud Celâleddin arasındaki farkı, dinlerde mezheb ayrılığına benzetmiştir. İkisinin kaynağı da Şeyh ve Hafız Osman'a varır.279

            Râkım'ın Önemli Bazı Eserlerinin Fizikî ve Manevî Ahenk Yönünden Değerlendirilmesi

            Bu kısımda Râkım'ın sanat hayatındaki gelişimi, dolayısıyla celî sülüsün gelişimi, eserleri tanıtılarak adım adım izlenecektir. Bu sebeple, onun sanat hayatında gelişimini temsil edecek eserler seçilerek, hat ve istif özellikleri üzerinde durulmuştur. Râkım'ın 1171/1758 yılında doğduğu ve 1183/1769 yılında on iki yaşında icazet aldığı ve en güzel eserlerini ise, yaklaşık kırk beş yıllık gayret ve çalışmadan sonra, 1230/1915 yılından itibaren verdiği unutulmamalıdır.

            İsmail Zühdî Mezar Taşı Kitâbesi

            1221/1806 yılı Râkım'ın kendi tavrını ortaya çıkardığı tarihin başlangıcıdır. Ağabeyi İsmail Zühdî'nin mezar taşı kitâbesi bu tavırdaki ilk eserlerinden sayılabilir. Baş taşındaki celî sülüs harfler genel olarak cılızdır. Râkım bu taşı kalıp olarak yazdıktan sorra elifleri biraz daha kalınlaştırmıştır.289 Buna rağmen, bu kitâbedeki bazı dik harflerde mevcut cılızlık giderilememiştir. Özellikle ikinci satırda "kâtib" kelimesindeki elif, yine aynı satırda "sultan" kelimesinde "ti" harfinden sonra gelen elif, üçüncü satırda "rabbani" kelimesinde "bâ"nın elifi dördüncü satırda "el-hattâtî" kelimesinde birinci "tı"dan sonra gelen elif, yazıda kullanılan kaleme göre cılız kalmışlardır.

Mustafa Râkım'ın Celî Sülüsle Yazdığı,

İsmail Zühdî Mezar Taşı Kitâbesi Baş Taşı.
Mustafa Râkım'ın Ağabeyi Hattat

İsmail Zühdî'nin Kabrinin Genel Görünümü

            Kitâbenin birinci satırında "teâla" kelimesinde küplü ayn harfinden sonra elif ve lam harfini ustalıkla birleştirmesi, ikinci ve üçüncü satırda "rî" harfini, beşinci ve altıncı satırda "ye" harfini "ya-yı ma'kûse" şeklinde kullanması, dördüncü satırda "merhum" kelimesinde vav başı ile mim başını tetabukî olarak göstermesi, yazının terkibine güzellik katmıştır. Kitabenin altında Râkım'ın, beyzî madalyon içerisinde istifli "ketebehu Râkım el - maruf bi-ehi'l-merhum" şeklinde imzası mevcuttur. Rakamlar da nisbeten yoluna girmiş durumdadır. Bu kitâbe, Râkım'ın sanat hayatının gelişme dönemine aittir.

            Mustafa Râkım'ın Tuğra'da Yaptığı Yenilik

            Celî sülüste harflerin tenâsübünü sağlayıp, trkipte de büyük yenilik yapan Mustafa Râkım, aynı şekilde tuğrada da büyük değişim yapmış, kendinden sonra gelenler onu koyduğu estetik ölçülere bağlı kalmışlardır.362

            Râkım m tuğrada yaptığı değişim üç kısımda mütalâa edilir :363

Mustafa Râkım'ın İstiflediği Sultan II. Mahmud Tuğrası

Topkapı Sarayı Müzesi Bab-ı Selâm Üzeri

            Hat değişikliği : Tuğranın harfleri, celî divanî ve sülüs karışımı üslûplaştırılmış bir tarzdadır.364 Râkım, tuğranın harflerini ıslah ederek, onlara kalem hakkını vermiştir. Râkım'ın H. 1230'dan sonraki tuğralarında harfler dolgun bir hâl almıştır.

            İstif değişikliği : Tuğranın özellikle sere kısmında, padişah ve baba ismi ile "el -muzaffer" kelimelerinin yerleştirilmesi önem arz eder. Râkım'dan evvel serenin sol yarısının önceleri "Şah" kelimesinin çift "he"si, sonraları da şekli doldurucu işaretlerle dilimli bir şekilde istif edilmesi, nahoş bir görüntü meydana getirmiştir. Ayrıca kürsünün görüntüsü alttan iki yana sarkmış durumdadır. Râkım, istifi yeniden tertip ettikten başka, kürsünün alttan iki yana sarkık görüntüsünü de ortadan kaldırmıştır. III. Murad tuğrasında üstü daralarak üçgen bir hal alan sere kısmı, Râkım'la, IV. Mustafa tuğrasından itibaren yuvarlak bir hal almaya başlamıştır.

            Şekil değişikliği : Râkım, tuğranın aksamındaki orantı bozukluklarını gidererek, tuğraya daha estetik bir görünüm kazandırmıştır. Beyzelerin sol tarafını yukarı kaldırarak germiş, sereyi toparlamış, tuğ ve zülfeleri genel görünüm ile uyumlu hale getirmiştir. Daha önceleri dik olan tuğları birer nokta sola yatırmış, zülfeleri de daha aşağıdan sarkıtmıştır. Ayrıca, ilk defa Sultan II. Mahmud tuğrasının sağ tarafına "Adlî" mahlâsını koyarak tuğranın şeklini tamamlamıştır.

            Râkım'ın, celî sülüs ve tuğrada yaptığı yenilikten sonra, peşinden gelenler onun yolundan yürümüşler, bu yolu benimsemeyenler ise silinip gitmişlerdir.368

            Râkım'ın Ketebe'de (İmza'da) Yaptığı Yenilik

            Hattat ve müstensihlerin, meydana getirdikleri yahut istinsah ettikleri eserlere isimlerini yazmaları çok eskilere dayanır.373 Hattat ve müstensihler yazdıkları eserlerin sonuna isimlerini, bazen satır şeklinde cümle olarak, bazen de -isimlerini- üslûplaşmış bir şekilde koymuşlardır. Levhalarda, satır şeklinde olmakla birlikte, çoğunlukla üslûplaşmış imzalarını kullanmışlardır.

            Ketebeler, nesih yazıya nesih, ta'lîk yazıya ince ta'lîk, sülüse bazen sülüs bazen de rıkaa' ile, sülüs-nesih kıt'alara nesih, nadiren de rıkaa', tuğra ve celî sülüs levhalara da tevkî' hattı ile yazılmıştır.374

            Râkım başlangıçta, celî sülüs yazılarında genellikle rıkaa' hattı ile satır şeklinde imza atmıştır. Bazen de imza cümlelerinde satırı üst üste istif ederek kullanmıştır. Nadiren de "Râkım" şeklinde sülüs ile imzasını koymuştur. Rıkaa' hattı ile attığı imzalarındaki hattı, yazıdaki gelişimine paralel olarak, ileriki yıllarda gelişme göstermiştir.

Râkım'ın Üslûplaştırdığı İmzasının

H. 1224 Tarihli İlk Basit Örneği

            Râkım'da Tezyinî İşaretler ve Hurûf-i Mühmeleler

            Yazıda kullanılan harekeler (okutma işaretleri) yanında, tezyinî mahiyette işaretler ve noktasız harflere işareten bu harflerin altına bir benzeri, hareke kalemi ile konmuştur. Süs işaretleri olarak isimlendirilen tezyinî işaretler şunlardır : Tirfil, tırnak, tırnaklı tirfil, cezimli tirfil, mimli tirfil, yuvarlak nokta, ters tırnak ve kalın cezim.397 Hurûf-i mühmele ise, ha, sin, şad, ti, ayn, kef, mim ve he olmak üzere sekiz adettir.398 Bunlardan he hariç diğerleri harfin altına, "he"ise harfin üstüne konulur.

            Râkım, yazılarında, başlangıcından beri tezyinî mahiyetteki işaretlere ve hurûf-i mühmeleye ilgi duymuştur. Yazılarında kullandığı bu işaretlerin gelişimi de, harekelerde olduğu gibi çok yavaş olmuştur. Râkım'ın kullandığı tirfil başlangıçta alt uçları ayrık, üst uçları da tomurcuk halindedir. Mimli tirfilde bulunan "mim" oldukça ibtidaî olduğu gibi, gerekli canlılık mevcut değildir. Hurûf-i mühmele de ibtidaî, cansız ve küt bir hâldedir. Takriben H. 1210 yıllarında tirfilde şekil olarak düzelme görülür. Tirfilin alt ucu birleşmiş, üst iki uçta bulunan tomurcuk, yerini sonuçta tatlı bir kıvrıma, sağ uçta ise estetik düzlüğe bırakmıştır. Râkım'ın tavrını ortaya çıkardığı H. 1221 yılından sonra, celî yazıdaki gelişimine paralel olarak, gerek tezyinî işaretlerde gerekse hurûf-i mühmelede bir toparlanma ve güzelleşme görülür.

            Râkım sanatını temsil eden Nakşıdil Türbesi yazıları incelendiğinde hurûf-i mühmele ve tezyinî işaretlerin olgunlaştığı ve canlı bir hale geldiği görülür. Buna rağmen, tezyinî işaretler ve hurûf-u mühmele, estetik gelişimini tamamlamak için hattat Sâmi Efendi'yi beklemiştir.399

Mustafa Râkım Efendi'nin Celî Sülüsle ve Zerendûd

Olarak Hazırlanan Levhası (Işık Yazan Koleksiyonu)

            Râkım, başlangıçta çok az kullandığı tezyinî mahiyetteki işaretleri, sonraları fazlaca kullanmış, Nakşıdil Türbesi yazılarında ise nisbeten fazlaca kullandıktan başka, onları dengeli ve güzel bir şekilde dağıtmıştır. Hareke ve tezyinî işaretler için kullandığı kalem, yazı kaleminin üçte biri kalınlığındadır.

            Râkım'ın Ta'lîk Yazısı

            Râkım, celî sülüsten başka ta'lîk ve nesih hattı ile de eserler meydana getirmiştir. Önce ağabeyinden sülüs ve nesih meşk edip oniki yaşında icazet alan Mustafa Râkım Efendi, daha sonra Üçüncü Derviş Ali'den nesih meşk etmiştir. 400 Ta'lîk yazıyı bir hocadan meşk edip etmediği hususunda, kaynaklarda herhangi bir bilgi mevcut değildir.

            Kaynakların ittifak ettikleri husus, Râkım'ın ta'lîk yazıyı da celî sülüsteki kudretiyle başardığıdır.401 Hüseyin Hâşim, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi'ndeki makalesinde bu konuda şu tespitte bulunmuştur :402 "Mustafa Râkım Efendi, gayet güzel sülüs ve nesih yazıları yazdığı gibi ta'lîk de yazmıştır, ta'lîk yazıları, sülüsteki iktidâr-ı fevka'l - âdesinin kuvvetiyle vücûda gelmiş âsârı ise de, kavâid-i mahsûsasma kemâliyle tevâkuf eylediğinden cidden nazar-rübâdır."

            Râkım'ın elde mevcut ta'lîk eserleri : III. Selim'in Mısır seferi için nazmettiği ve ta'lîk ile yazıp kendisine takdim ettiği kaside403 ile, mürekkeple yazdığı bir diğer ta'lîk eserinden404 gayrisi taşa mahkûk bir haldedir. Bunlar tarih sırasıyla, ağabeyi İsmail Zühdî'nin mezar taşı kitâbesi, Topkapı Sarayı'nda mevcut hazine kethüdası odası tamir kitâbesi, Miskinler Tekkesi kitâbesi, Miskinler Çeşmesi kitâbesi, Hüseyin Hâmid Efendi mezar taşı kitâbesi ve Başçuhadar Seyyid Ömer Ağa Çeşmesi kitâbesidir. Ayrıca kaynaklarda, Kuruçeşme'deki yalısının yakınında yaptırdığı çeşmenin üzerine ta'lîk bir kitâbe yazmasını Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi'den rica ettiğinden, Yesarizâde ihmal edince de kendisinin yazdığından bahsedilmektedir. 405

            Râkım'ın ta'lîklerinde, devamlı meşgul olmamasından olsa gerek, istikrar yoktur. Aynı şekilde celî sülüsteki alışkanlıkla, ta'lîk yazılarında da satırlar istiflidir. Bundan başka, harf şekilleri de Yesârizâde'ye göre farklıdır.406 İlk devir ta'lîklerinin İran üslûbunda olduğu iddia edilmiştir.407

Mustafa Râkım'ın H. 1227 tarihli yazısı

(Talip Mert Arşivi)

            Râkım'ın Nesih Yazısı

            Râkım, ta'lîk'ten başka, nesih yazı ile az da olsa çok güzel eserler meydana getirmiştir. Başlangıçtaki nesih yazısı, hocası Derviş Alî üslûbunda411 olan Râkım, daha sonraları Hafız Osman yolunda eserler vermiştir. Ona ait elimizde o an ilk nesih eseri, sülüs ve nesih olarak hazırladığı meşhur Mihrişah Sultan Türbesi hilyesidir. Beyzî bir madalyon içerisine yazdığı hilye metnindeki nesih gayet keskin olup, Hafız Osman üslûbundadır.

            Râkım'ın üç adet latîf sülüs-nesih kıt'ası bugün Mısır'da bulunmaktadır. Bu kıtalardan biri H. 1220 tarihli, bir diğeri H. 1221 tarihli, üçüncüsü ise tarihsizdir. Bu tarihsiz eser, altı satır sülüs, bu sülüs satırların arası yine altı satır nesih yazıdan meydana gelmektedir. Sülüs ve nesihi çok güzel olan bu kıt'anın yazısı Hafız Osman üslûbundadır. Gerek sülüste, gerek nesihte harfler birbiri ile gayet mükemmel bir şekilde kaynaşmıştır.

            Râkım'ın nesih hattı ile yazdığı en uzun metin, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulunan Ayvansarayî'nin "Hadîkatü'l-Cevâmi' " isimli eseridir. Râkım buradaki nesihte hareke kullanmamıştır. Herhalde metnin uzunluğu sebebiyle yazı nesih kırmasına kaymıştır. Eserin sonunda ferağ kaydı mevcuttur.

            Râkım'ın nesih yazısı hakkında, netice olarak şunlar söylenebilir : Râkım nesih yazıda, Hafız Osman üslûbuna dahil olmakla birlikte, bu yazı ile fazla meşgul olmadığından geliştirememiştir. Bu yazıyı da, ta'lîk'te olduğu gibi, üstün kabiliyeti ile başarmıştır. Buna rağmen yazıya gereken canlılığı ve kalem hakkını vermiş, harflerde bulunması gereken incelik ve kalınlıklara riâyet etmiştir.


Nusretiye Câmîi'nde Râkım hattı ile İsm-i Nebî ve Lafzatullah

            SONUÇ

            Hattat Mustafa Râkım'ın sanatı incelenirken, sanatkârın hayatı araştırma konusu yapılmış, ilk bölüm biyografisine ayrılmıştır. Bu biyografiye, doğumu, tahsili, vefatı hakkında yazılan şiirler, kendisini yetiştiren hocalarından başka, yetiştirdiği talebeleri dahil edilmiştir. Bölüm sonunda, tespit edebildiğimiz kadarıyla ve özellikleriyle birlikte Râkım eserlerinin listesi verilmiştir.

            İlk bölümde öncelikle, Râkım'ın hicrî 1171 doğum tarihi karşılığının, milâdî 1758 olacağı kanaatine varılmıştır. Râkım'ın doğum tarihi ay ve gün olarak belli olmadığından, 1171 hicrî yılının karşılığı olan 1757'ye dört ay, 1758 yılına ise sekiz ay düşmektedir. Dolayısıyla, Râkım'ın doğum tarihi milâdî 1758 olarak tespit edilmiştir.

            Râkım'ın türbe kitâbesiyle ilgili olarak, kitâbeyi Râkım'ın vefatından önce yazdığı, tarihini ise talebesinden Hâşîm Efendi'nin koyduğu şeklinde bazı kaynaklarda mevcut bilginin aksine, kitâbe kalıbını diğer Râkım yazı kalıplarıyla karşılaştırmamız sonucu, kitâbeyi Hâşim Efendi'nin çeşitli Râkım yazılarından derleme suretiyle meydana getirdiği kanaatine varılmıştır.

            Müze envanter defterleri taranırken, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi G.Y. Bölümü'nde, Râkım'ın Eyüp Çelebi Mustafa Reşîd Efendi mezar taşı kitâbesinin, hattat Faik Efendi tarafından çıkarılan kalıbının, kayıbı sebebiyle kayıttan düşüldüğü görülmüştür. Anılan kalıba, daha sonra Râkım Türbesi'nde, oldukça harap bir şekilde rastlanmıştır. Bu kalıp, Nisan 1998'de İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü tarafından İstanbul Vakıflar Türk Hat Sanatları Müzesi'ne intikal ettirilmiştir.

            Mustafa Râkım'la alâkalı olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde üç adet belge bulunmuştur. Bu belgelerden biri müderris olarak atanması (BOA. Hatt-ı Hümâyun/ 22697), diğeri Anadolu Sadareti'ne atanması (BOA. Ali Emiri. Hatt-ı Hümâyun/9681), bir diğeri ise Kâbe örtüsü yazısının hazırlanması (BOA. Hatt-ı Hümâyun, 50630) ile ilgilidir. Bu belgeler ilk defa gün ışığına çıkarılmıştır. Topkapı Sarayı Arşivi'nde ise, daha önce İbnülemin'in "Son Hattatlar" isimli eserinde bahsettiği belgelere ulaşılarak ilgili belgeler yeni numaraları ile kitaba alınmıştır.

            Râkım'm Sultan II. Mahmud'a hat hocalığını şehzadeliğinde değil, tahta çıktıktan sonra yaptığı tespit edilmiştir. Sanatçı bir kişiliğe sahip olan Sultan II. Mahmud, evvelâ Kebecizâde Mehmed Vasfî Efendi'den, daha sonra Râkım'dan yazı meşk etmiştir. Çok fazla sayılabilecek celî levhası bulunan Sultan II. Mahmud'un yazılarının, bizzat Râkım'ın elinden çıktığı ve Sultan II. Mahmud imzasını koyduğu, yahut aslını unutturacak derecede hocası Râkım tarafından tashih edildiği sonucuna varılmıştır. İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'ndeki kalıplar incelendiğinde, bu durum açıkça görülmektedir.

            Râkım'ın kaynaklarda zikredilmeyen, fakat imzalı olan celî ta'lîk bir kitâbesine Topkapı Sarayı Müzesi'nde rastlanmıştır. Mermere mahkûk olan kitâbenin üst tarafında, II. Mahmud tuğrası ve tuğranın sol alt kısmında ise Râkım'm imzası mevcuttur. Hicrî 1224 tarihini taşıyan kitâbedeki bu imzanın, Râkım'm üslûplaştırdığı imzasının, ilk basit örneği olduğu tespit edilmiştir. Aynı şekilde Zevkî Kadın Çeşmesi ve Sıbyan Mektebi'nin yenilenen celî sülüs kitâbelerini de Râkım'm yazdığı tespit edilmiştir; bu kitâbelerde imza mevcut değildir.


Mustafa Râkım Efendi'nin Nakşıdil Türbesi kuşak başlangıcı

            Râkım'm eserleri müze, kütüphane ve özel koleksiyonlara dağılmış vaziyette bulunmaktadır. Nakşıdil Türbesi, Nusretiye Câmîi yazıları ve diğer taşa mahkûk yazı ve kitâbeler yerlerinde, kimi mezar taşı ve kitâbe yazıları ise koruma gayesi ile müzelere taşınmıştır. Bu kitâbelerden, H. 1221 tarihli Mustafa Ağa'ya ve H. 1227 tarihli Yazıcı Mehmed Münif Efendi'ye ait celî sülüs, H. 1227 tarihli Hüseyin Hâmid Efendi'ye ait celî ta'lîk mezar taşı kitâbeleri ile vaktiyle Üsküdar Çiçekçi Çeşmesi üzerinde bulunan taşa mahkûk ve Râkım'ın istif ettiği III. Selim tuğrası bugün Vakıflar Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi'nde bulunmaktadır. Karlık Çeşmesi üzerindeki âyet ve Miskinler Tekkesi kitâbesi Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde, Topkapı Sarayı Hazîne Kethüdası odası tamir kitâbesi, aynı müzede yerinden sökülmüş durumda bulunmaktadır. Câmi ve mescid gibi mekânlardan sadece Cihangir Camîi'nde kalıbından zerendûd olarak hazırlanmış iki levhasına rastlanmıştır. Üsküdar, Kaptanpaşa Câmîi'nde kalıbından zerendûd olarak hazırlanmış bir levha, Haziran 1997'de Vakıflar Hat Sanatları Müzesi'ne intikal etmiştir. Râkım'ın, kalıbından zerendûd olarak hazırlanmış bir levhası, yukarıda bahsedildiği gibi halen Eyüp Sultan Türbesi'ndedir. Râkım'ın 1183/1769 tarihini taşıyan Seyyid Mehmed b. Mustafa'ya ait "çocukluk celîsi" diyebileceğimiz celî sülüs mezar taşı kitâbesi ile, 1210/1795 tarihli Mustafa Ağa'ya ait celî sülüs mezar taşı kitâbelerinin sadece M. Uğur Derman Arşivi'nden alınan fotoğrafları mevcut olup, kitâbeler sonradan yok edilmişlerdir. Bu fotoğraflar 1960 tarihinde M. Uğur Derman tarafından mezartaşları yerlerinde iken çekilmişlerdir, İsmail Zühdî mezarı önünde kızı Fatma Zehra hanıma ait Râkım'ın yazdığı bir mezar taşından bahsedilse de (Derman, Hayat, sy. 49, s. 26) kitâbe bugün yerinde değildir; fotoğrafına da şimdiye kadar bir yerde rastlanmamıştır.

            Celî sülüsün tarihi, doğuşu ve gelişimi incelenirken, celî yazının, mimarî yapılarda büyük boy yazı kullanılması ihtiyacından doğduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, yazının mimarîde bir süs unsuru olarak alınması, onun gelişiminin oldukça ağır seyretmesine sebep olmuştur. Esasında bütün yazı çeşitleri gibi celî sülüs de gerçek estetik kimliğine Osmanlı'da kavuşmuştur.

            Râkım, celî sülüste evvelâ harflerin bünyesini ıslah ederek, harf kalınlığı ile kalem kalınlığı arasındaki estetik uyumu yakalamıştır. Râkım harflerinde, kalem hareketlerinin hakkını, güzelliğini ve canlılığını görmek mümkündür. Râkım, harfleri istif içerisinde en güzel şekilde kullanmış, onları teşrifata uygun olarak dengeli bir şekilde dağıtmıştır. Ayrıca hareke ve tezyinat unsurları da celî sülüste Râkım'la birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Râkım öncesi celîde, hareke ve tezyinat unsurları ya hiç kullanılmamış yahut çok az miktarda kullanılmıştır. Bildiğimiz tezyinat unsurları ise, Osmanlı'dan önce hiç kullanılmamış, Osmanlı'da ise gayet az miktarda kullanıldığı tespit edilmiştir. Sadece, daha önceleri kûfî ve celî sülüs yazılara zemini, zaman zaman kıvrık dallı motiflerle tezyîn edilmiştir.

            Celî sülüste yaptığı inkılâpla mektep oluşturan Râkım, celîdeki tavrını ağabeyinin ölüm yılı olan 1221/1806 yılından sonra ortaya çıkarmıştır. Anılan tarihten itibaren Râkım Celîsi'nin hızlı bir gelişme yoluna girdiği tespit edilmiştir. 1230/1815 - 1234/181 9 yıllarının Râkım'ın o günlük dönemi olduğu, en güzel eserlerini bu tarihler arası vücuda getirdiği görülmüştür. Râkım Celîsi'ne örnek gösterilen Nakşıdil Türbesi ve haziresi yazıları ile Eyüp Çelebi Mustafa Reşîd Efendi mezar taşı kitâbesi 1234/1819 tarihini taşımaktadır. Bu tespitler ışığında Râkım'ın sanat hayatı, 1221/1806'ya kadar başlangıç yılları, 1221 - 1230/181 5 arası gelişme dönemi, H. l 230'dan sonrası da olgunluk dönemi olarak üç kısma ayrılmıştır. Takdir olunur ki, bu sınıflama Râkım eserlerinin tasnifi sonucu, genel hatları itibariyle ve bir fikir oluşturması amacıyla yapılmıştır; muhakkak ki bu tarihler, öncesi ve sonrasıyla irtibatlıdır.

            Râkım önceleri celî yazıları kareleme usûlü ile büyüterek yazıyorken, son döneminde kazandığı meleke sayesinde, kalem kalınlığı 3 cm olan Nakşıdi Türbesi kuşak yazısını doğrudan kalemle yazmıştır. Bugün İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde bulunan yazı kalıplarında bunları görmek mümkündür.

            Padişah tuğralarını, hat ve şekil yönünden ıslah ederek bu konuda da inkılâp yapan Râkım'ın, padişah tuğralarındaki gelişiminin, celî sülüsteki gelişimi ile paralellik gösterdiği tespit edilmiştir. Râkım'ın, H. 1230 yılından sonraki tuğraları olgunluğun zirvesindedir.

            Râkım bütünüyle değerlendirildiğinde, daima yeniliğe açık ve cesur bir sanatkâr olduğu görülür. Her yazısında farklı bir nükte denemesine girişmiş, bunda da başarılı olmuştur. Mihrişah Sultan Türbesi için hazırladığı hilyenin taç kısmında ve hilye metni etrafındaki kuşakta kullandığı harf tetabukları, onun daha sanat hayatının başlangıcındaki yenilik arayışlarını gösterir.


Mustafa Râkım'ın Eyüp Mihrişah Sultan Tütrbesi İçin Hazırladığı Hilyenin Tâc Kısmı

            Başlangıçta hareke ve tezyinî işaretlere yazılarında pek yer vermeyen Râkım, takriben H. 1225 yılından sonra yazılarında harf gövdeleri yanında tezyinî işaretlere de önem vermeye başladığı görülür. 1221/1806 yılında yazdığı İsmail Zühdî ve Mustafa Ağa mezar taşı kitâbeleri ile, 1223/1808 tarihini taşıyan Nakşî tacı şeklindeki celî yazıda, hareke ve tezyinî işaretler çok seyrek, hattâ yok denecek kadar azdır. 1227/1812 tarihini taşıyan Yazıcı Mehmed Münif Efendi'ye ait mezar taşı kitâbesiyle, yazıda harf gövdeleri yanında hareke ve tezyinî işaretleri de dikkat çekici miktarda kullanmaya başlamıştır. Nakşıdil yazılarında, Eyüp Çelebi Mustafa Reşîd Efendi mezar taşı kitâbesi ve Nusretiye Câmîi kuşağında, harekeler ve tezyinî işaretlerin nisbeten olgunlaştığı ve çok fazla kullanıldığı görülür. Râkım'da hareke ve tezyinat unsurları, celî sülüsteki tekâmülüne paralel olarak gelişimini sürdürmüştür.

            Mustafa Râkım Efendi asıl maharetini ortaya koyduğu celî sülüs ve tuğradan başka ta'lîk, sülüs ve nesih yazı ile de eser vermiştir. Râkım'ın ta'lîk yazısı aynı asırda yaşıyan ta'lîk üstadı Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi yazısı karşısında tutunamamıştır. Bu konuda genel kanaat, Râkım'ın ta'lîk yazıyı da celî sülüsteki kudreti ile yazdığı şeklindedir. Fakat sülüs yazıları da, celî sülüs yazıları kadar kudretlidir. Nesih yazıyı da Hafız Osman yolunda yazmıştır.

            Mustafa Râkım Efendi, XIX. yüzyıla kadar celîde bir türlü gerçekleştirilemeyeni başarmış, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman sülüslerindeki canlılığı celîye tatbik etmiştir. Yazı istifinde de Osmanlı hattatlarının öncüsü olmuştur. Padişah tuğralarındaki hat ve şekil bozukluğunu gidererek estetik güzelliği sağlamıştır. Celî sülüste mektep sahibi olan Râkım, kendinden sonra gelenlerce yegâne üstat olarak kabul edilmiştir.


Râkım'ın "Ketebehû Râkım" Şeklinde Üslûplaştırdığı İmza Örnekler

    KAYNAKÇA :

                14. Ahmed Lütfi Efendi, Târih-i Lütfî, İstanbul, Matbaa-i Âmire, 1292, c. 1, s. 189.
                15. Ahmed Lütfi, I, 189; Ahmed Cevdet, XII, 141.
                16. A. Süheyl ÜNVER, "Hattat Mustafa Râkım Efendi", Tarih Dünyası, Yıl : 1, sy. 7 (15 Temmuz 1950), s. 272.
                17. Tarihte hattat olarak adı geçen üç Derviş Ali vardır.
                18. ÜNVER, Tarih Dünyası, 272.
                19. Mehmed Esad Efendi, Vak'anüvis Es'ad Efendi Tarihi, (Neşre Hazırlayan Ziya Yılmazer), İstanbul, Osmanlı Araştırmaları Vakfı, 2000, s. 521.
                20. Ahmed Lütfi Efendi, I, 189; İbnülemin, 269.
                21. Ahmed Lütfi Efendi, I, 190;  İbnülemin, 269.
                22. Vak'anüvis Es'ad Efendi Tarihi, 521.
                23. İbnülemin, 283; A. Süheyl ÜNVER, "Hattat Mustafa Râkım Efendi".
                24. Ahmed Lütfi Efendi, I, 190; Ahmed Cevdet, XII / 141.
                25. Gerçekte Sultan II. Mahmud şehzadeliğinde, Kebecizâde Mehmed Vasfi Efendi'den meşk etmiştir (bkz. Habib, Hat ve Hattâtân, İstanbul, 1305, s.  167.
                26. Ahmed Cevdet, XII, 141;  İbnülemin, 269.
                27. ÜNVER, Tarih Dünyası, 272.
                28. Ahmed Lütfi Efendi, I, 190; Ahmed Cevdet, XII / 141.
                29. BOA, Hatt-ı Hümâyun / 22697.
                30. Ahmed Lütfi Efendi, I, 190; Ahmed Cevdet, XII / 141; Derman, İKMHS, 204.
                31. Vak'anüvis Es'ad Efendi Tarihi, 173, 522.
                34. Şehsuvaroğlu, a.g.m., 58.
                35. Şehsuvaroğlu, 58.
                36. Şehsuvaroğlu, 59.
                37. A. Süheyl ÜNVER, "Hattat Mustafa Râkım Efendi", Sebilürreşâd, c. IX, sy. 203, 1995; s. 48.
                38. Vefat tarihi hakkında da  kaynaklarda değişik tarihler verilmiştir. (bkz. Ahmed Cevdet, XII, 141).
                39. Bu medrese ve plânı ile ilgili olarak bkz. Mübahat S. KÜTÜKOĞLU, XX. Asra Erişen İstanbul Medreseleri, Ankara, TTK Yay., 2000, s. 247 - 251.
                40. Ahmed Lütfi Efendi, I, 190; Ahmed Cevdet, XII / 141.
                41. Mehmed Süreyya, II, 365; Ünver, Tarih Dünyası, 274.
                42. İbnülemin, 279.
                43. Cemaleddin Server Revnakoğlu, Râkım Dünyası, No. 38, Belge No. 38/6, Divan Edebiyatı Müzesi C. Server Revnakoğlu Arşivi.
                44. Milliyet Gazetesi, 24.III.1954; Hürriyet Gazetesi, 24.III.1954; ÜNVER, "Hattat Mustafa Râkım (Dosya) No. 84.
                45. Bu defterle ilgili geniş bilgi için bkz. Süleyman BERK, "Hattat Mustafa Râkım Hâtıra Defteri", Türk Edebiyatı Dergisi, sy. 343, Mayıs 2002, s. 48 - 53.
                46. İbnülemin, Son Hattatlar isimli eserinde bu arîzalardan (s. 280 - 281).
                47. TSMA-E. 2860 / 1 - 2, Katalog No.  12795.
                48. M. Tayyip GÖKBİLGİN, "Mustafa Râkım Efendi", Dünya Gazetesi, 30 Mart 1954.
                49. A. Süheyl ÜNVER, "Hattat Mustafa Râkım", Dosya, SK. No. 84.
                51. İbnülemin, 283.
                66. Mustafa Râkım'ın bunlardan başka kaynaklarda, Şeyh Mustafa Ferid Efendi (Ünver, Türk Yazı Çeşitleri, s. 31 ve İbrahim Bediî (Rado, 203) isimli iki talebesi geçmektedir.
                95. Hat sanatı tarihinde, hattat olarak Mustafa Râkım'dan başka meşhur olmuş dört "Râkım" bulunmaktadır.
                96. Râkım imzasının istismarına ilişkin hoş bir olayla ilgili bkz. İbnülemin, 147.
                97. Muhtemelen Mustafa Râkım Unan'a (1874 - 1949) aittir.
                98. Bu eserlerle ilgili bkz. Örcün BARIŞTA "Mevlevî Dergâhına Vakfolunan Bazı Hat Örneklerinin Paspartularındaki Suluboya - Guvaj Resimler" IX. Vakıf Haftası Kitabı, Ankara, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, 1992, s. 152 - 155.
                99. Bu bilgiler, M. Uğur Derman Bey'den naklen alınmıştır.
                100. Kadıasker'e ait levha için bkz. Derman, Türk Hat Sanatının Şâheserleri, I, 28.
                107. Bu tuğra ile ilgili bkz.  Nedret BAYRAKTAR, Hülya TEZCAN, "Sarayların Çeşme Muslukları", P Sanat Kültür ve Antika, sy. 22, Yaz 2001, s. 54.
                108. Kirazlıbent'te bulunan tuğra için bkz. Kâzım ÇEÇEN, İstanbul'un Osmanlı Dönemi Suyolları, İSKİ Yayınları, 1999, s. 96.
                250. Bu konu ile alâkalı bkz. nefeszâde, 49; Müstakimzâde, 185 - 186.
                251. Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, 90.
                252. Derman, Hattat İsmâil Zühdî Efendi, 26; a. mlf., Sabancı Koleksiyonu, 100
                253. Bkz. Tez, Hakkında Yazılan Şiirler, s. 16.
                254. Alparslan, İslâm Tarihi, 491 - 492.
                255. İsmail Hakkı BALTACIOĞLU, Sanat, Sûhulet Kütüphanesi, 1934, İstanbul, s. 64.
                256. Derman, İKMHS, 35.
                257. Derman, TA, XIX, 58.
                258. Derman, İKMHS, 35.
                259. Derman, Türk Hat Sanatının Şaheserleri, Lv. 22.
                260. İsmail Hakkı BALTACIOĞLU, "Türk Yazılarının Tetkikine Medhal", "Darü'l-Fünûn İlâhiyat Fakültesi Mecmuası, sy. 5-6 (Haziran, 1927), s. 30.
                261. Ünver, Tarih Dünyası, 275.
                262. Bu arîza TSMA.E. 1193, numarada olup 24.5 x 12 cm ölçülerinde ve krem rengi Alikurna kâğıdına yazılmıştır.
                263. 1290 / 1873 yılında yanan eski Cihangir Câmii'nde Râkım'ın celî sülüs bir kuşağı mevcut idi.
                266. Derman, İKMHS, 34; a. mlf., Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı, 385.
                267. Baltacıoğlu, Türklerde Yazı Sanatı, 45; Derman, Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı, 385.
                268. Baltacıoğlu, Türklerde Yazı Sanatı, 46; Derman, İKMHS, 35.
                269. Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, 90.
                270. Derman, İKMHS, 35.
                271. Baltacıoğlu, Türk Plâstik Sanatları, 117.
                272. M. Bedrettin Yazır buna "kaide üstü durumlar" ismini vermiştir. (bkz. Kalem Güzeli, III, 308 - 309).
                273. Baltacıoğlu, Türk Yazı Sanatı, 47 - 48.
                274. Ahmed Süreyyâ, "Osmanlılarda Sanâyii Nefise ez-Cümle Hutûtu Bedîa", Sırât-ı Mustakîm, sy. 174 (14 Muharrem 1329), s. 282.
                275. Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, 90; a. mlf., İslâm Tarihi, XIV, 491.
                276. Mahmud Celâleddin : Aslen Dağıstanlı'dır ve doğum tarihi belli değildir.
                277. Derman, Kök, 14; Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, 103 - 104.
                278. Baltacıoğlu, Türk Plâstik Sanatları, 117.
                279. Baltacıoğlu, Yeni Adam, sy. 447, s. 7.
                289. Derman, İKMHS, 204; a. mlf., Sabancı Koleksiyonu, 100.
                362. M. Uğur Derman, "Padişah Tuğralarındaki Şekil İnkılâbına Dair Bilinmeyen Bazı Gerçekler", VIII. Türk Tarih Kongresi, Ankara, 11 - 15 Ekim 1976.
                363. Derman, VIII. Türk Tarih Kongresi, 1614.
                364. Derman, a.g.m., 1614.
                368. Derman, VIII. Türk Tarih Kongresi, 1615.
                373. Bu konuda Ali Alparslan, İslâm Tarihi, XIV, 453'te Übey b. Kaab'ın Hz. Peygamber'in mektuplarına kâtip olarak imza attığını belirtirken, M. Uğur Derman, "Yazı Tarihimizde Hattat İmza ve Şecereleri", VII. Türk Tarih Kongresi, Ankara, 25 - 29 Eylül 1970.
                374. Derman, Hattat İmzaları, 730.
                397. Yazır, Eski Yazıları Okuma Anahtarı, 48.
                398. Yazır, a.g.e., 47.
                399. Bkz. Yazır, Kalem Güzeli, III, 365; Derman, Hayat Tarih Mecmuası, sy. 5, s. 7.
                400. Rado, 196; Derman, İKMHS, 204.
                401. Hüseyin HÂŞİM, "Zamanımızdaki Hattâtîne Dair", ORCG, sy. 6, Haziran 1329, s. 42; Derman, İKMHS, 204.
                402. Hüseyin HÂŞİM, a.g.m., 42.
                403. Bkz. İbnülemin, 285.
                404. Bkz. İbnülemin, 278.
                405. İbnülemin, 277. Bu olayı İbnülemin'e Beşiktaşlı Hacı Nuri Korman, Muhsinzâde Abdullah Bey'den nakletmiştir.
                406. Derman, İKMHS, 204.
                407. Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, 95.
                411. Derman, DİA, IX, 193.

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR