ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 02 Şubat 2009 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ

Bildiri : Necdet KURT
(Türk Halkbilim Araştırmacısı - İşletmeci)
egecaddesi@hotmail.com


Zile Sempozyumu 2008 / Necdet KURT Fotoğraf Arşivi

HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ
(Mavi Didim Günlük Bağımsız Siyasî Gazete - 31.01.2009 Tarih, Yıl : 12, Sayı : 2957'de Yayımlandı.)

            Bilindiği gibi bazı türküler, doğdukları yerlerden uzakta ve doğdukları halinden farklı bir şekilde karşımıza çıkarak derlenmiştir. Bu türkülere taşıma türkü denir. Bazıları da yine doğdukları yerde derlendikleri gibi, doğdukları yerden uzakta ve ufak tefek farklılıklarla karşımıza çıkarak derlenmiştir ki bunlara da birbirinin varyantı türküler denilmektedir. “Taşıma” ve “varyantlar” türkünün kulaktan kulağa, ağızdan ağza geçerken melodi ve sözlerindeki değişimler ile diğer türkülerle kısmen de olsa melodi ve söz benzerliği yaratmasıyla benzer ürünleri ortaya çıkarmasıdır.

 

            Bazı türküler ise doğdukları zamanki melodik ve ritmik yapısını tamamen terk etmiş, gerek tavır gerekse ritmik yapısında değişikliklere uğramış ve yepyeni bir forma bürünmüş olarak derlenmişlerdir. Ne yazık ki çoğumuz, o türküyü asıl mesajına ulaşmadan terennüm ederiz ve farkına varmadan o türkünün anlamını sıradan hale getiririz.

Ağıt olarak yakılmış bir türkü karşımıza oyun havası olarak çıkabilmektedir. İşte bu yazıda ele alacağımız “Hey Onbeşli” Türküsü de ağıt olarak yakılmış ve üzülerek söylemeliyiz ki çoğu zaman ve çoğu yerde oyun havası olarak algılanmış bir türküdür.

Araştırmacı Necdet KURT Halk Ozanı Neşet ERTAŞ ile Bir Söyleşide.
Zileli Âşıklar Cemal ÇELEBİ (Ozan Deli Cemal) ve Memiş AY (Ozan İkrarî) Sempozyum'da Necdet KURT'la.


Soldaki Fotoğraf : Mustafa BELDEK - Zile Saray Sineması / Sağdaki Fotoğraf Necdet KURT Fotoğraf Arşivi

 

            Yazımızda söz konusu ağıtın nerede doğduğu ve şimdiki haline nasıl geldiğini inceleyeceğiz.

 

            Çanakkale Savaşı sırasında, İtilâf Devletleri’nin Nisan 1915’ten itibaren kara çıkartmasına başlamalarıyla birlikte, cephede takviye kuvvetlere ihtiyaç hâsıl olmuş, Sultan V. Mehmet Reşat 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) bir emir yayımlayarak “Askerî Mükellefiyet” Yasası’nda değişiklik yapmak ve lise öğrencilerini de cepheye çağırmak zorunda kalmıştır.

 

Burada sözü edilen 'Onbeşliler' Hicrî 1315 doğumlulardır.

http://www.tumgazeteler.com/?a=3916365

 

            Bu durumda o günkü lise seviyesinde eğitim gören çocukların da belli bir kısmı cepheye gitmiştir. Akabinde yayımlanan yeni bir tamimle de o dönemde kullanılan hicrî takvime göre 1314 (Milâdî 1896) doğumlu olan ve henüz askere alınmayan 19 yaşındaki gençlerin yanı sıra Hicrî 1315 (Milâdî 1897) doğumlu olup da bedenen gelişmiş olanların da kıtalara teslim olması emredilmiştir. Tüm bu gelişmeler sonunda Anadolu’nun çeşitli illerinde oluşturulan toplanma bölgelerinde toplanan 1314 ve 1315 doğumlular, kıtalara ve cepheye sevk edilmek üzere silâh altına alınmışlardır.

 

2007 - Tokat Reşadiye - Muday Köyü'nde Derleme Gezisi ve Sayın KURT'un Sazıyla Türkülerimizi İcrası.

Necdet KURT Fotoğraf Arşivi

 

            O dönemdeki nüfus kayıtlarının hangi koşullarda gerçekleştiğine ve ne kadar sağlıklı olduğuna kısaca bir bakalım. Yeni doğan bir bebeğin nüfus kaydına geçirilmesi için ya nüfus memurlarının bir kaç yılda bir kez köye gelmesi beklenecek ya da doğan bebeğin aile büyükleri şehre gittiğinde nüfusa kayıt ettirecektir veya aynı ailede daha önce doğmuş, adına kimlik çıkarılmış ve bu arada ölmüş olan aynı cinsten büyük kardeşinin kimliği ile yaşayacak, kimlikteki adı ile ailesinin kullandığı adı birbirinden farklı olacaktır. Yani yeni doğan bebek en erken birkaç yılda kimlik sahibi oluyor, doğum tarihleri yazılırken de “Zemheri’de doğdu, kara kışta doğdu, harmanda doğdu, ekin ekilirken doğdu.” gibi tarih belirten, sağlıksız ve afakî bilgiler verilerek yeni doğan bebeklerin çok büyük bir kısmının gerçek yaşından büyük yazılmasına neden olunmuştur. Öte yandan şehirlerde doğan bebeklerin doğum tarihleri ise genellikle doğru yazılmıştır.

 

            Bu bilgiler ışığında bakıldığında 18 yaşında olması gereken 1315’lilerin çoğu daha 16’sına bile değmemiş birer çocukturlar. O dönemdeki Anadolu’da evlenme yaşının oldukça küçük olması nedeniyle bu çocukların çoğu aileleri tarafından nişanlandırılmış veya evlendirilmiştir. Bu durumda da cepheye gidenlerin bir kısmı eşini, çocuğunu veya yavuklusunu memlekette bırakmış ve büyük bir çoğunluğu da geriye dönememiştir. İşte böyle bir duyguyla da arkalarından gözyaşları dökülmüş ve onlarca ağıtlar yakılmıştır. “Hey Onbeşli” Türküsü de bu dönemde cepheye giden 1314 ve 1315 doğumlu kahraman vatan evlâtlarının arkasından yakılmış bir ağıttır.

 

01.06.1897 ile 22.05.1898 arasında doğan 18 yaşını doldurmuş (!) Onbeşliler (H. 1315)

http://www.tumgazeteler.com/?a=3916365

 

            Türkünün derlenme öyküsü de hayli ilginçtir. Türkü merhum üstat Muzaffer SARISÖZEN tarafından 28.06.1943 tarihinde Tokat Niksar İlçesi’nden “Onbeşli” adıyla Mustafa YOLCU’dan derlenmiştir. Fakat her nedense bu derleme mevcut TRT kayıtlarında bulunmamaktadır.

 

            İkinci kez ise merhum Üstad Nida TÜFEKÇİ tarafından 70’li yıllarda babası merhum Hamdi TÜFEKÇİ’den derlenmiş ve TRT Müzik Dairesi tarafından 1616 sıra no.’su ile 24.05.1977 tarihinde incelenerek repertuara alınmıştır ki, bu konu, özellikle de “babasından” derlemiş olması dikkati çekecek önemli ve mânidar bir durumdur.

 


Necdet KURT Fotoğraf Arşivi

 

            Türkünün üzerinde de metronom süresi belirtilmemiştir, bu da süreyi yani türkünün ritim hızını yorumcuya bırakmak anlamına da gelebilir.

 

            Hızlı bir tempoyla icra edilen bazı türkülerin ritmi yavaşlatılarak ağır bir tempoda söylendiğinde, âdeta birdenbire bir ağıt havasına büründüğünü ve mesajını daha güçlü aktardığını görürsünüz. Hey Onbeşli Türküsü de buna güzel bir örnektir.

 

Araştırmacı Necdet KURT Türkü Derleme Çalışmalarında ve Müzik Sohbetlerinde.

Necdet KURT Fotoğraf Arşivi

 

            Kütahya’dan kına gecelerinden derlenen ve bölgede bir oyun havası şeklinde icra edilen “Teyyare” adlı türküde de bir pilot yüzbaşının uçağının Yeşildağ’a çarparak şehit düşmesi anlatılmaktadır. Genç kuşak sanatçılarından Nida ATEŞ bu türküyü orijinal haliyle icra ederek, yeniden aslına, yani bir ağıt şekline dönmesini sağlamıştır. Bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Diğer taraftan ağıtları incelendiğimizde de birçoğunun sözlerindeki üzüntü ifadeleriyle melodilerinin birbiriyle uyuşmadığını görürüz. Söz ve melodisi uyumlu olanlarında büyük kısmının da uzun hava tarzında olduğunu söyleyebiliriz.

 

            Türkünün ne zaman ve nasıl bir ortamda yakıldığı kısaca bu şekildedir. Bu bilgiler ışığı altında, türkünün sözlerinden ve melodik yapısından yola çıkarak bir analiz yapacağız.

 

Necdet KURT, Zileli Âşıklar ve Sempozyum Katılımcılarıyla.

Fotoğraf : Mustafa BELDEK - Zile Saray Sineması / 12.10.2008

 

            Hey onbeşli onbeşli

            Tokat yolları taşlı

            Onbeşliler gidiyor

            Kızların gözü yaşlı

 

            İlk dörtlüğün ilk dizesinden de anlaşılacağı gibi türkü 1315 doğumlular ve onlarla birlikte savaşa giden emsallerine yakılmıştır. İkinci mısradaki “Tokat yolları taşlı” sözü ise en önemli ayraç noktasıdır. Bilindiği gibi bir şehri diğer başka bir şehre bağlayan yolların adı genellikle bağladığı şehrin adıyla anılır.

 

Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI'nın
Üçüncülük Ödüllü "Hey Onbeşli Onbeşli" Türküsü'nün Yayımlandığı Dergi.


Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI Arşivi - Gönderen : Necdet KURT

 

            Sözgelişi; Turhal’dan Zile istikametine giden yolun adı Zile Caddesi ya da Zile yolu, Amasya istikametine giden yol Amasya Caddesi, Tokat istikametine giden yolun adı da Tokat yoludur ve bu tanım Anadolu’nun hemen tüm şehirlerinde böyledir. Bu sebepten dolayı türkünün doğuşu esnasında böyle bir yolun kullanılması söz konusudur. Bu durumda, metinde yer alan yol, Tokat’a bağlanan bir yoldur ve türkünün yakıldığı yer de Tokat çevresidir.

 

Necdet KURT, M. Ufuk MİSTEPE, Cemal DEMİRELLİ (Ozan Hakiroğlu),
Cemal ÇELEBİ (Ozan Deli Cemal) ve Memiş AY (Ozan İkrarî) Sempozyum'da.

Fotoğraf : Mustafa BELDEK - Zile Saray Sineması / 12.10.2008

 

            Bölgede yaptığımız araştırmalara göre; o dönemdeki en büyük toplanma bölgesi, Zile’deki o zamanki adıyla “Deri Yeri” diye anılan “Mal Pazarı”dır.

 

            Bölgenin meşhur paşası “Deli Kâmil Paşa” nezaretinde, sayıları yüzlerle ifade edilen 1315 doğumlu asker adayları, cephelere sevk edilmek üzere buradaki “Tokat Yolu”nda ağıtlar ve methiyeler eşliğinde Tokat’a uğurlanmış, buradaki on, on beş günlük acemi eğitiminden sonra cephelere sevk edilmişlerdir. Bu yolun adı hâl⠓Tokat Yolu”dur. Böylelikle türküdeki Tokat yollarıyla neyin vurgulandığı ortaya çıkmış, dolayısıyla birtakım araştırmacıların da türküyü başka bir bölgeye mal etme tezleri çürümüştür.

 

Tarihi ve Kültürüyle Zile Sempozyumu'nda Hey Onbeşli Türküsü Üzerine
Dr. Halil ATILGAN Tebliğini Sunarken ve M. Ufuk MİSTEPE Bildiriye Katkı Yaparken.


Fotoğraflar : Mustafa BELDEK - 10.10.2008 Saray Sinema Salonu Zile

 

            Hattâ bu konuda bilgisine başvurduğumuz Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI da babasının 1315 doğumlu olduğunu, bu grupla birlikte buradan uğurlanarak asker edildiğini, babasının anlattıklarına dayanarak kendisinin de yıllar sonra bunun hikâyesini yazdığını anlatmıştır. Nakarat kısmındaki diğer sözlere gelince;

 

            Aslan yârim kız senin adın Hediye
           
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
           
Fistan1 aldım endazesi2 on yediye

 

            Türkünün nakarat sözleri olarak okunan bu dizelerde de o dönemde asker edilen 1315 doğumlu gençlerden birinin yavuklusu olan Hediye isimli kızdan ve o dönemde kullanılmakta olan uzunluk ölçüsünden bahsedilmektedir.

 

Araştırmacı Necdet KURT, Sempozyumda Öğle Arası Akademisyenlerle ve Sempozyum Bildirilerini Dinlerken.

Fotoğraflar : Mustafa BELDEK - 11.10.2008 Saray Sinema Salonu Zile

 

            Burada geçen “HEDİYE” ismi de önemli bir vurgudur. Bölgede yakın zamana kadar Hediye adlı bir hanımın yaşadığı, yaşamının son kırk elli yılını Zile’de geçirdiği ve burada öldüğü bilinmektedir.

 

            Zile’deki birçok insan da adı geçen Hediye’nin Hey Onbeşli Türküsü’ne konu olan Hediye olduğunu, yavuklusunun 1315 doğumlu cepheye giden askerlerden olduğunu ve yaşamı boyunca da bu konuyla ilgili anıldığını söylemiştir. Sayın Hulusi SEREZLİ de3 http://www.zilesitesi.com/makale.asp?islem=goster&id=24 adresinde yayınlamış olduğu “Zile’ye sahip çıkmıyoruz” başlıklı yazısında ve M. Ufuk MİSTEPE’nin Nota ve Sözleriyle Zile Türküleri adlı kitabının 80. sayfasında9 bu konuyla ilgili aynen şunları belirtmiştir.

 

M. Ufuk MİSTEPE "Zile Türküleri" Adlı Kitabıyla Turizm Haftası'nda.

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 13.04.2008 Ankara

 

            “Galiba 1965 veya 66 yılları olmalıydı. Şimdiki Bağkur İşhanı olan yerdeki zahire pazarında rahmetli Mustafa KÖKNEL’in iş yerinde oturuyorduk, içeri 80 – 85 yaşlarında düşkün bir kadın girdi. Mustafa Bey bu kadını tanıyor musun? diye sordu. Hayır demem üzerine Hey Onbeşli Türküsü var ya, işte oradaki “HEDİYE” bu kadın dedi. Onu oturttu, çay ikram etti. Hediye Hanım bize yaşadığı günlerden hikâyeler anlattı.

 

            Gençliğinde Zileli gençleri kendisine âşık edip adına türküler yaktıran kadın dilencilik yapıyordu. Onun bu haline çok üzülmüştüm. Bugün Hediye Hanım’ı tanıyan ve hayatta olan Zileliler var.” Buradan da anlaşılacağı gibi Hediye’yi tanıyan birçok Zileli halâ yaşamaktadır.

 

M. Ufuk MİSTEPE’nin Nota ve Sözleriyle Zile Türküleri adlı kitabının 80 ve 81. sayfaları.

 

            Bahsettiğim Zile Türküleri9 kitabının 81. sayfasında ise Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI'nın aşağıdaki aktarımları yayımlanmış :

 



(mehmet.yardimci@deu.edu.tr)

          Ufuk Bey, ne hikmetse herkes Hey Onbeşli Türküsü'nü bir yerlere bağlamak istiyor. Rahmetli babam 1315'lidir. İstiklâl Madalyası vardır. 85 yaşında vefat etmiştir. Annem de babam askerken evli bir çocuk annesi imiş.

          1315'liler önce padişahın sonra Mustafa Kemal'in askeri olarak iki defa askere alınmışlardır. Kimileri, henüz çocuk yaşta iken, askere alınışlarının ardından yakılmış bir türkü olduğunu ileri sürmekte, kimileri de ikinci kez askere gidişlerinin ardından yakıldığını ileri sürmektedir. Aslı zaten şimdiki söylendiği biçimde bir oyun havası değildir. Muzaffer Sarısözen grubunun Anadolu türkülerini derleme ve notaya alma projesi kapsamında notaya alınmış ve eklenen bazı sözcüklerle türkü farklı bir boyut kazanmıştır.

          Annem, 1315'lilerin süvari olanlarının Zile Mal Pazarı’ndan (Deri Yeri) Tokat Talimgâh Kışlası’na toplanmak için Deli Kâmil Paşa komutasında Zile'den hareket eden yüzlerce atlı askerin ardından yakıldığını ve önce kadınlar arasında kına gecelerinde okunduğunu söylemişti. Babam da benim türküm deyip bağ budarken söylerdi. Ben “Hey Onbeşli, Müdür ve Armuttan Kayacağım” adlı üç türkünün anlatılanlara dayalı olarak mizansenini yapıp hikâyesini yayımlamış ve “Türkülerin Hikâyeleri” yazı yarışmasında ödül almıştım. Anlatılanların ötesinde elde resmî bir belge bulunmamaktadır. Bence de türkü Zile'de yakılmıştır. 21.02.2008 / Buca

                                                                      Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI

 

            Türküdeki diğer sözlere gelince; Anadolu’nun birçok yerinde rastlanabilen mani türü sözlerdir, bu sözlerde araştırma konumuza dair ayrılık ve hasret dışında bir ipucu bulunmamaktadır. Türkünün melodik ve ritmik yapısına baktığımızda ise karşımıza çok farklı ipuçları ve sorular çıkmaktadır. En önemlisi ağıt olarak yakılmış bir türkünün zamanla nasıl ve neden bir oyun havası haline geldiği sorusudur.

 

 

            Bu durumu şöyle açıklayabiliriz : Bölgede birbiriyle başta ticaret olmak üzere sıkı ilişkileri olan üç yer Kayseri; Zile ve Tokat’tır. Bu üç şehirdeki demografik yapı, ticaret, kültür ve yaşam tarzı çok sayıda benzer özelliklere sahiptir. Bu özelliklerin en önemlilerinden biri de şehir merkezlerindeki yerli halk arasında yaygın olan ve yaz aylarında nerdeyse tüm yaşamın orada sürdüğü bağ evleri ve bağ kültürüdür. Yaz gelince, yerli elit kesim ailecek bağlara taşınır ve sıklıkla bağ evlerinde “oturak âlemleri” yapılırdı. Oturak âlemleri kışın da gerçekleştirilmektedir.

 

            Bunu, erkekler hafta içi ya da hafta sonu kendi aralarında ve belli bir hiyerarşik düzen içinde gerçekleştirirler. Oturak âlemlerinde hemen her şey bir âdaba ve kurala uygun olarak yapılır. Müzikler, bölgedeki yerel müzisyenler eşliğinde icra edilir ve bu müziğin adına “oturak havaları” denilir. Bölge insanının birbiriyle ilişkileri sonucunda birçok maddî ve maddî olmayan kültür ürünleri, gayri ihtiyarî bir şekilde oradan oraya taşınmıştır. Bunlar içinde musiki ürünlerde önemli yer tutar.

 


Mavi Didim Günlük Bağımsız Siyasî Gazete - 31.01.2009 Tarih, Yıl : 12, Sayı : 2957.

 

            Bölgedeki oturak havalarına baktığımız zaman, birçoğunun makam ve ritim açısından birbirinin devamı gibi olduğu görülür. Oysa bir türkü Tokat, diğeri ise Kayseri ya da Zile türküsüdür. Örneğin; bir Tokat (Zile) türküsü olan “Hey Onbeşli” ve Kayseri türküsü olan “Gesi Bağları’nda Dolanıyorum” Türküleri’nin melodileri âdeta birbirlerinin varyantı şeklindedir. Yine bir Kayseri türküsü olan “Verdiğin yazmayı bürüneyim mi veya Asmalarda kol uzatmış” türkülerinin saz kısmı da bu türkülerin birer varyantıdır. Bu tip örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Buradaki amacımız; türkülerin hangisinin hangisinden etkilendiği değil, sadece söz konusu varyantın coğrafî bölgesine dikkat çekmektir.

 

            Öte yandan türkünün derlendiği yer olan Akdağmadeni ve Zile birbirine yakın ve ilişkileri çok olan iki ilçedir. Ayrıca Kayseri ve Zile’nin arasında bulunan Akdağmadeni, adı geçen bölgelerin kültürel öğelerini taşımakta hem de bu bölgeler arasında kültürel bir geçiş bölgesi olma özelliğine sahiptir.

 

Zile Kaymakamı Mehmet ERİŞ, Belediye Bşk. Murat AYVALIOĞLU, Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI,
Yrd. Doç. Dr. Doğan KAYA, Necdet KURT, Prof. Dr. Erman ARTUN, Heykeltraş Cahit KOÇÇOBAN.

Fotoğraflar : Mustafa BELDEK - 11.10.2008 Saray Sinema Salonu ve Zile Sokakları.

 

            Üzerinde çalıştığımız konuyu araştırırken, TRT repertuarındaki tüm Tokat ve Kayseri türkülerinin notaları ve TRT repertuarında olmayan Zile türkülerinin notalarını inceleyerek yaptığımız analizde, çok ilginç sonuçlar ortaya çıkmıştır. Buna göre; oturak havaları diye adlandırabileceğimiz türküler sadece şehir merkezlerinde derlenmiştir. İstisna olarak şehir merkezleri dışında da birkaç örneğe rastlanılmıştır. Kayseri ve Tokat’ın merkez ve ilçeleri dışında derlenmiş türkülerin çok büyük kısmı, deyiş ve âşık tarzı türkülerdir. Kayseri Sarız İlçesi’nden bol miktarda derlenmiştir. Derlenen diğer türküler ise kadın oyun türküleri, kına türküleri, çalışma türküleri vb. olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

            Konumuzla doğrudan ilintili olmasa da Tokat Reşadiye yöresi türkülerinin melodi yapısı, ses aralığı, karar sesleri ve icra tarzı nedeni ile üzerinde titizlik ve özellikle durulması gerekir.

 

M. Ufuk MİSTEPE ve "Onbeşliler Gidiyor" Adlı Romanın Yazarı
Mehmet Emin Ulu Tokat Etkinlikleri Haftası'nda Ankara'da ve Plâketini Alırken Sempozyumda.

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi ve http://picasaweb.google.com/zilesitesi/Zile_sempozyumu#

 

            Böylesine hazin ve ayrılık anlatan sözlerin oyun havası haline gelmesi ise; Kayseri’deki oturak havaları motiflerinin Zile üzerindeki etkilerinden dolayı, uzun yıllar yerel müzisyenler tarafından oturak âlemlerinde ve düğünlerde oyun havası şeklinde icra edilmesindendir. Belki ilk başlarda melodi biraz daha farklı olmuş olabilir, ancak sözlerdeki mani özelliğinden dolayı hece veznine uygun her melodiye monte edilebilir bir yapıya sahip olması, zaman içersinde türkünün bu melodide yaşam bulmasıyla da sonuçlanmış olabilir.

 


Necdet KURT Fotoğraf Arşivi

 

            Ayrıca insan yaşamına oranlarsak, bir insan, yaşamında belki birkaç kez psikolojik bir yıkıma uğratacak felâketlerle karşı karşıya kalabilir, ama bunun aksine yaşamında neşeli gün sayısı çok fazladır ve insan havsalası üzüntü ve acı veren olayları zamanla hâtıra raflarına transfer ederek üzüntü ve acıyı birer hâtıra haline getirmektedir.

 

            Dolayısıyla ilk başlarda ağıt olarak yakılan birçok türküdeki, zamanla konusuna ait olmayan söz ilâvesi ve melodisine yapılan müdahalelerle zamana bağlı form değiştirmesi de böyle izah edilebilir.

 

Feryadi Hafız Hakkı Bey - Kanto / Vardım Eşiğine Yüzümü Sürdüm - Sivas

http://images.google.com.tr/images?hl=tr&q=haf%C4%B1z+hakk%C4%B1+feryadi+fotolar&um=1&ie=UTF-8&sa=X&oi=image_result_group&resnum=1&ct=title

 

            Hey Onbeşli Türküsü’nün orijinalini, ömrünün önemli bölümünü Sivas ve Turhal’da geçirmiş, Tokat, Turhal ve Zile’de önemli dostlukları olan o dönemin önemli müzik adamlarından merhum Hafız Hakkı FERYADÎ4 1928 yılında, yani türkü kayıt altına alınmadan yaklaşık 45 yıl önce plâğa okumuştur5. Türkünün orijinal halinde metronom süresi daha düşük, melodisi ve sözleri şu anki icra şeklinden biraz farklıdır.

            Sözler;

                        Damdan attım kendimi
           
            Bulamadım dengimi

şeklinde başlamaktadır.

 

Araştırmacı Necdet KURT, Öğle Yemeğinde Türk Evi'nde ve Zile Kalesi Tetkik Gezisinde.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE ve Mustafa BELDEK - 11/09.10.2008 Zile

 

            Bu durumdan da şöyle bir sonuç çıkmalıdır : Üstad Nida TÜFEKÇİ tarafından notaya alınarak TRT repertuarına girmiş olan bu türkü Hafız Hakkı FERYADΒnin okuduğu plâktan tekrar notaya alınmalı ve kaynak kişi olarak ta Feryadî adı geçmelidir. Çünkü konu delilleri ile ortadadır. Fakat Hafız Hakkı FERYADÎ zaman zaman konser vermek için gittiği vilâyetlerde o vilâyetin adını türküdeki Tokat ile değiştirmiş bir anlamda o şehrin dinleyicilerini ödüllendirmiştir. Söz gelişi; Afyon’da verdiği bir konserde Afyon yolları taşlı6 diyerek okumuştur.

 

            Sayın Hulusi SEREZLİ’nin yukarıdaki yazısında ifade ettiği üzere Hey Onbeşli Türküsü’nün 1965 – 1966 yıllarında Yurttan Sesler Korosu anonslarından Zile türküsü olarak anons edildiği anlaşılmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak ta türkünün o dönemdeki TRT nota kayıtlarına bakmak gerekir. Çünkü TRT Müzik Dairesi repertuardaki mevcut türkü notalarını zaman zaman yeniden gözden geçirerek bir anlamda güncellenmesini sağlamıştır. Bu arada birçok yazım hataları da meydana gelmiştir.

 

Ressam İlhan TRAK, Araştırmacı Kutlu ÖZEN, Araştırmacı Necdet KURT,
Dr. Halil ATILGAN / Halk Edebiyatçısı Mehmet EMİN ULU'nun "Onbeşliler Gidiyor" Adlı Romanı.

Fotoğraf : Mustafa BELDEK - 09.10.2008 Zile

 

            Tüm bu bilgiler ışığında şu sonuca varabiliriz :

 

            Müzikal ipuçları bu tarz oturak havalarının Tokat’ın ilçelerinde sadece Zile’de olduğunu işaret etmekte ve Tokat çevresinde bu türkünün farklı bir melodiyle varyantının olmaması ve türküde adı geçen Hediye’nin de Zile’de yaşamış olması da Zile’yi işaret etmektedir. Hey Onbeşli Türküsü 1315 doğumluların askere giderken arkalarından yakılmış bir ağıttır ve türkünün yakıldığı yer çok büyük ihtimalle Zile’dir.

 

            Yaklaşık yüz yıl önce yakılmış olan ve yıllardır kendine böyle bir yer edinerek oyun havası şeklinde icra edilen türkünün mevcut icrasına saygı duymakla birlikte, bu bilgilerden sonraki icra şeklinde mahiyetine uygun bir şekilde ritminin yavaşlatılarak ağıt şeklinde okunması daha anlamlı ve daha doğru olacaktır.

 

Sazlar : Muammer EKEN, Prof. Dr. Cengiz ERUZUN, Dr. Halil ATILGAN ve Ud Tekin KİREÇÇİ (Cahilî)

Fotoğraflar : Mustafa BELDEK - 09.10.2008 Zile

 

            KAYNAKÇA :

              1 - http://www.tumgazeteler.com/haberleri/askeri-mukellefiyet-kanunu
              2 - http://www.tumgazeteler.com/haberleri/sultan-v/
              3 -
http://www.zilesitesi.com/makale.asp?islem=goster&id=24

              4 - TRT Müzik Dairesi Yayınları. Türkü Notaları, Repertuar No. : 161
.
             
5 - TRT Müzik Dairesi Başkanlığı. Türk Halk Müziği Repertuarı, 1996.

             
6 - Kayseri ve Yöresi Halk Türküleri. Kayseri İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, No. :6.
             
7 - Selahattin ADIGÜZEL - Salih TURHAN - Tokat Türküleri ve Oyun Havaları, Ankara, 2008.

 
             8 - Fadime YILMAZ, Nebi YILMAZ Derlemeleri Arşivi. Zile Türküleri Notaları.
             
9
– M. Ufuk MİSTEPE - Nota ve Sözleriyle Zile Türküleri. Zile Belediyesi Kültür Yayınları, No.:4, Grafik 94 Reklâm Tanıtım Hizmetleri, Ankara, 2008, 128 sh.
           
10
– Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI - Hey Onbeşli Onbeşli, Yeni Adana Gazetesi Sanat Sayfası. / Yaygın Eğitim Mut Haber Bülteni - Özel Sayı, TÜRKÜLERİN HİKÂYELERİ, Yıl : 3, Sayı : 11, Tarih 01.10.1985. sh. 20 - 22.
           
11 - Armağan
Coşkun ELÇİ - Muzaffer SARISÖZEN (Hayatı, Eserleri ve Çalışmaları), T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları - 1962, Ankara, 1997.

Zile Belediyesi Kültür Yayınları No. 4

15/20 Nisan 2008 Turizm Haftası'nda Zile Kültürü'ne Hediye Olunmuştur.

            DİPNOTLAR :

              1 Anadolu’da giyilen, genellikle basma kumaştan yapılan bir giysi.
              2 Endaze 65 cm uzunluğa denk gelen ve o dönemde kullanılan bir ölçü birimidir.
              3 Zile kültür yaşamına önemli katkılarda bulunan Zile sevdalısı bir işadamı.
              4 Feryadi Hafız Hakkı ömrünü Sivas, Tokat ve çevresinde geçirmiş, devrinin en önemli müzik adamlarından birisi ve benim ilkokulda mandolin öğretmenim olan merhum Ahmet Feryadi’nin babasıdır. Asıl adı İsmail Hakkı Aras olan Hafız Hakkı Feryadi yaylı tambura benzeyen bir saz icat ederek bu saza feryat adını vermiştir. Udî, Tamburî tanımlamasından dolayı, kendisi de Feryat adlı sazının ustası olması vesilesiyle Feryadî unvanını kullanmış ve daha sonra bu ismi de soyadı olarak almıştır. Yaptığı birçok plâkta Feryat adlı sazını kullanmıştır. Sazın sesi de âdeta feryat eder bir şekilde tınlamaktadır.
              5 Adı geçen plâk Sivas’ta çok iyi bir arşivci olan Sayın Rıfat Kaya tarafından muhafaza edilmektedir.
              6 Türkünün Afyon yolları taşlı diye okunduğu kaset kaydı Ankara’da yaşayan Araştırmacı Yazar Sayın Mehmet Âli ERDİN tarafından muhafaza edilmektedir.

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR