ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 11 Kasım 2009 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

A'DAN Z'YE
ÜNYE'NİN TARİHÎ, MİMARÎ,
DOĞAL, KÜLTÜREL VE
BİLİMSEL BULGULARI - 5

Derleme : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)


M. Ufuk MİSTEPE / Bolu Dağı ORÜS Ormanı Ağaç Dikme Töreni 1999

Bu Makale Serisi'nde,
Ünye hakkında münferiden bir makale oluşturmayan
araştırma bulguları, ileride müstakil bir makaleye
dönüştürülmek amacıyla yayınlanacaktır.

TANIDIĞIM ÜNYE
Prof. Dr. Mücteba İLGÜREL
(Karadeniz'de Bir Boğaziçi Ünye - Osman DOĞAN, sh. 50 - 51)


Devam Edecek

BAŞKA ÜNYE VAR MI?
http://hizmettv.com.tr/detail.php?id=46

Feryal Çuhacı

Temmuz ayıyla birlikte yöremizde büyük bir kalabalık gözlenmekte…

            Yoğun nüfus beraberinde trafikte büyük sorunlara yol açmakta. Bir de hiç anlamadığım, bir anlam da veremediğim düğün ve sünnet konvoyları!.. 5-10 arabalık konvoylar bütün karayolları kendilerine ait hissiyatıyla süzüle, süzüle trafikte yerlerini alıyorlar. Kornalar da çalınmasa; şanları eksik kalır. Dolayısıyla müthiş bir ses ve gürültü kirliliği ortalığa hakim. Ya harcanan benzenin bireysel ve toplumsal maliyeti?

            Biz bu görgüsüzlük ve gösteriş hastalığından ne zaman kurtulacağız? Kendimiz için değil, eller için… eller ne der, eller ne düşünürü bırakıp; kendimize ne zaman döneceğiz? Doğrular, yanlışlarla ne zaman yer değiştirecek?

            Bir akrabamın nikahı nedeni ile Ordu’ya gittim. Yolardaki çöp görgüsüzlüğü de bir o kadar can sıkıcı. Çocukluğumdan beri deniz kenarlarına ve doğaya bırakılan karpuz kabukları beni hep rahatsız edip, üzmüştür. Şimdi de pet şişeler, naylon poşetler ve bebek bezleri doğada yerlerini aldı. Zavallı karpuz kabuklarının yıllar yılı boşuna günahını almışım. Onlar çok kısa bir süreçte çürüyüp toprağa karışıyor. Pet ve naylonun doğadan yok olması 100-300 yıl arasında bir zaman almakta. Her şey bir yana çocuk bezlerini atan anneleri görmek istemiyorum. Çünkü o paketleri gözlerine tıkamak geliyor içimden. Anneler DOĞA ANA da temizlik ilgi ve sevgi bekliyor. Bolaman Ordu sahil yolu Allah’ın insanlara verdiği bir hediye… tabi anlayana! Her koy ayrı güzel. Bu yörede yeşilin kırk ayrı tonunun olduğu söyleniyor. Bu güzelliğe sahip olmanın bireysel ve toplumsal hiç sorumluluğu yok mu? Rahmetli Musa Güven’in kendi elleriyle diktiği adının da verilmediği çamlığa otel yapılacağı tartışmaları da artık çekilmez oldu. Çamlık Ünye’nin simgesi sembolüdür. Vatandaş zengin fakir ayrılmadan ÇAMLIK’ta dinlenir, eğlenir, nefes alır. Tokat, Niksar, Sivas gibi yakın il ve ilçelerin insanları denizi ilk defa Çamlık’ta görmenin mutluluğunu yaşarlar.

            Vatandaşın cebinden para çıkmadan bir gününü mutlu, huzurlu geçirebileceği tek mesire yeri olan Çamlık tüm Türkiye’nindir. Tüm Ünyeli’nindir ama otel yeri değildir. Otel yapacak yer mi yok? İsterseniz sekiz yıldızlı otel yapın ama lütfen çamlığı rahat bırakın.

            Ayrıca özel ve mutlu günlerinde insanların silahlarına sarılmalarına anlam verememişimdir… neden hedef hep gökyüzüdür? Bakalım o, bu işten hiç memnuniyet duyuyor mu? Ya silah atan insanların gözlerindeki mutluluk ve dudak kıvrımlarındaki gurur?!... sanki İstanbul’u yeniden feth etmenin mağrur tavrı. Bu görüntüler insanı deli edebilir.

            İnsan, aile olmanın, memur olmanın, yönetici olmanın, vatandaş olmanın, seçmen olmanın velhasıl insan olmanın onuru ve sorumluluğunu yüklenmesini bilmeli. Gelecek kuşaklara olan sorumluluklarımız ve borçlarımız biriktikçe birikiyor, her yeni günle de boyumuzu aşıyor.

                                                                                                 2005-08-09 - Feryal Çuhacı
                                                                                                              http://hizmettv.com.tr/detail.php?id=46


Devam Edecek

ÜNYE
Büyük Türkiye Tarihi - 13. Cilt, Sh. 238
EVLİYÂ ÇELEBİ DEVRİNDE ORTA ANADOLU

            Gemiyle Samsun'dan Ünye'ye çıktım. Karadeniz üzerindedir. Cânik Sancağı'nda 150 akça kazâ ve voyvodalık merkezidir. Sahilde dörtgen şeklinde kalesi vardır.

            Ünye'den Faça'ya (Fatsa) çıktım. Sahile yakın Cânik Sancağı'nda nahiye merkezidir. 300 hâne, birer câmi, han, hamam, küçük çarşılı küçük kasabadır. Zeâmettir. Bir çayın batı kıyısındadır. İstefani (Yasun) Burnu'ndan geçtik. Sahilde ve içeride Rum köyleri vardır.

            Vona (Ordu) : Karadeniz sahilinde Cânik Sancağı'nın 150 akça pâyeli bir kazâ merkezidir. Kalesi Ceneviz yapısıdır. Kalede asker vardır. Câmileri, mescidleri, mektebleri, tekkeleri, hanı, hamamı, küçük çarşısı, demir tutan güzel limanı vardır. Halk Türk ve Rum'dur.

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ
Ahmet Hamdi TANPINAR
(Bilgilendiren : Yahya Kemal BAHÇE)

            Fakat tesadüfe bakın ki, evden o günlerde memleketine gitmek üzere ayrılmış olan Ünyeli bir hizmetçinin arkasından çekilen telgrafa şu cevap alınmıştı :

            "Kadın bulundu. Sandığında, pazar malı, âdi cinsten bir masa saati çıktı. Saat ve kadın emniyettedir. Emr-i devletlerine intizar olunduğu..."

            Halbuki bu ufak yanlış sayesinde elde edilen neticelerin hiçbiri ortadan kaybolmuyor; onun ışığında, saat, evden giden hizmetçi, vapurun ambarı, sandık, hepsi, büyük zahmetlerle alınan bir yolun menzilleri gibi aydınlanıyordu. İnsan işlerinde hatanın oynadığı büyük ve faydalı rolü bilmem bundan iyi gösteren misal var mıdır?

ALBAY PROF. DR. ECZACI
İ. TAYFUN UZBAY
(Metni Gönderen : Yüksel ŞEN)

            Ünye'nin tanınmış pastacı ve şekercilerinden Sayın Metin UZBAY'ın oğlu ALBAY PROF. DR. ECZACI İ. TAYFUN UZBAY halen Gülhane Askerî Tıp Akademisi Farmakoloji Bölüm Başkanı'dır. Sayın Uzbay'ın bu kademeye gelinceye kadar geçirdiği evreleri yerel ve ulusal basın şöyle anlatıyor :

            ÜNYE ÇAĞRI GAZETESİ

            "......Bu yazı dizisi Ünye'nin evlâdı Ecz. Üsteğmen Tayfun UZBAY'ın Mart 1985'te Çorlu Subay Orduevi'nde verdiği, "İLÂÇ SUİSTİMALİ,İLÂÇLARIN TOKSİT TESİRLERİ VE İLÂÇ KULLANIMINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR" başlıklı konferansı için Ünye Çağrı Gazetesi'nde yayımlanan bir makalede;

            Başarılı ilmî çalışmalarından dolayı Ecz. Üsteğmen Tayfun UZBAY'ı tebrik ediyoruz..." diye yazıyor.

            Kaynak : 01.05.1987 tarih ve 457 sayılı Ünye Çağrı Gazetesi, Sh. 3).

Metin UZBAY'ın oğlu Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde.
Albay Prof. Dr. İ. Tayfun UZBAY Tıbbî Farmakoloji'de Mucit Eczacı Olarak Biliniyor.

SÖZCÜ Gazetesi - 20 Şubat 2009, Yıl : 2, Sayı : 605, 30 krş.

            Değerli hemşehrimiz İ. Tayfun UZBAY'la ilgili olarak; 27 Ocak 2002 tarihinde yayımlanan "ÖZEL HASTANELERE RAKİP ÇIKTI : GATA" başlıklı makalede Sayın Ümit BEKTAŞ şöyle diyor :

            "ALKOLİK KOBAY BİLE ÜRETTİLER...

            GATA tıbbî araştırmalara da büyük yatırım yapıyor. Alkolizm ve madde bağımlılığı tedavisinde yeni bir çığır açma gayretinde bilim adamları varGülhane'de.Eczacı Yarbay Tayfun UZBAY bunlardan biri. Alkolizmi araştıran UZBAY şunları anlattı :

            "Araştırma için alkolik kobay getirtmek on binlerce doları buluyordu. Biz de kendi alkolik kobaylarımızı ürettik. Şimdi yapacağımız buluşlarla Türkiye'ye para kazandırmayı hedefliyoruz."

            Kaynak : 27.01.2002 tarihli Milliyet Gazetesi, Sh. 17).


Hizmet Gazetesi - 23 Şubat 2009, Sayı : 136.

            Sayın UZBAY ve çalışma arkadaşları Farmakoloji dalında yepyeni buluşlarıyla Dünya çapında şöhrete ulaşmış ve eczacılık literatürüne geçmiştir. Gerek daha önce çalıştığı Çorlu Askerî Hastanesi'nde görevli bulunduğu dönemde ve gerekse Gülhane Askerî Tıp Akademisi'ndeki çalışmaları sırasında ekip arkadaşları ile birlikte yaptıkları araştırmalar sonunda Farmakoloji dalında elde ettikleri başarılar bu konuda uğraş veren otoritelerin dikkatini çekmekte ve taktirle karşılanmaktadır.

            Bu cümleden olarak, değerli hemşehrimiz ve ekip arkadaşlarının yeni bir buluşu gözlerden kaçmamış, 20 Şubat 2009 tarih ve 605 saayılı SÖZCÜ Gazetesi'nde Başak KAYA bu çalışmayı yukarıya gazete kupürünü aldığım haberle Türk ve Dünya kamuoyuna duyurmuştur.

            Kaynak : 20.02.2009 tarih ve 605 sayılı Sözcü Gazetesi, Sh. 9.

            Güzel Ünye'mizin yetiştirdiği bu örnek hemşehrimiz Sayın Albay Prof. Dr. Eczacı İ. Tayfun UZBAY'ı ve değerli ekip arkadaşlarını tebrik eder, başarılı çalışmalarının devamını dileriz.

The Black Sea Pilot
http://groups.google.com/group/unyeluler-grubu/browse_thread/thread/c0bb65a02a2bb4ef#
Gönderen : Mehmet İlhan KAVAKLIOĞLU
milhan@voanews.com

 
Mehmet İlhan KAVAKLIOĞLU Fotoğraf Arşivi

            Bu sabah İnternet'te Karadeniz'le ilgili bir şey ararken karşıma bir kitap* çıktı. Kaptanlar için Amerikan Deniz ve Hidrografi Dairesi tarafından 1920 yılında basılmış bir kılavuz. İçindeki bilgilerin daha da eski olması mümkün. Tüm Karadeniz'deki limanları kapsıyor. Ayrıca kentlerin nüfusu hakkında veriler de var.

            *The Black Sea Pilot : The Dardanelles, Sea of Marmara, Bosporus, Black Sea, and Sea of Azov. By United States Hydrographic Office, United States, Hydrographic Office Published by Govt. Print. Off., 1920  http://books.google.com/books?id=1W4DAAAAYAAJ&printsec=titlepage&dq=b...

            Ünye bölümünde (sayfa 307) özetle şunlar yazılı : Taşkana Burnu'nun doğusunda amfitiyatr şeklinde hoş bir kent. Arkasındaki dağlar ormanlarla kaplı. Evlerin çoğu ahşap. Kıyıdakiler taş duvar ya da sütunlar üzerine inşa edilmiş. Nüfusu 12.000. Çoğu Rum. Rumlar Konstantinopolis ve Kırım'la yoğun ticaret yapıyor. Gümrük binası yanında küçük bir iskele var ama teknelerin çoğu kumsala çekiliyor.

            Sayfa 308'de ise Samsun'la ilgili bilgiler var. Özetle : Eski Amisus, Trabzon'dan sonra Karadeniz'in en büyük ticarî kenti ve Bağdat'a giden kervan yolunun limanıdır. 12.000 nüfuslu kentte Türk ve Rumlar yaşıyor. Kentte büyük bir hastane bulunduğu ayrıca Marsilya ve Londra'yla iletişim imkânı bulunduğu da yazılı.

            Merak ettiğim konu şu. 60'lı yıllarda Ünye'nin nüfusu 5 bin küsür idi. 1920'li yıllarda nasıl 12 bin olur? 7 bin Rum mu ayrıldı kentten? Ayrıca aynı dönemde Ünye'nin nüfusu nasıl olur da Samsun'unkine eşit olabilir?

ÜNYE GENÇLİĞİ
Şirin Ünye Akkuş Sesi Gazetesi
(Spor Sayfası - 07.08.1965 tarih, Sayı : 297, sh. 4'de yayımlandı.)
Gönderen : Yüksel ŞEN


Soldan Sağa : Ünspor'un Vona'yı Ordu sahasında 10 - 0 yenen takımı :
Kulüp Başkanı Nejat ÇOLDUR, Kemal KEFELİ, Bedri, Nihat, Hayati, Murat, Reşat,
İdareciler : Yaşar AKSOY ve Adil SEZGİN. Oturanlar : Hayati, Sebahattin, Yusuf Ziya, Çivi Sani ve Kaleci Ziya.

 ÜNSPOR
Kim Haklı Kim Haksız - Mağdur Olan Kim?

            Ünye, Spor Stadı'nın bakımsızlığını müteaddit sayılarımızda dile getirmeye çalışmış, ilgililerin bu arada bilhassa Ordu Vilâyeti Beden Terbiyesi Bölge Müdürü'nün Ünye ile ilgilenmediği hususunda bir hayli neşriyat yapmıştık.

            Geçen hafta ilçemize gelen Beden Terbiyesi Bölge Müdürü Ali ATAOĞLU Bey vazifesi meyanında bazı tesis ve teşekkülleri gezdikten sonra gazetemize bir nezaket ziyareti yapmış ve suallerimizi cevaplandırmıştır.

            Biz Bölge Müdürü'nün söylediklerine hiçbir mübalâğa eklemeksizin sütunlarımıza alıyoruz.. bu hususta Belediye ilgililerinin de söyleyecekleri olabileceğini hesap ederek verecekleri evraka sütunlarımızın açık olduğunu tekrarlamakta fayda umuyoruz.

Hamidiye Harp Gemisi'nin
Subay ve Öğrenci Karma Takımı'nı 6 - 3 yenerek,

dört tarafa nam veren şahane on bir, idarecilerle birlikte.

            Stadımızın bakımsızlığını ifade ederek tribün ihtiyacının neden şimdiye kadar temin edilemediğini sorduğumuzda Bölge Müdürü Ali ATAOĞLU bize aynen şunları söylemişlerdir.

Hamidiye Kahramanları takım halinde.
«Ünye Gençliği tekrar bu günleri yaşatmak azmindedir;

amma, ah şu saha dertlerine bir çare bulan olsa...»

            «İlçelerimiz içinde yalnız Ünye sahasına Bölgemizce 51.130.00 lira sarf edilmiş, buna mukabil Ünye Belediyesi'nin vermeye mecbur olduğu 66.000 lira borcundan bölgemize en ufak bir hisse vermemiştir.

            20 Temmuz 1965 tarih ve 655 Sayılı Kanun'la Belediyeler'den bölge hisseleri kalkmıştır. Şu hususu da açıklamak yerinde olur. Ünye'den başka ilçelerimize Bölge'mizce hiçbir yardım yapılmamış, fakat buna rağmen birçok ilçelerimiz hisselerini ödemişlerdir. Ordu Stadı'na Bölge'mizce yapılan masraf ise 67.810.00 liradır.


Hamidiye Kruvazörü - Fot. : Erol Mütercimler Arşivi

            Ünyeliler'in bizleri Bölge olarak suçlaması yersizdir. Karşılıklı olarak konuşalım, kimin haklı olduğu meydana çıksın. Ben şahsen Ünye'nin liglere iştirak etmesinden zevk duyarım. Saha yapıldığı taktirde, karşılıklı maçlar yapmak mümkün olacaktır.

            Bölge'mizde paramız yoktur. Belediye borcuna mahsuben vereceği paranın bir kuruşuna dahi el sürmeden tamamen Ünye sahasına harcayacağız, hiç olmazsa sahanın kapatılması için 5 - 6 Bin lira verilmesinin yerinde olacağını takdir buyurursunuz.»

Şirin Ünye Akkuş Sesi Gazetesi
(Spor Sayfası - 07.08.1965 tarih, Sayı : 297, sh. 4'de yayımlandı.)

            Haklı kim olursa olsun, ister Beden Terbiyesi isterse Ünye Belediyesi.. ortada gerçek olan bir şey varsa o da mağdur olanın Ünye Gençliği oluşudur. Yukarıdaki sözlere belki Belediye yetkililerinin de söyleyecekleri olabilir. İşte meydan.. 'kim haklı kim haksız' takdir sayın okuyucularımızındır.

İSMAİL ZÜHDÎ VE MUSTAFA RÂKIM

Makale : Anonim (Yazıda Çığır Açan Kişi)
(Ünye'nin Sesi Dergisi - Yıl : 1, Sayı : 2, Mayıs 1996, sh. 12 - 13'de yayımlandı.)


Râkım'ın Cihangir Câmîi'nde Bulunan celî sülüs zerendûd levhası
"Şüphesiz namaz, inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır." (Nisâ 4/103)

III. Selim'in tablosunu yapıp, II. Mahmut'a ders veren,
Osmanlı sikkelerini resimleyip tuğra düzenleyen 2 hat dehası Ünyeli :

İSMAİL ZÜHDÎ VE MUSTAFA RÂKIM EFENDİLER

            Mustafa Râkım, Celi (Kalın) Sülüs konusunda önceleri Hâfız Osman'ın çalışmalarından esinlenmiş, daha sonra kareleme usulüyle büyültme yöntemini başarıyla uygulayarak, ustalaştıktan sonra doğrudan yazarak bu konuda bir "Çığır" açmıştır.

            Ancak usta bir figürist ressam olması yüzünden Râkım'ın çok iyi perspektif bildiğini, istifte de büyük bir yeteneğe sahip olduğu gerçek. Celi yazının konacağı yüksekliğe göre bazı harfleri daha geniş yazmak gibi değişiklikleri yapmak ancak bir dâhinin gerçekleştireceği şeydir.



 


 


 

            "O'nun eriştiği mükemmelliği ispatlamaya gerek duyulursa, eserleri O'na şahitlik eder" dizeleri sanatçının döneminde ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından ilginçtir. Sultan 3. Selim'den başlayarak tuğra çekmede devrim yapan Mustafa râkım hele Sultan 2. Mahmut devrinde tuğrayı tam ölçülere oturtmuş, estetik açısından ne gerekliyse hepsini yapmıştır.

            Sülüs, nesih ve tâlik yazıda eski ustaların yolundan yürürken, celi sülüs ve tuğrada kendinden önceki hattatları geçti ve bu stile silinmeyecek şekilde damgasını vurdu. İstanbul Tophane'deki Nusretiye Câmii'nin içindeki Nebe Sûresi ile Fatih'te Sultan Mahmut'un annesinin türbesinin kitabesi ve içindeki yazılar celi sülüsteki başarılı örneklerdir. Topkapı Sarayı 2. kapısı üstündeki Sûre ve Gülhane Parkı karşısındaki sokak içindeki çeşmenin kitabesi de Mustafa Râkım Efendi imzasını taşır.

            25 Mart 1825'te felç geçirdikten sonra vefat eden Mustafa Râkım, vasiyeti üzerine Karagümrük'te adına yaptırılan medresenin yanındaki türbeye defnedilmiştir.


Mustafa Râkım Efendi'nin Fatih - Karagümrük'teki Türbesi

            Özellikle dinî yapıların süslemesinde kullanılan "Hat Sanatı"nda Ünyeli iki kardeşin ayrı bir önemi ve konumu vardır. Çıktığı Kufa şehrinde aynı düzende yıllar boyu sürüp giderken, İstanbul'daki sanatkârlarca geliştirilen ve Hâfız Osman'ın açtığı çığırla "Şaheserlerin Yaratıldığı" bu sanat dalında 18. yüzyılın sonlarıyla 19. yüzyılın başlarında iki Ünyeli kardeş kendi imzalarına saygın bir yer açmışlardır. Burada bu iki sanatçıyı yakından tanıtmakta yarar görüyoruz.

İSMAİL ZÜHDÎ EFENDİ

            Doğum tarihi bilinmeyen sanatçımız Mehmet Kaptan'ın oğlu, Mustafa Râkım Efendi'nin ağabeysidir. Gençliğinde İstanbul'a gelerek Ahmet Hıfzı Efendi'den sülüs ve nesih yazı dersleri aldı. Önce bu hocadan daha sonra da 1762'de Mehmet Şakir-ül Mihalici'den icazet aldı.


Nusretiye Câmîi'nde Râkım hattı ile İsm-i Nebî ve Lafzatullah

            İsmail Zühtü ve Hâfız Osman'dan sonra 3. geldiğinde birleşilmektedir. Hat inceleyicileri tarafından "Hatasız olarak elinden güzel harf çıkarmakta eşi bulunmayan" diye tanımlanan İsmail Zühdî 3. Mustafa'nın padişahlığı döneminde sarayın Hat Öğretmenliği'ne getirildi ve bunu 1806'da ölümüne kadar sürdürdü.

            40 Mushaf-ı Şerîf, birçok hilye-i saadet, murakkaa kıta ve levha yazdı. Birçok öğrenci arasında kardeşini ve büyük âlim Şanizâde Ataullah Efendi'yi de yetiştirdi. Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi. Kardeşi tarafından yazılan Kabir Kitabesi "Celi Sülüs" türünün seçkin örneklerindendir.

Mustafa Râkım'ın Celî Sülüsle Yazdığı,

İsmail Zühdî Mezar Taşı Kitâbesi Baş Taşı.
Mustafa Râkım'ın Ağabeyi Hattat

İsmail Zühdî'nin Kabrinin Genel Görünümü

MUSTAFA RÂKIM EFENDİ

            1757'de Mehmet Kaptan'ın oğlu olarak Ünye'de doğdu ve küçük yaşında İstanbul'da olan ağabeysi İsmail Zühdî Efendi'nin yanına geldi. Hafızlık ve dinî ilim öğrenimi yanında "Sülüs Nesih" yazısı konusunda ağabeyi ve Derviş Ali'den ders aldı.

   

            Oldukça başarılı görüldüğünden 12 yaşında iken icazet aldı. Reisül-Küttab (Dışişleri Bakanı) Ratıp Efendi yanında çocukları ve çevresindeki önemli kişilere ders vermek için görev aldı. Bu arada Ratıp Efendi'nin tablosunu yaptı.

            3. Selim kendisine takdim edilen tabloyu beğenerek, kendisinin de bir resmini yapmasını emretti. Huzura kabul edildikten ve çalışması beğenildikten sonra "Müderris" (Profesör) unvanı verilerek Sikke Ressamlığı ve tuğra düzenlemesiyle görevlendirildi.


Râkım'ın Nakşi Tâcı Şeklinde İstiflediği Celî Sülüs Levhası

            Bu arada Sultan 2. Mahmut'a Celi Sülüs Dersleri verdi. İzmir Kadılığı, İstanbul Anadolu Kadıaskerliği payelerini elde etti ve fiilen askerî rütbelerden Mareşal, sivil rütbelerden Başbakan'a eşit olan Anadolu Kadıaskerliği'ne getirildi.

            İbnülemin Mahmud Kemal İnal "Son Hattatlar" adlı eserinde Mustafa Râkım'dan şöyle bahseder :


Devam Edecek


Râkım'ın Çektiği Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümâyun üzerinde bulunan tuğra

ÜNYE'NİN TARİHÇESİ

Makale : Anonim (Tarihten Bir Yaprak)
(Ünye'nin Sesi Dergisi - Yıl : 1, Sayı : 2, Mayıs 1996, sh. 17'de yayımlandı.)

            Ünye'nin İlk Medeniyet Dönemleri :

            1963 - 1964 yıllarında yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, Ünye ve çevre tarihinin M.Ö. XV. Bin yılına kadar uzandığı kesin olarak saptanmıştır. İklim şartlarının değişmesi nedeniyle doğuya göç eden kavimler, Çoruh, Kızılırmak ve Yeşilırmak Vâdileri'ni izleyerek sahilin doğal mağaralarından ve güneşli plâjlarından fazlasıyla yararlanma yoluna gitmişlerdir.

Gencakale

Ahmet KABAYEL - Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi

            Kazılar sonucunda ele geçen buluntular bunu göstermektedir. Cevizdere ve Tilki Mağaraları'ndaki kazılarda bulunan ilkel endüstri verileri, bu yörelerde X - XV. Bin yılları arasındaki zamanda uygarlıkların kurulduğunu kanıtlamaktadır.

Yerel Tarih Grubu Dönem Bşk. Ahmet KABAYEL Kızılcakaya'da

Ahmet KABAYEL - Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi

            Yapılan incelemeler, M.Ö. XII yy.'da bu çevrenin Hititler (Eti) tarafından işgal edildiğini, Kadeş Savaşı ile Mısır Firavunları'nın eline düştüğünü göstermektedir. Ünye, tarih boyunca daima el değiştirdiğinden, tarihte başlı başına bir rol oynayamamıştır. M.Ö. 1270 yıllarında Ünye, Karadeniz kıyısında kurulan bir sömürge durumundadır.

            O zamanki adı Oney, One, Oenos olarak yazmaktadır. Asur ve Fenikeliler'in hâkimiyet devrelerinden sonra, Makedonya Kralı İskender ordusu ile Ünye'yi işgal etmiştir. Zamanla Ünye, civar kasabalar gibi Romalılar'ın idaresini kabul etmek zorunda kalmıştır. Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra Ünye, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun sınırları içinde kalmış, hattâ bu süre içinde özellikle şarapları ile çok meşhur olmuştur.

Kazankaya

Ahmet KABAYEL - Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi

            Anadolu'nun Türkleşmesi Sırasında Ünye :

            Ünye birçok kereler hem Türkler hem de Rumlar tarafından zaptedilmiştir. IX. Haçlı Seferi sonunda Trabzon'da bir Rum Devleti kurulmuş, Ünye de bu hükûmetin sınırları içine dahil edilmiştir. Daha sonra Ünye 1459'da anavatan toprakları içinde Trabzon'a bağlanmıştır.

            1735 yılında Afganistan'ın Kabil şehrinde Hacı Ali isminde bir derviş, Ünye'den halk toplayarak Trabzon'a vâli olmuştur. Bu kişinin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Hazinedarzâde Süleyman Paşa zamanında, bugün Belediye Parkı'nın hemen batısında olan muhteşem sarayını yaptırmıştır. Ne yazık ki bu saray büyük bir yangında 143 yıl önce yok olmuştur. Halen orijinalliğini koruyan taş duvarları ayaktadır.

            Ünye eskiden sadece Karadeniz'in değil, Türkiye'nin en işlek limanlarından biriydi. 1830 - 1870 yılları arasında Ünye'nin gemiciliğin merkezi olduğu söylenmektedir. Zamanla buharla işleyen gemilerin icadı ile Ünye'de gemicilik hayatı sona ermiştir. Ünye 1831 yılında Samsun'a bağlı bir ilçe olmuştur. 04 Nisan 1921 tarihinde 69 Sayılı Kanun'la Ordu İli'nin bir ilçesi olmuş ve halen de bu statüsünü devam ettirmektedir.

Kadavat

Ahmet KABAYEL - Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi

            Ünye Adının Kökeni :

            Ünye'nin adı antik kaynaklarda "OENOE" olarak geçiyor. Ancak bu ad, çeşitli kaynaklarda değişik biçimlerde karşımıza çıkıyor. Bizans kaynaklarında kentten "OENAEUM" ve "CONEA" adlarıyla söz ediliyor. Bazı kaynaklarda adını kentin adından alan Ünye Suyu "OİNOS SUYU" olarak kaydediliyor. Kentin Yunanca adı da Şarap Türü anlamına geliyor. Kentte bir zamanlar üzüm bağları bulunduğu ve imal edilen şarabın dışarıya ihraç edildiği biliniyor.

OENOE - ÜNYE
Chalybeler'in Memleketi

Yazarı : Charles TEXIER
Kitap Adı :
Küçük Asya (Asie Mineure)
Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi
(3 Cilt, Ankara 2002, Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı)

            Eski Oenoe, yani şimdiki Ünye kasabası Fatsa'nın otuz sekiz kilometre batısmdadır. Buraya gelmeden önce geçilen Ceviz Dere Suyu, eskiden Phigamus adı verilen bir sudur.

            Chalybeler'in memleketi olan bu mevki, şimdi de demir madenleriyle meşhurdur ve halkı (s. 151) demircilikle hâlâ meşgul olurlar. Ünye'nin sekiz kilometre güneyindeki Kale Köyü'nde yüksek ve hemen çıkılmaz bir tepede, eski bir kale vardır. Tapınak şeklindeki bir mezar, uçurum bir kayanın tepesine oyulmuştur. Buraya çıkmak mümkün olmadığından, yapan ustaların işlerini bitirdikten sonra tepeden iplerle indirildikleri muhtemeldir.

Ünye Kalesi'nde Kaya Mezarı

            Eskiler böyle işlerde çalışanları, yukarıdan iplerle indirirlerdi. Altın üretiminden söz ederken Pline (XXXIII, Bölüm 4) bu ustaları iyi tarif eder : "Bu taşları yontanlar iplerle asılmışlardır; uzaktan bu ilginç manzarayı görenler, yeni bir şekilde kuşlar var zannederler." (Üçüncü Cilt, Sayfa 206)

İSKELE
YENİ HALİYLE HİZMETE GİRDİ

(Şirin Ünye Gazetesi - 20.09.2006 tarih, Sayı : 3275, Yıl : 46, 7. sh.'de yayımlandı.)


Belediye Bşk. Ahmet ARPACIOĞLU İskele Turunda.

            Bir süredir yeni düzenleme çalışmaları yapılan ve Yaz mevsiminde kapalı kaldığı için vatandaşların tepkisini çeken iskelede çalışmalar bitirilerek, hizmete açıldı.


Eski İskele İnşa Halinde - Eren TOKGÖZ Fotoğraf Arşivi

            1950'li yıllarda zamanın iktidarı tarafından 150 metre uzunluğunda yapılarak Karadeniz'in en uzun iskelelerinden biri olarak hizmete giren ve Ünye Limanı açılana kadar yoğun bir şekilde hizmet veren Ünye İskelesi artık gezi alanı olarak hizmet verecek.


Ünye İskelesi Restorasyon Çalışmaları / 2006

            Bin metrekarenin üzerinde yüzeyi bulunan iskelenin 740 metrekarelik alanı pres tuğlayla, 290 metrekarelik alan ise karoyla döşendi. İskeleye ayrıca gece ışıklandırması için 3,5 m yüksekliğinde 24 adet dekoratif aydınlatma direği ve ışıkları dikey olarak su yüzeyine vuran 44 adet renkli projektör yerleştirildi.

TARİHÎ ESERE
ÇOCUK DUYARLILIĞI

(Şirin Ünye Gazetesi - 20.09.2006 tarih, Sayı : 3275, Yıl : 46, 7. sh.'de yayımlandı.)
Haber : Ahmet YENİN

Roma Devri'nden Kalma Onarılmış Metruk Lâhitler

Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi / 2006

            Sorumsuz kişiler tarafından kırılan iskele girişindeki yerinde kırılan Orta Saraçlı'daki yol kazısı sırasında çıkarılan Eski Roma Dönemi'ne ait olduğu sanılan lâhiti gören çocuklar "Bu Lâhit'in kırık halini görünce çok üzülmüştük, ancak şimdi gördük ki Belediye tarafından onarılıp, eski haline getirilmeye çalışılmış.. kendilerine teşekkür ederiz" dediler.

            Fotoğrafta görüldüğü gibi tarihî Lâhit'i sorumsuzca kırıp zarar verdikten sonra, aynı sorumsuzlukla üzerinde yatan bu kişilere inat İstanbul'dan Ünye'ye gelerek ailesiyle birlikte iskeleyi gezerken kırık Lâhit'i görüp, durumunu değerlendiren Akkuş doğumlu Muhammet Atıf EFİLOĞLU (11) ile kardeşi Mehmet Akif EFİLOĞLU (13) "Roma Dönemi'ne ait bu Lâhitler'i iskele önüne getirerek, tarihimizin görülmesine katkı sağlayan duyarlı Ünyeliler'e teşekkür ederken, kırarak dökerek tarihe zarar verenleri de kınıyoruz" dediler.

Roma Dönemi'nden günümüze sapasağlam gelen Lâhit'leri MÜZE yokluğunda koruyamayan bedbaht Ünye'miz
 
Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi / 2006

            İstanbul Pendik'te Gülyalı 50. Yıl İlköğretim Okulu'nda okuyan ve tatil için Ünye'de bulunan iki duyarlı minik hemşehrimiz, Saraçlı Mahallesi Orta Saraçlı Mevkii'nde Belediye'nin yol çalışması sırasında ortaya çıkardığı Roma Dönemi'nden kalma 3 adet tarihî Lâhit'ten kırılanının Belediye tarafından onarılarak eski haline getirilmesi karşısında çok sevindiklerini belirttiler.

ÜNYE
SAHİPSİZ KALMIŞ
(Şirin Ünye Gazetesi - 20.09.2006 tarih, Sayı : 3275, Yıl : 46, 7. sh.'de yayımlandı.)
Haber : Ahmet YENİN

"Ünye sahipsiz bırakılarak resmen kaderine terkedilmiş"
diyen eski Ünyeli 52 yaşındaki Fatma GÜNEŞ "Ünye'nin geçmişini
gözümün önünden geçirirken içim acıyor
" dedi.

Ünye Erkek Sanat Enstitüsü Öğrencileri Cumhuriyet Bayramı Seremonisinde

29 Ekim 1963 / Endüstri Meslek Lisesi Fotoğraf Arşivi

            İlkokulu bitirdikten sonra 1965 yılında ayrıldığı Ünye'yi 41 yıl sonunda torunu ile birlikte gelerek boynu bükük gezen ve değerlendiren Fatma GÜNEŞ "Ünye'nin çirkin yapılaşma ile resmen beton yığını haline getirilmiş olmasının yanında sosyal ve kültürel açıdan da akıl almaz şekilde yozlaştırılarak kaderi ile baş başa bırakılmış olmasını görmekten büyük üzüntü ve utanç duydum" dedi.

            Ünye eşrafından Çamurlu Mahallesi Anasu Mevkii sakini Rahmetli Muazzez KOÇ Hanımefendi'nin torunu olan Fatma GÜNEŞ, "İlkokula Meçhul Asker Okulu'nda başladım. 2 ay burada okula devam ettim. Okulun tavanı tamamen çökünce, bizi İnönü İlkokulu'na naklettiler. İlkokulu bitirdikten sonra 11 yaşındayken 1965 yılında ailemin isteği üzerine önce Samsun'a, oradan da İstanbul'a naklederek halen İstanbul'da yaşamaktayım.

Cumhuriyet Meydanı, Yeni Hamam ve Anafarta İlkokulu

            Zaman zaman doğduğum ve büyüdüğüm Ünye'ye gelirim. Her gelişimde, Ünye'de geçmişe göre çirkinliklerle doldurulduğunu görmekteyim. Başta Ünyeli olmak üzere Ünye'yi ziyaret edecek yerli ve yabancı konukların ilgiyle izlemesi ve gözlemesi gereken Ünye'nin sahil bandı ve sahil bandı üzerine yapılan gelişi güzel binaların çirkinliği ve Ünye Cumhuriyet Alanı'nın içler acısı hali, eski bir Ünyeli olarak beni çok üzüyor.

            Yıllardır Ünye dışındayım. Ünye'de yaşayan Ünyeliler'den daha fazla dışarıda yaşayan biz gurbetteki Ünyeliler olarak Ünye'yi eski Ünye ile çok rahat mukayese edebiliriz. Ben bugün yanımda olan torunumun yaşındayken ayrıldığım Ünye'yi özlüyorum, arıyorum. Ünye hayırsız bir evlâdın kendi başına bırakıp kaderine terk ettiği bir ana ve baba gibi, terkedilmiş gibi maalesef.

Çınarımızın Anılarının Ağırlığıyla Geçmişini Taşıyamadığı An

http://www.melodifm.net Ağustos 2006

            Ünye'nin bu duruma gelmesinin ya da getirilmesinin en büyük nedeni Ünyeli'nin Ünye'yi terk etmesidir. Geride kalan Ünyeliler'in de azınlığın çoğunluğa tâbi olması misali kaderlerine boyun eğmelerinden kaynaklanmaktadır.

            Ben Ünye'de doğmuş, çocuk yaşta Ünye'den ayrılmış bir Ünyeli olarak Ünye'nin yeniden özlenen eski Ünye'ye dönüştürülmesi için Ünye'de yaşayan, Ünye'nin havasını teneffüs edip suyunu içen tüm insanların Ünye'ye eski Ünyeli gibi sahip çıkmasını diliyorum" dedi.

     
Sayfa Devamını İzlemek İçin Tıklayınız

 

YAZDIR

   Ünye Makaleleri Sayfasına

  Dönmek İçin TIKLAYINIZ !