ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 11 Şubat 2011 tarihinde güncellenmiştir.)

 

ÜNYE'DE

TEKERLEĞİN ÖYKÜSÜ

Derleyen : M. Ufuk MİSTEPE
Anılar : Cengiz SÜRGİT - Yüksel ŞEN - Fikri TERZİOĞLU
İsmail Hakkı KUYUMCU
- İsmet KÜÇÜKOĞLU

ÜNYE'DE

TEKERLEĞİN ÖYKÜSÜ

            Ünye'de, hakkında en az kaleme alınan konulardan biri Ünye Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası üyeleri ile kullandıkları vasıtalarıdır. Araştırmacı Yazar Osman DOĞAN'ın 2003 yılında yayımlanan "Tarih Boyunca Ünye" adlı eserinde ve Yaşar ARGAN'ın 2004 yılında yayımladığı "İpek Yolu ve Ünye" adlı eserinde, belgelere dayalı bu konudaki detaylı aktarımlarla bizlere hayli ışık tutulmuştur. Kitaplarda; Kara Ulaşımı ve Ulaşımı Sağlayanlar, Ünye Niksar - Yolu Açılıyor, Osmanlı Basınında Ünye - Niksar Yolu, Ünye'de Motorlu Taşıtlar ve Çınarın Dibinde Başlayan Seyahat konu başlıkları fotoğraf destekli olarak yedi sayfada verilmiştir.1

Ünye - Samsun Karayolu İnşaatı - Burunucu Mahallesi / 1960

            Biz, bu derleme çalışmamızda henüz yayımlanmamış sözlü aktarımları da bir sohbet ve röportaj havası içerisinde bazen yerel şive ile sizlerle paylaşacağız. Bazen de bilinmesi gerekli notları aralara serpiştirirken sorulu cevaplı Ünye'de Tekerleğin Öyküsü'nü işlemeyi sürdüreceğiz.

Kabataş'ta Bir Yol Çalışması - Eskiden Yol Çalışmaları Böyle Yapılmaktaydı.

Resimli Ünye Rehberi, Müellifi : M. Bahattin Bey / 1930, Resimli Ay Matbaası, 80 sh.

            1864 yılında Ünye sancak olduktan sonra Ünye - Niksar Yolu genişletilmiş ve Niksar, Erbaa, Zile, Akkuş ve diğer yerleşim yerlerinden yük ve yolcu taşıyan arabalar gelmeye başlamıştır. Ünye - Niksar Yolu için 1 Ağustos 1864 tarihinde Kapaklıpınar Mevkii'nde vurulan ilk kazma ile başlanıldıktan sonra 1,5 ay gibi kısa bir sürede, 15 Eylül tarihinde tamamen sona ermiş ve yol üzerinde de iki zahire arabası da 22 Eylül 1864 tarihinde Niksar'dan yola çıkmış ve yolun ilk açılışında olduğu gibi zahire arabalarına "Pirinç Mevkii"nde muhteşem bir karşılama töreni yapılmıştır.2

Karayolları 7. Bölge Ekibi Burunucu Mahallesi'nde Yol Çalışması Yaparken - 1961

            Gelen araba bir çeşit boya ile süslenmiş ve herkes büyük bir istekle ve iftiharla askılara çeşitli kumaşlardan asarak arabaları süslemiş ve bu topluluk da çarşı içinden doğruca Hükûmet Konağı çevresine çektirilerek daha göremeyenler gelip çeşitli askılar asarak seyr ü temaşâ etmiş ve yolun tamamı açılmış olduğu ve bu arabaların bu şekilde hürmetle karşılanması herkesin malûmu olmuştur.

            Vaktiyle Tokat'tan Samsun'a 40 saatte gelinirken işbu yol ile Tokat'tan Ünye Limanı'na 25 saatte gidilmesi mümkün hale gelmiş ve ertesi gün 16 arabanın gelmekte olduğu haberi alınmıştır.

            Ordu'da 17 yıl vâlilik yapan Nazif ERGİN, kendi döneminde Ordu'yu Fatsa ve Ünye üzerinden ve sahilden Samsun'a bağlamak istediklerini ve 50 km'lik Ordu - Fatsa Yolu'nu  Köy Kanunu'na göre köylülerce açtıklarını belirtmektedir. 1936 yılında Rus elçilik görevlileri jip (jeep) ile Fatsa'dan Ünye'ye geçmişler, bunlardan iki gün sonra da zamanın Tarım Bakanı Reşat Muhlis Erkmen küçük bir Ford araba ve Bayındırlık Teşkilâtı'na ait bir kamyon ile yola çıkmışlar ve Ünye Kaymakamı Ahmet Ferudun Çayıroğlu tarafından karşılanmışlardır. Fevzi GÜVEMLİ, hâtıralarında bir Bakan'ın o devirdeki maceralı yolculuğunu akıcı bir dille detaylıca nakletmiştir.2

Solda : Ahmet ŞAHİN 1952 Model Austin Marka Belediye Aracının Üzerinde.

            1936 yılında Ünye ile Fatsa arasında motorlu taşıtların geçişine uygun yol olmadığından motorlu araçlar kullanılmıyordu. Ancak Ünye'de şehir içi ulaşımında ve Niksar güzergâhında ulaşım sağlanmıştı. Zira, kaymakamlığın elinde bu tarihte bir kamyon olduğunu bilmekteyiz. Ayrıca, Ünye Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası'nın derlediği eski arabalar fotoğraflarına baktığımızda 1920 model arabalar bile görmekteyiz. Yine 1930 yılında yayımlanan "Resimli Ünye Rehberi"nde Ünye - Niksar Yolu'na ait fotoğraflar verilmekte ve bu fotoğrafların birinde Han Boğazı'nda bir arabanın fotoğrafı fark edilmektedir.

Ünye : Han Buğazı Caddesi'nde 1930'da Görülen Bir Araba ve Bir Çeşme.

Kaynak : Resimli Ünye Rehberi, Müellifi : M. Bahattin Bey / 1930, Resimli Ay Matbaası, 80 sh.
Ünye'nin 40 Parçalık İlk Kartpostal Koleksiyonundan (Gündoğdu Mağazası - 5 krş)
Ahmet - Gülay BİRBEN Fotoğraf Arşivi / Fotoğraf : Ahmet Hüseyin ŞEN

            1939 yılında Ünye Monografyası'nı hazırlayan Emine ALTUNEL, o dönemde Ünye'nin yolları ve nakil vasıtaları hakkında şu bilgileri bizlere aktarmaktadır : "Ünye'den Terme, Fatsa, Niksar'a olmak üzere başlıca üç yol vardır. Niksar, Terme yolunda iş gören vesaiti nakliye otomobil, kamyon ve hayvanlardır. Fatsa yolunda ise yalnız at ve merkepler iş görür. Esefle şunu kaydetmek isterim ki Ünye'yi, vilâyeti olan Ordu ile karadan bağlayan henüz bir yol yoktur. Şehirde şu an (1939) 10 kamyon ve 3 otomobil olup, otobüsler hariçten gelip gider, bilhassa Terme, Çarşamba ve Samsun'a işlemektedir."

1968 Yılı Hac Konvoyu Kalabuzu (100. Yıl Parkı) Önlerinde

            26 yıl sonra İsmet DERMAN, 1939 yılı ile 1966 yılı arasındaki farkı şu sözlerle özetlemektedir : Şehir Ordu'ya 74, Samsun'a 89 km'lik asfalt yollarla bağlıdır. Kasaba, köylerle irtibatını biri Niksar diğeri Çilader ana yollarıyla sağlamaktadır. Bugün Ünye köylerinin % 50'sine motorlu vasıta gidebilmektedir. Diğer köylere ise hayvanlarla ulaşım sağlanmaktadır.

Ali YILMAZ - İshak KOCAMAN (Görünen çocuk o aracın olabilirse vârisi.. rahmetli babası çok yaşadı.
İshak, o aracın geçici şoförü. Çünkü Remzi karada çalışıyor. Tam görünmüyor ama muavin araç üstünde çadır çekiyor.
Çadır çekmek o dönemlerde bir meziyetti. Ne kadar yağmur yağarsa yağsın, yanlardan yağmur almayacaktı;
yoksa yandıydın. Çünkü naylon branda denen şey o zamanlar ya yoktu ya da Ünye'de bilinmiyordu.)


İsmail Hakkı KUYUMCU Fotoğraf Arşivi

            Orhan BORA, "Turistik Yeşil Ünye Rehberi" adlı eserinde şehrin 1969 yılındaki ulaşım durumu hakkında şunları bildirmektedir : Merkezde çeşitli şehirlere seferler yapan 100'ün üstünde motorlu taşıma aracı vardır. Taksiler şehir içinde taşıma yapmaktadırlar. Ünye - Kırkevler 2,5 lira, Ünye - Çatalpınar 10 lira idi. 32 telefon numaralı "Telefon Taksi" daima yolcuların emrindedir. Bundan başka Ulusoy ve Uludağ Terminalleri de vardır. Her gün Uludağ her Perşembe Ulusoy Terminali Ankara'ya 25, İstanbul'a da 50 liraya yolcu taşımaktadırlar.

            Ulaşım için başlangıç ve bitiş yeri MEYDAN olmuştur. Meydan, farklı hayatlara açılan yolların kesiştiği yerdir; buradan yola çıkılır, burada yolculuk sona erer. Ünye'de ilk ulaşım araçları Cumhuriyet Meydanı'ndan kalkmaktaydı (Çınarın hemen dibinden), zira meydanda herkese yetecek kadar yer vardı. O zaman arabalar ilkel ve kullanması zordu.

            O arabalara tanıklık eden Mustafa KALAFAT Usta, Ünye Yerel Tarih Grubu'na konu ile alâkalı şunları aktarmaktadır : "Otomobiller önden çalıştırılırdı. Binerdik ama Allah selâmet versin. Yollarda çok kaza olurdu, kolay devrilirdi virajlarda. Direksiyonlar çok ağırdı. Dönemezdi araba, yokuş yukarı çekmez, yokuş aşağı duramaz, frenleri çok az tutardı. Durmak için 100 m önceden şoför iki ayağıyla basacak da yine zorla duracak. Durmazsa bir ağaca, duvara toslayacak. Haydi, bir sürü yaralı, yaralıları hastaneye götürmeye bir araba daha bekle..."

            MİSTEPE - Cumhuriyet Meydanı, Hatay'ın Türkiye'ye ilhakı tarihinde (23 Temmuz 1939) önemli misafirleri ağırlıyordu. "Hatay'ın Türkiye'ye katıldığı günlerde Kâzım KARABEKİR Niksar yolu üzerinden siyah bir arabayla Ünye'ye geldi. Niksar yolunda arabadan ineceği yere halı serdik. İzdiham vardı. Arabasının kornası da vardı. Ünye'de o dönemde araba filân yoktu. Meydana kadar Hükûmet Caddesi'nden yaya geldi." (Mustafa KALAFAT)


Aytekin KÜLÜNK Fotoğraf Arşivi

            Hatay'ın Türkiye'ye katıldığı gece, kameriyede Mareşal Fevzi ÇAKMAK, 8. Kolordu Komutanı Ali Galip Paşa ve 3. Kolordu Komutanı Kâzım ORBAY'ın Ünyelilerle sabaha kadar sohbet etmeleri hâlâ hâfızalardan silinmemektedir. Sait HAZNEDAR o yıllarda 6 yaşında bir çocukken sabaha kadar muhabbeti dinlemek için eve gitmediğini, sabah eve gittiğinde temiz bir dayak yediğini tebessümle anlatmaktadır.


Âşık Ahmet (Sağda) - Ünye'de Eski Otomobillerimiz

            "Refik KORALTAN, Adnan Menderes, İsmet İnönü filân çok geldi Ünye'ye. 57'de Kasım GÜLEK geldi. Bizzat iskelede karşıladık; ayağımızda çarık, sırtlarda heybe! O zaman İsmet Paşa'nın Genel Sekreteri idi. Siyasîler ileri gelenlerin evlerinde kalırlardı." (Mustafa KALAFAT)

Başbakan Adnan MENDERES, Refik KORALTAN ve Emin KALAFAT (Devlet Bakanı)

Ünye DP İlçe Başkanı Hasan ÜRER'le Cumhuriyet Meydanı'nda

            Buraya kadar Ünye'de tekerleğin mâzisini kısaca sizlerle paylaşmaya çalıştık. Bundan sonraki bölümde diğer gelişmeleri ÜNYE - اونيه - Οινόη - Ււնիյէ - უნიე Grubu Üyeleri olan Cengiz SÜRGİT, Yüksel ŞEN, Fikri TERZİOĞLU, İsmail Hakkı KUYUMCU ve İsmet KÜÇÜKOĞLU ile birlikte sohbetimizin ardından yazı diline aktaracağız. Bu sohbetin başlamasına aslında aşağıdaki 19.04.1964 tarihli fotoğraf neden olmuştur. Bu fotoğrafı 28.07.2007 tarihindeki Ünye Festivali Açık Hava Fotoğraf Sergisi'nde çekmiştim. Ama konvoyun ne amaçlı meydanda dolaştığını bilemiyorum!

            İsmail Hakkı KUYUMCU Bey, vaktiyle nakliye işiyle iştigal etmekteydi. Konuya hassasiyetini biliyorum. O yüzden ilk sorumu ona yöneltmek istiyorum.

            MİSTEPE - İsmail Bey, yukarıda gördüğünüz fotoğraf size neleri çağrıştırdı? Sizce vasıtalar hangi model ve marka? Ünye'nin kimliği hakkında bunlar önemli ipuçları mı?

            KUYUMCU - Ufuk Bey, konuya bir yerden giriş yapmak gerekiyordu ve fotoğraf da buna vesile oldu. Aslında kamyonlar, otobüsler, taksiler ve şoförleri, tamirciler ve yedek parçacılar ayrı ayrı incelenmesi gereken konular. Sohbetimiz imkân verdikçe bu hususlarda hâfızamızda yer edenleri aktarmak bizler için de büyük bir zevk.

Topçu'nun Krupp Marka Kamyonu - 19.04.1964 Ünye

            Gelelim fotoğrafımıza; öndeki kamyon KRUPP marka, armasına bakarsanız, üç halka iç içe. Arkasındaki otobüs GMC, yani CEMSE (Askerî araç türü, MAN tipi araçların Türkçe ismi). Onun peşindeki DOÇ (Desoto, Dodge, Fargo), peşindeki iki otobüs de Opel (Ünye - Samsun Hürol Otobus İşletmesi). Altıncı araç Bedford; Bedford iki adetti, birini Dursun TASLI koşuyordu ama kime ait bilemiyorum. Yedinci araç gene Opel. Opeller Arif KORKMAZ, Gıyasettin GÖKÇE, Bekir Şimşeğin babası Lümbar Arif, Çıpır YILMAZ bir arkadaşla ortak aldı, ama hatırlayamadım.

Köprübaşı - Çay Bahçesi güzergâhında Ünye'nin ilk otomobillerinden biri görülmekte.

Fotoğraf : Foto Ahmet Hüseyin (ŞEN)

            Cemse dediğim Genç'lere ait.. kamyondan yapılan otobüs köylere çalışıyordu. GMC ise kamyonken Musa GENÇ'in idi, sonradan otobüs olarak Hüseyin YILDIRIM diye bir arkadaşa geçti.. Çatağa çalışıyordu (İkizce). Otobüslerin hepsi de benzinliydi. İlk kamyon Topçuların, ikinci kamyon DOÇ, Akkuşlu Mehmet DUMAN Dayı yanılmıyorsam.. onun kamyonu Samsun'dan Ünye'ye nakliye çekerdi.. kargo gibi. Ona akşamdan liste verilir, o listeleri toplar, getirir, müşterilerine kapı teslimi dağıtırdı. O zamanlar Ünye'de bakkal toptancısı bile yoktu.

Gripin İlânları Asılı Evin Önündeki Arnavut Kaldırımları Mâzide Kaldı!

Foto Ahmet Hüseyin ŞEN

            KÜÇÜKOĞLU - Burada durmak lâzım! Niye dersen?.. fotoğrafın ortasındaki binanın sol altındaki dükkân babam Lütfü KÜÇÜKOĞLU ile kardeşi Hacı KÜÇÜKOĞLU'na ait elektrikçi dükkânı idi. Bu fotoorafın çekildiği anda ben içerdeydim. Ünye'nin en eski esnaflarındanuk. Yanımızdaki dükkânda da rahmetli Selâhattin Cücür vardı. Ünyeliyük diye caka satanlar.. çatlasın!

ÜNYE 070 Plâkalı Arabanın Önünde Arap Arif, Hamza TERCAN ve Mehmet TASLI.
 

            KUYUMCU - Dur azcuk, hemen dellenme! Gelelim, İsmet'in dükkân işine. Dedüün tarihte bırak dükkânda olmayı İsmet, kısa pantolon, götünden düşmesin diye asgıluu sıkıuşdurur, biz ordan geçerken kaybolmasın diye de çeketimizin gulaanı dutdurup Gavak Dibi'ne kadar götürür, mâavinler veya uyanık şöferler almasın diye tanuduk birine verür, u da çeketinin gulaanu dutdurur, babayın dükkânına gadar götürürdü. Biz onu ööle büyütdük. En eski esnaf diyen adam galem dutamiidu u tarihte.

            KÜÇÜKOĞLU - Aa bu İsmayil'in diline düşceeyen git Karaköy'de yüksek galdırıma düş! Yalan diyen Çakma Ünyeli veya Hanım Köylü Olsun! (Unnar gendünü bilür.. de mi Mistepe?) Benim u tarihte dükkânda olmaduuma inanmıyan varsa Elmaluk'da yatan bubama gidip sorsun. Aazımızdan çıkan lâf neyse u doorudur. Cücür'ün oolu Milyoner Memed'ede sorabilürsüz. Gerçi u bizden gücçük amma belki hatırlar? Baa ööle MAN MAN bakma!

            KUYUMCU - MAN ayrı bir vasıta veya kamyon. O birinci sıradaki kamyonun markası KRUPP'tur. Bu fabrika Almanyada. Daha önceden silâh fabrikası olarak çalışırken KRUPP ortaklığı altında kamyon yapımı da başlamıştır. Ama halâ devam edip etmediğini bilemiyorum. Meselâ, Belediye Reisi Mithat KISACIKOĞLU Amca'nın 55 kişilik otobüsü sonra kesilerek 50 kişiye düşürülmüştür. O da silâh fabrikası olarak dönüştürülmüştür, silâhın adı STAR ve araç üretimi durdurulmuştur. Ali YILMAZ'ların FAUN'u, o da soğuk havada su donmasın diye Wolksvagen gibi yapılmıştır. Fakat bir müddet sonra yok olmuştur.

            MİSTEPE - Otobüsün adı VAHİT'ti hatırladığım kadarıyla? Fikri Abi, senin de ekleyeceğin bir şeyler olmalı bu anlatılanlara? Senin hâfızanın da yabana atılır bi yanı yok bildüüm gadarıynan.

            KUYUMCU - Sen nerden hatırlıycan be oolum yaa! Otobusün adı.. evet VAHİT ve o otobüsten Ünye'de iki adet vardı. Bir tanesi de Kadılar Yokuşu'nda oturan Ziraat Bankası'ndan emekli Mahmut GÜNER'in babası ve üç ortağı ile almışlar ama onlar da fazla çalışamamışlar. O otobüsler çok süratli olduğu için binme yasağı gelmiş. Onlardan birini İstanbul - İzmit arasında 1956 Chevrolet ile yakalayamamışlar. O kadar hızlı gidiyormuş ki radyodan onlara binilmemesi için uyarı yayını yapılıyormuş. Hattâ o takip sırasında üzerindeki şoför Termeli bir arkadaşmış. Reisin otobüsünde KOÇ yazılıydı. Gavak Aaacı'nın câmi tarafında epey zaman durdu, sonra kupası parçalandı. Şimdiki Şoförler Cemiyeti'nin olduğu yer garajdı, şasesi de orda durdu.. yok olup gittiler!

            TERZİOĞLU - Sevgili yeğenim Ufuk. Anılarımız anlatmakla bitmez. Elbette ki konuya katkımız olacak. Sevgili İsmail, otobüs ve kamyonlar hakkındaki bilgilerin beni hayrete düşürecek kadar şaşurtdu. Bravo İsmail.. bu denli güçlü bir hâfızaya sahip kardeşimi kutluyorum. Yazdıklarina ilâve olarak, KRUPP ve FAUN'lar TIR gibi ağır vasıtalardı. Benim bildiğim, Ünye'de iki adet vardı.. biri İsmail, Remzi KÖK kardeşlerin, diğeri ise FAUN Aliler'indi. KRUPP markalar çalışırken sanki adlarını söylerlerdi; Grup - Grup diye çalışırdı. FAUN'lar ise soğuk ülkeler için yapılmış olup, Almanlar savaş yıllarında Ruslara karşı kullanmak için geliştirmişlerdi. Tıpkı İngiliz yapımı LEYLAND'lar gibi. Normal kamyonlar son yıllara kadar GMC, Austin, Bedford daha sonraları Fargo markalarıyla yollarda görülmüştü. AUSTİN ve BEDFORD'lar çok güçlü değillerdi.. küçük rampalarda bile yüklü olarak çıkamaz, geri geri kayarlar, kaza yaparlardı. Belediyeye ait bir Bedford kamyon kum yükü ile Askerlik Şubesi'nin arkasındaki yokuşu (Kaşbaşı Caddesi) çıkamamış, geri kayarak surlara çarpınca, kocaman sur taşlarının altında ezilip kalmıştı. Bizim evin yokuşunu çıkamayanlar ya Salim Ağa'nın evine ya da bizim bahçeye geri geri kayarlardı.. bahçe duvarımız hiç yeni kalmazdı.

            MİSTEPE - Bu arada Yüksel Abi'min de elindeki listeyi sabırsızlıkla ve özenle hazırladığını biliyorum. Ünye'nin en eski  Oto Yedek Parça Satıcıları, Oto Tamircileri, Oto Karisör Yapımcısı ve en eski Şoförleri ona sormak lâzım!

            ŞEN - Ufuk, evlâdım.. hatırladığım en eski şoförlerden başlayayım istersen? Şoför Nazif, Baba Lütfi ve oğlu Cengiz SÜRGİT, Aga İsmail (KISACIKOĞLU), Çerkez Tahsin, Şoför Bahtiyar, Rasim KORKMAZ ve oğlu Hakkı KORKMAZ, Ali GÜVEN ve kardeşi (ismini anımsayamadım), Ziya CİVANBAY, Hasan AYLA (Ünye'de ilk TAKSİ İşletmecisi), Ahmet KUYUMCU, Yaşar YILDIZ (Çinçala Yaşar), Sabri AKKAŞ ve oğlu (ismini anımsayamadım), Şoför ŞAHMURAT (ismini anımsayamadım), Hulusi AŞIK, Nazmi KARA, Temel ÇINAR, Rahmi TORUNOĞLU, Necati BAŞARAN ve Sıtkı KARABIYIK.

Sağda : Baba Lütfi (SÜRGİT) ve Eşi Hatice SÜRGİT
Solda : Baba Lütfi ve Ailesi Kamyonları Önünde (Ayla, Selçuk, Cengiz ve Lütfi SÜRGİT).

Selçuk Sürgit Fot. Arşivi - 1948 (Solda) / Özgül Sarıkaya EREN Fot. Arşivi (Sağda)

            MİSTEPE - Rahmetli Baba Lütfimiz yok ama oğlu Cengiz Abi burada. Bakalım onun da söyleyecekleri var mı?

            SÜRGİT - Ünye'de ulaşım ve bu konuda hizmetleri geçen kişileri ölümsüzleştirmeniz konusunda yaptığınız grup çalışmasından dolayı hepinizi kutlarım. Bu konuda bana da fırsat verdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim. Konu hakkındaki bilgileri paylaşmak güzel bir duygu. Bu konudaki bilgilerimi aktarmak için biraz gerilere gitmek gerektiği için biraz zamanımı alacak olduğundan hemen cevap vererek yanlış bilgilendirmek istemem. Bana biraz zaman tanımanızı rica edeceğim. En kısa zamanda gerekli açıklamaları yapacağımdan emin olabilirsiniz. Fikri Bey'in açıklamaları yarım kalmıştı zannederim.. isterseniz o gene devam etsin...

Hasan KELKİTOĞLU ve Cengiz SÜRGİT
Cumhuriyet Meydanı'nda Mobilgas Benzin İstasyonu Önünde.

            TERZİOĞLU - İsmail beni bağışlasın; fotoğrafta en önde ve dördüncüsünün Austin marka olduğunu sanıyorum. Otobüsler ise ağırlıklı olarak Austin marka olanlarıydı. Daha sonraları Ford ve Chevrolet markaları Ünye - Samsun seferlerinde görmüştük. Bu otobüslerden bir tanesi Ford olmasına rağmen üzerine 45 kişilik Chevrolet motoru atılmış olan Turan Ağabeyinki (Gara Turan) bir istisna olarak yer alırdı. O yıllarda bizim evin önünden geçen eski Terme Caddesi parke taşı döşeliydi ve hafif yokuştu (halâ öyle). Bu yol Karadeniz'i baştan başa bağlayan yegâne yolumuzdu. Austin markalar bu yokuşu çıkamaz, kedi gibi miyavlarlardı. Muavinler ikide bir takoz atarlardı. Otobüslerin güç belâ çıktıkları bu yokuşta Austin kamyonlar da öyleydi. Başta Ford olmak üzere diğer markalar vızıradak geçince Austinler ortalıktan silinmişti. Bir seferinde GÜVEN isimli Austin marka otobüs rahmetli İlhan GÜVEN Ağabeyimizin yönetiminde, akrabamız Ali Önder Hoca'nın, sonraları Batumlu Mehmet Amca'nın kirada oturduğu evin yanından deniz kenarına uçmuştu.

Yenigün Adlı Yolcu Otobüsü - Dursun TASLI (Arap Dursun)

            Austinler Samsun yolculuğunda arada bir beş - on dakika muhakkak mola verirdi. Şimseklere ait adı da ŞİMŞEK olan otobüs ise en iyi yola gidenlerdendi. Biz bir defa yolculuk yaptığımız için hiç durmadan kimisi toprak ve sulak yollardan kuş gibi uçup geçmişti.. markasını hatırlayamıyorum ama galiba Ford'du. Ünye'ye ilk büyük otobüslerden iki tane gelmişti. Biri rahmetli, eski Belediye Başkanımız Mithat KISACIKOĞLU'na ait olan ve ismi ERİŞ olan süratli otobüs, öteki ise Urmeli Mustafa SEZER Amca'ya ait adı da SEZER olan otobüstü. Aslında Fatsa'ya çalışan, kapısı yandan yırtmaçlı pikaplar da (gapdıgaçdı) vardı. Skoda ve cipler (jeep) çıktığında bunlar da birer birer silindiler. Köylere yolcu ve yük taşımada o zamanların gözde aracı kamyonlar hakkında bize bilgi aktaracak olanlardan biri de sevgili Yılmaz SANİOĞLU Ağabeyimizdir. Çünkü, Dursun Ağa'nın Ahmet KUYUMCU gibi Sanioğulları her iki vasıtaların işletmesini uzun yıllar yaptılar... Ben azcık Austinler gibi mola veriym.. İsmail devam etsin; yokuşlara iyi tırmanii.. bilii mun?

            KUYUMCU - Fikri Ağabey, Austin'lerde toplu burun vardı. Radyatör önü kafesli idi. GMC yani Cemse'de önde bombeli bölme vardı. Çatak aygırı denilirdi. Onun çıkmadığı yokuş yoktu. Yarmadığı çamur olmazdı. Benzinli idi. Musa Amca, Çatak'tan Osman diye bir arkadaşa sattı. Tabi yanılma payı var. Alınca otobüs yaptılar. Otobüsü Kuşça'dan hacı Ahmet YILDIRIM ve Hüseyin Yıldırım kardeşler aldı. Ünye İkizce'ye çok çalıştı. Birinci sıradaki otobüs o. Dördüncü dediğin araç belki Austin olabilir ama bildiğim, birini Dursun TASLI'nın koştuğu Bedford.

            Ünye - Samsun arasında 1954'ten sonra Austinler, Bedfordlar, Fordlar çalışan araçlardı. Çakmakcı Ahmet'in açık sütlü kahve, üstü siyah, kuyruklu Austin'i, Çakmakcı Hasan'ın mavi beyaz Ford'u, Civanbay'ın yeşil Austin'i, Ahmet KUYUMCU'nun mavi Austin'i, iki adet krem rengi Bedford. Ünye - İstanbul güzergâhında Canbolatlar'ın ve Mithat KISACIKOĞLU'nun VAHİT adlı 55 kişilik otobüsleri. Daha neler, neler.. Çuhacı'nın yük kamyonu YONTAŞ'ın karşısındaki ağaç köprüden geçerken devrilip 11 kişi ölmüştür. Bir de Ali Bey'in koyu mavi Austin'i.. adı GÜVENAY.

            İlhan Ağabey'in krem rengi Austin'i sizin evin önünden geri geri kaçıp denize gitmişti ve kaç gün denizde kalmıştı. Ünye Belediyesi'nin kırmızı yük kamyonu Austin, taş yükü götürürken sizin evin hemen üstünde Vidinli virajında uzun yol Trabzon arabası (burunsuz önden motorlu, marka bilemiyorum) ile çarpıştılar. Austin durmaz yukarı itikler, öbürü durmaz aşağı itikler. Derken Austin geri kaçtı. Tam sizin evin karşısında deniz tarafında neye yaslandı bilmiyorum, orada kaldı. Şoförü Resul Usta'nın kardeşi Hüseyin Ağabey'di.

            Hiç bahsedilmeyen bir konu.. 1954 yılında Ünye - Samsun arası Belediye Otobüsü hem de ikiden fazla, hattâ birinin muavini ve biletçisi Eyri Burun Muhittin Amca'dır (Allah rahmet eylesin). Ünye'de Şoförler Cemiyeti Başkanı Bekir ŞİMŞEK'in amcası Çerkez Tahsin Dayı aynasız araçlarla Cumhuriyet Meydanı'ndan Tepe'ye çıkartıp geri geri indirirmiş. Yan aynalar bile yok.. o yolda çıkarken de inerken de kaç yerde durdurur, yeniden kaldırırmış. 1954 yılında Ünye'de İtfaiye Müdürlüğü olmadığı için bir kaç sene Ünye'den ehliyet verme işi alınıp Fatsa'ya verilmiş, sonra geri alınmış.

41. Kuyumcuoğlu Mahmut ve Hamdi Kuyumcu'nun ve diğer yarısı Amcası Avni Şahin'in evi, 56 - 79 arası
Ortaokul Sokak Yokuşu 77. Berber Hikmet Terzioğlu (Fikri, Fikret, İsmet, Nejla)'nın evi, 79. Necati Vidinli'lerin evi,


Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

            TERZİOĞLU - Bizim evin önü arabaların korkulu rüyâsıydı. İki keçi bir köprüde karşılaşmışlar hikâyesindeki gibi iki araba burun buruna geldiklerinde kavgalar, nizalar hiç eksik olmazdı. Bir de Ortaokul Yokuşu'ndan Geniş Emmi'nin traktörü, cipi gelirse tam bir kaos olurdu. Tarihini tam hatırlayamıyorum ama Vidinlilerin karşısındaki Cemil KAPICIOĞLU abimizin evine büyük bir AYNA konulmuştu. Buna rağmen olaylar ve kazalar hep devam etti. Sürücülere göre "hep ben haklıyım" iddiası olayları işin içinden çıkılmaz hale getirirdi. O yıllarda trafik kuralları diye bir anlayış da pek yoktu.

            Vasıta sahipleri genel olarak aynı zamanda arabaların da sürücüleriydiler. Şoför olarak çalışanlar pek nadirdi. Bu yüzden mal sahipleri, hak hukuk konusunda kendi çıkarlarını düşünerek olayları büyütürlerdi. Bu konuda Niksar Caddesi'nde şahit olduğum bir olayı anlatmak istiyorum. Yolu nasıl düşmüşse düşmüş bir Vosvos (Volkswagen) Akkuş istikametine doğru yol alıyor. Karşıdan gelen Ünye'mizin meşhur Gülcemal Otobüsü. Gülcemal, bugün TV'lerde gördüğümüz Pakistan otobüsleri gibi her tarafı süslü, boncuklu, deniz mavisi renginde koskocaman bir heyulaydı. Küçücük camları uzaktan uçak penceresi, gemilerin kamara camlarının görüntüsünü verirdi.

            Hikâyemize dönelim.. çok iyi hatırlıyorum, Niksar yolu ve caddesi 15 - 20 cm çukurlarla devam eden bozuk bir yoldu. Buna rağmen Vosvos sürücüsü aldığı eğitime göre gidiş yolunun sağını kullanarak devam ediyor ama karşıdan gelen Gülcemal da tam karşısından, yani yolun sağından geliyormuş. Sonuç küçük bir çarpışma, fazla hasar da olmayınca anlaşma yoluna gidiliyor ve mesele fazla uzamadan hallediliyor. Burada benim dikkatimi çeken konuşsmaydı. İsmi Mevlüt olan şoför simsar Ali Çavuş'a şöyle diyordu, "Yaho Ali Çavış, yolin savi soli olur mi yav, ne tarapi boş urdan gazla gitsena yavv! Amma tosbaayı garşımda görünce pirene pir bastım, goca bina zınk diye duruverdi!" O zamanki anlayış, Türkiye genelindeki kazalara bakarsak, şimdi halâ devam mı ediyor.. ne dersiniz?

            MİSTEPE - Kamyon muhabbeti olur da gönül işleri ondan uzak tutulabilir mi? Bu konuda da anılarınızı süsleyen mutlaka bazı kırıntılar vardır umarım?

            TERZİOĞLU - Çocukluğumuzda köylere insan ve yük taşımacılığı kamyonlarla yapılırdı. Hele Çarşamba günleri.. Ünye'nin haftası olduğundan köylü pazarda satacağı ürününü yükler gelirdi. Satılacak ürünlerin çoğu belli müşterilere hemen verilirdi, bunlardan en basta gelenleri; süt, yumurta yoğurt ve köy peynirleriyle tereyağı olurdu. Belli müşteriler de lokantacı ve fırıncılarla hatırlı kişilerdi. Ürünler genellikle HEY denilen, sırtta taşınan örgülü, saplı sepetin bir başka çeşidiydi. Çarşamba günleri köylünün şehre inmesiyle Ünye esnafı da heyecanla bu peşin paralı müşterilerine hazırlanırdı.

            Hazırlananlar arasında en faal işletmelerden biri de Ömer Abi'mizin megafonla yaptığı sinemada oynayacak filmlerin, hattâ iki filmin reklâmıydı. Filmler içerisinde acıklı, ağlamalı veya savaş temalı, kahramanlık filmleri en revaçta olanlarıydı. Çarşamba günleri bazı istenmeyen olayların da olduğu günlerdi. Hasımlar birbirini gördüğünde olaylar çıkarırlardı. Benim gördüğüm bir kız kaçırma olayı vardı ki seyrettiğim.. 5, 10 dakika bir film şeridi gibi gözlerimin önünden gitmiyor. Bulunduğum yer Ünye Stadı'na kuşbakışı bir yerdi. Stadın yan tarafı taa değirmen başına kadar mısırlıktı. Boyu bir metreden uzunca mısırların arasına stad yanından elele tutuşmuş iki genç koşarak girdiler. Kız peştemballı (peştemallı) ve atkılıydı. Delikanlı kasketli, aceskeli, burma bıyıklı, yakışıklı bir gençti. Koşarken kız atkısını dişleriyle ısırmış, bir elinde küçük bir bohça vardı. Arada bir geriye bakan oğlan kıza yetişmekte güçlük çekiyor, biraz geride kalıyordu. Sonucunda ırmak kenarına eriştiler.

Bu kamyon AYNALI FORD. Sol köşede beyaz gömlekli eli belinde kasketli bey rahmetli oldu.
Saadettin ÇAYIR (Önde, ortada), Çöke FAHRİ ( Ramazan ALDEMİR - Sağ Başta )
Bu araç kaçağına kuvvetli ve yağmurda, yağışta onun yarmadığı çamur olmazdı. Yeter ki altı sürtmesin ve çıkmadığı dağ bayır da olmazdı.
Asak Köyü'ne bile o yol şartlarında çıkardı. Benzinli idi. 69 - 70 li yıllara kadar faal bir araba idi.
Hele kaçak odun götürmede bire birdi (İsmail Hakkı KUYUMCU).


Fotoğrafı Gruba Ekleyen : Paul William Walker

            Ben bu güzelliği seyreder ve hoşnutlukla gülerken, mısırlığın kenarına 8, 10 kişilik bir kalabalık geldi; bağırıp, çağırıp, sağa sola koşuşturmalar derken, nasıl olduysa iki kişi âşıkların geçtiği yoldan koşmaya, diğerleri ise stadın etrafına doğru dolanacak şekilde hızlı adımlarla gidiyorlardı. Mısırlıktaki iki adama bakıp, içimden dua ediyordum.. inşaallah gençlerin izini bulamazlar diye. Korkuyla o iki adamı izliyordum.. derken bir mucize oldu! Mısırlıktan çıkıp stadı dolanan gruptan biri dönmüş, o iki kişiyi çağırıyordu. Adamlar geriye stad tarafına doğru döndüler. Aralarında konuşarak, tam bulunduğum yerin alt tarafından geçecek şekilde geliyorlardı. Termelilerin fındık fabrikasının arasından gelen bir kadına bir şeyler veriyorlardı. Balkondan iyice eğilip baktım.. üç adet tabancaydı. Sonucunu daha sonra öğrendim. Gençlerin cok geç de olsa düğünleri yapılmıştı. Dünyalar benim olmuştu, sanki ben sevdiğimle evlenmiş gibi bulutlara çıkarcasına sevinmiştim.

Baba Lütfi'nin oğlu Selçuk SÜRGİT zamanın taksimetreli kuyruklu taksileriyle.

            Evet bizde bir zamanlar bu olaylar hep oluyordu. Kamyonlarımız derken gönül işlerine girdik. Aman! Baba Lütfi Amca'nın kamyonu geliyor.. Cengiz Abi'ye çarpmayalım da...

            SÜRGİT - Çarpma dedin de aklıma yaşanmış bir anekdot geldi. Sohbetin akıcılığında bazı aksaklıkları ve tamamlayıcı unsurları daha detaylıca anlatmak fırsatı doğabiliyor. Çünkü bu olayların ana şahidi pederim Baba Lütfi ile uzun süre bu yollarda gidip geldim. Onun birçok anısını hatırlamam mümkün olabilecek.

            İşte biri : Yollar asfalt olmuş. Taksisi ile gece Terme'den geliyor babam. Yolun ortasında bir karaltıya hafiften çarpmış. Aşağıya iner bakar ki bir kömüşe çarpmış. Olay karşısında soğukkanlılığını koruyarak : "Manda kara, yol kara, gel de sen bende kabahat ara!..." demiş.

            MİSTEPE - Rahmetlinin, Ünye'nin espritüel yönünü yansıtmasındaki değeri anlatılır gibi değildi. Arabaları o çok zor imkân ve şartlar içerisinde yürütüyorlardı ama bir de onlara sormalıydı.. neler çektiklerini?

Komitoğlu Mustafa ORAN, 1920 Model Arabasıyla.

            KÜÇÜKOĞLU - Gine gafamı boziisuz, benden parça satun almasalardı aav arabaları zor yürütürlerdi. Gaç gece saat 12'den soona gapımızı bi şoför vururdu, Lütfü Amca! Araba akis kesti, dükkânı aç da baa bi akis ver dedüü günleri unutmadım. Bubam da oolum gak bi aks ver şunlara derdi. Uyku sersemliinen gider dükkânı açar, verürdüm. U saatte para da olmazdı yanlarında. U yüzden Ünye'deki bütün gamyoncular babamı halâ hayırla yâadederler.

            Ünye'nin en meşhur ustaları da Resul Usta (Resul GÜRDENİZ), Temel Usta (Temel ÇINAR) idi. Temel Usta'nan babam kanka idi. Akşamları da ufak ufak atarlardı! Temel Usta genelde yürüyen aksamların tamircisi, Resul Usta ise motor konusunda uzmandı. Elektrik işlerinde ise Remzi KAYALI ve Ünal BOZKURT uzmandı.

            Resul Usta uzun zaman.. şimdi benzinlik olan park yerinde tamirhanesinde bu işi devam ettirdi, sonra Çamlığın ilerisinde Yürürler'in kamyon satış mağazaları yanında işini devam ettirmişti. Bu arada kendini dine adayarak yoğun bi İslâmî çalışma işine girmişti. Bunda dünür olduğu Büyük Câmi'nin eski imamı ve bizim Çamurlu Maalesi'nden Hasan Hoca'nın (Kel Cemal'ın oğlu İdiris SİDER, yani Nedim SİDER'in evlerinin karşısı) üzerinde etkisi olmuştu.

Sami EKMEKÇİ - 1936 Model Chevrolet Marka Arabasıyla.

            ŞEN - Sözünüzü balla kesmiş olmayayım. Bir iki ilâve de ben yapayım müsaadenizle. Hatırladığım kadarıyla Bakırcılar Arastası'nda Sarı Ali lâkaplı Ali KESKİN Usta, Belediye Caddesi'nde Nurettin Usta, Sobacılar Arastası'nda Bakırcı Hicabi US Usta, Fatsa Caddesi'nde Resul ÖZDEMİR Usta ve gene Fatsa Caddesi'nde Temel ÇINAR Usta iyi Oto Tamircileri'nden olup, ilklerdendi.

            TERZİOĞLU - Siz ne dersiniz bilmem ama benim kamyonlarımızı hemen bırakmak gibi bi niyetim yok. Kamyonlarımız, bizim o bozuk bazen yan yatar gibi eğik ve çamurlu köy yollarını aşan birer küheylanlarımızdı. Bazen tepeleme fındık yüklü bazen de şehirden satın alınan eşyalarla yüklü olurdu. Yolcular da bu eşyaların üstünde seyahat ederdi. Kamyon yolculuklarında kadınlar yere çömelir veya usturuplu bir şekilde otururlardı. Erkekler ise adı üzerinde yaşlıları hariç hepsi ayakta seyahat ederlerdi. Ünye'den köye gitmekte olan kamyonlara binmekte geç kalmış yolcular da olurdu. Bunlar yolun kenarında durur, şoföre el kaldırır, binmek istediğini belirtirdi. Şoför yolcuyu görür ve arabayı yavaşlatırdı ama durmazdı.

Raşit AKKAŞ - 1948 Model Arabasıyla.

            El kaldıran yolcu biraz da koşarak arabaya çıkmaya çalışır, içerdekiler şoföre bağırır, ELE LAN ELE, arabaya binmeye çalışan ise elindeki torbayı kendisine yardım etmek için el uzatanlara doğru göstererek, TORBIYI DUT LAN, TORBIYI DUT, BEN EL ATCAM diye koşturur, sonra da binerdi. Araba tekrar hızlanır ve yoluna devam ederdi. Açık kasa kamyonlarımızın karoserleri de büyük bir emek ve ustalık gerektiren birer sanat eseriydiler. Bu ustalardan biri de sevgili arkadaşım Altun BAKIRCI'nın abisiydi. Yaptığı kamyon karoserlerini yazı ve bezekleriyle süsleyen hünerli yardımcılarıyla büyük bir beğeni toplardı.

            ŞEN - Bu arada Belediye Caddesi'ndeki Oto Karoseri Yapımcısı Osman ÇAĞLAR'ı zikretmeliyim.

            TERZİOĞLU - Haklısın Yüksel Abi. Unutmadan.. kamyonlarımızın arka kasalarına yazılan anlamlı sözler de vardı. Meselâ; "NAZAR ETME, ÇALIŞ SENİN DE OLUR" ya da "ÖMÜR BİTER, YOL BİTMEZ, YOLLAR BİTER, SEVDAM BİTMEZ" gibi güzel yazılar yazılırdı. Kamyonlarımızın arkalarına yazılan yazılar varken ön tarafında yazılar olmaz mı?.. elbette vardı; en çok tercih edilenler ise şu ikisi olurdu : MAŞALLAH ve ALLAH KORUSUN!

            MİSTEPE - Cengiz Abi, istersen konuya bir giriş yapalım; o günleri yaşayan en kıdemlimiz sensin! Diyeceklerin bizler için kayda değer nitelikte çünkü... 'Ünyede Ulaşım ve Ünye'nin Ulaşım Merkezi' diye başlasak isabetli olur mu?

            SÜRGİT - Neden olmasın? Ünye'de ulaşım denince akla ilk olarak, Gavak Dibi'ndeki Ulu Çınar'ın önündeki meydan gelmektedir. Burası her bakımdan yaşamın başladığı yerdi. Meydanın geçmişi eski fotoğraflarda görülse de işlevi yeni nesil tarafından pek bilinmemektedir. Çınar'ın tam karşısında Belediye Binası ve duvarının köşesinde iki tarafında saat olan büyük bir yuvarlak saat vardı. Belediye Binası'nın her iki tarafından uzanan ve parkı çevreleyen duvarlar ve üzerinde aralıklı babalar diziliydi. Duvar ve babaları, park içerisindeki havuzu Cemal KÜLÜNK Usta yapmıştı.

            Şu anda Hükûmet Konağı'nın bulunduğu yer, boş bir alan olup, üzerinde tek sıra halinde Saray Câmii'nin önünden Anafarta İlkokulu'na (şu anda binası yıkılmış) kadar aralıklarla dikilmiş akasya ağaçları vardı. Ağaçlar arasındaki mesafe sanki park yapmak için özel bırakılmış gibi idi. Zira iki ağaç arasına bir otobüs veya kamyon park edilebiliyordu. Bizden yaşlı olanların ifadesine göre burası mezarlıkmış. Bu alan, şehrin park alanına doğru eğimli bir vaziyette, parkın duvarına kadar uzanırdı.

            MİSTEPE - Okuduğum kadarıyla, Trabzon Salnâmeleri'ne göre mezarlığın önündeki duvar boyunca akasya ağaçlarının altına kurulan pazarın adı "YEMİŞ PAZARI" imiş.

            SÜRGİT - Ha, evet! Vaktiyle öyleymiş. Şimdiki Ziraat Bankası'nın yerinde ahşap bir bina olan Hükûmet (Kaymakamlık) Binası, onun yanındaki küçük bina da Polis Karakolu idi. Hâfızam beni yanıltmıyorsa burası Gümrük Muhafaza Memurluğu olarak da kullanılmıştı. Bu meydanda Lütfü KÜÇÜKOĞLU'nun elektrikçi dükkânı ve onun üzerinde de bizim oturduğumuz ev bloğu vardı. Bu blok daha sonra yıkılmış.

Muhittin ÇÖREĞİLİ 1946 Model Chevrolet Marka Arabasıyla.
 

            Şu anda düz olarak ve parke taşları ile döşenmiş olarak görülen alan, BABA LÜTFİ'nin kamyonu ile taşıdığı kum ile doldurularak düzlenmiş ve daha sonra parke taşı döşenmiştir. İşte bu meydan Ünye'de otobüs ve kamyonculuğun ve Ünyeliler'in etraf şehirlerle buluşmalarının başlangıç noktası olmuştur.

            KUYUMCU - Ben bir saplama yapayım Cengiz Abi. İlk sıradaki otobüs yapma.. hattâ minibüsle otobüs arasında küçük bir araç. Hattâ ahşap bölmeleri gözüküyordu vaktiyle.. ALVER'e aitti ve şoferliini de gendi yapiidu. Babam o aracı kiralamış, bizi Fatsa Ilıcası'na götürmüştü. Bir hafta sonra geri geldi. Bizi Ilıca'dan aldı. Belediye'nin önünde WILLY marka kamyonet var.. çif çeker. Çınar Market'in olduu yerde.. Gavak Aacı'nın arkasında.. o duvar yıkılır mıydı bee?

Hükûmet Binası (Üstü Kaymakamlık, altı Maliye İdaresi), Liman Dairesi,
Garavuşluoğulları Hüseyin ve Tayyar Garavuşluoğlu'nun Evi, Tatar Mahmut'un Binasının Uzantısı

Sağda : Ünye'nin 40 Parçalık İlk Kartpostal Koleksiyonundan (Gündoğdu Mağazası - 5 krş)
Ahmet - Gülay BİRBEN Fotoğraf Arşivi / Fotoğraf : Ahmet Hüseyin ŞEN

            MİSTEPE - Teşekkürler İsmail Abi. Konuya güzel bir giriş yaptık. Detaylar da verildi. Şimdi, Baba Lütfi'nin oolu olur da espri olmaz mı denilecektir mutlaka? Duyduğum kadarıyla eski arabaların vitesi pedallıymış ve pederinizin onunla ilgili ve sadece size anlattığı ve sizden bizlere kadar ağızdan ağıza nakledilen unutulmaz bir anısı varmış.. istersen onunla kaldığı yerden devam edelim?

Cumhuriyet Meydanı'nda Kavak Dibi'nde (Çınaraltı) Bekleyen Otobüsler ve Kamyonlar.

            SÜRGİT - Hay sen çok yaşa e mi? Bu hikâyeyi bilen pek azdır, ama anlatayım o zaman. Bu olayı sadece babamdan dinlemiştim. Eski arabalar pedaldan vitesli ve jantları da ağaçtanmış. İspit diye adlandırılırmış. Çok defa kırıldığı olurmuş. Bunun tamirini veya yenisini at arabaları yapan marangozlar yaparmış.

            Vites pedalla değiştirilirmiş anlayacağın. Yani debriyaj pedalı gibi bir pedala bastığınız zaman birinci vites, pedalı bırakınca ikinci vites oluyormuş. Babamın söylediğine göre uzun yokuşlarda birinci viteste pedala basmaktan çok yorulup eliyle dizine destek olurmuş. İşte bu araba ile MALATYA'ya kendir götürürlermiş. Birçok sefer yapmış. Zannedersem bu yolculuk NİKSAR üzerinden oluyormuş.

Rasi AKKAŞ - 1948 Model International Marka Arabasıyla.

            Arabaların fren tertibatı da çok zaman sıyırırmış. Bir zaman sonra vitesli arabalar çıkınca "bas bir, kaldır iki" şeklinde giden arabaların modası geçmiş. İşte bu sırada, biraz da babamın karikatürize ettiği bir durum olmuş. Malatya'ya tütün götürüp geriye boş dönerlerken yolcu alırlarmış. Yolcu önce arabaya bakıyor. Eğer arabada topuz yani vites kolu varsa biniyormuş. Bakmış olacak gibi değil.. hemen demircide ucu sivri ve tepesinde topuzu olan bir kol yapıp tabana çakmış. Yolcular bakmışlar topuz var. Binmişler, yola devam etmişler. Uzun bir yokuşta araba çekmez olmuş. Hemen topuzlu demiri yerinden çekmesiyle arabayı durdurup.. "Eyvah topuz kırıldı, haydi bakalım inip itmek gerek gerek!" diyerek yokuşun sonuna kadar arabayı ittirmiş. Tekrar yola devam derken, bu defa frenler su koyvermiş. İnişlere gelince de arkadan tutun bakalım yokuşu inelim der. Bu birkaç defa böyle olunca yolcular söylenmeye başlamışlar. "Yokuşta it, inişte tut, düzde de bin!" demeye.

            Bu kendir nakliyatında önceden anlayamadığı bir durumla karşılaşmış. Ne zaman yağmur yağsa, kendirin üzerindeki brandayı kendir sahibi açtırıyor, yağmur dinince de kapattırıyormuş. Kendir denk dövsün diye üç kâğıt yapıyormuş kısacası. Ahlâksızlık her zaman her yerde mevcut gördüğün gibi...


Yasemin (Suyabatmaz) KARAMUSTAFA Fotoğraf Arşivi

            KUYUMCU - Bak yukardaki fotoğraf bende birçok çağrışım yaptı ve hâtıralarımı depreşdürdü. Görüntüdeki gamyon SCANIA VABİS. Üstden ahşap ve çadır beziyle yapılmış kapalı kasa. Üstten sovutmalı. Arkasındaki, Samsun'a kalkmaya hazırlanan kapısı açık otobüs OPEL marka. Bu otobüsün adı HÜROL veya CEYLAN. Bir tane de ATLANTİK ARSLANLI Lokanta'nın yanında var.

            Vayy! DENİZ OTELİ ve KULÜBÜ'nün henüz inşaat halindeki kabasına bak. Karşısındaki binanın altında, şimdiki Oda Başkanı İzzet Ağabey'in babası orada manavlık yapıyordu. Bir ilerisinde de Mahmut ARIN'ın fırını, bitişiğinde Kel Cemaller'in dükkânı vardı. Ve onun bitişiğinde rahmetli İ. Hakkı YILMAZ'ın amcasının bakkal dükkânı bulunurdu.. şu an Ünye Gıda Odası Dernek Başkanı Hasan YILMAZ'ın babası. O bakkal dükkânı önünde Bazarbaşoğlu Hâfız Efendi mühür kazırdı. Onun bitişiğinde Berber Hâfız'ın binası ve berber dükkânı.. ara yol, sonra bisiklet kiraya veren, dondurma ve limonata satan Enver GÜNDÜZ'ün dükkânı. Şu an Yapı ve Kredi Bankası olan yer Yaşar AYYILDIZ'ınFındık Mağazası. Yanında ağabeyim Hamdi KUYUMCU'nun bakkal dükkânı. Karşısı İş Bankası. Bankanın yanı, Ali GÜR'ün şekerci dükkânı. Onun yanında GÜR'lerin fırını. Ağabeyimin yanında şekerci ve millî piyango bileti satıcısı Niyazi Dayı. Bitişiğinde İbrişimler.. derken Dr. Şevket BALİ'nin hanımının eczanesi. Fotoğrafta devamı yok.. yoksa yazıp gidecektim.

            MİSTEPE - Seni tutana aşkolsun! Konuyu biraz değiştirelim mi? Ne dersiniz? Rahmetli babamın İstanbul'dan asker dönüşü Samsun'dan Ünye'ye yayan seyahatinin anısı var.. onun ağzından aktarayım isterseniz?

SAMSUN - ÜNYE GÜZERGÂHINDA
YAYA OLARAK GERÇEKLEŞTİRDİĞİM SEYAHAT

Hüseyin MİSTEPE / 1965


Çömlekçi Başustası

             1935 yılında babam Sürmeneli Taşçı Ustası Mollaoğlu Mahmut Efendi'nin İzmir Aliağa / Samurlu Köyü'ndeki cenaze töreni ardından 42 ay sürecek olan askerlik vazifemi yapmak üzere İstanbul'a gitmiştim. 1942 yılında annem Hatunkız da Samsun'da vefat edince yetim kaldım genç yaşta ve askerdeyken izin alarak, yolcu vapuruyla Samsun'a geldim. Annemi Samsun Hastanesi Mezarlığı'na defnetmiştim.. 23 yaşındaydım...

             Askerde ayda 31 kuruş verirlerdi tıraş parası adı altında.. daha sonra 50 kuruşa çıktı ve ardından yıllık olarak vermeye başladılar. Her ne kadar çapulacılık yaparak para kazanıyor isem de ancak günlük ihtiyaçlarımı karşılayabiliyordum kazandığımla.

Ekrem ÇAYIREZMEZ'in İşyerinde Çapulacılık Yıllarım

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi

             Askerliğimi Yıldız Muhabere Alayı'nda Güvercin Muhaberesi'nde geçirdim. İstanbul - Ankara arasında eğitim yaptırırdık güvercinlere ve onları muhabereye alıştırırdık. Vazifesini yapmayan güvercinleri tayınlarını azaltmak ya da aç bırakmak ve dışarı çıkarmamak üzere cezalandırır, terbiye ederdik.

Güvercin Muhaberesinde Daşçı İsiyn Usta - Florya 1942

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi

             Samsun - Ünye arasında otobüsle yolculuk yapmak için 1 Lira vermek gerekirdi. Tanıdık bulunursa at da kiralanıyordu.. günlüğü 2 Lira'ya.. ama cebimde sadece 25 kuruş kalmıştı.

1937'de Tedavüle Çıkarılan Gümüş 1 Lira.
1lira(1937-1).jpg (10204 bytes)1lira(1937-2).jpg (10703 bytes)

             O devirde 1 Lira'yı bozdurmak bayağı sorundu. İnsanlar çok fakirdi. Menderes iktidarında yapılan sahil yolu ardından ticaret gelişince Ünyeli buğday ekmeği ile tanıştı.. hep mısır ekmeği yerdik. Fındık da dikilmeye başlayınca köylünün cebi para görmeye başladı.

25.04.1942'de Tedavüle Çıkartılan 1 Liralık Banknot

             Ünye'ye bir yetim olarak dönüyordum ve Ünye'de akraba olarak kimsem kalmamıştı. Ablalarım ve ağabeyim dışarıdaydılar. Askerlik süremi 42 aydan 33 aya indirmek için de Nüfus Kütüğü'mün bağlı olduğu Sürmene'ye gitmem gerekiyordu. Cebimdeki 25 kuruşla yapabileceklerim sınırlıydı...

1935'te Tedavüle Çıkarılan Ag, Cu, Ni, Al Alaşımlı 25 Kuruş.
25kurus(1935).jpg (15578 bytes)        25kurus(1935)1.jpg (15510 bytes)

             Samsun'dan yaya yola çıktım gündüzün. Akşamı Terme'de konaklayacak ve ertesi sabah Ünye'ye devam edecektim. Tekkeköy sapağına kadar çorak arazilerde ilerleyip bozuk baltalık ormanlar ve küçük yerleşim birimleri arasından Dikbıyık ve Çarşamba istikametine doğru ilerliyordum.

             Yollar oturma odası genişliğinde genelde kum ya da toprak zemin ve bazen tokanak taşdı. Her yer çıltılıktı. Yanımda korunma amaçlı 25 cm boyunda bir kama vardı. Askerî elbisemle gelmiştim ama tüfeğim yoktu!

             Çarşamba'ya doğru acıkmıştım. Dört evden yiyecek talep ettim ise de kimse oralı olmadı. Askeri pek sevmiyorlardı. Zamanın hükûmeti bahçelerdeki ürünlere el koyabildiğinden halk askerden ürkmüştü. Savaş sıkıntıları nedeniyle tek partili (CHP) döneminde 11 Kasım 1942 Saraçoğlu Hükûmeti tarafından hazırlanan Varlık Vergisi Kanunu, TBMM'de kabul edilmişti. Bir ay içinde nakit ödenmemesi durumunda, bedenen çalışma zorunluluğu getirilmişti. ”Bu memlekette misafir olarak bulunanlar külfetini ödesinler” diyen bir Başbakan! Saraçoğlu’na “Haraçoğlu” denilmesi ve bir Başbakan için bu itham düşündürücüdür. O dönemde fakir halktan vergiyi ödeyemeyenler taş kırmaya gönderilir ve kırdıkları taşlar ölçülendirilip, vergi borçlarından düşülürdü.

Ünye Sahil Yolu İçin Getirilen Mazot Tankları

Fotoğraf : Eczacı Yusuf ALVER

             Betonarme köprü Çarşamba'da vardı. Diğer köprüler ahşaptan ve uydurmaydı. Yanımdan tek tük kamyon ve otobüs geçiyor ise de binecek param yoktu! Her yer çoraktı. Gürgen, kayın, kızılağaç, kavak ağaçları ağırlıktaydı. Sahipsiz arazi yoktu. Terme'ye kadar da henüz fındık dikilmemişti. Ünye'ye de ilk fidanları kayınpederim olacak Elevlülü (Göreleli) Cemal KÜLÜNK Ustalar getirmişlerdi.

             Bazen sahile yakın kum zemin üzerinden bazen ormanlık alanlardan bazen de çıltılık araziden yürüyerek akşama Terme'ye vardığımda uydurma kahvelerden birinin bahçesinde konaklayarak sabahladım. Güzergâhta büyük göller de vardı. İnönü döneminde bataklıklar kurutuldu ve arazi tımar edildi. Sabah beş kuruşa karpuz aldım. Bir de fırından ekmek alıp katık yapıverdim kendime.

1935'te Tedavüle Çıkarılan Bakır / Nikel 5 Kuruş.
5kurus(1935)1.jpg (17527 bytes)  5kurus(1935).jpg (18991 bytes)

             Ünye - Terme arasını altı saatte aldım.Akçay'a vardığımda önüme çıltılık çıkmıştı. İleride koyun sürüsü vardı. Önümde üç tane çoban köpeği gördüm uzaktan.. yaklaşınca dört ve yanlarına vardığımda beş tane oldular. Geri dönemezdim.. ileri gitmek de cesaret isterdi. Seslendim ise de kimseden ses çıkmadı. Çıltılığa dalamazdım.. mecburen köpeklerin önünden geçecektim.


http://www.fotokritik.com/432990

             Tam önlerinden geçiyordum ki beşi birden hırlayarak üzerime atladılar! Ben zaten elim belimde kamada hazır bekliyordum ve hemen refleksle bir daire çizerek kamanın ışıltısında bir vınlama çaktırıp, köpeklere ilk gözdağını verdim.

             Ardından toparlanan sürü ard arda ataklar yaparak üzerime atladıkça ben ortada fırıldak gibi dönerek bıçağı bir o yana bir bu yana sallıyordum. Köpekler dişlerini çıkarmış, beni yere yatıracakları ve dişlerini geçirecek ânı kolluyorlardı!

             Mücadele 15 dakika kadar sürdü ve bağırıp çağrışmalara çoban yetişti. Çobanı gören köpekler sakinleştiler ve ben de oradan tüm sinirsel halimle ve de lâ havle çekerekten hızla Cüri'ye doğru uzandım. O kamayı torunuma hediye ettim. Kapkara kınında siyah saplı ve yivli olduğu için de taşıması sakıncalı değerli bir kamaydı!

             Aynikola mevkiine geldiğimde kum güzergâhtan yürümeye başlamıştım. Cebimde sadece beş kuruş kalmıştı. Eğer üzerinde satacak yorgan gibi eşyan varsa ucuza 2,5 Lira'ya satın alıyorlardı.. ama satacak bir şeyim de yoktu!

             Babamın satın aldığı Keşaplı Sokak'taki eve gidiyordum. Sahip çıkılması gereken 2,5 dönüm de rampada bahçesi vardı Dere Ağzı'na uzanan. Eve gidip uzanıverdim ve uyumuşum bir müddet.


http://unyezile.com/comlek.htm

             Asker dönüşü çapulacılık ve çömlekçilik yaptım Ünye'de. 10 - 15 kuruşa bir çift giyim çapula ve 4 Lira'ya da iskarpin yapardık. Rahmetli Ahmet KALFA'nın yanında çalıştım bir zaman. Ünye'de fazla kalmadım ve motorla Sürmene'ye geçtim. Askerlik Şubesi'nden ne yazık ki işlerimi halledemedim. Belge alamadığımdan 42 ay askerlik yapmak zorunda kaldım. Yetim olmanın çok acısını çektim Ünye'de. Alayda terhis olmayan bir ben kalmıştım. Sürmene'den motora binip Trabzon'a, oradan vapura binip Samsun'a geldim. Ve tekrar yapayalnız Yıldız Muhabere Alayı'na döndüm...

Gülay Öğretim (Mistepe), Hüseyin ve Seniha Mistepe

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 10.02.2008 / Ankara

            SÜRGİT - Bu anlatılan yaşanmış hikâyeden etkilenmemek mümkün değil tabi! O zamanın yollarında ter döken şoförler ile yol güzergâhı hakkında birkaç cümle ilâve etmek isterim. Hareket noktasından etrafla olan bağlantılarda en önemli unsur araçlar olmasına karşın bunları kullanan kişiler de önemlidir. Hatırladığım kadar, o devrin şoförleri : BABA LÜTFİ, SAMİ EKMEKÇİ, NAZİF (Soyadını bilmiyorum. Daha sonra ciğerlerinden ameliyat olurken öldüğünü duydum.), AGA İSMAİL, RASİM KORKMAZ, ÇAKMAKÇI HASAN, ARAP MUSTAFA ve isimlerini hatırlayamadıklarım.

            Otobüs var, şoför var ama yol durumu ne? İşte önemli olan bu! Ünye'den Çarşamba'ya ve diğer istikamette Fatsa'ya kadar gidebilme imkânı vardı. Tekkiraz ve Karakuş'a (AKKUŞ) yol olmasına karşın pek yolculuk yapılmazdı. Babamdan dinlediğime göre Terme'ye gitmek için Bitli Çeşme denilen yerden deniz kenarına inilip, kumlar üzerinden bir müddet gittikten sonra iç kısımlara geçilirmiş. Daha sonra Kabakum denilen yerden (zannedersem Cürü Deresi'nden sonrası) Akçay Irmağı'na kadar gidilip, ırmaktan karşıya geçip yola devam edilirmiş. O zaman Akçay Irmağı üzerindeki kemerli köprü yokmuş. Akçay mevkiinden sonra muazzam bir ormanlık alan olan GÖKÇE AĞAÇ Ormanlığı'nda kum olan yoldan devam ederlermiş. Çok sonra bu ormandan ben de babamla birçok defa geçtim.

            Ormanlık alan bittikten sonra MİLİÇ Irmağı üzerindeki kemerli köprüden geçip Terme'ye doğru gidiliyor. Ancak Terme'ye yaklaştığınız zaman sivrisinek yuvası olan bataklık araziden (ÇANGALLAR Mevkii) çok az bir şose yoldan Terme'ye ulaşılır. Çangallar mevkiindeki yol daha sonra Akçay Irmağı'ndan getirilen taşlarla döşenmiş olmasına rağmen taşlar zamanla toprağa karışmıştır. Buradan sonra Terme'ye kadar olan yol şose idi.

Samsun - Sivas Demir Yolu ile Kesişen Samsun - Çarşamba Dar Hattı.

Çetin KOŞAR - http://wowturkey.com/forum

            Terme'den Çarşamba'ya olan yolda problem yoktu. Samsun'a yol olmadığı için gidilmezdi. Samsun'a ancak Çarşamba'dan trenle gitmek mümkün oluyordu. Günde üç defa sabah, öğlen ve akşam trenleri vardı. Ünye'den Samsun'a gitmek isteyenler öğlen trenine yetişmek, dönüşte de yine öğlen treni ile dönme durumunda idiler. Çünkü Ünye otobüsü öğlen treninden yolcu alıp dönerdi.

            MİSTEPE - Yollarımıza gene geri döneceğiz. Dönmeden önce arabaların arızalanması durumunda devreye giren oto yedek parçacılarını da analım.. ne dersiniz?

            TERZİOĞLU - Yerinde olur derim! Bu arada araba tamircilerinin adıyla sanıyla ünlülerinden Talip GÜDÜL Ağabeyimizi unutmayalım. Motorun sesi çıkıyorsa sesinden, ses yoksa gözüynen görür, bulurdu arızayı. Motorlu araçların ilk parçacılarından, Faruk DÖNMEZ ve Metin DÖNMEZ kardeşlerin işyerleri Orta Çarşı'da, Çataklı'nın terzi dükkânına bitişik yerdeydi. Sonraki yıllarda Senai YAZICI'nın benzin deposunun karşısında faaliyetini sürdürmüştü.

Bir Kamyona Muhtelif Çömlekler Yüklenirken
Şimdiki Ada Bakkaliyesi Önünde Karayolu Çalışmaları - 1960

            ŞEN - Ben de bir saplama yapayım bari.. sonra unutuyoruz söylemeyi. Oto yedek parça satıcıları arasında Hükûmet Caddesi'nde Selâhattin DÖNMEZ ile gene aynı caddede Hanboğazı Mevkii'nde Hüseyin ÇUHACI vardı.

            KÜÇÜKOĞLU - Dooru diyn Yüksel Abi. Haa.. unutmadan, ilk anda Talip Usta aklıma gelmedi. İlk elektrikçi ustası oydu. Faruk DÖNMEZ değil, Turhan DÖNMEZ olacaktı. Bu iki kardeş ilk parçacılardı. Biz de ikinci olarak aynı devrede iş yapiiduk. Ama onların mağazasında yok yoktu. İlk olarak Şahinbaşların diğer köşesindeki dükkânda (eskiden orda Şaban DİLAVER de manifaturacılık yapmıştı) iş yaptılar, daha sonra Yazıcıların fındık fabrikası karşısındaki Sinanoğulları binasında dükkân açtılar. Biz de o sırada dondurmacı Kemal'in bitişiinde eskiden Emek Eczanesi (Mehmet Nal) olduu yerde parça satiiduk.

            Dönmezler gabına sığamiinca Samsun'a gittiler ve orda aynı işin toptancılıını yapmaya başladılar. Hattâ ben bile gidip onlardan parça alduum zamanlar oldu. Soona iki gardeş anlaşamayıp ayrıldılar. Küçük kardeş Ünye'ye döndü ve kızının yanında eczanede oturdu. Şimdi orası da kapandı. Metin Abi de işi bıraktı. Ondan epeydir haber yok. Bak İsmayil.. saa bi şiir yazdım, bakalım beyencen mi?

            İsmayil'in gendü gibi gamyonu vardı yollara düşerdi
            Trafik polisini görünce altına işerdi
            Vururdu yükü istiap haddini aşardı
            Keserdi akisi gece yarısı gapısına gelürdü İsmet'in!

Osmanlı İlk Deniz İnşaiye Mühendisi Hacı Emin Bey Adına İzafeten
Saray Câmii'nin Solundaki Caddeye de Hacı Emin Caddesi Adı Verilmiştir.

"Bitti Bitecek" Sitesinde 60 YTL'ye Mezata Bırakılan Fotoğraf - 1959
Gönderen : İbrahim GÜRKAN

            KUYUMCU - Pekii İsmet Bey. Sen de yeter ki! Ama ben amatör ehliyetli sürücüyüm. Arabalarım oldu ama, kendim kamyon şöferlii yapmadım. Şöferi dinlendirmek için direksiyona bazı çıkardım tabi ki. Benim Hüsref Bey'in binasında teşhir salonum vardı.. bilii mun? Sinamanın altında da satış mağazam vardı. Halıcılık yaptım Ünye'de, mobilyasız ilk halıyı ben sattım. Bünyan, Hereke, Konya, Lâdik, Isparta el dokumaları.. ayriyeten de Saray makine halıları satış müessilliini yapdım, nakliyeciliğin yanında.

            Tabi ki siz doslarımın forsundan yararlanmasaydım şimdiye kadar çoktan yok olurdum. Erir, biter, kül olurdum. Sayın İsmet, Allah tüm dostlardan razı olsun. Bende iki çoçuk var. Bunlar küçükken arabayla Fatsa'ya doğru yol aldık, gidiyoruz. Küçüğüne dedim ki.. Mahmut, ben evin küçüğüyüm, babam ve annem benle durdular. Tabi, sen evlenince, biz de sende dururuz. Sert bir tavırla 'Hayır!' dedi. Neden? Sen benim karıma bağırırsın olmaz! Vay bacaksız vay!.. dedim. Arif, kabak senin başına patladı oğul, deyince.. baba hep bende mi kalcaksınız?.. dedi.

            EVET İSMET, 9 GÜN HEP BENDE Mİ TAKILACAKSIN YA KARDEŞİM?

            Şaka bir yana, İsmet.. Ünye'de Sönmezler tamam ama Hasan TAN'ı unutma! Haddehane açmadan parçacı dükkânı vardı. Türkan Şoray'ın dostu Rüçhan ADLI idi, galiba onla Hasan Ağabey çok samimi idi. Rüçhan adlı parçacı toptancısı idi. Tabi ki o zamanki ihracatçı. Haddehane açınca kapattı. Epey sonra da aynı yerde Hüseyin TAN parçacı dükkânı açtı. Derken Aydın TAN ve kardeşi devam etti. Hüseyin Ağabey 1970'lerde, Hasan Ağabeyi sen hesapla. Talip Usta, alt takım ve hâza benzinli motor ustası idi. Granga gömlek atar, pistona ayarlı 10 - 20 - 30 veya 5'li rakamlarla sekman atardı. Ama hakiki usta Resul Usta'ydı.

            Ayakkabıcılar arastasında ince bir bölüm vardı. Onun arka tarafında Ermeni Murat Usta, sobacı.. onun bitişiğinde de Resul Usta vardı. Tabi bu arada bir anımı anlatmak mecburiyeti doğdu. Ya Vabis ya Volvo. Aracın motoru yapılaçak. O zaman motor inmesi için önce kupa inecek. Tabi onlar da öyle yapmışlar. Ayakkabıcı dilsizin bitişiğine koymuşlar. Ben de Resul Usta'nın yeğeni, Belber Osman'ın oğlu, Hasan KESKİN'le (o da motor ustası oldu sonradan - Rafet SOYTÜRK'ün yeğeni) o kupanın içine girdik. Kilometre saatini söktük. Doğru eve. Bizim kabuklukta onu parçaladık. Ustalık yapacağız ya. Hasan'ın annesi Fethiye Abla bizi yakaladı. Nerden, nerden?.. derken söyledik. Parçaları bizden aldılar. Rafet Ağabey toparladı. O araca onu yeniden taktılar. Bu olay ihtilâl öncesi...

            MİSTEPE - Cengiz Abi, parçacıları, tamircileri dile getirdik. Senin zamanında bu konularda ne gibi sıkıntılar yaşanıyordu? Anlatır mısın?

            SÜRGİT - İkinci Dünya Harbi devam ettiği sürece kamyoncular çok büyük yokluklar ve sıkıntılarla bu hizmeti yürütüyorlardı. En büyük problem lâstik derdi idi. Yollar, kısa zamanda lâstiklerin elden çıkmasına sebep oluyordu. Yenisini bulamayınca eski lâstikler kısa parçalar halinde kesilip, yarılan lâstiğin içersine konur. İçine konulan lâstik nedeni ile genişliği değişmekte ve janta takma güçlüğü başlamakta. Lâstiği janta güç belâ takarsınız ama biraz yürüdükten sonra lâstik janttan fırlar. Bunu önlemek için lâstik janta bir zincirle tutturulur. Bu da kâfi gelmez, lâstiğin içine koyduğunuz GET denilen o parça ana lâstiğin yırtılan yerinden kayar ve ana parçanın daha çok yırtılmasına neden olur. Bunun için de tedbir; get civatalarla her iki tarafından ana lâstiğe sabitlenir. Bu sefer iç lâstikte sorun başlar. Çünkü lâstiğin içine koyduğunuz kalın get iç lâstiği kıstırıp patlamasına neden olur. Onu önlemek için iç lâstikteki get ile şamyelin (şanbriyel) arasına ince bir lâstik parçası daha koyarsınız. Her şey tamam ama lâstiği şişirmek için de pompanın başında çalışırsınız.

            Yedek parça hak getire... Aracınızı yürütmek sizin ustalık yeteneğinize kalıyor. Yolların bozukluğu ya ön akis ya da makas kesmenize sebep olur. Akis kestiği zaman Samsun Sanat Okulu'na gider, kaynak yaptırıp geri gelirsiniz. Bu da günler alır. Arabanın motoru aşınır. Yeniletmek için Samsun'a gidersiniz. Uzun süre motorun yenilenmesini beklersiniz. Otobüs kasaları ahşap olduğu için çabuk elden çıkar. Bunu yeniden yapan usta Samsun'dadır. Otobüsü oraya bırakırsınız, üç ay falan sonra yeni kasa yapılıp, teslim ederler. Daha sonra LÂZ OSMAN diye bir Ünyeli, otobüs kasasını Ünye'de yapmaya başladı.

            KUYUMCU - Sayın İsmet Gardaşım.. göriyn de mi nerelerden nerelere gelmüşük? Parçacıyım diye dutduriyn.. aha saa beş denesini sayiym parçacıların.. madem u gada biliyn, yenilerini de sen sööle u zaman! 1. Dönmezler, 2. Lütfü  KÜÇÜKOĞLU, 3. Hasan TAN - 1969, 4. Hilmi ERGÜN, 5. Remzi KÖK.. hadi bakim!? Ama önce Cengiz Abi.. şu yarım kalan Samsun yoluna ait bilgileri tamamlayıversin.. tamam mı?

            SÜRGİT - Seni mi kırcam İsmail? Devam ediyorum kaldığım yerden... Samsun'a nadir de olsa gitmek zorunda kalınırsa Gelemen Çiftliği denen araziyi geçmenin güçlüğü karşınıza çıkıyordu. Zira yol yok, arazi kumluktu. Çiftlik kurulduktan sonra yol yapıldı ve Samsun yolculukları başladı.

            Kış aylarında Akçay Irmağı'nı geçmek bir sorundu ama onun yanında çamuru ile başetmek de bir mesele idi. Ünye Taşı Fabrikası'nı geçtikten sonra kısa bir yokuş vardı. Yağışlı havalarda o yamacın çamurunu yenip, ırmağın kenarına ulaşmak bir mesele olurdu. Irmağın kenarına gelirsiniz, su yükselmiştir. Karşıya geçmeniz gerekmektedir. Su seviyesinin yüksekliği motor bölümüne yakın durumda. Yapılacak iş, motorun vantilâtör kayışı gevşetilip, pervanenin dönmemesi ve elektrik aksamına su sıçramaması lâzım! Ancak bu da yetmez!

Mustafa Özkan (52 G 025), Halit Berkay ve Ali Duman (06 FL 959)

Ünye'nin Konakları Önünde Arabalarıyla

            Bu defa bujilerin ıslanmaması gerek! Bunun için motor kısmı kalın bir branda ile iyice sarılır ve ondan sonra suya girilir. Kazara motor suyun içinde stop ederse bazı müşteriler sırtta karşı kıyıya taşınır. Bilhassa bayanların taşınması sorun olmaktadır. Bunun için bir sırt oturmalığı özel olarak bulundurulurmuş. Karşıya geçince iş bitmiyor. O tarafın da çamuru ile savaşmak zorundasınız. Çok zaman otobüs çamura saplanıp kalır. Yolcuların yardımı da fayda vermez, hemen civardan bir veya iki çift öküz bulunur ve boyunduruklu kömüş (manda) öküzleri demir zincirlerle arabaları çekmeye başlarlardı. Otobüs bunların gayreti ile sağlam zemine kadar çektirilir. Şu anda 20 - 25 dakikada ulaştığınız Terme'ye 7 - 8 saatte, bazan ertesi gün gidildiği olmuştur. İşin en enteresan tarafı, yolculardan hiç birisi otobüsten inip de yaya olarak gitmemiştir. Bir de kış aylarını düşünürseniz facianın boyutları daha açık görülecektir.

            Arabalarda kalorifer denen nesne yok. Lâpa lâpa yağan karda silecek çalışmaz. Muavin, şoförün yanındaki camdan dışarı uzanır ve elindeki süpürge ile camın karını temizleyerek, şoförün görüşünü sağlar. Fatsa istikameti ise ayrı bir macera. Kışın Fatsa'ya gidilmezdi. Fatsa yolu, Midrebolu denen yere kadar normal şose idi. Ondan sonrası toprak yoldu. Bazen deniz yoluyla ulaşım yapılırdı.

Ahmet POYRAZ 1960 Model Chevrolet Marka Otobüsüyle

            Midrebolu denen yerde YUNUS isimli birisinin salaş bir yeri vardı; orada çay kahve molası verilirdi. Oranın meşhur hikâyesi vardır. Herkes bilir. Balık tutmak için dinamiti fitilleyip de balıkların birikmesini beklerken dinamit elinde patlayan kişi de zannedersem o YUNUS'un oğlu olsa gerek. Fatsa'dan Ordu'ya yol yok gibi bir şeydi. Koç Boynuzu denen çok tehlikeli virajların olduğu bir yol mevcuttu. Ünyeliler Ordu'ya hiç gitmezlerdi. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi'nde işi olanlarla, vilâyette işi olanlar giderlerdi. Bu durum sahil yolu yapılana kadar da devam etti. Bütün hizmetler Samsun'dan karşılanırdı.

            İrfan IŞIK Hoca'nın da "ÜNYE'DE YOL" adlı bir hâtırat yazısı vardı. Sevgili MİSTEPE, biraz da ondan bahsetsek nasıl olur?

              
               Ünye ile ilgili İrfan IŞIK Hoca'nın "ÜNYE'DE YOL" adlı makalesini zevkle okudum. Fotoğrafları ayrı bir heyecanla izledim. Üç yerde de benim fotoğrafımın olması ise apayrı bir heyecan dalgası yarattı. Hani bir deyiş vardır : ''
Hayali cihan değer!'' diye.. işte bu mesaj çocukluğumu bana yeniden yaşattı. Duvarlarında Gripin ilâcı ilânı yapıştırılmış evde uzun süre çocukluğum geçti. O günleri yeniden yaşamak çok güzel bir duygu. Size sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

               Makalede kaleme alınan yol ve yolculuklar tamamen gerçektir. İrfan Hoca ile anlattığı voleybol sahasında gazozuna çok voleybol oynadım. Benden büyük olmalarına rağmen bizi küçümsemez, oyuna dahil ederlerdi.

               Ünye - Fatsa arasındaki makadam yolun yapılışında dedem yol çavuşu olarak Amelebaşı'lık yapardı. Birkaç kez onunla Midrebolu denen yere kadar gidip yolun yapılışını izledim.

               Terme - Ünye arasında Akçay'dan başlayıp Miliç Köprüsü'ne kadar olan yerde çok büyük bir orman vardı. Şimdiki nesil bunu hayal bile edemezler. Öyle kayın ağaçları vardı ki iki veya üç kişi elele tutuşup çevresini ancak sarabilirlerdi. Bu ormanı yok eden kişi Ordu'dan gelip Akçay'ın biraz ilerisinde kendine bir evlik yer açıp oraya yerleşen ilk kişi Hamdi (soyadını hatırlamıyorum) isimli şahıstır.

               Ondan sonra yavaş yavaş etraftan göç başladı. Her gelen kendine bir evlik yer ve bir parça da ekip biçmek üzere ormanı kesip yer açtılar. Kestikleri ağaçları satıyorlardı. Sattıkları ağaçları babam kamyonu ile taşıdığı için konuyu yakından biliyorum. Şimdi aynı yerde belki bir şehir oluşmuştur. Merak ederim yakacak ağaç bulabiliyorlar mı? Hâtıra çok. Yaşlılığın en güzel tarafı eğer arkanda güzel anılar bırakmışsan onları yeniden yaşamak. Sağlık ve başarı dileklerimle.

                                                                         Cengiz SÜRGİT
.

            MİSTEPE - Haklısın Cengiz Abi.. o yazıdan bazı aktarımları sizlerle paylaşayım. Ünye'nin yakın tarihine ışık tutması açısından sizler Ünye - Samsun arasını tasvir ettiniz. İrfan Hocam da Ünye - Ordu arasındaki yaşadıklarını anlatıversin.. gıyaben de olsa...

            IŞIK - 1950 - 1960 yıllarında Samsun - Sarp Sahil Karayolu’nun yapımına başlanmadan önce Ünye, sadece    Niksar’a ulaşan silendirajlı “makadam”bir yola sahipti. Ünye’nin her yanında bolca bulunan kireç taşı oluşumlarında açılan taş ocaklarından çıkarılan taşlar, normal bir elma büyüklüğünde kırılıyor, taşınıyor, yol olması için hazırlanmış yerlere seriliyor, sonra üstünden silindir geçirilerek bir kat taş toprağa gömülüyor, üstüne tekrar tekrar serilen kırık taşlar silindirle sıkıştırılarak şose ya da makadam yol adıyla kullanıma açılıyordu.

            1940 - 1945 yılları arası İkinci Dünya Savaşı’nın yokluklarıyla geçen yıllardı. Benim ilk ve ortaokula başlamam da savaşın en yoğun yıllarına denk gelmişti. Ziraat Bankası'nın olduğu yer o zaman ki parkımızın duvarları içindeydi. Ama orası çiçeklik değil kumsaldı. Belediye tam o kumsala gençlik için bir voleybol sahası kurmuştu. Bizler o sahada sıra bulursak takım kurar maç yapardık.

            Rahmetli Radyocu Ali Korkmaz arkadaşımdı. Hep aynı takımda olurduk onunla. Bir oyun bitiminde yüzümüzü eski Anafarta İlkokulu’na dönmüş parkın duvarlarına oturmuş dinleniyorduk. Yeni yapılmakta olan İş Bankası yönünden bize doğru bir kaptı - kaçtı geliyordu (minibüsümsü o zamanın otobüsü), yepyeniydi. Tam önümüzden geçecekti, gözlerimiz onun üstündeydi şimdiki gibi ön tamponunun üstüne pırıl pırıl plâkası vidalanmıştı. Plâkada ÜNYE 3 yazıyordu. O zamanlarda araba plâkalarını belediyeler veriyordu. Arabalar plâkalarını aldıkları belediyelerin adını taşıyordu. Plâkayı okuyunca Ali’yle birbirimize baktık. Sevgi ve gururla. Vay be dedik! Ünye 3'üncü arabasına kavuşmuş.

            Vaktaki Tabakhane yanındaki kumluğa makadam yol yapımı için kırma taş yığılmaya başlandı; öğrendik ki Ünye - Fatsa yolu yapılacakmış. Ameleler kazma kürek yol güzergâhını düzeltiyorlardı. Küçük derelere betonarme menfezler de yapılmağa başlandı. Bataklıklı geniş derelerin yataklarına iri taşlar döşenerek akaklar berkitildi. Ve silindirler tabakhane önüne dizildi. Tabakhane çalışanları bayram davulcularını ve zurnacılarını köylerden Ünye’ye getirttiler. Silindirler yolda çalışmaya başlar başlamaz, dükkânları kapatıp tatil ilân ettiler. Davullar üç gün üç gece gümleyerek bayram yaptı.

Hasan Basri Süman - Sancaklı Gümrük Muhafaza Memuru

Mebruke - Cemal Hadi Gürşen Fotoğraf Arşivi

            Ben yolda yapım için çalışılırken, Ordu İli emrine çıkan ve elden aldığım tâyin emrimi Ordu’ya götürmek üzere bir gece sabaha karşı saat 04’de yola çıktım. Nasıl olsa yolda bir araba bana yetişir diyordum. Sevinç ve heyecanım bir yerde durup araba beklememe izin vermiyordu. Zaman zaman koşarak zaman zaman çok hızlı yürüyerek saat 07:30 da Fatsa’ya geldim. Hiçbir araba geçmedi yoldan. Bolaman’a gelip Koç Boynuzu sapağına dönmeden ağır ağır gelen bir kamyon yetişti bana. İki kolumu açıp yolun ortasında durdum. Araba öyle yüklüydü ki durduktan sonra bir daha kalkamayacak sandım. Şoför muaviniyle birlikte hışımla arabadan indi. Niyetleri beni dövmekti. Yolda köpeklerden korunmak için taşıdığım bilek kalınlığındaki sopayı kaldırarak savunma durumuna geçtim. Adamlar önce durdular. Sonra ağızlarının içinden söve söve arabalarına binip yola koyuldular. Kala kaldım yolun ortasında. Sonra koşmağa başladım. Sapağa geldim. Tam orda arkamda bir araba gürültüsü daha duydum. Bu kez yalvarır bir edayla durmasını işaret ettim şoföre. Yol orda hafif yokuştu. Şoför açık camdan kafasını uzatarak burada duramam dedi. Araba inliye inliye yokuşu çıkarken arkalarından koştum. Düzlükte yetiştim amma onlar hızlandılar.

Belediye Binası Önünde Yolcu Otobüsleri ve Millet Bahçesi

            Sonra üç kamyon daha geçti yanımdan. Hiçbiri beni almadı. Kimi "ağaç dalları seni kamyondan alır, başımı belâya sokarsın" dedi. Kimi "çamurlukta atlaya zıplaya yola gidilir mi lan?" dedi. Ben de bundan sonra geçen arabalara dur demeyeceğime yemin ederek koşmaya başladım. Bir iki yerden ekmek istemeye kalkıştım, köpekler beni parçalayacaklardı. Aç susuz; koş koş; öğleden sonra saat 04’de Ordu’ya vardım. Koşmayla yürüme arasında bir hızla 12 saatte!!!...

            SÜRGİT - Başlangıç olarak Ünye'de üç otobüs vardı. Birisi babama aitti, birisi Sami Ekmekçi'nin biri de Nazif'in. İkinci Dünya Savaşı biter bitmez yeni araçlar gelmeye başladı. Önce Belediye 1946 model bir CHEVROLET otobüsü devreye soktu. Bu andan itibaren acı bir rekabet başladı. Malûm, eski arabaların yeni ile mücadelesi. Her sabah o meşhur meydandan hareket eden otobüsler birbirleri ile yarış durumuna geldiler. Belediye sabahleyin meydandan hareket saatini 07:00 olarak ilân etti. Ondan önce hareket edene ceza yazıyordu. İşte Belediye'nin duvarındaki saatin işlevi o an başlıyordu. Saat 07:00'yi gösterdiği anda Zâbıta Memuru Meşhur Avni (ÇELİK) ÇAVUŞ düdüğünü olanca nefesi ile üfler ve düdükten çıkan sesle arabalar hareket ederlerdi. Yolda müşteri kapma derdi başlardı.

  Ünye Zâbıtası

1930 Yılı

            Daha sonraları değişik marka ve model arabalar yavaş yavaş gelmeye ve sayıca artmaya başladı. Meslekle ilgisi olmayan kişiler araba alarak nakliye işine girdiler. Yolların hızla yapılmaya başlaması ile nakliyecilikte gelişmeler hızlandı ve bugünkü duruma geldi.

            TERZİOĞLU - Kamyonlarımız, otobüslerimiz diye anılarımızı sıralarken yollarımızdan da bahsetmezsek yazılar eksik kalır diye düşünürken bu konu da hepinizin sayesinde halloldu.. sağolun! Ünye girişindeki Devrent isimli bölgemiz, virajıyla yokuşuyla kazaların en çok olduğu tehlikeli bir bölgemizdi. Bir diğeri ise Çamlık bitimindeki, Fener yolu girişinden itibaren Topyanı'na kadar olan S seklindeki virajlı yoldu. Bu arayı bir metre yüksekliğinde, elli santim kalınlığında beton duvar çekip, arabaların aşağıya uçmaması için bir mania yapılmıştı. Üçüncü bölgemiz ise Adil Usta'nın çömlek fırınının önünden geçen Nuribey Deresi'nin denize döküldüğü Dere Ağzı'ndan başlayan yokuş ve bizim evin önündeki Aynalı yamaçtı. Gördüğüm gadarıynan bizim İsmail elindeki lisdeyi baa bakarak sallii.. u da annatsın bari.. bu gidişnen yakın tarihe ışık dutulan gamyoncular konusu için bayağı malzeme birikmiş oldu. Ne diyn?


28 Mart 1909 tarihinde yayımlanan Şeh-Bâl mecmuası'ndan alınmıştır.

            KUYUMCU - Ne diycem yaw.. hatırlamaya çalışcam diye beynim durcak nerdeyse. Şu Ufuu görii mun? Bi fotıraf goydu facebuk'a.. aha undan soona göriyn işde! Elimizü verdük, golumuzu gurtaramiyuk!

            Neyse.. 1946'dan başlayarak hangi marka aracın kime ait olduklarını da yazayım da demedi demesinler baa... önce kamyon grubundan başlayayım.. tamam mı?

            AUSTİN - Ahmet ŞAHİN (Refaiddin ŞAHİN'in Babası), Çarukcu HASAN, Rasım AKTAŞ, ortağı Kayınpederi,  Ahmet ve Abdullah KUYUMCU, Yaşar ve Ahmet AYYILDIZ, Müti Ağaların ZİYA, Poz OSMAN, Piç HASAN.

            DOÇ (DODGE, FARGO, DESOTO) - Baba LÜTFİ, Hüseyin ÇUHACI, Çerkezlerden Tahsin ŞİMŞEK Amca ve Kardeşleri.

            SETDON ATKINSON - İki adet ÇUHACILAR'ın.

            FORD - Oru MUSA, Yaşar AYYILDIZ, Torunoğlu SALİM, Torunoğlu SAYGIN'ın babası.

            VOLVO - Senayi YAZICI, Zeki TORUNOĞLU.

            FAUN - Hacı ALİ, Remzi YILMAZ.

            KRUPP - TOPÇU.

            PERKİZ - Piç HASAN.

            STAUPEKER - Sahiplerini bilmiyorum. 1960 yılına kadar.. bunlar kamyon grubu...

            Gelelim OTOBÜS Grubuna : 1946'dan başlayayım...

            KUYRUKLU AUSTİN - Ayla AHMET.

            AUSTİN - Ayla HASAN, Ahmet KUYUMCU, CİVANBAY, Ali GÜVEN, İlhan GÜVEN.

            FORD - Kasap Kaporta Ali Kemal YILMAZ'ın Kayınpederi, ŞİMŞEKLER (Çerkezler), VAHİT, Mithat KISACIKOĞLU, CANBULAT (Ziraat Bankası Emeklisi Mahmut GÜNAY'ın Babası veya Amcası).

            Bunlar, 55 kişilik ve ilk kez 160 km üzeri sürat yapan araçlar. Hattâ, Trafik Taksisi 55 CHEVROLET yetişemezmiş.

            Ünye Belediyesi Otobüsleri : Ünye - Samsun çalışan Belediye Otobüsü. Evet, varmış arkadaşlar. Rahmetli Hüsrev YÜRÜR Bey anlatmış. Yazmayacaktım ama gene de yazdım bunları. Yılmaz SANİOĞLU Ağabeyim benden çok iyi biliyor.

            Araç olarak 1960 sonrası BMC'ler, DOÇ'lar, Sürat Araçları Aynalı FORD'lar, VOLVO'lar, SCANIA VABİS'ler, FIAT'lar, 62'den sonra 210 FORD'lar, LEYLAND'lar, derken 1970'li yıllarda ENTER'ler, MERCEDES'ler, DAF'lar, RENAULT'lar Çimento Fabrikası'na gelmişlerdi. Eğer, Bekir ŞİMŞEK müsaade ederse bu markaları ve adetleri çoğaltabilirim. Meselâ, minibüslerde FEKA'lar (Ford Transit), THAMES'ler, RENO'lar, Ford Taunus TRANSİT'ler, COMMER'ler, OPEL'ler ve en son ISUZU'lar. REO marka askerî araçlardan Ünye Belediyesi'nde bir tane vardı, sonra su tankı oldu; akıbetini bilemiyorum!

            Yukarıdakileri 1946'dan başlayarak.. Ufuk sen toparla!

            Remzi KÖK - FAUN, yandan sinyalli kamyon. Kapı camının yanında yandan çıkan bir kol, sola dönerken soldan, sağa dönerken sağdan kol çıkar ve içinde sinyal lâmbası yanardı. Dağ Köylü RIZA - PERKİZ, Pehlivan RECEP - AUSTİN, Rasim KORKMAZ - 52 AUSTİN, Armağan SOYTÜRK - PERKİZ, Kemal ŞAFAK - AUSTİN, OKUYUCULAR - STEYR, Hüseyin KOL - FERKİZ.

Servet-i Fûnun Dergisi Kapağında Ünye - 22 Temmuz 1320 (1902)

Yıl : 14, Sayı : 693 - Vue Générale de Ounia sur la Mer Noire (Karadeniz Ünye'sinden Genel Görünüş)

            MİSTEPE - Otobüs şirketlerine geçmeden önce Kamyon Arkası Yazılar'a da bir göz atsak nasıl olur acaba? Birkaç örnek vereyim isterseniz : Babalar önden gider, Sağlama bizim işimiz, sen soldan geç, Kader mahkûmu, Birden gelip, sonsuza giderim, İsyanım yollara, Rahmetli de sollardı, Âşıksan vur saza, şoförsen bas gaza, Gaz, fren, şanzuman sensiz halim yaman, Muhatabım değilsin, Gol atanın, yol gidenin...

            KUYUMCU - Hatırlıynca unnarı da yazaruk Ufuk.. lâfı deyüşdürme.. ben otobüslere ve otobüs şirketlerine hazır hızımı almışkene devam ediym.. annii mun?

            Tavlıoğlu HASAN - CHEVROLET, Hamza COŞKUN - AUSTİN, Fahri ALTUN - AUSTİN, Ahmet POYRAZ - AUSTİN...

            SANİOĞLU Ağabey Haydiiiiiiii! Haturladuklarımı yaziym.. sen gereeni yapıver artuk!

Meçhul Asker İlkokulu Duvarı Önü

Ünye Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Ünye Ekspres Otobüs İşletmesi (Şimdiki Şirin İşhanı'nın olduğu yer).
            Özler Otobüs İşletmesi (İş Bankası Karşısı, ayni zamanda taksi garajının yanı).
            Ünyeliler Otobüs İşletmesi (Ziraat Bankası ile Belediye Sarayı Arası).
            Ünye Tur Otobüs İşletmesi (Şu an araç parkı olan Senayiler'in benzinliği arkası. Tabi ki Niksar Caddesi'nde olan eski benzinlik.

            MERCEDES Otobüs Sahipleri Şunlardı : Hürol ARİF, Başçavuş AVNİ, Güven ADANUR, Saadettin SANİOĞLU, Emin SANİOĞLU, Zeki TORUNOĞLU, Sait ŞENOL, Tekkirazlı MAZHAR, Fehmi CERRAHOĞLU, Arslan CERRAHOĞLU, Azmi YILDIZ, Osman TAN, Cavit GÜNAY (Bu vatandaşın otobüsünün kaptanı Tekkirazlı VAHİT, Ekim 1973'te Gerede'de 52 AH 154 Plâka numaralı, 1972 model Mercedes araçla kaza yapmıştır. Bu araçta 21 ölü, karşı MAN marka araçta (Konya MERAM) 27 ölü olmak üzere toplam 48 ölü vardı).

            MAN Otobüs Sahipleri Şunlardı : Yaşar MEMİŞOĞLU, Osman MEMİŞOĞLU, Arslan CERRAHOĞLU, Mehmet YÜRÜK, Bekir ŞİMŞEK, Mehmet ALTUN ve Salim TORUNOĞLU.

Poz Osman (Solda) ve Âşık Ahmet (Sağda)

            KAYNAKÇA :

            1 ARGAN, Yaşar - İpek Yolu ve Ünye, Ünye Kent Araştırmaları Serisi 1, İstanbul, Ocak 2004, 192 sh.
            2
DOĞAN, Osman - Tarih Boyunca Ünye, Ünye Belediyesi Kültür Yayınları 3, Samsun, Temmuz 2003, I. Baskı, 514 sh.
            3 SÜRGİT, Cengiz -
            4 ŞEN, Yüksel -
            5 TERZİOĞLU, Fikri -
            6 KUYUMCU, İsmail Hakkı -
            7 KÜÇÜKOĞLU, İsmet -
            8 Ünye Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Fotoğraf Arşivi.

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR