ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 29 Mayıs 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLE
KİTÂBELERİ

Hazırlayanlar : Yrd. Doç. Dr. Mehmet MERCAN
Hazırlayanlar :
Öğretim Elemanı Mehmet Emin ULU
Kitap Adı : TOKAT KİTÂBELERİ

(Türk Hava Kurumu Basım Evi İşletmeciliği, Ankara 2003, 260 sh. Makale : Sh. 193 - 214)
Fotoğraflar : M. Emin ULU - 1997

ZİLE KİTÂBELERİ

            Zile, Tokat'a bağlı mühim kazalardan biridir. Turhal'ın Güneybatı'sında ve 67 km mesafededir. Zile Kazası kalenin de bulunduğu tepenin etrafındadır.

            Buranın eski ismi Zela olup, bu mevkide Pont hükümdarlarıyla Romalılar arasında iki defa muharebe olmuş; birinde Romalılar, diğerinde Pontlular galip gelmiştir. Roma kumandanlarından meşhur Pompeius burayı bazı nahiyeler ilâvesiyle bir kasaba haline koymuştur.


Fotoğraf : M. Emin ULU - 1997

            Amasya Tarihi'ne göre; Türkler'den Toğayitler, şimdiki Zile şehrini merkez yaparak oraya muhterem manâsına (Sılay) demişler ve sonra Zela, Zile olmuş.

            Kasabayı evvelce Harkar Han yaptırmış ve bir müddet Karkarye denmiş ise de Zile ismi yaygınlaşmıştır. Tarih-i Âl-i Danişmend ve Mirkatü'l-Cihad'da Zile'nin diğer ismi Karkarye'dir. Melik Danişmend Gazi, H. 466 (1073/1074) yılında Zile'yi Bizanslılar'dan almış158.

            158 Amasya Tarihi, C. II, s. 120.

 Darp Yapan Sultan : Tokat Meliki Süleyman Şah II
 Saltanat Dönemi : Meliklik dönemi belli değil.
 Boyutları : 29 mm, 7.60 g
 Sikkenin Tarihi : Belli değildir.
 Basıldığı Yer : Belli değildir.
 Malzemesi : Bakır
 Tekniği : Dövme (Darb)
 Konu Ön Yüz : Süvari figürü, Arka Yüz : Yazı motifi
 İlgili Koleksiyon : Yapı Kredi Bankası Müzesi

            Evliya Çelebi, Türkçe'de halı ve kilime (Zili) ismi verdiklerinden ve burada halı ve kilim işlendiğinden kasabanın bu isimle isimlendirildiğini söylüyor159. Yine Evliya Çelebi, zamanındaki Zile Kalesi'ni şöyle tasvir ediyor :

            159 Evliya Çelebi Seyahatnamesi, C. III, s. 338.

            "Zile sahrasının şimâlinde evc-i asumana beraber bir yalçın kaya üzerinde muhammesü'ş - şekl senk bina bir kal'a-i metin ü ra'nadır. 26 kulesi vardır. Kıbleye nazır bir demir kapısı vardır. Derun-ı kal'ada 300 hane bir câmii, cebehane, gılal anbarı, su sarnıçları olup, hamam, çarşı falan yoktur.

            Ancak dizdar ve neferâtı burada sakin olup, her gece iki nöbet mehterhânesi çalınır, ma'mûr ve mahfûz bir kal'adır. Celâli ve cemâli destine girüp anlar mütehassın olmasın içün neferâtı nigehbanlık ederler. Zira şehir âyanının ve gayrı kura eşrâf ve kibârının zi - kıymet eşya ve erzâkı bu kal'ada mahfûzdur"160.

            160 Seyahatname, C. III, s. 239. Bu cildin 241. sahifesinde Zile'nin câmi, mahalle, hanları hakkında bilgi vardır.

Zile Ayaklanması'nda Âsilerin Yaktığı Bu Kısım Bugün Yeni Baştan Yapılmıştır.
Eğer bu isyan olmasaydı Zile belki de Türkiye'nin en avantajlı Başkent adayı olacaktı.

Ulusal Savaşta Tokat - Halis ASARKAYA, Tokat Basımevi/1936, 159 sh.

            Kale altındaki 3.000 hanenin üstleri toprak örtülü olduğunu yine bu eserden öğreniyoruz. Charles Texier, Evliya Çelebi'den takriben 180 sene sonra burayı gezdiği vakit H. 1248 (1823) Zile evlerinin Tokat'ınki gibi üstleri kiremitli olduğunu görmüştür.

            Theodor Renyak, Mithridates Eupator nam eserinde Zile'nin pek kadim şehir olduğundan ve panayırından ve Omanos mabudu namına yapılan âyinden bahseder.

            Zile, Anadolu kaza merkezlerinin en güzellerindendir. Kalenin olduğu tepede ilk mektep ve askerlik dairesi vardır. Kale pek harap olmamıştır. Millî Mücadele esnasında meydana gelen Zile İsyanı'nda H. 1337 (1921) ilçenin bir kısmı yanmıştır.

KALENDER YAKUP KİTABESİ
H. 625 (1227/1228)

            Bu kitâbe Zile çarşısında Kalender Yakup kabri yanında boşta durmakta idi. Bir kısmı kırılmış olan kitâbenin taşı pek adi ve yazısı da pek fenadır. Taşın fenalığından dolayı yazının bir kısmı dökülmüştür. Kitâbede okuyabildiğim kısımları aşağıya yazdım :

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "...muazzam Alâeddin döneminde ...zayıf kul Mııhlisüddin... H. 625 (1227/28) yılında..."

            Kitâbe, Alâeddin Keykubad zamanında yapılmış bir hana ait iken her nasılsa sonradan getirilerek buraya konmuştur. İki parça olmuş olan bu kitâbenin mektebe kaldırılmasını, Zile Merkez Baş Muallimi Osman Neşet Bey'e söylemiştim. Hanı yaptıran Muhlisüddin'in kim olduğu bilinemedi.

Zile Ulu Câmi Genel Görünüşü

Zile Belediyesi Tanıtım CD'si

ULU CÂMİ KİTABESİ
H. 666 (1267/68)

            Zile câmilerinin eskisidir. Bu câmi H. 1327 (1909) yılında Samsun eski milletvekili olan Süleyman Necmi Bey'in Zile'de kaymakam bulunduğu esnada yeniden yaptırılmıştır.

Zile Ulu Câmi Kapısı

            Eski câmi binasına ait kitâbe, câminin cephe duvarındadır. Sülüs hatla siyahımsı bir taş üzerine yazılmış beş satırlık kitâbenin uzunluğu 60, genişliği 58 santimetredir. Kitâbe şudur :

Ulu Câmi Portalinin Sağ Tarafındaki Kitâbe

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Allah'ın fazlı ve güzel tevfîki sayesinde bu mübarek câmi-i mağfur, fatihler babası Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev bin Kılıç Arslan (Allah hükmünü bâki kılsın) döneminde, Kadir olan Allah'ın rahmetine muhtaç kul Muhammed Zalulî bin Ebi Ali tarafından H. 666 (1267/68) yılında yapılmıştır."

            Bu câmi, Selçuklu hükümdarlarından IV. Kılıç Arslan'ın oğlu III. Gıyaseddin Keyhüsrev'in hükümdarlığı sırasında H. 663 - 681 (1264/1265 - 1282/1289) yaptırılmıştır. Gıyaseddin'in babası Kılıç Arslan, Moğollar'ın elinde maktulen vefat eylediğinden yerine altı veya ikibuçuk yaşındaki oğlu Gıyaseddin hükümdar olmuştur.

            Bunun hükûmeti zamanında II. İzzeddin Keykavus'un oğlu olduğunu iddia eden Cimri isminde birisi Karamanoğlu Mehmed Bey'in yardımıyla meydana çıkmış ve Konya'yı zabt etmişti. Epeyce uğraşıldıktan sonra isyanı bastırılmıştır. Bir müddet sonra amcazâdesi Gıyaseddin Mesud'a İlhanlı hükümdarı Ahmed Han tarafından Selçuklu Devleti'nin yarısı verilmiş ve bu hal Gıyaseddin'in itirazını mucip olmuş ise de hiç bir tesiri olmamış ve Gıyaseddin Moğollar'ın bazı ithamları neticesinde devlet adamlarının kararıyla babası gibi öldürülmek suretiyle vefat eylemiştir161.

            161 "... ve Selâtin-i Moğol'dan Ahmed Han'ın adüvvisi olan Şehzâde Kankartay ile Keyhüsrev, karabet idüb, Ahmed Han dahi Keyhüsrev'i götürdüp Azerbaycan'da kati ve şehâdet ve saadet buldu ..." (Türkçe Selçakname).

            Kitâbede ismi yazılı olan Mehmed Zalulî hakkında bir bilgiye rastlanmamıştır. Zalulî'nin, Zileli demek olması muhtemeldir.

ULU CÂMİ DİĞER KİTABELERİ


Zile Ulu Câmi Sağ Yan Dış Kapı Kitâbesi

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Onlar namazlarına dikkat ederler, menfaate erenler onlardır." (Mü'minun Sûresi, 23/9/10).


Zile Ulu Câmi Sol Yan Dış Kapı Kitâbesi

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Allah bütün günahları bağışlar. Muhakkak ki O bağışlayan ve merhamet edendir." (39/53 Zümer)


Zile Ulu Câmi Sağ Yan Giriş Kapısı Kitâbesi

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Bu bina yıkılacağı zaman aslına uygun olarak beldede yaşayan ve beldenin önde gelenlerinden Emir Süleyman Necmi ve Kaymakam tarafından yükseltilip genişletildi."


Ulu Câmi Giriş Kapısı Üst Kitâbesi

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Bu binaya Rahman ve Rahim olan Allah ve Melikü'l-allam Peygamber Efendimizin şefaatini dileyerek başlıyorum 1320 (?) Şaban ayının sonları."


Zile Ulu Câmi Giriş Kapısı Sol Yan Kitâbesi


Bedesten Câmîi

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Göçüp gitmeden önce namaz için, ölümden önce tevbe için acele edin." (Hadis-i Şerif)

ÖRÜMCEKLİ DEDE
H. 710 (1310/1311)

            Zile'de Örümcekli Dede ismiyle herkesçe bilinen bir kabir vardır. Rivayete göre yatırın ayağı kıbleye doğru imiş. Burada evvelce bir zâviye kitâbesi iken sonradan getirilip kabirin baş tarafına konmuş bir kitâbe görülür. Âdi taşa yazılmış boşta duran kitâbenin uzunluğu 72, genişliği 43 santimetredir.

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah'ın fazlı ve güzel tevfiki sayesinde bu mübarek zâviyeyi Allah u Teâlâ'nın rahmetine muhtaç zayıf kul Hacı Halil bin Şeyh Ahmed Şah Turhan zamanında H. 710 (1310/1311) yılında yapmıştır."

Örümcekli Dede Türbe ve Kitabesi

            Kitâbede hükümdar ismi yok. Bu tarihlerde İlhanlılar'dan Olcaytu Muhammed Hüdabende, İlhanlı hükümdarı bulunuyor ve Anadolu bunun umumî vâlisi tarafından idare edilmiyordu. Kitâbenin sonundaki (Fî-zamanü't-Turhan) tâbirinin araştırılması gerekir.

            Eski Türklerde şadbıt, tarhan, buyuruk olarak zâdegan üç kısma ayrılırdı. Hakanın solunda tarhanlarla buyruklar bulunurdu. Tarhanlar, esasen halktan oldukları halde, hakanlar tarafından asalet unvanı verilmişti*. Acaba Tarhan'ın bu kitâbedeki Turhan ile münasebeti var mıdır?

            * Köprülüzâde Fuad Beyefendi, Türk Edebiyatı Tarihi.

KALE DUVARINDA BÎR KİTÂBE
H. 737 (1336/37)

            Zile Kalesi'nde sa'athâne kapısının solundaki hücrenin üstünde, yüksek bir mahalde sülüs hatla yazılmış kitâbenin uzunluğu 88, genişliği 44 santimetredir. Yüksekte olan kitâbe taşı mermer değildir.

            Üç satırlık kitâbesi şudur :

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Bu mübarek zâviyeyi gelip gidenler için büyük emir, dinin ve devletin güneşi, sultanların ve kralların yakını Seyis Bey bin Gökbörü ... (Allah başarısını devam ettirsin) H. 737 yılı Zilhicce ayının sonlarına doğru pazartesi günü [1337] yapmıştır."

            Bu kitâbenin konulduğu tarihte, Anadolu'nun bu kısımları Köse Peygamber diye bilinen Alâeddin Eretna'nın idaresi altında olup, Eretna Bey burada İlhanlılar'ın genel vâlisi idi.

            Bu tarihte, İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han vefat edeli bir sene olmuştur. Bu kısa müddet zarfında Arpa, Musa, Mehmed isimlerinde Hülagü torunlarından üç zat birbirini müteakip hükümdarlık etmişlerdi.

            H. 733 (1332/1333)'den H. 736 (1335/1336)'ya kadar Eyalet-i Rum vâlisi olan Şeyh Hasan162 vâliliği (Noyban) yani emir olan Eretna'ya terk ile Irak'a gelmişti.

            162 Şeyh Hasan-ı Kebir, Ebu Said'in halazâdesidir. Zevcesi Bağdat Hatun'u, Ebu Said sevdiğinden zorla boşatmıştır. 733 (1332/1333)'de Anadolu Vâlisi olmuştur. Ebu Said'in vefatında işler karıştığından Şeyh Hasan hükûmeti elde etmek için 736 (1335/1336)'da Irak'a gelmiş ve Tağa Timur, Cihan Timur'u sırasıyla tahta çıkartıp fırsat bulunca H. 741 (1340/1341)'de hükümdarlığını ilan eylemiştir.

            Eretna, İlhanlıların saltanat mücadeleleri esnasında onlara zahiren bir bağlılık göstermiş ve zamanım bulunca bağımsızlığım ilan etmiştir. Kita­be sahibi Şemseddin Seyis Bey'in, Emir-i Kebir ve Mukarribu l-Mülük ve's-selâtin elkabıyla anılması; O'nun İlhanlıların güvenilir emirlerinden olduğunu gösterir. Şemseddin Seyis Bey hakkında kesin bir bilgi yoktur. Bu zatın Erbil Atabeğlerinden Muzafereddin Gökböri bin Ali'nin torunlarından olması hatıra gelmektedir163.

            163 Muzafereddin Gökböri, Erbil Atabeğleri'ndendir. Bunlara Beğ Tegin Atabeğim de derler. Muzafereddin, Selâhaddin Eyyubi'nin teveccühünü kazanmış olduğundan mülhakatıyla beraber fiilen Erbil Atabeği tayin edilmiştir. Mıızafferiddin iyi ahlâk ve yiğitliğiyle meşhur olmuştur. Gökböri tâbiri Gök ile Böri'den terkip eder. Gök, sema ve mavi manâsına geldiği gibi; Böri de kurt demektir. Muzafereddin, H. 586 (1190) tarihinde biraderi Zeyneddin Yusuf'un yerine Atabeğ olmuş. H. 630 (1232/1233) tarihinde mülkünü Abbasi Halifesi'ne vasiyet ederek vefat eylemiştir. Zile kitâbesinde Seyis bin Gökböri'den sonraki kırık harfler de (Gökböri) gibi okunuyor.

            Muzafereddin Gökböri, vefatından evvel mülkünü Abbasi Halifesi Muntasırbillah'a vasiyet etmiştir. Muzafereddin, meşhur Selâhaddin Eyyubi'nin emirlerinden idi. Galip Bey merhumun Meskukat-ı Türkmaniya kataloğunda (s. 137 - 140) Gökböri'nin paraları vardır.

HACI İSHAK CÂMÎİ
H. 880 (1475/1476)

            Zile'nin Minare-i Kebir Mahallesi'nde dikdörtgen şeklinde iki kubbeli bir câmi olup, kapısı üzerindeki sülüs hatla yazılmış kitâbesinin uzunluğu 64, genişliği 48 santimetredir. Beş satırlık kitâbe şudur :


Zile Hacı İshak Câmîi Kitâbesi

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu mübarek mescidi, karaların sultanı, denizlerin hakanı, Sultan Mehmed Han bin Sultan Murad Han döneminde zayıf kul Hacı İsmail bin Hacı Ali (Allah onları bağışlasın) H. 880 (1475/76) yılında yapmıştır. Yazan fakir Şeydi Ali."

            Câmi, Fatih Sultan Mehmed'in zamanı hükûmetinde ve H. 880 (1475 /1476) tarihinde Hacı İsmail isminde bir zat tarafından yaptırılmıştır.


Zile Hacı İshak Câmîi'nden Bir Görünüş

HACI İSHAK ÇEŞMESİ KİTÂBESİ

            "Bin üçyüz otuz altıda [1917/18] avn-i Hakk ile oldu
             
Bu hayrı yadigâr ... Ömer .....................
              ............................ iç ..........................
             
Oku ruhuna Fâtiha ............................ "

HASAN AĞA MEKTEBİ
H. 903 (1497/98)

            Zile'deki en güzel eserlerden biri olan bina günümüzde câmi olarak kullanılmaktadır. Eser kubbeli olup, kârgirdir. Kapı üzerindeki sülüs hatla yazılmış kitâbe taşı mermer değildir. Taşın uzunluğu bir metre, genişliği 59 santimetredir. Okunaklı olan kitâbe şudur :

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Bu mübarek yapıyı Sultan-ı A'zam Bayezid bin Sultan Muhammed Han (Allah mülkünü daim etsin) döneminde Kadir olan Rabbinin rahmetine muhtaç fakir kul Hacı Ali bin Sultan Hoca tarafından yapılmıştır."


Hasan Ağa Mektebi Kitâbesi

            Bunu bina ettiren Hacı Ali Bin Sultan Hoca olduğu ve II. Bayezid zamanında yapıldığı anlaşılıyor. (Beşaret) hesaplanınca H. 903 (1497/1498) senesini gösterir.

İLBAŞOĞLU CÂMÎİ (ELBAŞOĞLU CÂMÎİ)
H. 1215 (1800/1801)

            Bu câmi, Zile'nin girişindedir. Kitâbesi câmi kapısının üzerinde sülüs hatla adi taş üzerine yazılmıştır. Câminin üzeri ahşaptır. Kitâbe mısraları karşılıklıdır :


İlbaşoğlu Câmîi Kitâbesi

            Kitâbenin okunuşu şudur :

            "Küşâd oldukça her rûz bâb-ı âlâsı di Bismillah
           
Binâ-yı câmi gülşen-ârâyı mübarek eylesün Allah
           
Ağa-yı 'izz-i âsaf İlbaşı-zâde Ahmed-râ
           
İtdi inşâsına himmet tamam oldu bi-avnillah
           
Bu kez pâkize câmi'in didi târihini Es'ad
           
Cema'atle namaz kılar didi bunda ibadullah 1215 [1800/1801]"


İlbaşoğlu Câmîi'nden Bir Detay

            Câminin minare kapısı üzerinde sülüs hatla karşılıklı yazılmış şu beyitler görülür :


İlbaşoğlu Câmîi Minare Kapısı Kitâbesi

            Kitâbenin okunuşu şudur :

            "Hak müyesser eyledi itmamına rûz-ı sa'îd
           
Bânisini eylesün dâ'im küdûretden ba'îd
           
Sâhibü'l-hayrât İlbaşı-zâde Ahmed-râ
           
İtdi bünyâda muvaffak anı ol Rabb-ı Mecîd
           
Bu minare vasfına târih dinildi bu kelâm
           
Nâzır-ı din lafzının oldu hesabı müstefîd"

Boyacı Hasan Ağa Câmîi Kubbesi Tezyinatı

            Manzumeler pek berbat olup, şiir ile ünsiyeti olmayan biri tarafından yazılmış minarenin tarihine işaret edilen nazır-ı din terkibi hesaplanınca 1215 (1800/1801) tarihini gösterir.

            Bu câmiyi Zile eşrafından ve derebeylerinden İlbaşıoğlu Seyyid Ahmed Ağa yaptırmıştır. Bu zat Canikli Tayyar Paşa dostlarındandı.

            İlbaşoğlu'nun, Çapanoğlu (Cabbar-zâde) ile muharebeleri vardır. İlbaşoğlu maktûlen vefat eylemiştir.

ZİLE'DE KABİR KİTÂBELERİ

            Zile'nin Helvalı Dede kabristanında Selçuklu tarzında iki kabir görülür. Bunlar sandukalı olup, etrafında kitâbe ve Farsça beyitler vardır :

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Merhum Abdullah bin Mîr Arslan H. 733 yılının Safer ayında (1332) vefat etmiştir."

            İkinci kabir kitâbesi :

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Mîr Arslan'ın kızı Dur Melek 832 yılının Muharrem ayında (1428) vefat etmiştir."

            Bu iki mezarda yatanların kardeş oldukları anlaşılıyor. Zile'de hükûmet civarındaki Durmelek Sokağı bu hanıma nisbet edilmiş olsa gerek.


İlbaşoğlu Câmîi bahçesi içindeki Arap Dede Kabristanı*

            * Bu kabristanın kitâbesi silik olduğundan okunamadı (hazırlayanların notu).

            Bu Helvalı Kabristanı'nın ve yukarıda zikrettiğimiz iki kabrin yakınında meşhur âlimlerden Muharrem Efendi yatmaktadır. Muharrem Efendi Zileli'dir. Babası da ulemâdan olup ismi Mehmed bin Hacı İlyas'tır. Muharrem Efendi, Sivas'ta defn edilmiş olan Şemseddin Sivasî Efendi'nin büyük biraderidir. Onun en meşhur eseri nahivden Câmi'nin Feva'id-i Ziya'iye nam eserinin haşiyesidir.

            Bundan başka : Hediyetus-sulûk ve Telhisü'l-miftâh risaleleriyle Menâkibü'l-Eimmetü's-Selâse isimli eserleri de vardır. Muharrem Efendi'nin torunları halen mevcuttur.

            Zile'de Câmi-i Kebir yakınında Cafer Çelebi'nin kabri vardır. Taşları kırılmıştır. Bu kabrin yanında diğer bir kabir daha görülür. Pek girift olarak baş taşına yazılmış kitâbe şudur :

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Allah'ın rahmetine muhtaç olan merhum mağfur Mehmed oğlu Cafer Çelebi'nin vefatı."

            Yine orada diğer bir kabir taşının baş taraf kitâbesi şudur :

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Ali oğlu Mehmed Çelebi fâni olan dünyadan bâki olan dünyaya göç etmiştir."

            Ayak taşındaki girift yazılar arasında H. 926 (1519/1520) tarihi vardır. Bu iki kabir kitâbelerinin tekrar araştırılması gerekir.

ŞEYH NASREDDIN (NUSRET) TÜRBESİ


Şeyh Nasreddin (Nusret) Türbesi İçi (Halit Çal, s. 432)

            Türbe, Zile'nin Şeyh Nasreddin (Tekke) Köyü'nde bulunmaktadır. İnşa tarihi bilinmemektedir. Bu türbenin halk arasındaki ismi : Şeyh Nusret (Nusreddin) olarak bilinmektedir. Ancak türbede ki mezar taşında Şeyh Nasreddin yazılıdır. Muhtemelen bu isim zamanla halk arasında Şeyh Nusret veya Nusreddin diye kullanılmaya başlamıştır. 1691 yılında, oturacak yerleri bulunmadığından, rastgele yerde konar göçer yaşayan Emir Türkmenleri Nusratlı Köyü'ne iskan edilmişlerdir. Ancak bu sırada köy oturacak halde olmayıp harap bir vaziyette olduğundan, Emir Türkmenleri, bazı şartlarla köye yerleşmeyi kabul etmişlerdir164.

            164 Halis Cinlioğlu, Osmanlılar Zamanında Tokat, İkinci Kısım, Tokat 1950, s. 13 - 14.

            Türbe, değişik tarihlerde onarım görmüştür. Bu tamiratlardan birini 1855 yılında İbrahim Dedezâde Hüseyin Ağa tarafından olrnak üzere son olarak 1978 yılında tekrar tamir ettirilmiştir165.

            165 Halit Çal. "Şeyh Nasreddin (Nusret) Türbesi", Türk Tarihinde ve Kültüründe Tokat Sempozyumu (2 - 6 Temmuz 1986), Ankara 1987, s. 427 - 461.


Şeyn Nasreddin Türbesi Kuzey Duvarı
 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR