ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 15 Ağustos 2010 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

KAYALARIN
MİDYE, YENGEÇ TUTKUSUNDA
YOSUN KOKAN ANILARI

Anılar : M. Ufuk MİSTEPE
(
Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)


21.05.2005 / Feneraltı Kayalıkları

KAYALARIN
MİDYE, YENGEÇ TUTKUSUNDA
YOSUN KOKAN ANILARI

Ünye sahillerinde bolca görülen bir kaya yengeci (kır - cane)

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 30.07.2007 07:40 Ünye

Kalabuzu Kayalıkları
(Anı : Yüksel ŞEN)

            Yıl : 1944. Temmuz ayının sıcak bir Pazar günü. Mahalle arkadaşları, Kilise Tepesi'nde ORTAOKUL'un üst bahçesinde kavakların altında toplanmış çeşitli oyunlar oynuyoruz.

            Uzuneşek, Birdirbir, Çelik Çomak. Hepimiz 7 - 8 yaşlarında çocuklarız. Oyun sonucu hayli terlemiş olmalıyız ki, bazı arkadaşlar, haydi Kalabozun'a gidin, denize girelim dedi. Teklif uygun görüldü, hep beraber Kalebozuğu Sokağı’nın yolunu tuttuk.

            Ben, Yüksel ÇAĞLAR, Rahmetli Turan, Yılmaz ÖZDEMİR, Yücel SÜMAN, Akçura AYDIN, Aslan BAYRAKTAR. Şimdi isimlerini anımsayamadığım diğer çocuklar. Hava çok güzel, Güneş pırıl pırıl. KALABOZU’nda denizin zevkini çıkarıyoruz. Ne kadar yüzdük bilmiyorum! Bazı arkadaşlar, midye toplamayı önerdi. Hepimiz kayalıklar arasına dağıldık, midye çıkarıyoruz. Bir müddet sonra çok güzel olan hava karardı. Süt liman olan deniz kocaman dalgalara sahne oldu.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

Kalabuzu Kayalıkları - Soldan Sağa : 1) Refik ve Şefik Günaydın'ların evi,
2. Terzi Nadide Hanım'ın evi, 3. Saatçi Emin Yanık Hoca'nın evi.

            Nasıl oldu bilemiyorum. Büyük bir dalga üzerimde patladı ve beni midye topladığım iki kayanın, arasına sıkıştırdı Sol ayak bileğimi, tüm çabalarıma karşın kayaların arasından çıkartamadım. Kurtulmak için yaklaşık 40 - 45 dakika çabaladım. Ama çabam sonuç vermedi. Bembeyaz köpükler saçarak üzerimde patlayan dalgalardan biri her nasılsa beni bir tarafa, kayayı bir tarafa attı. Bu bir mucizeydi.

            Kurtulmuştum.. sularda debelenmeye, kayalar üzerine çıkmaya çalıştım. Ama gel gör ki sol ayağımın üzerine basamıyordum. Kendimi dalgaların gücüne bıraktım. Viya yaparak güç bela, kayalıkların üzerine çıktım. Yürümek mümkün değildi. Bana yardımcı olmaya çalışan fakat ellerinden bir şey gelmeyen çocuklar evlerine gitti. Ben sahilde yalnız kaldım. Arkadaşlar durumu rahmetli anama bildirmişler. Anam Kalabozu’na geldi. Beni sırtına alarak eve getirdi.

            O gece ayağım mosmor oldu. Şişti. Kangren olma ihtimaline binaen beni hemen, o yıllarda Ünye'de Doktorluk yapan Hayati SEVGEN'e götürdüler. Doktor Bey derhal Samsun'a götürülmemi ve sol bacağımın diz üstünden kesilmesi gerektiğini bildirdi. Rahmetli Babaannem, bu teklife karşı çıktı, beni o gece mahalle komşumuz olan ve ÜNYE Deniz Feneri'ni işletmesinden ötürü halkın Fenerci Baba diye tanıdığı, askerliğini Sıhhiye olarak yapan ve neşter vurmayı bilen, pek çok yarayı tedavi etme yeteneği kazanmış, serbest piyasada tütün ticareti ile uğraşan rahmetli Ahmet AYDINER'e götürdüler.

10.06.1937 Vona (Perşembe) Gençleri Ünye Deniz Feneri Hatırası

Gönderen : İbrahim GÜRKAN  http://ibogurkan.sitemynet.com/

            Ayağımın altına koca bir leğen koyan Ahmet Efendi, şişen ve moraran yerleri yardı, pis kanın akmasını sağladı. Tuzla buz olan ayağımdan, zaman içerisinde 250 parça kemik çıkardı, iyi olmamı sağladı. Ayağım, O'nun sayesinde kesilmekten kurtuldu.

            İşte : Şimdi üzerinde 100. Yıl Çay Bahçesi'nin bulunduğu, eskilerin deyimi ile "KENDİ GİTTİ, İSMİ KALDI YADİGÂR" denilen KALABOZU’nun bende kalan anısı. YÜZÜNCÜ YIL ÇAY BAHÇESİ'nde oturdukça hep o yılları ve bu olayı anımsarım.

Giresunlu Kayalıkları

            Kalaycı Ali ve Hüseyin Şafak'ların evlerinin altındaki kayalık bölgedir.


1) En Solda Tevrat'ın evi, 2. En Üst Sağda Yarım Ev
Ormancı Hüseyin Şafak'ın evi, 3). Üst Ortada Kalaycı Ali Şafak'ın evi,

AYŞE GİRESUNLU’DA
http://www.sirinunye.com/detay.asp?hid=4714

Anı : İrfan IŞIK

            Lisede olduğum yılların birindeydi. Galiba 1946 - 1947 ders yılı tatilinde Ünye, çok güzel bir yaz yaşıyordu. Koca Karadeniz uslu bir göl gibiydi. Kıpırtısız. Tüm genç Ünyeliler denizdeydi. Sabahtan akşamlara kadar.

            Gençlerin tercihi, falezde çimmekti. Bilindiği gibi falez, Kalabozu’ndan  başlıyor, Vidinli Apartmanı'na kadar yükseliyordu. Terme Caddesi de apartmanın önünden, falezin sırtında, inişli çıkışlı olarak geçip gidiyordu. Gençler falezden aşağı iner, sırasıyla : Kalabozu, Giresunlu, Topyanı, Dikili taş, Fener altı, Fega, Fok fok, Çamlık altındaki Koltuk kumsalı, Çamlık'tan sonra Aynigola’ya kadar olan kayalık ve küçük kumsallarda çimerlerdi. Doyasıya..

            Mithat Kısacıkoğlu, belediye başkanlığı yaptığı yılların birinde Ankara’dayken, arkadaşım Av. Ayhan Gürer başkanlığa vekâlet ediyordu. Onu ziyâret için belediyeye gittiğimde, iki genç bayan ve iki orta yaşlı erkekten oluşan bir heyetin, belediye başkanını görmek istediğini haber verdi bir görevli. Heyet kabul edildi. Gelenler kendilerini tanıttılar. Tanıştık. Öğrendik ki onlar, Karadeniz sahilinde turizm potansiyeli olan yerleri tespite memur edilmiş turizmcilermiş. Samsun'dan sonra ilk uğradıkları yer Ünye olmuş. Çok sevmişler burayı. Özenerek seçilmiş sözcüklerle övdüler Ünye’yi.

            Biz de, onların bilmediği özelliklerimizi, tarihimizi, doğa güzelliklerimizi, üstüne basa basa denizimizi, kumumuzu anlattık. Heyet, yüklü bir turizm yatırımından bahsetmişti çünkü. Ünye’yi biraz da abartarak överken iklimimizin yumuşaklığından da bahsediyorduk ki, iki bayanın, saygıyla gülümseyerek, araya girmek istediklerini anladık. Sustuk.

            Genç bayanlardan biri, övücü sözlerini tekrar ettikten sonra : Ne yazık ki…diyerek durakladı. Turizm, güneş, deniz, kum ve diğerleridir ama, özellikle de bütünüyle iklimdir. Ne yazık ki derken kastım, Ünye’nin ikliminin turizme tam bir olanak sağlamadığını vurgulamaktı dedi. Yapılan, son elli yıllık istatistiklerde Ünye bu konuda tam not alamamıştır. Bu elli yılın üçer aylık yaz ortalamalarında Ünye üst üste, sadece on yedi gün güneş görmüştür. Turizmin olmazsa olmazı olan güneş, deniz, kum konusunda Ünye sınıfta kalıyor dedi, büyük bir üzüntüyle.

            Sonra, heyet başkanı bey :  Ama üzülmenize hiç gerek yok. Biz raporumuzda, Ünye’nin diğer tüm turizmi ilgilendiren olumluluklarını belirteceğiz. Zaten, Karadeniz’deki  gezimiz, genel bir etüt niteliğindedir deyip, başkan vekilinden izin isteyerek gittiler.

            Bu bilgiyi burada anlatmam, benim lise yıllarımdaki çok önemli o yazın sürekli güneşli olduğunu söylemek içindi. Gök masmavi, deniz yatak gibi, güneş parıl parıldı. Ben her gün denizdeydim.  Ve arkadaşlarımla olmadığım zamanlarda, hep Giresunlu’da denize giriyordum.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)
Bir Zamanların Kalabuzu ve Giresunlu Kayalıkları'nda Rum Mimarîsini Yansıtan Evler

Konut Tespitlerini http://unyezile.com/unyekartp3.htm Adresinden İzleyebilirsiniz.

            Giresunlu : Kalabozu'ndan sola doğru,  Av. Şahinbaş Mahmut Bey’in konağının hemen önünde, orada, falezin en yüksek yerinden, dik bir meyille denize inen daracık yolun altındaydı. Bu dar yolun iki yanı, falezin yamacındaki dik arsaları ve oradaki kayaların aralarındaki topraklara dikilmiş sebzeleri koruyan duvarlarla sınırlanmıştı.

            Ben o gün yalnızdım. Öğle üzeri bu yola dalarak Giresunluya çimmeğe iniyordum. İnşallah, Giresunluyu oluşturan cilalı, yatay döşeli, sarı çakmak taşı kayalarımı, benim kadar seven yoktur da şimdi orada kimse yüzmüyordur. Giresunlu yalnız benimdir. Böyle dileyerek arsa duvarlarının sakladığı dar yoldan inip kayalığa vardım.

            Aman Allah’ım!.. Benim aşık olduğum kayalığımı huriler basmış. Huriler değil de bir tek huri galiba. Derhal, bir yanılgıyı bertaraf etmek için, ellerimi gözlerime kaldırdım. Ovdum, sildim gözlerimi. Tekrar baktım. Evet… Karşımda, tatlı tatlı gülerek bana ilgiyle bakan bir huri, melek vardı. İnanamadım. Bu bir kız, ademoğlu bir insan olamazdı.

            O yıllarda bir kız, güpegündüz, yanında kimse olmadan, hattâ olarak, yarı çıplak denize giremezdi. Üstelik de denizin Giresunlu'sunda çimmeğe gelemezdi. Bunun mümkünü yoktu. Yanılıyordum galiba. Gözlerimi tekrar sildim. Ayağımın bastığı kayalara, denize, arkama baktım. Gördüğüm nesneler hep eskiden de gördüklerimdi. Demek ki yanılmıyordum. Kayaların üstünde, benim soyunup giysilerimi bırakacağım yerde bir huri vardı.

            Deniz Kızı mıydı yoksa?... Deniz Kızları da böyle, kayalara uzanıp dinlenmezler miydi?... Bir dirsekleri kayada, başları avuçlarına yaslanmış… Deniz Kızı'nın balık kuyruğu gibi bir organı olmalıydı. Başımı hafifçe sola çevirdim. Göz ucuyla Deniz Kızı'na baktım. Hayır kuyruğu yoktu. Kuyruğun olması gereken yerde, mermer sütunlar gibi güzel, bembeyaz, kusursuz bir çift bacak vardı. Bu kez alıcı gözle bakmağa karar verdim. Ve baktım. Tanır tanımaz da suratımın ortasına öldürücü bir yumruk yemişe döndüm.

            Bu!  Bu! Benim yıllar önce birlikte aynı sınıfta okuduğum arkadaşım ……….

            Ben bu kimliği sizden saklamağa kararlıyım. Arkadaşım olduğunu söylemeğe devam edeceğim ama ona Ayşe diyerek. Şimdi o, 80'lik bir nine ama olsun…  Kızı tanır tanımaz, yumruk yemişe dönmüştüm ya!? Hemen geri döndüm. Bir koşu, falezdeki dar yola saldırdım. Tam duvarlar arasında kaybolacakken, arkamdan, çok cana yakın, müzik gibi tatlı bir ses :

            - İrfan gitme! dedi. Zınk diye kaldım olduğum yerde. - "Niye kaçıyorsun benden? Yanıma gel" dedi, o ses tekrar. Ah anne! Yaktın beni anne! Kaç defa söyledim ben sana, şu tomanımın paçalarını dizlerime inecek kadar uzun kesme diye. Dinlemedin beni. "Kışın bacacukların üşümesin uşaam" diyor, bildiğini okuyordun. Gördün mü şimdi başıma sardığın belayı?

            Biz Ünye’deki cümle âlem, hepimiz, donlarımızla çimerdik denizde. Mayo denen deniz giysisi o tarihlerde satılmazdı Ünye’de. Zaten bizim dışımızdaki dünya, İkinci Cihan Harbi'yle birbirlerini kırıp geçirmişlerdi. Bu yüzden dışarıdan gelen mallar Ünye’ye ulaşamıyordu. Bizim deniz giysilerimiz donlarımızdı. Donlarımızın çoğu da annemin bana renkli patiskadan diktikleri gibi paçaları dize aşağı uzun donlardı.  İnsanı daha bir güzel gösteren kısa paça donlu ya da mayolu yüzücü çok az olurdu denizimizde.

            Gel gör ki şimdi, bacaklarımdaki sarı dizge tomanla Ayşe’nin yanına git. Soyun. Seni öyle görsün. Onunla çim. Denizden çık. Gömleğini kalçalarına sar. Kollarını, önünü kapatacak şekilde bağla. Tomanını çıkar. Sıkıp suyunu akıt. Islak ıslak tekrar giy. Bu olacak iş mi anne bu kızın yanında?..

            Ama arkamdaki baldan tatlı ses : - Ne dikilip duruyorsun be! diyordu. Beni hiç mi görmedin?

            Görmedim kız! Ben seni ne zaman çıplak gördüm?… Aklımdan geçti tabi bunlar. O : - "Gel yanıma." diyordu ha bire. - "Gel de şu denizdeki pisliklerden kurtar beni."

Ünye'nin Sualtı Zenginliklerinden Gırbavra Yengeci ve İğneli Balığı (Teke = Karides)

Fotoğraflar : Ali Rıza GÜLTEKİN - Fokfok Kayalıkları, Ağustos 2008 Ünye.

            Ayşe’ye bakmadan denize döndüm. Allah  Allah!.. Denizin ortasında, on kadar kafa, Giresunlu'ya dönük, en az yüz metre uzaktan Ayşe’yi dikizliyorlar. Utandım. Erkeklik miydi bu? Sonra kızdım.

            - "Yanıma gel İrfan" dedi tekrar Ayşe. Bizi birlikte görünce belki utanır, çekilirler.

            Başım önümde, yere bakarak ona yaklaştım. Ama istemesem de onu görüyordum. Göğüslerinin büyük bir bölümünü, boydan boya sırtını, kollarını, kalçalarının tamamı ile şahane bacaklarını açıkta bırakan tek parça,  bir mayo giymişti. Simsiyah bir kumaştan. Çıplak gibiydi âdeta. Bembeyaz. Siyah kumaş, teninin rengini daha da belirginleştirip,  güzelleştirmişti. Aklımdan geçeni okudu mu ne!?

            - "Görüyorsun ya" dedi. "Bembeyazım. Azcık koyulaşmak için güneşleyeyim istedim. Bu hayvanlar bırakmadılar ki!" diye sürdürdü konuşmasını.

            Bu kız, birkaç yıldır yurt dışındaydı. Esmerleşme modasını oradan almış olmalıydı. Biz de güneşleniyorduk Ünye de ama özellikle esmerleşmek için değil.  Üstelik, yanıp, acı çekmemek için güneşten sakınıyorduk bile.

            Bu kız ne diyordu ya Rab'bi. Delirmiş olmalıydı! Şu kaymak gibi kolları, bacakları karartacaktı ha!? 19 Mayıs gösterilerine kız arkadaşlarım yarım kollu buluz, minicik etekli, şortlu kıyafetlerle çıkarlardı ama, sahanın ortasında, bizden onlarca metre uzakta olurlardı. Böyle burnumun dibinde, gözümün içinde ilk kezdi bu. Şaşkındım. Utanç içindeydim. Beynimde, başka, muzır duygular da mı kıpırdanıyordu ne? Tövbe, tövbe!!.. Şeytan orada, “Bu anın tadını çıkar enayi” diyordu. Beynimden şeytanı kovmak için ne yaptımsa işe yaramadı. Sonra, gözlerimi Ayşe’nin gözlerine sabitleştirdim. Vücudunun başka yerlerine kayar da rezil olurum diye aklım gidiyordu.

            "Aman, gözlerine mukayyet ol İrfan, kıpraşma" dedim kendime. Şeytan rahat durmuyor : “Bırak lan, varsın kaysın gözlerin” diyordu. “Ayşe beğenilmeğe bayılır”… "Sen, daha nerde göreceksin böylesini”

            Yıllar sonra, başka denizlerin, başka sahillerinde, daha ne huriler görecektim? O sırada şeytanın bile aklına gelmemişti bu…  Ben böyle  ayıplı, utanç verici, iştahlı duygular içinde ne halt edeceğimi bilemez, bocalarken Ayşe : - "Hadi soyun" demez mi? Ne?...Ne?... demişim şaşkınlıkla, deli gibi mırıldanarak.

            - "Ne nesi" dedi beni duyunca. Soyun hadi.

            Allah korusun. O tomanı sana göstermektense ölürüm daha iyi diye geçirdim aklımdan.

            - "Anladım" dedi somurttuğumu görünce. "Sen benimle yüzmek istemiyorsun. Ünyeli odunun tekisin çünkü. Bari şu heriflere çekilmelerini söyle de denize girebileyim" diye ekledi. Ben hemen :  Aferin delikanlılığınıza diye gürledim denize doğru!!  Buradakinin kendi kız kardeşiniz olduğunu düşünün de utanın!  Röntgenci oğlanlar gerçekten utanmış olacaklar ki, bir bir Galabozu'na doğru yüzüp kayboldular.

            Ayşe :  "Onlara değil, aferin sana be İrfan" dedi, takdirle beni baştan ayağa süzerek [Allahtan, delikanlılık raconunda, erkek refakatindeki kıza bakılmayacağından haberi yoktu]. Sonra, kayalara sererek üstüne uzandığı kırmızı, güzel havludan kalktı. Kaymaklar gibi bembeyaz, kuğulara benzer bir süzülüşle kayaların bittiği yere gitti. Denize daldı.

                                                                                                       İRFAN IŞIK / 03.03.2008

Dörtgöz Kayalıkları

            Ali Hoca'nın, Baştaraklar'ın Mevlüt Efendi ve Aşçı Salih'in evlerinin altındaki kayalıklardır. Mevlüt Efendi gezmek suretiyle şimşir ve boynuzdan yapılan baş taraklarını satardı ve bir omzunda da peştemal pazarlardı. Karayolu yapıldıktan sonra dolgu taşlarından oluşan Yassı Kaya bu kayalıkların simgesi oluverdi.

Yassı Kaya

 

Dere Ağzı'yla Çömlekçi Yalısı'nın Görünümü

Mehmet Oğlu Hasan Özsoy (Muhasebeci)

Çömlekçi (Sobacı) Yalısı

            Çömlekçi Haydar ve Adil Usta kardeşlerin Çömlek Fırını'nda imal edilip pişirilen çömlekler Sobacı Yalısı'na yanaştırılan motorlara yüklenerek Sinop, Giresun gibi komşu yerleşim birimlerine pazara arz edilirdi.

            Dörtgöz Kayalıkları bu yükleme işine müsait değildi ve kayalıklardan müteşekkildi. Oysa Çömlekçi Yalısı daha bir düzdü ve sahil kırık çömlek parçalarıyla doluydu. Vaktiyle Burhan HANHAN Hoca'nın evinin balkonunda bir düğün merasiminde izdiham nedeniyle gelen misafirler çöken balkondan denize ve kayalıklara düşmüşler ve yaralanmışlardı.

Açık Kaya

 

Kaypak Kaya

Solda Kaypak Kaya ve Sağda Kara Kaya
Başöğretmen Burhan HANHAN'ın Evi
Rumlar Drama Muhaciri Görpen'in Oğlu İlyas'a Satmıştı.

Eren TOKGÖZ Fotoğraf Arşivi

            Çömlekçi Adil ve Haydar Dilek Ustalar, Dere Ağzı'nda Sobacılar'ın evlerinin önündeki Çömlekçi Yalısı'nda kayalara yaklaşan  motorlara çömlek fabrikası fırınında pişirdikleri çömlekleri yüklerlerdi.

İkiz Kaya

Kara Kaya
 

Solda Kaypak Kaya ve Sağda Kara Kaya

Fotoğraf : Melih DUYGUN

Sarı Kaya

Göbek Hasan Yalısı Kayalıkları ve Sarı Kaya (Rasim ÖNDERSEV Yat Gezisi)

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 29.07.2007 11:30

Çakmak Kaya
 

1. (Küçük) Volta

Çakmak Kaya, Küçük Volta ve Sarı Kaya'nın Görünümü

Gönderen : Saim YILDIZ

2. Volta

 

Çakmak Kaya

Fahrettin ERKOÇ'ların Evleri Karşısında Çakmak Kaya
 
Fotoğraf : Melih DUYGUN

Burunucu Mahallesi ve Çakmak Kaya

Fotoğraf : Osman N. Kirman

3. (Büyük) Volta

Atik (Bekir Usta) Yalısı Kayalıkları ve Burunucu Câmii (Rasim ÖNDERSEV Yat Gezisi)

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 29.07.2007 11:32

Denizin Yeşille Kucaklaştığı Burunucu Kayalıkları
İsmail ATİK'in Atikler Yalısı'ndaki Evi

Topyanı Kayalıkları

Topyanı Kayalıklarından Ünye'nin Görünümü
Düzgün Kesilen Taşlar Sahil Karayolu Yapımında Kullanılmıştır.

http://www.unye.org/foto.htm

Gemi Kaya

Topyanı ve Dikili Taş Kayalıkları Arasında Gemi Kaya

 

Ayrılanlar Boğazı
(Menkıbe : Meral Rukiye Balcı - M. Ufuk MİSTEPE)

            Güzeller güzeli Rum kızı Fatisa hırçın Karadeniz'in maviliğinden göz rengini almış. Güneş'in deniz üstüne doğan doğuş sarısından saçlarını alıp Güneş ışınlarıyla örmüş. Sahilinden gerdanını, gür yeşil ormanlarından bedenini, sahil boyunca uzanan yollarından kollarını, iç bölgelerine uzanan yollardan ayaklarını almış. Güzel mi güzel deniz boyunca büyüyüp serpilen sarı saçlı mavi gözlü bir kız olup çıkıvermiş.

            Fatisa büyümüş, güzelleşmiş. Sonra karşısına yakışıklı mı yakışıklı, bulutun koyuluğundan kara saçlarını alan, denizin maviliğinden göz rengini alan, Çakırtepe ve Asarkayası'ndan sürmeli kaşları alan, şarabının ünüyle ün alan yiğit Oney çıkmış karşısına.

Ayrılanlar Boğazı/Ünye

 

   Ve sen âfakın mahkûmu,

   Suskunluk zincirine dolanmış canem,

   Açmaz düşlerin yolcusunu beklerdin.

   Çaresiz.. suskun.. yatağında...

   Bense takılmış, beklenti batağımda...
                                          
M.Ufuk Mistepe

            Oney'le Fatisa Ayrılanlar Boğazı'nda buluşmuşlar. Gel benimle ol, benim adımı taşı demiş Oney Fatisa'ya. Fatisa Oney'in uzattığı ellerine önce dokunmuş; köpükler saçan dalgaların aydınlığında o dokunuş bir inci parıltısında gözleri kamaştırmış. Oney dalgalar çekildiğinde gözlerini açmış ve Fatisa'nın parmaklarının ayrılırken dalgaların da gözyaşları akıtırcasına kayayı ortadan ikiye yararak ayırdığını görmüş.

            Fatisa kabul etmeyince Oney özlemiyle kahrolmuş. Ve sen benim adımı al, ben senin adını alamayacağım demiş. Ayrılanlar Boğazı'nda yıllar boyunca sürüp gelen Oney - Fatisa anlaşmazlığı boğazın gene bir sihirli dalga esintisinde birleşeceği günlerin beklentisinde  gizemini koruyup, günümüze dek gelivermiş.

Dikilitaş

Fokfok ve Dikilitaş Kayalıkları / Ünye (Turist ve M. Ufuk MİSTEPE)

Fotoğraf : Soldaki İsviçreli Turistin Eşi Tarafından Çekildi/1972

Fokfok Kayalıkları
(Anı : Fahrettin ERKOÇ)

            Topyanı sırtlarındaki yeşilliklerde yonca kokularını, ballıbaba tadımsılığında  yüreğime çekiyor ve rengarenk kelebek kanatları narinliğinde Feneraltı’na doğru  uzanıyorum 1941 yılının baharında…

Fokfok Denizi Doğal Havuzu

            Onbaşı kumandasındaki bir manga jandarmanın mutad yürüyüşlerinde sarsılan Topyanı’ndan yükselen adımlar yaklaşmakta Dikilitaş çayırlarına.. Rap rap rap…

            Esas Duruş!!! Tüfek Omza!!! Rahattttt!

            Mavi sularda bıyıklı, iki simsiyah fok balığı başı.. sevişmelerindeki gizem ve dalışlarındaki uhreviyeti izleyen düzinelerce göz. 17 – 18 yaşlarında Burunucu Mahallesi’ndeki gençlerin Onbaşı’yla sohbetlerindeki delikanlılık izleri :

            - Gomutanım, şu gördüüün hayvana gurşun işlemii; derisi çok galın ve şip bi hayvan olduğ çün zaten de kimse vuramii ya! Bi dalii bi çıkii, vurana aşgolsun! Candarma da olsaaz fark etmii, gaçıp gidii hemencek.

Fotoğraf : Cem O. Kıraç

http://www.geocities.com/colosseum/loge/5795/monachus.html

            - Asker, gel buraya!

            - Emret Gomtanım!

            - Şu denizdeki hayvanı görüyor musun? Tek kurşun kâfi! Candarmanın şerefini kurtaracağını düşünerek nişan alacaksın! İkinci bir şansın yok! Iskalamayasın…

            Pattttt!!!

            Fokfok mavisinden ufka uzanan bir hain mavzer mermisi vınlamakta; gözgöze gelmekte fokların hüznüyle ve açtığı bir sevgi ve hüzün yumağı deliğiyle yüreğinin  dağlanmışlığında dalgalanan çığlığın kızarmışlığında yıkandı Karadeniz’in mavi suları…  Kulaklar tıkansa da kızıllaşan tuzlu suların derinliklerinden gelen haykırışlar susturulamamıştı!!!

            Böbürlenen ve koltukları kabaran bir manga candarmanın göğe yükselen gururunda, vazifesini yapmış olmanın hazzı okunuyordu. Fahrettin ERKOǒun gözünden damlayan bir veda damlacığı suya dalarak kaybolan Fok Balığı’nın ardındaki anafora koştu ve onunla birlikte döndü sonsuza dek girdapsı yeşilliğinde…

            Ufka uzanan bakışlar kızıla kesmiş denizi gözledi uzun zaman.. ama bir geri dönülmezliğe uçmuştu Fok Balığı Karadeniz’in gizeminde.. eşi ağlamsı bakışlarında bir Esas Duruş’a geçti!!! Bu anlamlı vedanın simsiyah bakışlarında sanki On Emir’le yarılmıştı Kızıldeniz gibi Karadeniz de!!! Dönülmez akşamın ufkundaydı Fok Balıkları… Ve bir daha da gören olmadı…

Fok Mağarası'nın İç Mekânı - Kumsal ve Mağara Ağzının Denizden Girişi

http://www.unye.org/foto.htm

Feneraltı Kayalıkları

            Kendimi Feneraltı’nın o muhteşem kıyısında buldum. Bir ara hiç gözünü kırpmayan güneş bulutlanır gibi olsa da, denizin en güzel an’ıydı. Günlerdir süren yağmurların getirdiği bulanıklıktan eser kalmamıştı. Temiz, berrak, dalgasız ve kandilli (denizanası) istilasına uğramamış bir deniz… Ben bu Ünye kıyısını dünyanın hiçbir yerine değişmem. Feneraltı’na inerken suların biraz yükselmiş olduğunu görüyorum. Kayalıklarda güç belâ ilerliyorum. Kıyı hayli kalabalık; selamlaşıp halleşiyoruz. İyot ve yosun kokularını ciğerlerime çekerek kendimi Karadeniz’in sularına emanet ediyorum. Beşler’e doğru yüzüyorum. Karşı taraftan gelen Seyfi Ağabey ve Onur Hoca (Odabaşı) ile karşılaşıyoruz. Merhabalaştıktan sonra Beşler’in en iri olan bir adacığına çıkıyorum. Küçük bir dinlenme faslından sonra Çamlık Koyu'na bakan Delikli Kaya’ya yüzüyorum. (Kaynak : Dikilitaş'tan Ayanikola'ya - A. Derya VARİLCİ http://www.unyekent.com/koseyazi/1507/dikilitastan-ayanikolaya )

 

Tombul Kaya

  Sağda Tombul Kaya ve Feneraltı Suni Havuzları

http://www.unye.com/resim/deniz.htm

Harman Kaya

1) Tombul Kaya, 2) Harman Kaya, 3) Feneraltı Suni Havuzları

Fotoğrafı Gönderen : Fikri TERZİOĞLU

            Feneraltı suni havuzlarının yer aldığı kayalıkların on metre kadar açığında, Tombul Kaya'nın ilerisinde, dışardan görünmeyen deniz suyu içerisindeki kayanın adı HARMAN KAYA'dır. Midyesi ile ünlüdür. Oradan koparılan midyeler normallerinden çok büyük ve oldukça iriydiler.

            Bizim yaşımızdakilerin HARMAN KAYA dedikleri ve MİDİYESİ ile ünlü yer bu gönderdiğim fotoğrafın içinde az çok belli oluyor. LÖNGÖZ korkusundan oraya çok kimse pek gitmezdi. Ya bilmeyenler, normal kaya diye giderlerdi ya da bizim gibi bilenler de MİDİYE için giderdük.

Harman Kaya'da Ü-STP Üyesi Ünye Sevdalıları Denizin Tadını Çıkarıyor.
İbrahim GÜRKAN, Ahmet Erkan BİRBEN, Ahmet KABAYEL ve İbrahim Ümit CİVANBAY

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 30.07.2007 Feneraltı Kayalıkları / Ünye

            MİDİYELER  kayanın altına doğru daha da iri olurlardı ve MİDİYESİ bol olduğu icin HARMAN KAYA olarak söylenirdi. Ayak bastığında bütün ağırlığını ayaklarına veren bilmeyenlerin ayakları ameliyat bıçağı gibi MİDİYELER tarafından kesilirdi. Bizim vücudumuzun her yeri zaten daha evvel Kalabuzu'ndan şerbetlüydü.

                                                                                                                 Fikri TERZİOĞLU
                                                                                                                     Almanya / Mart 2008

Delikli Taş

Fok Yaşam Mıntıkasında Delikli Taş - ÜNYE

            Her yıl denizin çehresi değişiyor. Değişimi sadece kıyı tahribatında değil, denizin içinde bile görmek mümkün. Suyu bu kadar berrak bulmuşken, Deliklikaya’nın dibine dalıyorum. Çocukça bir cesaretle, neredeyse 35 yıl denemediğim bir şeyi yapıyorum. Kayanın dipteki deliğinden geçip diğer yanından çıkıyorum. Bol miktarda midye olduğunu görüyorum, üstelik önceki yıllara göre daha iri. Deliklikaya’nın üzerine çıkıyorum. Kayalıktaki genç, durumu fark etmiş olacak ki: “Kaya’nın altı delik mi?” diye soruyor. Bir müddet sohbet ediyoruz. Aslen Mersinliymiş, askere gidecekmiş ve Ünye’ye eniştesini ziyarete gelmiş. (Kaynak : Dikilitaş'tan Ayanikola'ya - A. Derya VARİLCİ http://www.unyekent.com/koseyazi/1507/dikilitastan-ayanikolaya )


http://www.unye.com/resim/deniz.htm

Deliklitaş ve Çevresindeki Doğal Ekosistem

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 30.07.2007 09:00

Beşkayalar

Delikli Taş Açıklarında Beşkayalar

.
Beşkayalar'ın Feneraltı'ndan Görünümü

http://www.unye.com/resim/deniz.htm

Çamlık'tan Beşkayalar'ın Görünümü

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 30.07.2007 08:59

Delik Kaya

            Delikli Taş ile Delik Kaya birbirine çok karıştırılmakta, hattâ yalnız Delikli Taş var zannedilmektedir. Oysa her iki oluşum da birbirine çok yakın bir muhitte yer alan dalgaların oluşturduğu ilginç magmatik kayaçlardır.

Delikli Taş'tan İleride Çamlık Motel'in Aşağısında Yer Alan Delik Kaya'dan İki Ayrı Görünüm.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 30.07.2007 Ünye

Çamlık Kaya

Çamlık Kayalıkları

http://www.unye.com/resim/deniz.htm
Çamlık Sırtlarından Çamlık Kaya

http://www.unye.com/resim/deniz.htm

 

İnciraltı Kayalıkları

İnciraltı Açıklarında İnciraltı Kayalıkları

GIRBAVRA CANAVARI

            Aslında canavar olan bendim. 6 mm'lik inşaat demirlerinden 1 m boyunda şiş yapar ve öğlenden akşama kadar sahil boyunca kayalıklarda büyük yengeç (gırbavra) avına çıkardım. Yengeçlerden hiç korkmazdım. Çıplak ellerimle tutardım onları. Arada bir gagalarına parmağımı kaptırdığım olursa da işkazası deyip, biraz ciyakladıktan sonra gene devam ederdim bu zavallı hayvanları katletmeye!

            Küçükken canlılara çok zarar veren cani bir ruhum vardı. Kuşları yakalar, kafalarını canlı canlı koparırdım. Elimde sopa yürüdüğüm güzergâhtaki bitki ve çiçekleri vurarak bir iyice parçalardım. Yengeçleri de şişlemek özel zevklerim arasındaydı!

            Ya şimdi? !!!

            Artık bir doğa âşığı bir insan olarak.. bırakın hayvanların canını almayı, bir çiçek ya da bir yaprak bile koparamıyorum. Geç de olsa canlıların yaşam özgürlüklerinin değerini anlamış bir insan olarak artık ekosistemin doğal dengesinden yana olan yeşile duyarlı bir  çevreci insanım.

İri Yengeç (Gır Bavra) Gagaları Kolye Yapımında Kullanılırdı.

Fotoğraflar : Fikri TERZİOĞLU - 13.05.2009 Almanya

            İnciraltı'nda ailecek tüm Orta Mahalle, Burunucu Mahallesi ve Camcı Mahalle sakinleri yüzmeye gelmiştik. Ben kayalık ve yosunlarda hem yüzüyor hem de dalarak dipte ne var ne yok araştırıyordum. Ortaokul II. Sınıf'taydım.. yıl 1968. Bir kayanın altında iki iri gaga gözüme ilişmişti. Tekrar su yüzüne çıkıp derin nefes alarak daldım suya.. ve kaya altına süzülüverdim. Bir de ne göreyim? Hayatımda görmediğim irilikte bir GIRBAVRA!

Fokfok Kayalıkları'nda Bir Gırbavra Yavru Yengeci

Fotoğraf : Ali Rıza GÜLTEKİN Ağustos 2008 Ünye

            Ama alıştığımız türlerden biraz farklıydı. Daha bir yumuşak ve inceydi. Ama boyutları gördüklerimin en irisiydi. Abartmayayım.. gagaları ve ayaklarını açtığımda 30 cm geliyordu. Yani her babayiğidin yaklaşamayacağı ürkütücü bir görünüşü vardı.

Solda Aynikola (Garipler) Adası - Sağda İnciraltı Kayalıkları

Fotoğraf : Melih DUYGUN

            Her iki gagasına parmaklarımı geçirmiş, dışarı çekmeye çalışıyorsam da başaramamıştım. Ya gagası kopacaktı ya da bacakları! Oysa zarar vermek istemiyordum. Sadece yakalamış olmanın zevkini tatmak ve sahildekilere bu devasa yengeci göstermek istiyordum. Tekrar su yüzüne çıktım. Ve kumsala giderek kırılmayacak kuturda bir çubuk buldum ve koşarak tekrar gırbavranın olduğu kayalığa yüzerek geldim. Annem ve ablamlar bendeki telâşeyi farketmiş olacaklar ki arkamdan "Ufkîiii.. ne oldu yavrum?" diye bağırıyorlardı.

            Ben silâhını kuşanmış bir cengâver edasıyla yeniden daldım suya ve baktım yengeç yerinde duruyor. Bu kez çubukla yerinden çıkarmaktı taktiğim. Ve çubuğu arkasına geçirip, kanırtmaya başladım. Kumlar suyu bulandırıyor ve yengecin kaçmasından korkuyordum. Ve çubuk birden boşaldı.


Fotoğraf : Fikri TERZİOĞLU - 13.05.2009 Almanya

            Yengeç saklandığı yerden çıkmıştı. Nefesim de azalıyordu. Ve son bir gayretle çubuğu bırakıp gene parmaklarımla gagalarından tutuverdim. Hayli güçlüydü kerata. gagalarını birbirine kavuşturup parmaklarımı ısırmak istiyordu. Yüzerek suyun üstüne çıktım ve yengeci havaya kaldırdım. Sahildekiler de benim çırpınışlarımdan ne yaptığımı merak edip kumsalda dizilmiş bana bakıyorlarmış. Ellerimle kaldırdığım kocaman yengeci görünce herkes "Abooooooo! Vay canına!" nidalarıyla meraklarını ses çıkararak belli ettiler. Kıyıya geldim ve yengeci meraklılarına gösterdim. Gerçekten çok iriydi. İnsanların çoğu ellerini bile süremediler. On beş dakika kadar seyrü temaşa yaptırdıktan sonra artık bu zararsız hayvanı tekrar özgürlüğüne kavuşturmak için suya giriverdim. Ve bu doğa harikası yaratığı tabii mecrasına bırakıverdim ve sırtını da okşayarak gülümseyiverdim ona...

            Eskiden olsa öyle mi yapardım? Ne mümkün! Hemen iki gagasını da koparır ve o koskocaman gagaları kolye yapılmak üzere kuyumcu olan dayılarım ve teyze çocuklarım Orhan, Turhan KÜLÜNK ile Besim ve Hacı Hüseyin SUYABATMAZ'lara götürürdüm.

Kuyumcu Turhan KÜLÜNK'ün İşyeri ve Yetiştirdiği Hacı Hüseyin SUYABATMAZ
 
Hacı Hüseyin SUYABATMAZ Fotoğraf Arşivi

            Hacı Abi beğenirdi getirdiğim üst gagaları. Alt gagalardan kolye yapılmazdı. Ve onların içini temizledikten sonra gagayı geniş tarafı aşağı gelecek biçimde dik olarak kâğıda oturtur ve etrafını çizerek ölçüsünü alırdı. Sonra o ölçüye uygun siparişe göre altın, gümüş ya da bafondan ince levhalardan bir yüzeysel tabaka bir de çevresel şerit keserdi. Aynen jaket kron diş kaplama gibi yengecin gagasına kaplama yapar ve ortasına da kulp takardı. "Biz Ünyelüler Her Şeye Gulp Dakmaya Bayıluruk!"


Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 30.07.2007 Ünye / Feneraltı

            Ayaklı benzinli kaynak makinası körüğüne basarak bafonları lehimle birbirine yapıştırır ve zımparalayarak pürüzlerini alır ve ilâçlı ipe sürtmek ya da motorlu fırçaya tutmak suretiyle parlatırdı bir güzel. En son olarak da gagaya hazırladığı kapağı geçirerek yapıştırır ve uygun bir zincire de takar ve birini bana verir diğerini de satılmak üzere vitrine koyardı. Kolyeleri dakunca gızlara fiyaka satmak içün amma da caka yaparduk ha! :)))

Ünye'nin İlk Kuyumcularından Rahmetli Orhan ve Turhan
KÜLÜNK Kardeşlerin Orta Çarşı'da Bir Zamanlar Çalıştırdıkları
Kuyumcu Dükkânı Önünde Besim ve Hacı Hüseyin SUYABATMAZ.

Hacı Hüseyin SUYABATMAZ Fotoğraf Arşivi

Aynikola Kayalıkları - Garipler Adası

Aya Nikola Kilisesi Temelleri Gözüken Aynikola Adacığı

 

Aynikola Adası (Bir zamanlar üzerinde Aya Nikola Kilisesi vardı.)

Ünye Belediyesi Tanıtım Broşürü

 

Gün Batımında İnciraltı Kayalıkları ve Arkasında Ayanikola (Garipler) Adası

Sedat Türk Fotoğraf Arşivi

 


Devam Edecek

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR