ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 16 Eylül 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

ÖLÜM SONRASI DİRİLİŞ
(Ba’sü Bade’l – Mevt)
1

           

            İnsanoğlu bir gün gerçekten dirileceğine ve hesaba çekilişin azamet ve dehşetine kalpten iman etmiş olsaydı, bugün bunca küfrün, delâletin ve menfaatin peşinde gayretle koşmaz.. nefsini terbiye hususunda ehemmiyetle itina gösterir, tövbeye sarılırdı.

M. Necati SEPETÇİOĞLU Kabrine Defnedilirken

Kamera : Nurhan Buhan GİRGEÇ / 08.07.2006 - İst.

            Biz de ölüp de dirilmeyi imanın temel unsurlarından biri sayıp bu olayı daha iyi kavrayabilmeyi murat eden mü’min kardeşlerimiz için Kur’ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şerif’lerden deliller getirmeyi görev addettik.

            Sizi (babanız Adem’i), o arzdan (topraktan) yarattık; yine ölümünüzden sonra sizi ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi başka bir defa daha çıkaracağız.1

              Halbuki insan şöyle der : «Ben öldüğüm zaman; ileride gerçekten diri olarak (mezardan) çıkarılacak mıyım?»

            O insan, hiçbir şey değilken, bizim kendisini yaratmış olduğumuzu düşünmez mi?2

           Görülüyor ki O’na döndürülmek üzere topraktan ikinci bir kez çıkışa değinilmektedir.

           Diriliş âyetlerinde aşağıda bahsolunduğu üzere ortak bir ifade bütünlüğü bulmak mümkün olacaktır.

            Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilme işinde şüphede iseniz (ilk yaratılışınızı düşünün) muhakkak ki biz, sizi topraktan yarattık...

            Bir de arzı görürsün, ölmüş (kurumuş); fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten nebatlar bitirir. Allah (C.C.) her şeye kâdirdir.

            İşte bunlar ispat ediyor ki, hakikaten Allah vardır. O ölüleri diriltiyor ve gerçekten O, her şeye kâdirdir.3

            Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine : Yeryüzünü ölümünden (kuruduktan) sonra nasıl diriltiyor (yeşertiyor)? Şüphe yok ki yeryüzünü kuruduktan sonra dirilten, elbette ölüleri (kabirlerinden) diriltir. O her şeye kâdirdir.4

            Allah’ın kudretine delâlet eden alâmetlerden biri de şudur ki, «Yeryüzünü kurumuş görürsün. Fakat üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman harekete geçer ve kabarır (canlanır ve yeşerir). Yeryüzüne hayat veren, elbette ölüleri de dirilticidir. Çünkü O, her şeye kâdirdir.5

            Gece ile gündüzün değişmesinde, Allah’ın gökten bir rızk sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden (kurumasından) sonra diriltmesinde (yeşertmesinde) ve rüzgârları (çeşitli yönlere) çevirmesinde de aklı olan bir toplum için birçok alâmetler var.6

            Dirilişteki Belirtiler :

            Bu âyetlerde yeryüzünün kuruması ve tekrar yeşermesi üzerine dikkatler yoğunlaştırılmaktadır. Kuruyan toprak içerisindeki nebatat tohum ve sporları uygun ortam bulunca çimlenmekte ve kabaran toprak ile birlikte fışkırmaktadır.

            O gün yer onlara yarılıp sür’atle çıkarlar. İşte bu bir haşırdır ki, bize kolaydır.7

            Bu diriliş sahnesinde ifadeyi daha da kuvvetlendiren delil mesabesindeki anahtar kelimeler aklı olan düşünen toplumlara dirilişteki alâmetin belirtisi olarak vazedilmiştir. Birlikte okuyalım :

            Allah gökten bir yağmur indirdi de onunla Arz’a, ölümünden (bitkileri kuruduktan) sonra hayat verdi, bitkileri yeşertti. Şüphesiz ki bunda ibret kulağı ile dinleyenler için, öldükten sonra dirilmeye bir alâmet var...8

            Yağmur rahmetinin önünde, rüzgârları müjdeci olarak gönderen O Allah’tır. Nihayet bu rüzgârlar buhar ile yüklü ağır ağır bulutları kaldırıp yüklendiği zaman, bakarsın ki biz onları ölmüş (kurumuş) memleketlere sevk etmişizdir. Böylece o bulutla o yere su indiririz de o su ile her çeşit meyveleri çıkarırız. İşte bu ölü araziden bitkileri çıkardığımız gibi, ölüleri de böyle çıkaracağız (dirilteceğiz). Gerektir ki, düşünür ve ibret alırsınız.9

M. Necati SEPETÇİOĞLU'nun Kabri ve Defin Sonrası Kabrin Toprakla Örtülmesi / İstanbul / 08.07.2006
    
Kamera : Nurhan Buhan GİRGEÇ - Edebiyat Öğretmeni /Ankara

          Kabirden Çıkış

            O, ölüden diri (nutfeden insan ve yumurtadan hayvan) çıkarır ve diriden de ölü (insandan nutfe, kuştan yumurta yahut hayattan sonra ölüm) çıkarır. Toprağa ölümünden (kuruduktan) sonra hayat verir (onda nebatlar bitirir) : Siz de kabirlerinizden böyle (öldükten sonra diriltilip) çıkarılacaksınız.10

            Allah O’dur ki, rüzgârları gönderip de bulutu harekete geçirerek yükseltiyor. Derken o bulutu (bitkisi kurumuş) ölü bir beldeye göndeririz. Sonra o bulutun yağmuru ile (ölü bulunan araziyi) ölümünden sonra (yeşertir) diriltiriz. İşte ölülerin dirilmesi de böyledir.11

            O Allah ki, gökten bir ölçü ile yağmur indirmektedir. İşte biz onunla ölü (bitkileri kurumuş) bir beldeye hayat vermekteyiz. Siz de (ölmüşken kabirlerinizden) böyle çikarılacaksınız.12

            Bunlar, kullara rızk içindir. O yağmurla da (bitkileri kurumuş) ölü bir memlekete hayat vermekteyiz; işte (öldükten sonra dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.13

            İşte dirilişin en can alıcı noktası. Yağmur, ölü toprak, tohum, çimlenme, toprağın yarılması ve dirilen nebatatın yeryüzünde hayat bulması. İlmin de teyid ettiği üzere hayatın menşeinin ve canlı yaratılışının susuz ortam dışında düşünülemeyeceği ilâhî gerçeği vurgulanıyor.

            O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Halâ inanmıyorlar mı?14

                 Gizli Güç

            Elbette gökleri ve yeri yaratmak, insanları (öldükten sonra) yaratmaktan daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.15

            Evet mü’min kardeşlerim. Dirilişin sırrı burada gizli. İnsandan toprağa geçen ve tohum karakteri taşıyan öyle bir güç var ki yağan yağmurun etkisiyle bitkinin filizlenmesi misali toprakta can buluyor ve ikinci kez Sûr’a üfürülüşte haşrolunma gerçekleşiyor. Her halde merak ettiniz? Acaba insanoğlundaki bu güç nerede gizli? Yaratan bu benzetişte neyi anlatmak istiyor?

            Sorumuzun cevabını sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) hadis-i şeriflerinde insanoğluna bahşetmiştir. Bakınız bunu İmâm-ı Gazâli nasıl izah etmektedir.16

            ... Bu deniz, Allahû Teâlâ’nın emri ile yer üzerine şiddetli yağmur yağdırır. Yağmur, o derece devam eder ki, yeryüzünü kaplayıp, kırk arşın kadar yukarı yükselir. O zaman, toprak olmuş olan insanlar ve hayvanlar, ot gibi biterler. Zirâ hadis-i şerifte buyuruldu ki : (İnsan kuyruk sokumu kemiğinden yaratılmıştır. Sonra yine ondan yaratılacaktır). Diğer bir hadis-i şerifte (Kişinin her yeri mahvolup çürür. Lâkin kuyruk sokumu kemiği çürümez. İnsan ondan çıkmıştı. Yine ondan iâde olunur) buyuruldu. (Bu kuyruk sokumu kemiği omurganın son kemiğidir.) Nohut kadar bir kemiktir ki içinde iliği olmaz.

            Canlılar ve bütün parçaları, mezarlarında yeşil ot gibi biter. Hep o kemikten neş’et ederler. Bazısı bazısına girmiş, ağ örgüsü gibi dolanmış olur ki, birinin başı diğerinin omuzunda, öbürünün eli diğerinin sırtında olarak insanın çokluğundan böyle girift olurlar.

            İnsanlar kabirlerinden ve yanıp kül oldukları çürüdükleri yerlerden kalktıkları vakit görürler ki dağlar atılmış pamuk gibi, denizler susuz kalmış, yer ise, kendisinde ne iğrilik ne de yükseklik var... diyor Hüccetül İslâm Gazâli.

            İnşaallah mü’min kardeşlerimiz vel ba’sü bâde’l-mevt diye niyaz ederken daha bir imanla Rab’lerine avuçlarını açacaklardır.

         Allah’ın (C.C.) selâmı üzerinize olsun.

KAYNAKÇA

  1. T⠖ Hâ Sûresi - (Âyet : 55)
  2. Meryem Sûresi - (Âyet : 66 – 67).
  3. El – Hac Sûresi - (Âyet : 5 – 6).
  4. Er – Rûm Sûresi - (Âyet : 50).
  5. Fussilet Sûresi (Âyet : 39).
  6. El – Caşiye Sûresi (Âyet : 5).
  7. Kaf Sûresi - (Âyet : 44).
  8. En – Nahl Sûresi (Âyet : 65).
    9. El – A’raf Sûresi (Âyet : 57).
  10. Er – Rûm Sûresi (Âyet : 19).
  11. Fatır Sûresi (Âyet : 9).
  12. Ez – Zuhruf Sûresi - (Âyet : 11).
  13. Kaf Sûresi - (Âyet : 11).
  14. El – Enbiya Sûresi (Âyet : 30).
  15. El–Mûmin Sûresi - (Âyet : 57).
  16. Kıyâmet ve Ahiret – İhlâs Yayınları, No.: 6 –  İmâm-ı Gazâli

 [1] M.Ufuk MİSTEPE - Orman End. Yük. Müh., Vezirköprü/VATANDAŞ Gazetesi’nin 9 - 16 Nisan 1989 tarihli,
                                       1858 – 1859 numaralı sayılarında (Yıl :30) ve Bolu GÜNDEM Gazetesi’nin 11-12 Nisan 1991
                                       tarihli 424-425 numaralı sayılarında (Yıl : 2) yayımlanmıştır.

Âşıkoğlu Necati AKYUNAK'ın Kabri/Zile

Fotoğraf : Çağıl AKYUNAK - 12.01.2006 12:26

BİR DAKİKA !!!
MEZAR TAHTASI DEYİP DE GEÇMEYİN ...!!!
[1]

            Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre 1983 – 1990 yılları arasında ülkemizde ortalama her yıl 152250 vatandaşımızın Allah (C.C.)’ın rahmetine kavuştuğu anlaşılıyor.

            1989 yılı değerlendirmeleri, Türkiye için ortalama ömrü 66 yıl olarak reva görmektedir.1 Avrupa’lılar ise bizden daha fazla ömürlü. Gıda tüketiminde hem kalite hem de kantite açısından önde gidiyorlar. 66 yaş grubu için ortalama boy da 163 cm olarak tespit edilmiş.

            Araştırmanın temel konusu, uygulamada öyle olduğuna inandığım israfı önlemekle alâkalı.

            Bir gün mevta olacağız; toprakta can yoldaşı olan kefenimiz ve mezar tahtalarımız da bize eşlik edecekler.

            Merak bu ya.. acaba toprağa gömülen mezar tahtalarının malî portresi nedir?

            Mesleğim icabı konuyu araştırmak istedim.

            Elde ettiğim bulguları aşağıya sıralıyorum :

            1.      Mezarın boyu (ortalama ömre göre) : 205 cm

            2.      Mezar kalası ebadı ve hacmı :

                    (En x Boy x Kalınlık) X Adet = (0,17 x 1,05 x 0,048) X 12 = 0,103 m3.dm3

            3.      Kalaslar arası sızdırmazlık tahtası ebadı ve hacmı :

                    (En x Boy x Kalınlık) X Adet = (0,08 x 1,05 x 0,016) X 11 = 0,015 m3.dm3

            4.      1 kabir için gerekli kalas ve tahta miktarı : 0,118 m3.dm3

                    (Bu miktar kereste 169 dm3; yani 105 cm boyunda ve 45 cm kuturundaki bir adet tomruğu biçmek suretiyle üretilir.)

            5.      1 yıldaki cenaze için gerekli ağaç malzeme :

                    152250 kişi x 0,118 m3.dm3 = 17.966 m3

            Yani bir yılda ülkemizde 17.966 m3 (metre mikab) ağaç malzeme, ihtimamla kabirlere döşenilmektedir. Helâli hoş olsun diyerek, bu miktarı iktisadî yönden irdelemeye çalışalım.

             17.966 m3 kereste, 262 hektar ormanın eta’sından çıkarılan tomruktan elde edilmektedir. (1 hektar = 10000 m2)

            1)      Tercih edilen ağaç cinsi : Ardıç, Meşe, Kayın, Karaçam, Kızılçam.

            2)      Gelir düzeyi vasat olan vatandaşımızın alabileceği kereste kalitesi III. ya da IV. sınıf.

            3)      Aşağıdaki çizelgede görüleceği üzere ORÜS A.Ş. piyasa fiyatlarına göre 1 m3 kereste tutarları da şu şekilde belirlenmiştir.

Kalitesi

Ağaç Cinsi ve Fiyatı (TL/m3)

Meşe (Ya)

Kayın (Ya)

Çam (Kalas)

Çam (Tahta)

III. Sınıf

10,971,000.-TL

13,713,750.-TL

11,019,760.-TL

9,947,040.-TL

IV. Sınıf

9,051,080.-TL

10,559,590.-TL

9,020,600.-TL

8,142,920.-TL

            4)      Ortalama 1 m3 kereste fiyatını bu çizelgeye göre 10.303.218 TL olarak tespit edelim.

             5)      Bu duruma göre yılda 17.966 m3 mezar tahtasının toplam ederi :

                    17.966 m3 x 10.303.218.-TL = 185 Milyar TL’dir.

           Vatandaşlarımıza bu meblâğı çok görmek, her halde abesle iştigal olur. Ölümlü dünyada 118 desimetreküp keresteyi fazla mı buldunuz kardeşim diyenlerin de azımsanmayacak sayıda olduklarını düşünüyorum.

            Konuyu toparlayacak olursak :

            Dinimizde israf haramsa; mezar tahtası olarak kullanılabilecek yeni bir ikame ürün geliştirilmişse; bu ürün ormanlarımızın azalmasına da meydan vermiyorsa; kabirdeki naa’şı toprak altındaki haşarat ve sürüngenlere karşı daha emniyetli koruyabiliyorsa; çevre kirliliğine neden olmayacaksa; bu ikame malzeme ileride müftülüklerden ya da belediyelerimizden ve hatta köy muhtarlıklarından temin edilebilecekse; mukavemet yönünden ağacı aratmayacaksa; zengin – fakir demeden her vatandaşa standart biçimde sunulabilecekse ve de her şeyden önemlisi DİNÎ AÇIDAN KULLANIMI DA MAHZURLU GÖRÜLMEYECEKSE,

                   Aşağıdaki sunacağım ürünü sizlere içtenlikle tavsiye edebilirim.


http://www.betopan.com.tr/bet-turk/index.htm

            Artvin İli'ne bağlı Arhavi İlçesi'nde kamu sektörüne ait ORÜS Orman Ürünleri Sanayii A.Ş. Genel Müdürlüğü’nün 3 vardiyada 27.000 m3/yıl kapasiteli çimentolu yonga levha fabrikası 1987 yılından beri faaliyetini sürdürmektedir.

            Piyasa adı BEYOPAN olan bu ürün başta prefabrik inşaat olmak üzere, inşaat kalıbı, samanlık, çatı altı örtüsü, bungalov, oymalı pano bölme ve mermerin bazı kullanım yerlerinde ikame maddesi olarak başarıyla kullanılmaktadır.

            Ayrıca, Ankara/Beytepe’de özel sektöre ait Tepe Ağaç, Metal ve İnşaat A.Ş. tarafından 22.000 m3/yıl kapasiteli ikinci bir çimentolu yonga levha fabrikası BETOPAN adı altında piyasaya bu ürünü sürmektedir.

            Ürün içerisinde kullanılan yonganın, yapacak odun olarak nitelendirdiğimiz tomruktan değil de fabrika üretim artıklarından ve dal odunlarından elde edildiğini düşünecek olursak, orman tahribatına da bir ölçüde engel olunabilecektir.

            Vatandaşlarımızın ağaç malzeme yerine çimentolu yonga levhayı tercih ettiğini ve kullanımının yaygınlaştırıldığını kabul edersek, 27.000 m3/yıl kapasiteli fabrikanın 2 vardiyası, yani % 67’si bu tip ürün imalâtına yönelecektir.

Ünye Çamlık Mezarlığında Metruk Kabirler

Fotoğraf : Ahmet Derya VARİLCİ

            Ağaç malzemeye göre daha ağır ve kırılgan olan çimentolu yonga levhayı biraz daha yakından tanıyacak olursak;

            a) Levha; sanki prese edilmiş bir kerpiç imalâtı yapılıyor gibi çimento, odun, sodyum silikat ve alüminyum sülfat hammaddelerinden üretilmektedir.

            b) Levhanın 8 ilâ 40 mm arasında muhtelif kalınlıklarda imalâtı yapılmaktadır.

            c) Standart ebadı : Genişlik 125 cm, boylar 250 – 320 cm arasında olup, istenilen ebatta biçim verilmesi ve imalâtı mümkündür.

            d) Yoğunluk 1.250 kg/m3, eğilme mukavemeti 90 kg/cm2 (min.), 24 saatte suda şişme % 1.8’dir (max.).

            e) Hava şartlarına, dona, mantar, böcek ve sürüngenler ile yırtıcı hayvanların etkilerine karşı dayanıklıdır, zor alev alır.

            f) Vida ile monte edilir, çivilenir, zımbalanır, yapıştırılır, kaplanır ve boyanır.

            g) BEYOPAN’a lâmbalı, pahlı, kinişli ve geniş pahlı kenar detayları uygulanabilir.

            h) BEYOPAN’a derzli, metal kaplama profilli, bindirmeli, şapkalı, kinişli ve lâmbalı bağlantı yapılabilir.

            Yukarıda verdiğimiz tanıtıcı bilgiler ışığında ürünün vatandaşa maliyetinin ne olacağına bir göz atalım.

            1 m3 çimentolu yonga levhanın vergili satış fiyatı levha kalınlığına göre değişmektedir.

Kalınlık

Fiyat

8 – 10 mm

14,260,000.-TL

12 – 14 – 16 mm

13,800,000.-TL

18 – 40 mm

13,340,000.-TL

             Kalın levhayı tercih edecek olursak, 1 m3’te ağaç malzemeye göre (13.340.000 TL – 10.303.218 TL) = 3.036.782 TL; bir kabrin ihtiyacına göre ise 358.340 TL daha fazla ödememiz gerekeceği anlaşılmaktadır ve bu meblâğ millî servetin heba olması yanında o derece önem arz eder gözükmemektedir. Fiyatların aşağı çekilebilmesi mümkündür. Ayrıca ağaç malzeme ile çimentolu yonga levhanın aynı kalınlıktaki ebadı esas alınmıştır; oysa daha ince levha kullanılabilecek ve bu da fiyatları düşürecektir.

            Son olarak İslamî değerler açısından ve fıkhî yönden konuyu ele almaya çalışalım. Bu konuda başarılı olunabilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın konu ile yakından ilgilenmesi ve uygulamayı benimsemesine bağlıdır. 

            Yüzyılların getirdiği alışkanlığın bir anda ve derinlemesine etüt edilmeden terk edilmesini beklemek de aşırı iyimserlik olacaktır.

            Prof. Dr. Vehbe Zuhayli’nin derlemiş olduğu İslâm Fıkhı Ansiklopedisi’nin 3. cildinde elde etmiş olduğum bulgular, İslâm’ın ilk uygulamaları hakkında tatmin edici bazı delilleri ortaya koymaktadır.2

            Hz. Peygamber (S.A.V.) Uhud’da şehit olan müminler hakkında şöyle buyurdu : «Kazın, geniş yapın ve derinleştirin[2]

            Kabri derinleştirmek dirileri rahatsız edecek olan kokuları yok etmede, vahşi hayvanların kabri eşmesini engellemede daha tesirlidir. Bu suretle ölü daha iyi muhafaza edilmiş olur.

            Lâhid üzerine kerpiçten duvar örülerek kapatılır. Çünkü Sa’d b. Ebu Vakkas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir : «Resulallah (a.s.)’a yaptığınız gibi, benim üzerime kerpiçten duvar örün, onun üzerine de toprak dökün[3]

            Lâhidden maksat kabrin kıble yönünde ölünün sığacağı ve onu örtecek kadar bir çukur kazılmasıdır. Şakk ise, kabrin dip kısmının nehir yatağı gibi kazılmasıdır. Yahut kabrin iki tarafının kerpiç ile yahut başka maddelerle örülmesidir. Ancak bu maddeler fırınlanmamış maddeler olmalıdır. Bu iki sıra kerpiç duvar arasında ölünün yerleştirileceği kadar bir boşluk bırakılır. Bu iki duvarın üstüne mermer taş, kerpiç yahut tahta ve benzeri maddelerle tavan yapılır; ölüye değmeyecek şekilde hafifçe kaldırılır.

Ünye Çamlık Mezarlığında Metruk Kabirler

Fotoğraf : Üzeyir KOYUN - Resim Öğretmeni

            Zengin – fakir ayırımına meydan verilmemesi için fırınlanma o devirlerde uygun mütalâa edilmemiştir. Ama çimentolu yonga levhada standart getirileceğinden herkes aynı kefeye koyulmakta, eşit kullanım ilkesi çiğnenmemektedir ve yeni ürünün bu olumsuz gibi görünen yanı bir lüks olarak telâkki edilmemelidir, üretim sistemi gereği bir zorunluluktur.

            Lâhdin üzerine kerpiçten duvar örülür. Bunun sebebi, ölüyle toprağın temasını önlemektir. Sa’d (r.a.) şöyle demiştir. «Benim üzerime kerpiçten duvar örün.» Lâhdin üzerine tahtadan yahut tuğladan bir duvar örmek mekruhtur. Bunlar binaların sağlam yapılmasında kullanılmaktadırlar. Ölüye sağlam bina yapmak gerekmez. Çünkü kabir eskiyip yok olma yeridir. Kerpiçle beraber kamış kullanmakta bir beis yoktur. Sonra ölüyü örtmek ve korumak için kabrin üzerine toprak dökülür (a.g.e. sh. 74).

            Tuğla veya tahtadan bir duvar örmek, mekruhtur. Kabre tahta ve ateşin temas ettiği her hangi bir şey konulmaz.[4] Hanefi ve Hanbeli’lere göre, önce kamış koyup, sonra üzerine toprak dökülmesinde bir mahzur yoktur.

            İbni Mace’nin İbni Ömer’den rivayet ettiğine göre, kendisi kerpiçleri lâhdin üzerine yerleştirirken şöyle dua ederdi :

            «Allah’ım! Onu şeytandan ve kabir azabından koru. Yanlarını topraktan uzaklaştır. Ruhunu yücelere çıkar, onu rızana kavuştur.» (a.g.e. sh. 86).

            Evet uzun söze ne hacet. Bundan ötesini ve yorumunu, işin ehline havale ediyoruz.

            Yenilikleri kabullenmek insan nefsine zor gelir; zamanın, sağduyunun hâkim olmasında en güzel reçete olduğuna inanıyor ve millî servetin heba edilerek israfa meydan verilmemesi ve lâhit örtüsü standardının da çıkarılması hususunda konunun uzmanlar nezdinde ciddiyetle ele alınacağını ümit ediyorum.

[1] M.Ufuk MİSTEPE – Orman Endüstri Yüksek Mühendisi, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Ankara Şubesi Aylık
                                      Bülteni’nin Ekim/1996 tarih ve 1996/10 numaralı sayısında tam metin;
                                      Bolu OLAY Gazetesi’nin 25 Temmuz 1995 tarihli, (Yıl : 2), 22 numaralı sayısında  özet;
                                      27 Temmuz 1995 tarihli Millî Gazete’nin 7. Aktüalite sayfasında özet olarak yayımlanmıştır.

[2] Bu hadisi Tirmizi rivayet etmiş olup, hadis hasen – sahihtir, demiştir.

[3] Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. Ancak «Üzerime toprak atın.» sözü yoktur (a.g.e. sh. 84).

[4] Bunun sebebi böyle yapıların lüks ve debdebe içinde yaşayanlara mahsus olmasıdır. Fırınlanmış tuğla gibi malzemenin kullanılması ölünün Cehennem ehlinden olduğu intibasına bırakmaması için hoş görülmemiştir (a.g.e. sh. 84).
 

Makaleler Ana Sayfasına   

  Dönmek İçin TIKLAYINIZ !

YAZDIR