ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 19 Ekim 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ÜNYE
VE KALİBYA BÖLGESİ
(OINAION AND THE DISTRICT OF CHALYBIA)

Kitap Adı
The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos
Yazar : Anthony Bryer and David Winfield
Tercümeler : M. Nejat AYDEMİR
- Deniz KARAOĞLAN
Gönderenler : 
Ahmet KABAYEL - A. Derya VARİLCİ
(Yerel Tarih Grubu Dönem Başkanı ve Üyesi)

OINAION AND
THE DISTRICT OF CHALYBIA

Unieh ve Polemonium - Grassl, J. (Joseph); Meyer, Joseph, 1860

http://www.davidrumsey.com/maps728.html

ÜNYE
VE KALİBYA BÖLGESİ

TANIM

            Antik ve Ortaçağ’ın Oinaion (Ünye) yerleşim alanı, bugün İris (Yeşilırmak) Deltası ile Jason (Yason) Burnu arasındaki geniş bir körfez içinde yer alan, Thermodon Dağı’nın 27 km Doğu’su ile Polemonion Dağı’nın 26 km Batı’sındaki modern sahil kasabası olan Ünye’dir.


Gönderen : Hasan ÖZSOY

            Ünye, hemen Batı’sında Ainikola (Aya Nikola = Aynikola) ve 9 km Doğu’sunda Metrepol (Midrabolu) Burunu ile korunmaktadır.  Oinaion (kendisi kesinlikle bir piskoposluk değildi; bilâhare Ordu’ya1 kaydırıldı.) XII. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar Neokaisareia metropol alanı içinde bulunmaktaydı.

Aya Nikola Kilisesi (Ünye'nin 40 Adetlik İlk Kartpostal Koleksiyonundan)

Ahmet - Gülay BİRBEN Arşivinden Alınmıştır - Fotoğraf : Ahmet Hüseyin ŞEN

            Bu yerin bir Ikarian kasabası olan Corinthian ve Elis3 içindeki bir yer ile birlikte paylaşılan ortak ismi Oïovη idi. Bizans döneminde daha çok Oïvaiov (1605’den itibaren Yvεov)4 adıyla anılmaktaydı. Choniates tarafından Omnio, Honio, Onio, Homo, Homorio ve Oïvεov5 gibi isimlerin6 şarapçılıkla bağlantısına dikkat çekilmektedir.

            Oinaion, önemini gemi inşa sanayiine (ilk defa onikinci yüzyılda telâffuz edilmiştir)7, Güney’e doğru dağın yaklaşık 70 km ötesindeki Neokaisareia’ya olan geçidine ve antik çağdan XIX. yüzyıla kadar muhtemelen bu bölgeye adını veren demir işçileri ile meşhur olan ή Xαλυβία bölgesine borçludur.8

            Chalybia, genelde, Thermodon (Terme Irmağı) Nehri ile Jason (Yason) Burnu arasında bulunan – yaklaşık 70 km genişliğinde ve 30 km derinliğinde bir alan - Pontus Dağları’nın Kuzey eteklerinde olarak tanımlanmaktadır. Alt eteklerinde çoğunlukla ağaçlık alanlar bulunmakta, Doğu’ya gittikçe daha yoğun bir nüfus görülmektedir. Güney’e doğru gittikçe, Batı’dan Doğu’ya uzanan Pontus Dağları’nın yüksek kesimlerindeki yaylalar nedeniyle ormanlar ve sürekli oturulan köyler yer almaktadır.

Eunich, Martin R.M. Tallis, J.&F.

http://www.lib.unimelb.edu.au/collections/maps/walker/

TARİHÇE

            Antik Oinaion, onikinci yüzyılda, Karadeniz’e ve Aminsos’a (Samsun) ulaşmak isteyen Selçuklular ve Türkmenlerle ün yaptı. 1157-759 dönemi aslında Türkler’in elinde bulunduğu dönemdi. 1175 yılında Danişmentliler’e karşı Manuel’in birlikleri tarafından yapılan sefer sonunda yeniden ele geçirildi ve Koloneia yanındaki Saltuk Emiri için orayı 118210 tarihinden önce kısa bir süre bir kale gibi elinde tutan İmparator Andronikos Komnenos zamanında Pontus’un merkezi olarak kabul edildi.

            Lâtin İmparatorluğu’nun11 bir parçası olarak 1204 yılında Partitio Romaniae ismiyle en Doğu’da sahip olunan yerdi, fakat hemen hemen aynı tarihte Alexios ve David Komnenos12 tarafından ele geçirildi. Fakat Türkmenler halen bölgedeydiler ve Güney’e doğru, yaklaşık bir yüzyıl boyunca Neokaisareia’yı kontrol altında tuttular.

            Panaretos, onların Chalybia’yı ele geçirdiğini ve John II’nin saltanat sürdüğü dönemde (1280 - 97) tüm alanların yerleşim olmadan kaldığını rapor etmiştir.13 Bu durum, bölgede Antik Çağ Hıristiyan anıtlarının hemen hemen hiç bulunmamasını açıklamaktadır. Chalybian Emirleri’nin bir hanedanı ondördüncü yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır.

            Bayram Bey (1313 - 32) sürekli saldırılarla Trabzon’u rahatsız etmiştir.14 1341 yılında, Büyük Komnenos Oinaion’a15 sürgüne gönderildi. Oinaion’un ve St. Andreas’ın (muhtemelen Yason Burnu) ortadan kaybolmasıyla Trapezuntine’nin (Trabzon) en aşağı noktası 1347 yılında bölgede ortaya çıktı.16 1357'nin Kasım'ında Bayram’ın oğlu Hacı Ömer Matzouka’yı17 istilâ etmiş, ancak birkaç ay sonra Türkmen Emiri'yle Basil Komnenos'un kızı Theodora Komnene'nin 1358'in Ağustos ayında diplomatik evliliği ile Yunanistan'daki dönüm noktasına göre şanstır.18 sonradan Oinaion restore edilmiştir.

Metnin Devamının Tercümesi :
APK AB Uzmanı Deniz KARAOĞLAN

APK AB Uzmanı Deniz KARAOĞLAN

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - TMO 2006 Ankara

            Sonradan Oinaion restore edilmiştir. 1361 Aralık ayı itibarıyla Türkmenler bölgeyi tam olarak kontrol altında tutmuşlardır. Panaretos; “Bayramın oğlu Hacı Ömer ile gittiklerini ya da daha doğrusu Bayramın oğlu Hacı Ömer’in Kerasoas’da katledildiğini rapor etmektedir. Kendilerinin Kerasous’a Kalibya bölgesinden kara yoluyla gittiklerini ve emir Hacı Ömer ve Türkler’in kendilerini neredeyse köle gibi hissederek onları takip ettiklerini” rapor etmektedir.19

            Türkmen ve Yunan toplulukları için orada Oinaion’nun sadece güneyinde sahilde ya da sahile yakın yan yana bulunan Derebeyi tarzı Çaleoğlu Kalesi’nde yaşayan Hacı Ömer’in oğlunun daha sonra evi kuvvetlendirdiği olasıdır. Bir diğer olasılık da (eski adı KARAKUŞ) olan AKKUŞ’un iletişim merkezine ve ufak dağın yaklaşık olarak 13 km batısındaki Kekirkalesi (ya da MAHALLE KALESİ) olduğudur. Temelleri klâsik olan işbu ürkütücü kale Neokaisareia’dan Oinaion’daki Ortaçağ’a özgü konumda (ancak modern tarzda değil) bulunan ve bilhassa bu noktada hoş olan Rhododendron (Orman gülü) fundalıklarının üzerindeki otlak alanlara sahip dağ yolu güzergâhında baskın konumda olacaktır.

            Jerphanion; Mithridates şehrini, büyük Kainochorion’un (τό καινό χωρίον) kalesi  olarak teklif etmiş ve bunu ayrıntılı olarak tanımlamıştır (pl 28.) Jerphanion; burayı “ORTA ASYA’DA KARŞILAŞTIKLARIMIZDAN ÇOK DAHA FAZLA VAHŞİLİKLERİ VAR” şeklinde yorumlamaktadır.20 Mevcut yazarlar buna çok farklı bir şekilde bakmışlardır. Ayrıca; Kekirkalesi’nin 3 km güneyinde Ahretköy’de de harabeler olduğu söylenmektedir.21 Kekirkalesi’nin yaklaşık 9 km kuzeydoğusunda BAYRAM olarak isimlendirilen bir köy bulunmakta olup, bu köy ismi HACI ÖMER’in babasını düşündürmektedir. Alternatif olarak; “όσπιτόκαστρον”kelimesi daha çok bir iç kaleyi ima ediyor olmaktadır ki bu da açıkça Boloman Kalesi’ni işaret etmektedir. (p. 114)

            08 Ekim 1379’da Alexios III, Oinaion’da Limnia emiri olan Taceddin Çelebi’nin kızı olan Hudok ile nişanlanmıştır.22 Limnia’nın 1380 - 87’de kaybolmasıyla; Oinaion, İmparatorluğun daha ziyade batısındaki ileri karakolu olmuştur ve bu gerçeği Chalkokondyles 1390’lı yıllarda teyit eder.23 Ancak Oinaion Türkmen topraklarında sadece kuşatılmış bir (Rum) Yunan bölgesi olmuş ve Limnia ve Chalybia emirleri, Oinaion’a Trapezuntines’den çok daha fazla  büyük güçlerle hâkim olunmasına göz dikmişlerdir. 1386 yılının Ekim ayında; Alexios III’ün iki damadı Limnia’nın Taceddini ve Chalybia’nın yeni Süleyman Bey’i olduğu ifade edilmektedir. Taceddin, (Panaretos’a göre) 12.000 kadar adamıyla Chalybia’yı istilâ etmiştir.Limnianlı Türkmenler de emirleri, 3.000 adamı 7.000 at ve pek çok silâhın kaybıyla başarısızlığa uğramışlardır.24

            1404 yılında, Clavijo; yaklaşık 300 Türk’ün (muhtemelen Çepni; 19. yüzyıl gezginleri de ayrıca köyden bahsetmektedir) yerleştiği bir banliyöden başka Oinaion’nun nüfusunun da “pek çok kısmının Yunanlılar olduğu”nu not almışţır. Daha sonra; liman olarak ve  memleket içerisinde (muhtemelen Çaleoğlu Kale) bir kaleyi  elinde bulunduran25 ünlü Melissenos ailesi “komşu tepenin teslim olması hususunda” hükümdarlık etmiştir.


Devam Edecek

            1445’deki bir Burgundian haçlı seferinde ………………………………………………………(26)  Oinaion’daki  Burgindian  kaba saba kalesi (görünüşte Trapeauntine protestosu olmadan) ve müteakip Grand Kommenos John IV mahkeme yerini ziyaret, kasabanın sonuç olarak 1404 ve 1445 yılları arasında Yunanistan’dan çıkıp Türklerin eline geçmiştir.Her ne kadar; Burgindianların amaçlarının dikkate değer derecede kendilerini Yunanlı,İtalyan ya da Türk olarak teşhis etmelerine karşın daha sonra şikayetleri açıklanmıştır..(27)

            Evliya; Oinaion kalesini 1640’lı yıllarda “deniz kıyısında taş bir kare bina “olarak tanımlamış ve bir gelenek olarak BÜYÜK KOMNENOI (28) tarafından inşa edildiği kaydedilmiştir.Kale takriben 1806’da,yaklaşık olarak 1900 ‘de (29) yanıncaya kadar Pontik sahilindeki baş mimari antika eserlerden birisi olarak kalan ve  bir saraya dönüţtüren Trabzon ve Canik  

            Süleyman Zade  Hazinedaroğlu‘nun yönetimine geçmiştir.Oinaion’ nun kendisi NEOKAISAREIA   limanı olarak bilhassa 19.yüzyılın başında  gelişmiştir.Ancak;1839 yılındaki yangın felaketi ile Samsun’a egemenliğini vermiş ve Ünye bundan sonra  sessiz şekilde yeniden ortaya çıkmıştır.

            ANITLAR

            1. Oinaion Kalesi

            Süleyman Zade’nin sarayının temelleri Hamilton tarafından “görünüşte büyük ilk antika” olarak tanımlanmıştır.”Bizler Evliya Çelebi tarafından tanımlanan kale harabelerinin bahsedilen 1445 ci bölümde ve Clavijo tarafından bu bölümde gösterilmesini teklif etmekte olup bunların yaşamları  küçük işyerinde devam etmekte olup hala geleneksel olarak (Hazinedaroğullarının dağıttığı adalet altındaki yaşlı bir ađa) ve deniz kenarında bulunduğu yerdeki kasabanın eski meydanının kuzey batı kenarı üzerindeki Süleyman Zade’nin sarayına ait olarak işaret edilmiştir.(Ţekil:16 ) Siteye, körfezin en kuvvetli şekilde fırtınalı havalardan korunduğu gelgit işaretleri arasýndaki kısmında yer alan küçük koy bölgesinin dirsek oluşturduğu yerden bakılmaktadır. Devam eden kuzey denizi duvarları  5 (beş) adet payanda ile birlikte yaklaşık 105 km dökülmekte ve 30 yöne doğru olup en yüksek noktasında 11 metre yüksektedir. Bu sur, düzenli olarak biçim verilmiţ bazalt taşlarından yapılmakta   olup takriben 0.27 metre kare ve 0.05 m kalınlığında çok ince taş tabakalar ve katmanlar arasındaki geçici kireç ve kumdan müteşekkildir.Seramik (fayans), tuğla ve dövülmüş (ezilmiş) biriket bulunmamaktadır.

            Çokça güneye doğru devam eden 2 payanda arasında (örülmüş) kapanmış bir duvar ve kapak yerine geçmiş yarım çember şeklindeki bir kemeri vardır.Sadece;şu anda toprak seviyesinden 0.50 m daha yukarıda ve kale duvarının dışındaki, mevcut  toprak seviyesinin en azından ortaçağ seviyesinin 1.50 metre yukarısında olması gerekmektedir.

            Etkileyici ortaçağa ait duvarla örme; şu anda evler ve bahçelerle çevrili, ayakta kalan Süleyman Zade’nin sarayı üzerinde bir platformla karşı karşıyadır.Kale’nin kare şeklinde olduğuna dair Evliya çelebinin açıklamasına rağmen;Lauren’nin 1846 ‘daki gravürü kalenin kare şeklinde olmadığını ve modern cadde planı ve ortaçağa ait duvar örmenin arkasındaki kalenin orijinal olarak üçgen olduğunu anımsatmaktadır.(Şekil:16)

            Ortaçağa ait duvarcılık Kordyle ve Rhizaion ‘daki imparatora ait istihkamlar için  14.yüzyılda Trapezuntine ‘de kullanılanla  mukayese edilebilir olmaktadır ancak bu mukayese edilebilirlik daha önceden olabilecektir. Şayet; Oinaion 20.yüzyılda Türkmenlerin karşısında önemli bir güçlü bir  nokta olmaya başlarsa kalenin kökenlerine  daha sonradan kavuşulması gerektiğine dair belirgin bir olasılık bulunmaktadır ve burada eski Kudüs Kraliçesi Thedora Komnene olarak dik başlı Andronikos  Komnenos’un  çok önemli hizmetçisi olmuştu.

            2.Theotokos Kilisesi:

            Oinaion’u 1658’de ziyaret eden Patrik Makarios III Zaim of Antioch , ilk önce taş duvarlarla çevrili ve bir bahçesi olan  bu kiliseyi fark etmişti.(32)Ritter’in bahsettiği Panagia’nın en modern kilisesi bir başka anıt olarak görülmektedir.(Kinner 2 Yunan kilisesi ve bir Ermeni kilisesinden bahsetmişti)(33)Bu gün  kasabada başka herhangi bir kilise izi bulunmamaktadır.

            3. St. Nicholas Kilisesi:

            Halen Ainikola olarak isimlendirilen St.Nicholas adacağı, Oinaion’nun yaklaşık olarak 1 km batısında Ainikola fenerinin karşısında uzanmaktadır.Adı geçen adacık inişli yokuşlu 47 adım uzunluğunda taş ve çamurlu kaldırım taşlı yoldaki kalıntılarla ana karaya bağlanmıştır. Kaldırım taşlı yolun sonundaki ana karaya yakın yaklaşık 1 metre karelik bir yapının kalıntıları bulunmaktadır.Yapının duvarları bağlantısız taş işlemeciliği şeklindedir ve yapının içerideki yüzeyleri iki kat sıvanmıştır.Daha aşağıdaki tabaka öğütülmüş çömleğe sahiptir.Bu muhtemelen küçük bir sarnıç olmuştu.Bu düz platonun üstündeki kayalık yaklaşık 12x26 adımlık ebatta dikdörtgen yapıda bir tesise sahiptir. Bu düz kayalığın (uçurumun) altında ve yüzü kuzey batıya bakan suni bir mağaradır.Çakıl taşı ve harçla düzeltilmiş oda zemini, mağaranın girişinin yaklaşık 1 metre ötesine taşınmıştır.Mevcut sahil seviyesi;eksik ya da fazla  mağaranın zeminine benzer şekilde aynı seviyededir.Mağaranın arkasında;yaklaşık 0.20 metre yüksekliğinde ve 0.20 metre derinliğinde, ufak kırılmış bir kayalık basamak bulunmaktadır..Gerek basamak ve gerekse mağara çatısı kireçten yapılmış bir sıva ve öğütülmüş çömlekle  ile kaplanmıştır.

            Adacığın kendisi 32 ‘den büyük 37’den küçük olmayan ebatlardadır ve adacığı çevreleyen sınır tamamen duvarlarla muhafaza edilmiştir. Duvarlar; takriben 1 metre kalınlığında ve fırtınalı denizlere karşı pürüzsüz bir yüzey sağlanması için dış taraftı çokça sivriltilmiştir. Adacığın merkezindeki en yüksek noktası (yaklaşık deniz seviyesinden 8 metre yukarıda) St.Nicholas kilisesinin temelleridir.(pl.27 b)

            Bzhshkean tarafından yuvarlak olarak tarif edilen ve Ritter tarafından Bizans İmparatorluğu olarak ifade edilip, 1629’da restore edilen işbu kilise 1658 ‘de III. Makarios tarafından da ziyaret edilmiştir. Bzhshkean, yapıyı “görkemli bir şekilde taştan inşa edilmiş” olarak tarif etmektedir.1836’da Hamilton yapının kalıntılarını bulmuştu ancak kalıntılar yapının; bayram günlerinde çok fazla rağbet gördüğünü açıklayan Hell ‘den sonra  kısa bir süre içinde onarılmış gibi görünmektedir.19.yüzyıl boyunca yapı Rusya ve Yunanistan’dan hacıları kabul etmişti.Yapıdan son olarak 1904 yılında Cartanza tarafından bahsedilmiş olup denizciler konusunda hala İngiliz Bahriye nezaretine bağlıdır.(34)

            Kıta ile ilgili yapılar muhtemelen,adacığın bir takım etkilerle hacı merkezi olduğunu teyit etmektedir;ancak kilisenin kendisinin fazlasıyla mütevazi ölçüde olması gerekmektedir.1969 itibarıyla toprağın üst tabakasının yeterince aşınmış olduğu    esas olarak yaklaşık 2.50 m uzunluğunda ve açıkça batıdan girilen (3.40 metrelik  yarım daire şeklindeki tek küçük kilise çıkıntısını içine alarak) yerin temizlenmesi gerekmektedir.

            Yarım daire şeklindeki çıkıntılı kısmın ilk kapısı sadece sonradan görülebilir olmuş (hazine (define) avcıları için kalıntıların tamamı 1970 yılı itibarıyla tahrip edilmişti ancak içte 0.74-0.76 m’lik bir yarıçaplı ve taban duvarları 0.16 m kalınlığındaki düzgün bir yarım daireyi  görmek yeterli olmuştu. İnişli yokuşlu temel taşları kireçli harçla, çakıl taşı,kum ve  öğütülmüş tuğla ile örülmüştür.Şapel’in (küçük kilise)( ve muhtemelen kaldırımlı yolun ve bu yola bitişik mağaranın) ortaçağa ait olduğuna dair  her hangi bir kanıt bulunmamakta olup ancak bu kanıtlar  sirküle edilmemiş olup geleneksel plandadır.

            1963 yılında;adacık  kırmızı adi kırık çömlek parçalı toprak kapla delik deşik olmuştur.Yeşil renkteki kurşun sırlı toprak kaplardan biri hem Bizans ve hem de Osmanlı İmparatorluğunun olmuştur.

            4. Muhtemelen bizlerin ziyaret etmiş olduğu Zindan Dere’nin yukarısında Çaleoğlu Kalesinin batısındaki tepeler içinde bir kalenin yerel raporu bulunmaktadır.

            5.Ginca Kalesi ya da Genç ağa Kalesi olarak isimlendirilen bir kalenin Ainikola Burnunun 39 yaklaşık 6 km batısında ayakta durduğu ifade edilmiştir. Bizler söz konusu kaleyi ziyaret etmedik.

            6.Çaleoğlu Kalesi

            İşbu kale (18.yüzyıldan sonra Deresi olarak isimlendirilmiştir) Ünye’nin 5 km güneybatısında ve karavan güzergahı güneyinde ve fTYAmOUuV Nehrine (Ünye Deresi)(40) hakim konumdaki Kaleköy’de ayakta durmaktadır. Söz konusu kale şüphesiz klasik Caena (41) ile bir tutulabilecektir. Kale; görünüşte göze çarpan büyük bir kayanın  üstündedir.Kayanın güney ve doğu kenarları basamaklıdır ve destekleyici bu tür yapılar kuzey ve batı taraflarında nehre dökülmeden evvel  50 metrenin üstünde rotasından sapmaktadır.Kayanın tamamı yoğun bir şekilde ağaçların altındaki böğürtlen çalısı  ve defne ile kaplanmıştır.19.yüzyılın başında bariyerlerle kaplanmış gibi görünen kale, özelliklerinin günümüz harabelerinin çok daha fazla açığa çıkarılmasına ihtiyaç duyacak bir planın da bulunup ortaya çıkartılmasıdır.

            Kayanın güneydoğu kenarındaki temeline yakın; ve görünüşte savunma amaçlı duvarın dışında, bina cephesinde üçgen biçimindeki parçanın üstündeki kartal kabartmaları (rölyefleri) ve kare bir kapıya  sahip önü dört tekerlekli bina stilindeki klasik  bir kaya mezarı olup;(pl.29) Paphlagonia’da  bu kadar bilinen tipte burada Pontus (Kuzeybatı Anadolu’da tarihi bir devlet) kıyısında bir  uzak doğu örneğidir. Mezar, mevcut payandasından yaklaşık 14 metre yukarıda bir mısır bahçesindeki kırık bir uçurumdadır.Uçurumun aşağısında ve sağ tarafta iki ya da üç tane girintili kırık kaya ve süslemesi şu anda düşmüş olan ek lahitler şeklindedir.Hamilton;ana lahit içerisinde “Görünüşte Yunan Azizleri” olan tablolar bulunduğunu söylemiştir.(42)   Lahide ulaşma hususunda;Ünye İtfaiyesi ve D.C.W ve A.A. tarafından sahip olunan mevcut merdivenden daha uzununa ihtiyaç duyulacaktır.M.B.kendilerinin söz konusu lahide muhtelif ziyaretlerini baltalamışlardır.Bununla beraber;belirli bir miktar aşağıdan çıkartılmıştır.Orada şu anda çok fazla tahrip edilmiş beyaz bir alçı (sıva) üzerinde tek bir tabakaymış gibi görünmektedir.Lahitin dıştaki duvar bölmesi ortaya doğru iki taraflı pervazlarla daraltılmış olup bu pervazlardan sağ taraftaki ayakta duran bir aziz tablosuna( ya da muhtemelen Panagia)  sahip miş gibi görünmektedir. Merkezdeki duvar bölmesi;sırayla yarım daireli kemere(tonoza) sahip olup bu 2 düz pervazla daha da daraltılmış daha küçük gizli duvar bölmesine öncülük etmektedir. Sağ taraftaki pervaz Koimesis’i tasvir ediyormuş gibi görünen bir manzaradır.Merkezdeki duvar bölmesinin tavanında;beyaz çizgilerle 4 ‘e bölünmüş ancak tonozları kurum nedeniyle o kadar kararmış tablolar bulunmaktadır ki nesneleri okuyabilmek imkansızdır.Genel olarak;tablolar mavi bir fona,kırmızı çerçevelere sahiptirler ve şekiller   ışık halkaları ile ayırt edilebilmektedirler.Mezar açıkça bir şapel (küçük klise) ya da inziva yeri olarak kullanılmış olup;tabloların Son Bizans’ ait olmadığına dair hiç şüphe bulunmamaktadır.

            Bzhshkean, kalenin kendisinin dört tane etrafı surlarla kuşatılmış şehri bulunduğunu,üç tanesinin her birinin dışında bir kapısı ve en içte iki kapısı bulunduğu iddia edilmektedir.(43)  Günümüzde sadece iki tane çevresi surlarla kuşatılmış şehir ortaya çıkartılabilecek olup;dıştaki kapı taşı kırık mezarın birkaç metre doğusuna doğru uzanmaktadır.Şayet; Bzhshkean,’nın açıklaması(şu anda fındıklıklar arasında bulunabilecek her hangi bir iz bulunmamaktadır) dıştaki bir bölgeye isnat ediliyorsa;bu nispeten kalenin güneydoğusunda toprak seviyesi üzerinde mevcut olabilir.Hemen hemen;bu durum garnizon ya da hayvanları barındırmak  için kaya üzerinde düzgün ufak oda bulunduğu anlamına gelecektir.

            Halihazırdaki giriş yeri, yöreye özgü sarı renkli kireçli harçla kuvvetli bir şekilde zımparalanmış düzgün kesilmiş bloklarla çerçevelenmiştir. Bloklar dikdörtgen şeklinde olup; Amasya’da Helenistik çalışma içerisinde buna benzer uzun ya da kısa süreli çalışmaya dair herhangi bir işaret bulunmamaktadır. Daha sonraki dönemde;giriş kapısının tamamı doğu tarafında pekiştirilmiş yuvarlak şekildeki bir burçla (tabya) ve ekstra taş işçiliği ile takviye edilmiştir. Duvarcılık sanatı takviyesi, suyun aşındırdığı taşın daha ufak blokların kireç ve çakıl taşı (necef taşı) ile düzenli bir şekilde tabakalarla bir arada döşenmesidir.İçi harçla sıvanmış moloz olup duvarda bir taraftan öte tarafa kirişler bulunmaktadır ancak aksi tarafta kiriş bağlantılarına ilişkin herhangi bir işaret bulunmamaktadır.

            İkinci bir giriş yeri (ana kapı), yaklaşık 15 metre daha yüksekte iyi yontulmuş sarı renkli kalker ancak pek çoğu gitmiş bloklarla ile çerçevelenmiştir.Söz konusu bu kapalı alan içerisinde ve ikinci ana giriş kapısından yaklaşık 15 metre daha yüksekte, kaya içerisinde bir platform bulunmakta olup;bu bir tünelle sarnıca girişi teşkil etmekte ve :girişin sağ tarafına doğru kaya biçiminde saçaklar ve sıva ile kaplanmış kayadan oyulmuş bir su teknesi bulunmaktadır.Giriş ile tünel sarnıcının ilk birkaç metresi de sıva ile kaplanmıştır. Sarnıca giden yol yaklaşık 3 m yüksekliğinde ve 2.75 genişliğinde 45º’lik açıdaki kayaya girmektedir.Günümüzde sadece 45 basamağı görülebilmekte olup her biri yaklaşık 0.25 metre derinliktedir.Toplam derinlik 11.25 metredir.D.C.W.;tabanda, bir araya getirilmiş olan moloz seviyesinin girişten itibaren uzaklığının en azından 30 metre olduğunu tahmin etmiştir.Yaklaşık yarı yoldan aşağıda yapay tünel bloğu kalıntıları bulunmaktadır Depo olarak kullanılabilecek daha yukarıda sıva ile kaplanmış bir bölüm yaratılmış ve kale üstündeki kayalık ile ilgili boşluğa sınırlandırma getirilmiş olması gerekmektedir ve sarnıcın daha yüksek bölümü hiçbir zaman su ile doldurulamamıştır.

            Platformun güneyine doğru; sarnıcın önünde ve sarnıcın aşağısında bazı duvarlar vardır ki bu duvarların şapele ait olduğu, mahalli otoriteler tarafından açıklanmıştır.(Alan şu anda tamamen yeniden birbirini öretecek derecede büyümüştür).Plan, pek çoğu düşmüş yuvarlak kabarcıklı basit bir dikdörtgen şeklindedir ve dışta enlemesine kuzeyden güneye uzanan bir dehliz olup bu dehlizin batı duvarı sert kaya ile biçimlendirilmiştir.Duvarcılık sanatı; yontulan yöresel sarı renkli  kalkerli blokların Trabzon’daki Hagia Sophia ’daki gibi  nadiren dekoratif amaçlı kırmızı renkli kursun dış yüzeyde harç olmaksızın yerleştirilmesidir.Kilisenin dış dehlizinin batı duvarında kemiklerin ve diğer objelerin tekrar ele geçirildiğinin ifade edilmesinden ötürü kırık kaya oyuğu bulunmaktadır.Yuvarlak kemerli bir antre; kilisenin dış dehlizinden itibaren eski mabet ve buradaki iç odaya doğru uzanmakta ve orada bir mezar gibi ya da muhtemelen bir vaftizhane gibi:ki burada şu anda  sadece kabaca temizlenmiş gibi yıkıntılarla dolu hizmet verebilen  ufak bir oda bulunmaktadır.Hem kilisenin dış dehlizi ve hem de eski mabet ve buradaki iç oda aralıklarda kemerli nervürler bulunmaktadır.Bunlar dış taraftaki çatı seviyesinin sarnıç (mahzen) platformuna tekabül etmiş gibi gözükmektedir.

            Sarnıcın (mahzenin) yukarısında güneye doğru, kayanın tepesindeki kale içinde üçüncü bir ana kapının bulunması gerektiğine dair yol gösteren kırık kaya basamaklarıdır ancak herhangi bir duvarcılık sanatı bu noktada uzun süre kalmamaktadır. Yukarıda ve bu varsayılan kapının güneyi,  birincisinden daha etkileyici ebatlarda ikinci bir sarnıç tünelidir. Bu, 65o ila 70 o ‘lik ve girişte 3.05 m ’genişliğinde bir açı ile kayayı kesmektedir .Bunun tamamı basamaklı olup aynen daha aşağıdaki sarnıç (mahzen) gibi.temel;seçilememektedir.1963’de bir taşın aşağıya düşmeden 50 saniye önce görünürde enkazın altına ulaşmış gibi gözükmüş ve 1971’de ise bu süre 44 saniye olmuştu.

            Kayanın bir hayli fazla uzamış tepesi kırık taş basamaklara sahip olup burada ve orada  kalenin yukarısında bol miktarda delil bulunmaktadır  ve şu anda neredeyse tamamı çökmüştür. Kayanın içinde düşey bir kazı bulunmakta olup burası üçüncü bir sarnıç (dehliz) gibi hizmet  vermiş olabilecektir.Daha yukarıdaki kalenin güney tarafı üzerindeki taşçılık (duvarcılık sanatı), kuvvetlendirilen daha aşağıda giriştekine benzer düzenli yollardaki kaba şekilli taşlardır.

            Klâsik  Pontus duvarcılık sanatı doğu bölgesine değin aynı inceliği göstermemişti bu durum  o kadar ki Amasya gibi sitelerde  açıkça keşif edilmişti. Çaleoğlu Kalesi üzerinde pek çok farklı dönemlere ait  savunma amaçlı toprak yığınları açıkça ortaya çıkartılmıştı. Bütün bunlardan sonra;mekan iki bin yıllık bir tarihe sahip olmuştur. Özellikle klasik Pontus ’(şüphesiz bu Pompey tarafından yerle bir olan güçlü noktalardan biri olmuştu.) dönemine benzer her hangi bir duvarcılık sanatı bulunmamaktadır.ancak kilisenin taş işçiliği ve o kadar ki daha aşağıdaki giriş kapısı benzer durumdadır ve ortaçağa özgüdür.Bununla beraber bilinen şey kırılmış kaya mezarı ve Klasik Pontus dönemine ait mahzen (sarnıç) olup bu son Bizans döneminde kullanılan kale olmuştu ve mezar içindeki kilise (şapel)‘nin aynı zamanda olduğu tahmin edilebilecektir.

            Çaleoğlu Kalesi,kendisinin etkileyici saklı kaya ve ağaçlar altındaki çalıları ile üzerinde düşünülmeyi attıracak pek çok Pontus şehirlerinden biridir.Şüphesiz Çaleoğlu Kalesinin önemi  az değildir kale mitolojideki fonksiyonundan ziyade arazide çalışanlara anlatılabilecektir.

            Mitolojide  Çaleoğlu Kalesi : Sayısız Pontus kalelerine benzemektedir. Çaleoğlu Kalesi çok güzel bir prensesin kalesi olarak halka hitap eder şekilde……….(okunamadığı için boş bırakılmıştır) ile tanınmaktadır. Ancak bu kale Avrupa’da “Sparrowhawk Kalesi” ile meşhur  masalla tanınmış olsa da yeganedir. Önemli ölçüde  öyküler   benzer noktalara sahiptirler ve Çaleoğlu Kalesinde gerçek değişim olsa bile bu incelemeye hak etmektedir.

            “Gabras Türküsü (baladı)” Pontus dönemine ait şiirin en önemli örneği olmasına karşın 19.yüzyılın yaygın bir birleşimi olarak gösterilmiştir.Modern Pontus Yunan zenginliği ve Türk popüler epiği ve geleneksel ve efsanevi hikayeleri açıkça eski geleneklere dönmektedir. Spyridakes;1336 yılında Trapezuntine horoskopundaki (yıldız falında) ballad (türkü) yapıcılarla ilgili olarak muhtelif referansları St.Athanasios Athonite ‘in en erken yaşamında ortaya çıkan bir referansı onlara ilave edebilecek olup söz konusu ailesi “Colchian ”anne tahminen popüler şarklarla kutlanmış ve yazar adına meselenin daha fazla tartışılmasının arzu edilmediğini ifade etmektedir.

            Yunan popüler şiir temaları arasındaki  en eski ve en yaygın olanı genellikle uzunca bir süre 12 yıl boyunca düşman  karşısında güzel bir prenses tarafından savunulan söz konusu kale olmasıdır. Mezkur kale en nihayetinde Palalomatzoukan Palaikokastro q.v.’nin baladında (türküsünde) ki gibi nehrin bir başka yöne döndürülmesi ile ya da Melikdanişmendname’ deki St.Gregory Thaumatourgos  manastırının ele geçirilmesinde bu rolü üstlenen din değiştiren Amazon Efromiya’ nın  hikayesindeki gibi kale içine bir giriş yapan gerçekleri gizleyen dinden dönen  hain tarafından zapt edilmiştir.Trabzon’un geleneksel popüler çöküşünde olduğu gibi Prenses, kendini düşmandan  korumak için kalenin en yüksek kulesinden ölümüne atlamıştır.Spyridakes ,838’de azizlerin hayatı ile ilgili edebi eseri olan Amorionun çöküşündeki Arap geleneğinde konunun kökenlerini bulmuş ancak özgün bir olayı araştırmak muhtemelen gereksizdir.Tnantaphyllides ve Ioannides Kuotpo Pontus türkülerini (baladlarını) Çaleoğlu Kalesi ile birlikte teşhis etmektedir. Kırık kaya mezarları ve merdivenleri ile birlikte heybetli ve ulaşılamaz ormanlık kale görünüşte dibine erişilmeyen sarnıç tünellerinin doğal olarak gözde hayal edilerek canlandırılacaktır. Buna benzer Çaleoğlu Kalesi, yöresel hikayelerin  bir araya toplandığı(örneğin Zil Kale.q.v benzeri) herhangi bir başka kale etrafındakinden  daha fazla dikkat çekici değildir.

            Batıda “Sparrowhawk Kalesinin” öyküsü görünüşte ilk defa Jean d’Arras’ literatüründeki  Meiusine’nin (1382-94)  öyküsünde bulunmuştur ancak temadaki  kısmın 1336’da tanınmış olması gerekmektedir eğer temadaki kısım 1336’da tanınmamışsa mümkün olduğu kadar erken 1312’de tanınmış olması gerekmektedir. Melusine (Melisander Lusignan kontu Raymond’ un eşi olduğu zannedilen ve Lüksemburg ve Rohan hanedanlarının atalarının en çok  Fransız  Ortaçağ aşk macerasını ücretsiz olarak kutlananlarından biridir.Lusignan ailesinin Kıbrıs’ı 1192’den itibaren idare ettiğinin  ve 1396’dan itibaren de Klikya Ermenilerinin unvandan dolayı hükümdar olduklarının hatırlanması gerekmektedir.Melusi’ nin kız kardeşi Merlier Kıyamet Gününe kadar Klikya’daki Sparrowhawk Kalesin’de hapse mahkum edilmişti. Melusi’ nin kız kardeşi Merlier bir atmaca tarafından korunmuştu ancak soylu şövalyeler kalenin dışındaki St John Vaftizhanesinde gece nöbet tutmaktan hoşlanmışlardı. Ödül olarak hapisteki prensesi herhangi bir istek için vermeye yetkili kılınmışlardı. Onların arzuları süresince “Dünyalık şeylerde”.Mezkur şövalyeler “prensesin evlilik için ne vücudunu ne aşkını ve ne de başka türlüsünü talep edememişlerdi.Uygun olmayan taleplerde ısrar eden şövalyeler kötü şanstan yakınmışlardır.1366’da Mandeville hikayeyi süslemiş ve hikayeyi Klikya’ da değil de Trabzon ve Erzurum arasına yerleştirmiştir.Ancak; Mandeville (bu koltuk gezgini için garip dürüstlükle) “önceden isimlendirdiğim gibi bunun taraflara gitmek için doğru yol olmadığını ancak mucizeyi görüp konuştuğunu  itiraf etmiştir.Daha yaygın bir geleneğe göre;kale Layays’ ın Cruk’un ötesine uzanmaktadır.[(lajazzo .şuanda Ceyhan) ,Pharsipee ‘ye yakın(şuanda Perşembe)] ve Cruk (Korigos.şuanda Gavurköy) .Burada korsanlardan atmacaları uyandırmaları ve 3 gün için (bazen yedi) kale dışında kalmaları ve geceleri uyumaksızın yaşama veya prensese dünya zevklerinden herhangi bir arzusunun olup olmadığı sorulmadan önce refakat etmeleri istenmiştir.Bu tür bir nöbet tutmadan sonra;bir Ermenistan  kralı prensesin kendisini davet etmiş ancak kral ve soyu ezeli bir savaşa tayin edilmişlerdi.Bol para bağışlanan fakir bir adam sağlık dilemiş ancak  Şövalyeler birliği üyesi  asla eksilmeyen bir kese altını Kralın emriyle harcamıştır.[Şövalyeler gerçekten zenginliklerinin hikayeleri hakkında 1312 yılında  kısmen sindirilmişlerdir.]

            1402’de Beyazıt’ın ordusunda her şeye inanan paralı bir Bavarıanlı olan Johannes Schiltberger Ankara Savaşında Timur tarafından yakalanmıştı.1427’de sonunda emekli olarak evine döndüğünde  Johannes Schiltberger esaretini müteakip Pontus seyahatini anlatmıştır. Schiltberger’in hikayelerinin kaynağı henüz analiz edilmemiştir ancak hikayelerini Doğu’dan alan pek çok Batı gezginlerine benzemektedir. Johannes Schiltberger becerikli bir adam olmamış ancak sadece birinci sınıf tecrübelerini, elenen yöresel hikayelerin çevirilerini ve daha önceki gezginlerden elde edilen hikayeleri ya da olay burada olacakmış gibi görünen bütün üç unsuru bir araya toplamıştır.Schiltberger kuşkusuz savurganlıkla hesabını ferahlatmış ancak Mandevilled nedeniyle Klikya’dan Trabzon’a yakın Sparrowhawk Kalesine kendisinin gönderdiği sahte seyyahlardan dolayı çıktılar  kabul edilmemiştir.Schiltberger Aminsos ve Kerasous arasında hala daha uzaktaki kaleyi gezmiş ve kalenin Yunanlıların kontrolünde olduğunu ortaya çıkartmıştır. Schiltberger  bölgedeyken; Oinaion, Aminsos ve Kerasous arasında Yunanlıların kontrolünde en batıdaki kasaba olmuş ve Çaleoğlu Kalesi de  Schiltberger’in gerçekte görünüşte  ziyaret ettiği en ünlü ve en dikkati çeken adaylığa en uygun  kale’dir.Ermenistan Kralının hikayesinin tekrarlanmasından sonra;fakir adam ve Şövalye olan şahıs “biz bir adamdan bizi kaleye götürmesini rica etmiş ve ona para vermiştik ve mekana gittiğimizde beraberimizdekilerden biri  kalıp saati korumayı istemiştir.Bize onu getiren şahıs bizlere  onun saati taşımadığını , kaybetmiş olacağını ve hiç kimsenin onun nereye gittiğini bilmediğini ifade etmiştir.Kale ayrıca ağaçlarla saklanmıştır böylece hiç kimse kaleye gidiş yolunu bilmemektedir.Söz konusu kale Yunanlı papazlar tarafından da ayrıca yasaklanmıştır.ve Yunanlı papazlar bunu şeytanın yapmış olduğunu,Tanrının yapmadığını ifade etmektedirler.Bu sebeple,bizler KERASON adlı bir şehre gittik.Bu rivayetteki gerçekte bir unsurun ip uçları bulunmaktadır.Oinaion’nun rahipleri (papazları) Güney’den Türkmenlere karşısında Melissenoi’nin tuttuğu (her nekadar muhtemelen bir şapel ya da inziva yeri olan ) kırık kaya mezarı ile birlikte ağaçlarla gizlenen kaleden doğal olarak şüphelemişlerdir. Schiltberger’in KμPpoΏpyıaç ???????’nın  Çaleoğlu Kalesi olduğunu ve ayrıca akabinde Mandeville’i okuduktan sonra Batının Ortaçağ masalı olan „Sparrowhawk Kalesi”ile bir fark gözetmediğini söylemesi mümkün değildir


Devam Edecek

            1 Vryonis, Decline, 204; Kinner (1813), 318.
           
2 Arrian, 23; Anonymous periplus, 30; Miller, IR. Coi. 646. İoannides, Historia, 207, notes old tombs and a number of churches on the cape, where the Karaklar Dere debouches, but A.A.M.B. could find nothing of them. About 1.5 to 2 km South of the cape is a tall tepe, behind which there are said to be two chapels and at a village called Asarma, about 3 km inland, a large, and therefore probably nineteenth – century, church.
           
3 Strabo, Geography, VIII. Iıı. 5; VI. 16; VI, 22; VII, I; IX. Iı. 25.
           
4 Tomaschek, Kleinasien, 80.
           
5 Kretschmer, Portolane, 649; Thomas, Periplus, 251 – 52, 271; Delatte, Portulans, II. 32.
           
6 Nicetas Acominatus (Choniates), Bonn ed., 463.
           
7 Idrisi, ed. Jaubert, 393; ed. Nedkov, 96 – 97, and note 298 on p. 146 Cf. Makarios (1658), II, 435.
           
8 Apollonius Rhodius. Argonautica, Book II, lines 1001 – 8; and Theophilus, ed. Dodwell, pp. XIII and 162, s.v. “Calibs” For a discussion of the name, see Magie, Roman Rule, I, 179; II, 1068 – 69.
           
9 Cahen, P-OT, 100, 117.
         
10 Cinnamus, Bonn ed., 176; Nicetas Acominatus (Choniates). Bonn ed. 295 – 99, 462 – 63, 842. Choniates quotes an oracle, supposedly referring to Andronikos I, fort he subject arose “from a place full of wine” – i.e., Oinaion; see C. Mango, “The legend of Leo the Wise.” ZVI, 6 (1960), 63 – 64.
         
11 Tafei – Thomas, Urkunden, 476.
         
12 Lazaropoulos, ed. Papadopoulos – Kerameus, FHIT, 61,118; Vasiliev, Speculum, II (1936), 6.
         
13 Panaretos, ed. Lampsides, 63;
         
14 Panaretos, ed. Lampsides, 63 – 4.
         
15 Panaretos, ed. Lampsides, 66.
         
16 Panaretos, ed. Lampsides, 68.
         
17 Panaretos, ed. Lampsides, 72.
         
18 Panaretos, ed. Lampsides, 72.
          19 Panaretos, ed. Lampsides, 73.
          20 Jerphanion, Mél USJ, 5(1912), 135 – 141 : 13 (1928), 39 – 40, Of Strabo, Geography, XII, m. 31. See now Elizabeth A. Zachariadou. “Trebizond and the Turks (1352 – 1402).” AP. 35 (1978). 344.
          21 Tarhan, Map; local information at Akkuş.
          22 Panaretos, ed. Lampsides, 79.
          23 Chalkokondyles, Bonn ed., 64 – 65.
          24 Panaretos, ed. Lampsides, 80.
          25 Clavijo (1404), 108.
          26 Iorga, Sarrazines, 33.
          27 Bryer, BK. 19 – 20 (1965), 183 and note 32, 191 and note 61.
          28 Evliya (1644), II, 40.
          29 Bryer and Winfield, AP, 30 (1970), 243 – 48 : O. Bora, Yeşil Ünye Rehberi (Ankara, 1969), 69; S. Fyice, “X. Hommaire de Hell ve Jules Laurens” BTTK, 27 (1963), 98, 104, pls. 17, 30.
          30 PRO FO 195/101; despatch of 9 October 1839.
          31 Hamilton (1836), I. 270 – 78.
          32 Makarios (1658), II. 435, Of. Laura Ridding, The Travers v Macarius (London, 1936), 110.
          33 Ritter, Erakunde, XVIII, 847, Kinneir (1813), 318.
          34 Bzhshkean (1819), 55; Lebeau, Bas Empire, XX, 486 note A. Ritter, Erakunde, XVIII, 847. Bora, Ünye (see note 29), 73.
          35 Makarios (1658), II. 435.
          36 Hamilton (1836), 279.
          37 Heil (1838), II, 369.
          38 PRO FO 526 14, Black Sea Pilot, 01.
          39 Tarhan, Map; unsigned article “Ordu” Türkiye Turizm, 5 27 (August 1965), 52.
          40 Heil (1838), II, 368; Arman, 23; Bora, Ünye (see note 29), 71 – 72.
          41 Miller, IR. Col. 646.
          42 Hamilton (1836), 274, 277 – 78; Winfield and Wainwright, Anat St. 12 (1962), 134; information from local children who have climbed into the tomb.
          43 Bzhshkean (1819), 55; Lebeau, Bas Empire, XX. 486 note 3, Jerphanion, Mél USJ, 13 (1928), 16, 22 – 23, 40; Texier, Asie Mineure, 619 – 20.
          44 O. Lampsides. ... AP. 22 (1958), 199 – 219, ine same. To ... AP. 23, 1959; 33 – 35; Bryer, Gabrades, 168 and note 22; and the same in AP. 30, 1979, 248 note I.
          45 G. K. Spyridakes ... AP. 16 (1951), 263 – 66.
          46 Zitie prepodobnago Afanasija Afonskage. Ed. I. Pomia.ovskıj (St. Petersburg, 1895), 3; not in L. Petit. “Vie de Saint Amanase l’Athonite.” Anal Boll, 25 (1906), 13.
          47 Melikdanişmendnâme, ed. Mélikod, I. 434 – 35.
          48 Triantaphyllides, Phygades. 18 – 22, 29 – 35, 47. Legrand Chansons, 76 – 78; Marcellus, Chants, I. 94 – 97; A. Papadopoulos. ATP.2 (1886), 391 – 92; the anonymous .... PPh. I (March 1936), 26 – 27; and the modern Pontic piay. .... by K. Kallides, serialized in PPh. I (1936). There are simular tales about the castles of Tarsos. Kordyle, Zara. And of Anna, daughter of the last Grand Komnenos, In Turkish, such castles are often called “Kız Kale”.
          49 The palace of the Grand Komnenoi in Trebizond is cailed “Kara Kızın Kale” (“Black Girl Castle”); Miller, Trebizond, 106 – 7.
          50 G. K. Spyridakes. ........ Ap. 13 – 14 (1960 – 61), 3 – 34.
          51 Trantaphyllides, Phygades, 32; Ioannides, Historia, 206 – 7.
          52. Jean d’Arras, ed. A. K. Donald, Conte de Melusine (London, 1895), I. 15 -16.
          53 Jean d’Arras, ed. Donald, I. 15 -16.
          54 Jean d’Arras, ed. Donald, I. 15 -16.
          55 Mandeville, ed. Hamelius, I. 97 – 98; II. 89.
          56 Mandeville, ed. Hamelius, I. 97 – 99; II. 89.
          57 Jean d’Arras, ed. Donald, I. 15 -16.
          58 Clavijo (1404), 108.
          59 Schiltberger (1402), 41 – 41.

Souvenir d'Unié - Vue Générale (Ünye Hatırası - Umumî Manzara)

Editeur : O. Nouri - Trébizonde, No. 95
 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR