ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 06 Aralık 2013 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

OSMAN ÖZTUNCER

EĞİTİMCİ BİR DUAYENİMİZ

 

Söyleşilen : Hürmüz ARSLANTÜRK

[Resim, Bakır Kabartma (Rölyef) ve Ebru Alanlarında Teliflerini Almış Sanatçı]

 

Osman ÖZTUNCER ve Eşi Hanife Hanım, Ünye Radar Üssü'nde Bir Düğün Töreninde - 1969.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

OSMAN ÖZTUNCER

EĞİTİMCİ BİR DUAYENİMİZ!

 

Osman ÖZTUNCER, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı Sonrası Ünye İskelesi'nde - 01 Temmuz 1984.


Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Saygıdeğer Ünyeliler,

            Geçen yıl, Ressam ve Bakır Rölyef Ustası Hürmüz ARSLANTÜRK Hanımefendi ile yapmış olduğumuz röportajda, ondan ebeveynlerini de bir başka söyleşide sizlerle buluşturacağımıza dair söz almıştık. Şu an bu sözü gerçekleştirmek üzere sanatçımızla yeniden bir araya geldik.

 

            MİSTEPE - Sevgili Hürmüz hoşgeldin. Çocukluk ve gençlik dönemlerinizi Ünye'de yaşamış olmanız sizi Ünyelilerle özdeşleştirdi.. biliyorsun. Bu duygusal paylaşıma vesile olan ailenizin erkek paydasının eğitim duayeni olmasının bizler için önemi yadsınamaz. Aramızdan ayrılan duayenimizi gelecek nesillerle tanış kılmak da bizlere nasip oldu. Ünye, Osman ÖZTUNCER Hocamızla ne zaman tanıştı? Ünye’ye gelene değin yaşadığı evreleri özetleyerek söyleşimize başlamak isterim. Sizce de uygun mu?

 

Hürmüz ARSLANTÜRK, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda - 23 Nisan 1960.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            ARSLANTÜRK - Osman Hoca ve eşi Hanife Hanım, yani benim Sevgili Ailem önce Amasya, 10 yıl Kars ve Samsun Papasköy görevlerinden sonra (arada bilemediğim bir iki yer olabilir) 50'li yılların başında Ünye'ye gelmişler ve ölümlerine dek 50 yılı aşkın bir süre orada yaşamışlar.

 

            Ünye sevgisi onları başka yere kıpırdatmamış, hattâ mezarları konusunda dahi çok düşünmüşlerdi. Ama Samsunlu oluşumuz ve tüm aile mezarlarımızın orada oluşu, onları orada ebedî uykularına bırakmak zorunda bıraktı!

 

            Osman Hoca, Samsun doğumludur ve Terme kökenlidir. Üvey annesi onu çok sevdiği için savaş sonrası dönemlerde 'sefil oluyor' diye onu sırtında taşıyıp, Samsun'daki.. o dönemdeki adıyla YETİMLER YURDU'na götürüp bırakmıştır. (1912 - Samsun Sultanîsi; 1914 - Ticaret İdadîsi; 1915 - Askerî Hastane; 1919 - İngiliz İşgal Kuvvetleri Karargâhı; 1923 - Yetimler Yurdu (Dar'ül Eytam); 1927 - Pansiyonlu Samsun Lisesi; 1952 - 19 Mayıs Lisesi; 1998 - Samsun Atatürk Anadolu Lisesi ).

 

SAMSUN - Buğday Pazarı / Samsun Sultanîsi (Sonradan Dar'ül Eytam) / Gazi Parkı (Heykel Öncesi).

Kaynak : http://wowturkey.com/t.php?p=/tr117/birolca_Sam16.jpg

 

            Annem bana konuyu anlatırken üvey annesinin onu başından atmadığını ve hayatını kurtarmak için oraya götürdüğünü söylerdi. Babam hiç bu konulara değinmez, o dönemlerden bahsetmezdi. Aslında evde çok konuşkan bir yapısı da yoktu. Evde, dışarıda olduğu kadar güler yüzlü olurdu (son günlerinde suratı midesinden dolayı asıktı). Maalesef mide kanseri olduğunu çok geç öğrendik.

 

            Hep dinlemeyi seven, bağırmayan, küfretmeyen, çok zarif yapılı idi. Evde en büyük zevki maç izlemek (koyu Fenerbahçeli'ydi) ve Klâsik Müzik ya da Türk Sanat Müziği dinlemek en büyük zevki idi. Bir de kendi deyimiyle 'Gazete Mütalâası' yapmayı severdi. O nedenle onun hayatına ait eski anıları annemden dinlemek durumunda kalırdım.

 

Osman ÖZTUNCER, Av. Fevzi KAYALI, Fahrettin ERKOÇ, Hasan SEVİNDİK, Metin UZBAY ve H. Tahsin Say KADIOĞLU.

Kaynak : Şekerci Metin UZBAY Fotoğraf Arşivi.

 

            Fakat devam ettiği okullarda nasıl bir eğitimden geçildiyse, bugün bile halen şaşırırım, çok ilginç medenî kültürlere sahip bir yapısı vardı. Aynı okuldan mezun bir arkadaşı olan Abbas Amca bize sık sık babamı görmeye gelirdi. Babama hayran olduğunu bilirdim ve ona da çocuk aklımla şaşardım. Babam aynı tahsili yapmalarına rağmen çok farklı idi.

 

            Örneğin; babam Fransızca bilirdi. Fizik, Kimya gibi derslerin formülleri ezberindeydi. Edebiyat Öğretmeni'nin Ziya KARAMUK olduğunu söyler ve onun sayesinde Türkçe'yi sevdiğini söylemişti. Dilimizi çok güzel konuşurdu. Türkçe'ye sonradan katılan 'SEL' - 'SAL' gibi ekleri komik ve temelsiz bulurdu. Diksiyona önem verir, çocukların bile yarım konuşmalarına kızardı. Onun kızması da kaş çatıp bakışı idi.

 

            Ben hayatımda iki defa yanında gaf yaptım. İlki argo bir cümle idi. :)))) (Uyan da balığa gidelim!) Bu cümleden sonra benimle bir hafta konuşmadı. Yapacak bir şey yoktu. Ben de çok üzülmüştüm. Bu konularda hoşgörüsü yoktu!

 

            Ayrıca, müzik konusunda ders verecek kadar nota ve solfej bilgilerine sahipti. Bu konuda ortaokulda ders verdiğini de biliyorum. Piyano, akordiyon, keman çalardı. Bunu ben 14 - 15 yaşında ilk dinlediğimde, neden daha önce çalmadığına şaşırmıştım. Bir düğünde piyano görüp dayanamamış.. başına geçip, Mozart'ın 40. Senfonisi'nin o kıvrak nağmelerini ondan canlı dinlediğimde heyecanlanıp, müziğin ortasında onu alkışlamıştım.. bana hafif kızar gibi bakmıştı.

 

Orhan BORA, Osman ÖZTUNCER, Kadim KORKMAZ ve Hakkı ŞEN

Kadim KORKMAZ Fotoğraf Arşivi

 

            Akordiyon ile olan diyaloğuyla da şöyle tanışmıştık : Bir gün eve getirdiği akordiyon ile dans müzikleri çalmış.. aynı heyecanı hepimize hissettirmişti. Keman ile marşları çaldığını çok iyi biliyorum. Arabesk ya da türkü dinlediğini hiç duymadım. Türk Sanat Müziği ve marşların hayranıydı. Klâsik Müzik'te bilhassa piyano ve keman dinletilerini dinlerdi. Biz hiçbir zaman onun bu zevkini asla bozmazdık. Kaldı ki ailece bu durumu severdik.

 

            Evde ağzını hafif açarak, kaşlar çatık bir asker edasıyla, marş söyler (Türk Sanat Müziği de derdi ama gereksiz yerlerde uzattığında bazen bu söyleyişi hoşuma gitmezdi). Annem de ona eşlik eder, ben de olunca aile korosu kurulurdu. Şimdi onları hatırlayınca ''Ağustos Böceği zamanlarımmış''diyorum kendi kendime. Ben zaten ona hayran, ne yapsa taklitçisi durumundaydım. Bu müzikleri dinlerken eliyle tempo tutmayı unutmazdı. Sevgisinde bile bu tempo ellerinde hep vardı. Çok fazla sevgi durumundan asla hoşlanmazdı. Sıkıldığını belli eder ama pek aldıran da olmazdı… :)))) Koskocaman hattâ son günlerinde bile halen çocuklar gibi kucağına oturmayı severdim.

 

Hürmüz ARSLANTÜRK, Liseden Arkadaşlarıyla / 12 Ağustos 1976 (Solda) - 23 Nisan 1976 Ünye.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Müzik benim de hayatımın vazgeçilmezidir. Onun tüm sevdiği parçalar nasıl belleğime taşınmışsa, çocukluğumdan bu yana onun sevdiği parçaların hepsini bilirim. Annemin müzik sevgisi, babamdan aşağı değildir. Babamdan çok daha güzel sese sahip bir hanımefendi idi. Ve ezberinde çok şarkı vardı.

 

            Burada 'Hanımefendi' kelimesi sizde değişik etki yaratmış olabilir ama oturmasını kalkmasını bilen, misafirperver, oldukça fedakâr, yemek konusunda ciddî anlamda üstüne kimsenin gelemeyeceği kadar muhteşem yemekler yapan, temiz, titiz, her gün gazetesini okuyan, Atatürkçü, eşine âşık bir hanımefendiydi o…

 

            Ve bu terbiye eski Çürüksu Gürcüleri'nin Terbiye ya da Eğitim şekliydi. Atatürkçü dedim de aklıma geldi. 19 Mayıs 1919 yılını annem çok iyi hatırlıyor. Atatürk'ü daha sonra İran Şahı'nın gelişinde de iki kez bizzat görmüş olduğunu halâ aynı heyecanla anlatırdı.

 

            Babama gelince.. ondaki ATATÜRK sevgisi beni azıcık tebessüm ettirirdi. Çünkü, ne zaman ondan bahsetse vallahi inanmazsınız dudakları titrer, gözleri dolar, komik gelecek şekilde dudaklarını büzüp ağlardı. Muhteşem bir Atatürk sevgisi - (kelimesi az gelir) aşkı vardı. O çok zor günler geçirildiğini ve süpürge tohumlarını öğüterek ekmek yapıldığını anlatırdı. Bir de devletine bu ekmeği verdiği için şükran duyan, tüm bunları Atatürk'ün sağladığını bilen, ona büyük vefa duyan bir yapısı vardı.

 

Hürmüz ARSLANTÜRK, Osman ÖZTUNCER Eşliğinde Şiir Okurken - 23 Nisan 1966 / Artvin'de Ev Sahibinin Evindeyken.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Size ilginç bir şey daha demek istiyorum. Samsun'da Yetimler Yurdu'nda okurken, ablası da orada okurmuş. Ablası pembe yanaklı, mavi gözlü, çok güzel bir Gürcü kızıymış. Atatürk ziyâretlerine geldiğinde, Ülkü daha yokken bu güzel kız çocuğunu almak istemiş. Biraz da kendi, Selanik tipine çok benzettiğini de orada demiş ve evlât edinmek istemiş. Fakat, halam öylesine istememiş ki çok ağlamış. Babam da daha küçük ve yanındaymış. Bu sefer ikisini de alabileceğini söylemiş, o da ağlayınca Atatürk onları okşayarak sevmiş ve oradan ayrılmış. İşte kaşlarını hep ona benzeterek taramasının sebebi budur. Sonradan çok hayıflanmışlar ama iş işten geçmişti.

 

            MİSTEPE - Hem bir baba hem de bir eğitmen. Öyle ki Atatürk neslinin yetiştirdiği ciddî bir eğitimci. Bir baba ve bir eğitmen olarak Osman Hoca sizde nasıl bir çağrışım yapmıştı?

 

            ARSLANTÜRK - Babam, bugün bile şefkatini aradığım, tekrar dünyaya gelsem baba olarak isteyeceğim bir kişidir. Acaba o beni ister mi?.. sanmıyorum. Çünkü zaman zaman övgülerini almışsam bile onun istediği standardı veremediğimi hep düşünmüşümdür. O tam bir Cumhuriyet insanı gibi dursa da Osmanlı yapısında asilzâdedir. Meselâ, annem onun ayaklarını yıkadığında her seferinde eleştirmişimdir. Ama o yıkamaya, babam da yıkatmaya devam etmiştir. Evde de her ne kadar kapris de yapsam önemli konularda tek iktidar odur. Annem gönüllü idi zaten. Bana asla iş yaptırtmaz, evde kimseye yük olmaz, kendi işini kendi yapan yaradılıştaydı. Tek çay içmeyi çok sever, o hizmetten de mutlu olurdu. Yemek seçmez, temiz olmayı sever, dişlerine çok ilgi gösterir, yüzüne losyon sürer, masaj yapar, parfüm kullanmayı severdi.

 

Hasan SEVİNDİK, Fikret ÖZGÜRDAL, Orhan BORA, Osman ÖZTUNCER, Nuri SARAÇ ve Fahrettin ERKOÇ.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Her sabah yürüyüşlerini mutlaka yapar, anneme de söyler ama o yapmazdı. Asla çıkardığı kıyafetleri oraya buraya atmaz, derli toplu olarak sandalyeye koyar, orada dakikalarca özenip, ütülerinin kaymamasına dikkat ederdi. Bir sürü ve yıllanmış ayakkabıları vardı. Bunlardan yazlık olanlar fileli olurdu. Ben hiç kimsede o kadar güzel ayakkabı görmedim desem yalan söylememiş sayılırım.

 

            MİSTEPE - Bir eğitimci duayen olarak Osman Hocamızın aldığı sertifika, şilt, ödül ve beratlardan bahseder misiniz?

 

            ARSLANTÜRK - Bugünkü dönem kadar şilt ya da ödüller onun zamanında çok yapılmadı diyebilirim. 42 yıl devlet hizmetinde idarecilik yapmış bir kişi olarak çok hak ettiği düzeyde ödül aldığını düşünmüyorum. Ama Kars'tan başlayarak bazı ödüllerinin bulunduğunu biliyorum. O bunları gösterme durumunda olmadı hiç, hattâ çerçeve dahi yaptırmamıştır.

 

            Onun ebediyete gidişinden sonra bazılarını bulup, üzülmüştüm. Şimdi onları çalışma odamda anı köşesinde çerçeveletip, tutmayı düşünüyorum. Türk Hava Kurumu'nda da fahrî Başkanlığı sırasında madalyaları olduğunu biliyorum. Emin olun bu konuları bile vefatı sonrasında gördüm. O altın ve gümüş madalyaların kendileri ne oldu bilemiyorum ama elimde onlara ait sertifikaların olduğunu size de göstermiştim sanırım.

 

THK'nun Osman ÖZTUNCER Adına 30.10.1982 Tarihli 'Altın Madalya' ve 'Gümüş Rozet' Sertifikaları.
  
Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Belge Arşivi.

 

            Ailemin vefatı sonrası çok özel eşyalarının dahi kaybolduğunu üzülerek söyleyebilirim. Hattâ annemin vefatında elinde takılı olan hayli değerli anıya sahip bilezik ve yüzüklerin dahi konulan çekmecelerden kaybolduğuna şahit oldum. Burada kimseyi suçlama gibi bir durum olmasını istemem fakat yapılan davranışı da normal ahlâkî değerler içinde bulmadığımı da belirteyim.

 

            Sonuç Osman Hoca, Ünye'de çok sevilip, sayıldı ama bu sevgi ve saygıyı Ankara'da siyasetle uğraşan kişiler ne yazık ki ziyâdesiyle değerlendirmedi.. bu benim üzüntümdür.

 

            MİSTEPE - Atatürk ve Atatürkçülük ile Osman Bey arasında kurulan ortak bağ paydasında Kemalist düşüncenin tartışmasız savunucusu olarak gördüğümüz Osman Bey’in ideolojik dünyasını nasıl açıklayabilirsiniz?

 

            ARSLANTÜRK - Osman Hoca'nın Atatürk sevgisi.. çocukluğunda onu görmesi, halamla birlikte onu evlât edinmek istemesi ile ilgili değildir. O kendini giyim kuşamına dek onu örneklemiştir. Babam asker yaratılışındaydı da.. koltukta asla oturmaz, hep sandalyede otururdu. Dimdik yürür, bastonunu âsa gibi kullanırdı. Tanıdığım insanlar içinde 'Zarif' sözcüğünü tek yakıştırdığım kişidir.

 

08 Haziran 1983 - Ender Eczanesi Açılışı (Solda) / 24 Şubat 1968 - Ünye Çınar Oteli Açılışı (Sağda).

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Bazı kusurları yok muydu?.. vardı ve ben hep farkında oldum bunların. Meselâ, çok samimi değildi. Ona ulaşmak, iç dünyasına girmek durumu asla olmazdı. Sıkılsa dahi derdini anlatmazdı hiç. Hep zırhları oldu. Bazen ama ender çocuklaşırdı. O hep olgun olmayı bildi. İçki içmeyi sevmezdi. Balolarda bazen içtiği zamanlar evde zor anlar yaşar, yaşatırdı anneme.. çok güler, kahkaha atardı, içince çok daha neşeli olurdu. En çok da o çocuk gözlerimdeki evhama gülerdi. Ona bir şey olacak diye ödüm patlardı.. bakışlarımda bu vardı.

 

            Atatürk konusuna dönersek, ona hayranlığı şükran duygusunu da içinde taşırdı. Bugünün Türkiye'sinde onun emeğine ihanet etmedi hiç. Bayramlarda 5. katta oturmamıza rağmen Türk Bayrağımız 3. kata dek sarkardı. Bayrağı katlarken hep yaptığı bir şey vardı, alnına götürüp öperdi bayrağımızı.

 

            Atatürk'ten bahsederken hep o yeşil güzel gözleri dolardı yaşla. Atatürk'ün kurduğu parti olan CHP'yi hiç bırakmadı. Ama ona kızdığım konu Kenan EVREN'i.. benim Rus para koleksiyonumu atarak, o çerçeve içine koyması idi. Askeri hep sevdi. Ailemizde de paşa sayısı oldukça iyiydi. Asker kaldı ömür boyu o, millî eğitim askeri...

 

            Devletçiydi. Kenan EVREN konusunu böyle açıklayabilirim. Vatanseverleri o da severdi. Yıllar önce Nazım HİKMET'in atla Rusya'ya kaçması onları kızdırmıştı. Olumsuz bulurdu hep onu. Yıllar sonra ben öğretmen olarak Bodrum'a tâyinim çıkmışken Ünye'ye tâyin yaptırmıştım. Altlı, üstlü oturdum onlarla. Çünkü yine aynı disiplinleri beni açmıyordu.

 

THK Etkinlikleri (Sağdan : İbrahim ŞENALP, Osman ÖZTUNCER - 16 Kasım 1983).

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Bir gün onlarda misafirim.. televizyonda Nazım HİKMET Belgeseli var. Babama ‘gel dinle’ deyip beraber dinlememizi sağlamıştım. O zaman Nazım'ın Vatan Sevgisi onu ağlatmıştı. Sanırım tüm olumsuz düşünceleri de anında gitmişti. Öyle vatanseverdi o. Eğitimin neferlerindendi. Bilirdi ki ülkemiz ancak bu zihniyetle kalkınırdı. Şehit haberlerinde evde yas olurdu âdeta, içinde hissederdi. Millî maçlarda çok heyecanlanırdı. Yerli malına çok önem verirdi. Hiç maaşını Dolar'a, Mark'a yatırmadı. O kadar milliyetçi idi. Ananeleri severdi. Ama bâtıl düşüncelere çok gülerdi.

 

            MİSTEPE - Toplantı ve eğlence mekânlarının ayrılmaz, tanıdık çağdaş siması olan Osman Hoca’yla ilgili neler anımsıyorsunuz?

 

            ARSLANTÜRK - Toplantı ve eğlencelerin en orta göbeğinde o vardı hep, nasıl bir elektriği vardı bilseniz. Onunla salona girdiğimizde tüm bakışlar ona dönerdi. Az da bana dermişim. :))) Her yerde ilgi uyandırırdı hep. Çok güzel dans eder. O ileri yaşına dek halay türü ağır oyunları da büyük rahatlıkla yapardı. Genç kızlar onu dansa kaldırırlarken hiç itirazı olmazdı. En çok çay bahçesinde ve onunla köprüde gezmelerimizi anımsadım şimdi.

 

Osman ÖZTUNCER, kızı Hürmüz ve dostlarıyla Ünye İskelesi'nde - 17 Ağustos 1968.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Canım Ünye'min o eşsiz güzellikleri beynimde iz bırakmış, onunla yaşadığım her an her saat bile ne güzelmiş. Ben çocukluktan beri peşinden giderdim hep, tüm fotoğraflarımda onunla yan yanayım.

 

            MİSTEPE - Hocamızın hobileri var mıydı? Yetenekleri olan bir insandı sanırım? Kabiliyet ölçütlerini siz çocuklarına yansıttı mı? Bunlar yetişmenizde ne gibi belirleyici etmen oldular?

 

            ARSLANTÜRK - Babam enteresan bir insandı. Ben uzun yıllar sadece Müzik Bilgisi'nin olduğunu biliyordum. Dans yeteneğinin olduğunu bilirdim. Fakat, enstrüman çaldığını çok geç öğrendim. Şimdi düşünüyorum da o aslında kapalı bir kutu gibiydi. İstediği gibi yaşadı, egoları yoktu, rahatına pek düşkündü. Her yerde kendi konforunu hazırlatırdı âdeta. Bir tek ben bu konforu bozan olurdum. :)) Meselâ; bir akrabaya gece kalmaya gittiğimizde aynı odada yatılması gerektiğinde ki köylere böyle gidilirdi.. gece çok horladığından dolayı rahatsız olur, ben uyumadan onu uyutmazdım. Ne zaman horlar diye de epey bir süre uyuyamaz, onu da uykusuz bırakırdım. Ya da sudan sebeplerle kocaman kız darılır, babam kucağında yemeğe beni getirirdi. Ya da o koltuk benim hoşuma gitmişse kalkar, ben otururdum.

 

            Çocukluk işte, ayıp yapmışım ve ben bu davranışları çocuklarımın yapmalarına asla izin vermedim. Çünkü, insanın hayatta her istediği olamıyor, biraz yerine göre eğilinmesi gerektiğini öğrettim onlara. Benim yaptığım hiçbir şımarıklığa izin vermedim. Hattâ bugün kendime çok kızarım bu konuda, hayatımda tolerans asla olmadı. Affetmek söz konusu olmadığı gibi oldukça kinci ve hataları asla unutmayan bir hâfızaya sahip oldum. Babamdan çok farklı eğitim yolunu seçtim. Örnekleri ortada.. iyi aslında ama ya duyguları?.. 'yanlış yapmadığıma eminim' desem bile, bu söze kendim de inanmıyorum.

 


Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Aslında bu agresif davranışların altındaki sebebi o küçük yaşlarda bile biliyordum. Neyse... Ben alıngan ve kaprisli olarak, o tek yetiştirilmenin tüm nimetlerinin sonradan sıkıntılarını bir ömür çektim. Babamın bizle paylaştığı hobileri yoktu. Kapalı kutu gibi demiştim zaten. Kitap zaman zaman okurdu. Ama en çok gazetelere bakmayı severdi. En çok ilgimi çeken.. sözlük bakmayı, ansiklopedi incelemeyi severdi. Fakat bir sürü kitap hakkında da bilgisi olurdu. Her erkek gibi ya da çoğu gibi maç izlemeyi sever ve tek orada hafif bağırır heyecanlanırdı. Fenerbahçeliydi, sporunu da zamanında yapmıştı. Yani sanki tüm hobileri eski günlerinde kalmış, tek dans tüm zamanlarında vardı.

 

            O dönemde sinemayı, tiyatro ve konserleri hiç kaçırmaz giderdik. Bu hiç yürüyerek olmazdı. Kontlar gibi taksi çağrılır, onunla gidilir, gelinirdi. Sinemada babamı takip ederdim. Bilhassa duygusal sahnelerde çok hoş olurdu yüzü, sanki o aşkı yaşıyormuşçasına keyifli olurdu. Pek gülerdim bu durumlara. Anneme gelince tüm günün işlerinden her yeri ağrır, film boyunca kollarını ovardım. Nedense pek de bıkmazdım. Televizyon Ünye'ye gelince bu durumlar evde izlenir oldu. Ama sinema tadını asla vermedi.

 

            O günlere ait bir anı aklıma geldi. Bugün komik bulduğum bir durum bu. Muhammed Ali (Cassius Marcellus) Clay Türkiye saatiyle sabaha karşı maç yapardı. Hepimiz uyanıp, bu maçları izlerdik. Ah.. asıl unutamadığım asla bana oruç tutturulmazdı. Baskı yapılmadı hiçbir zaman. Zaten çok da merakım yoktu. Annem ilk tuttuğumda sırtında beni taşımıştı. Babam su içmenin orucu bozmayacağına beni inandırması ile akşama dek su içerdim. Bir yıl tutmuşumdur. Ancak, bu konuda annemin hevesi kursağında kalmış, ben babama uymuşumdur. Halen de uymaktayım dermişim.

 

            Annem ve babam tutardı oruçlarını. Midesinden rahatsız olmasına rağmen tutardı. Bu ibadeti gösteriş için yapmayan insanlardı. O sahur yemekleri, o nefis yaptığı börekleri, o muhteşem Gürcü yemeklerini asla unutmadım, tatları halâ aklımda. O sofralar için babam kalkıp, anneme yardım ederdi. Ben zevkine kalkar, beraber güle oynaya ziyâfet çekerdik kendimize. Her gece yatağıma bakar, üstümü örter, saçlarımı okşar.. öyle yatardı. O kadar çok kulak ağrısı çekerdim ki nedense onun dizine yatıp, kulaklarımı ovmasıyla hemen geçerdi acısı. Zaten ilâç damlatan da babam olurdu. Uyuyunca koca kız taşınırdı yatağa. Böyle bir sevgiyi nerde bulurdum ben?.. Özlemle anıyorum.. çok büyük özlemle..

 

Hürmüz Hanım Ebeveynleriyle Sergide - Ekim 1998 Ankara // Ünye Sergisi'nde - 13 Ekim 1995.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Ama çok kızdığı zaman dövmezdi ama canıma okurdu diyebilirim. Ben denizde yüzmeyi hiç öğrenmek istemedim. Akşama dek yanlış ama güneşte kalır.. nar gibi olurdum. Nedense esmer olmayı hep sevdim. İşte babamın en kızdığı durumdu bu. Bir gün yine böyle eve gelmişim.. şıra gibi olmuş bedenim. Babam çok kızdı. 'İnsan kendine bu kadar eziyet eder mi?' dedikten sonra sırtıma VICKS vaporub krem sürdü. Ona göre bu cezalandırmaydı. Daha çok canımın yanmasını istedi. Ne yapayım, sesimi çıkartamadım. Çünkü deniz olayı bitebilirdi. Ama o VICKS iyi de oldu. Yanma yerine ferahlık gelmişti sırtıma. Of ne güzeldi o günler.

 

            Resim konusunda babam bunu bende küçük yaşta fark eden biriydi. İlkokul döneminde sınıf öğretmenlerimden birinin yazdığı ‘Öğrenci Tanıma Defteri’ne 'Görünen hiçbir yeteneği yoktur!' yazılı defter halâ elimdedir. Bunu hep desteklemesine karşın, bendeki Bakır Dövme işini hiç algılamamış 'Zarif bir kadına uymayan, o kadar erkekler arasında erkek gücü isteyen bu iş tuhaf' da diyen odur. Ayrıca liseden arkadaşım olan Nuran ile birlikte Samsun'da Judo'ya devam ettiğimizi nasıl duymuşsa, gelip beni orada da bulup, kaydımızı sildirtmişti. Sertliği sevmeyen yapısı vardı. Ama psikolojik sertliği hep bana karşı kullanmıştır. Ben de sanki bir sürü alanı deşarj olarak kullanmış, ona da ters gelmişimdir.

 

            Ben tembel ve çalışmayı hayatta hiç sevmeyen bir yapıda idim. Bu zekâ seviyesinin düşüklüğü değildi. Okula çok erken başlatıldım. Sonra normali az geçti belki. Bunun özel sebepleri olduğunu biliyorum. Tek Resim'e, Edebiyat'a ilgim oldu. Dans ve Müzik hep vardı hayatımın içinde.. 5 yaşında dans öğretmişti bana. 'Dam kuş kadar hafif olmalı' derdi. Bende o ritmleri yakalardı ve ‘en rahat dans ettiğim sensin’ derdi.

 

Osman ÖZTUNCER, kızı (5 Ağustos 1967) ve eşiyle (1 Temmuz 1962 - Edip HAZNEDAR düğünü).

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Bazen dans ederken birden döndürür, hattâ ters bir hareket yapıp beni şaşırtmaya çalışır asla şaşırmazdım. Hayatımda ondan başkası ile dans yapmayı ben de sevmedim. Daha sonraki yaşamımda ne yazık ki dans olmadı. Bilene de rastlamadım. Şimdi küçük damat çok güzel dans eder. Dans ve Resim olayı küçük kızımda var. Sporu da çok seven Rafting yapan, annesi gibi hafif çılgın olan odur. Büyük kızımda da bu resim yeteneği var ama çalışmadı nedense, o şiir ve öykü yazardı. Şahane hazır cevap ve taklitçidir. Bu özellikleri de bana benzemez. Yazıda iyi sayılırım ama konuşmada hazır cevaplığına hayranım. Hayretle izlerim onun hazır cevaplığını, bu da ayrı bir yetenek...

 

            Babamın en ama en sevdiğim yönü asla egolarına yenik düşmemesidir. O dönemde dedemin kardeşleri olan Tümgeneral Nihat ARSLANTÜRK ve diğer kardeşi Matematik Profesörü, Müsteşar ve sonrasında Milletvekili olan Mehmet ARSLANTÜRK, Terzi Mehmet ÖZSOY Bey'le teyze çocukları olurdu. Babama çok makamda yardımcı olacak insanlardı. Hattâ teklif dahi edilmişti. Ama benim canım babam asla bu tür şeylere rağbet etmemiş, makam ve mevki peşine düşmemiştir. Sanki bireysellikten çok daha sosyalliği severdi. Örneğin; babam bayramları idare ettiği zaman muhteşemdi o bayramlar. Çünkü, bunu en iyi şekilde o biliyordu.

 

Bir Bayram Seremonisi Geçit Töreninde Osman ÖZTUNCER, Orhan BORA ve Mithat KISACIKOĞLU.


Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            MİSTEPE - Ünye’den ne zaman ayrıldınız? Ünye dışındaki Osman Bey’le olan aile yaşamınızı özetler misiniz?

 

            ARSLANTÜRK - Ünye'den ayrılmam.. Resim Bölümü'nü kazanıp, Samsun'a gitmem nedeniyledir. 1977 yılıdır. Babamın beni çok sevdiğini bilirdim. Ama aramızdaki bu sevgi çok anlaştığımız anlamında değildi. Çünkü aramızda yarım asır vardı. Hele annemle anlaşmak pek müşkülâtlı idi. Ben de biraz dik yapıdaydım. Evde hiçbir iş yapmayan parazit bir gençtim. Zaten çok yaptırılmazdı da... Bu da işime gelirdi. Onlara duyduğum duygular tutku halinde idi. Öyle bir sevgi idi ki bu bendeki.. onlardan kopup evlendiğimde hep pencereden dışarıyı seyredip, çok ağlamışımdır.

 

            Okul kazanıp Samsun'a gittiğimde, büyük bir özgürlük içine düşüp, ilk önüme gelen teklifle daha okul bitirmeden eşimle ön evlilik yapmıştık. Ailem bu işe önce çok kızsalar da tepkilerini pek dile getiremeden, bizi ziyârete gelirlerdi. Ünye'deki her şeyimi takip eden babam bizi ikna edip, evlenmemizi sağladı. Ama hiçbir zaman bu işten mutlu olmadılar. Torunlar olunca buzlar çözülmüş, o arada ben okul, iş, evlilik, çocuk derken yılları arkada bırakmıştım.

 

Av. Ayşegül SIRMAGÜL ile Elif URGUN ve eşi Anneanneleri Hanife ÖZTUNCER'le.
Bilgisayar Mühendisi Elif URGUN ile Eşi Bilgisayar Mühendisi Gökhan URGUN Çakırtepe'de.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Babam, Ayşe'me 5 yaşına dek baktı. Ondaki çocuk sevgisi muhteşemdi. Tüm alışkanlıkları bırakıp, çarşafla saatlerce çocuk sallarlar, çocuk ne isterse yaparlardı. Arada bana geldiklerinde çocuk bir türlü alışamaz, saatlerce sallamakla imanımı gevretirdi (Bir gün elimde Sanat Tarihi kitabı, ayağımda arabasını sallıyorum, duvarda babamın fotoğrafı asılı dururdu hep. Saatlerce salladım bir türlü uyumuyor. Bir baktım ki dedesinin fotoğrafına öpücük gönderiyor). Onlar öyle sevdirirlerdi kendilerini ki tutku çocuğumda bile oluşmuştu. Mamasına kadar hazırlar, içeceği suyu bile defalarca kaynatan babam olurdu hep. Onunla ileri yaşına rağmen koşmaca oynar, yerlerde yuvarlanırdı.

 

Avukat Ayşegül SIRMAGÜL ve Eşi Bilgisayar Mühendisi Cenk Fırat SIRMAGÜL

Kaynak : Ayşegül SIRMAGÜL & M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivleri.

 

            MİSTEPE - Osman Bey’in siz evlâtları hakkındaki düşünceleri neydi? Öğrencilerinden beklentisi ve ukdeleri var mıydı?

 

            ARSLANTÜRK - Osman Hoca insan severdi, doğa ve hayvan severdi. Tüm eski öğrencilerinin fotoğraflarını alır, albüm yapardı. Öğrencilerini unutmazdı. Bir bayramda Ordu Valisi Ünye'ye gelmişti. Babam bayramı idare ediyor yine, ortada dolaşırken Vali Bey - adını hatırlayamıyorum - babamı Kars'taki ilkokul müdürü ve sınıf öğretmeninin yürüyüşüne benzetiyor. Adını yanındaki erkâna soruyor. Yanıt onu mutlu ediyor. Koşup yanına geliyor babamın ve elini öpüp, sarılıyor. Muhteşem bir anıdır bu.

 

Osman ÖZTUNCER, Zehra KOCA, Fahri KÜÇÜK ve Hürmüz ARSLANTÜRK.
Osman ÖZTUNCER, Kaledere İlkokulu Müdürü İken Öğretmen ve Öğrencileriyle - 15 Nisan 1966.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            1937'de Kars'a evlenip gitmişlerdi. Orada doğu olmanın, soğuk bir bölge olmanın yanı sıra çok güzel anıları, evliliklerinin en güzel yıllarının orada geçtiğini annem anlatır dururdu. Üstte konu olan Vali Bey o dönemde - zaten yokluk içinde bir toplum var ama bazıları çok daha yoksul durumda - evlerde elektrik yok, gaz lâmbaları var ama bazılarının evinde bu bile yokmuş. İşte yıllar sonra vali olup, Ordu'ya gelen bu beyefendi, inanılır gibi gelmeyecek ama dışarıda kar olsa bile gaz lâmbalı ışıklar altında ders çalışan çocuklardan biriymiş. Bunu içleri çok acıyarak anlatırlardı.

 

            Onlar yani ailem bir sürü insanı okutan kişi oldular. Hattâ benim arkadaşlarıma bayramlık ayakkabı, kıyafet aldıklarını bilirim. Sadece bu da değil, o evlere odun, kömür de gitmiştir. Ama her nedense Ünye, güzelim Ünye çok vefa duygusu taşımayan bir sürü insan ile dolu. Bunu sitem olarak kabul edin lütfen. Benim bunları dediğimi duysalar, bugün bile çok kızarlardı. Evdeki bir sürü eşyaları kayboldu. Babamın sağlık karnelerine ilâçlar yazılırdı. Zaten evleri bakkal gibiydi. Onlar vermeyi seven, karşılık beklemeyen yapıya sahiptiler ve kolay da sömürüldüler. Bunu buraya yazarken hem utanıp hem de açıklamak istedim.

 

Prof. Dr. Ali Ulvi ÖNDER, Osman ÖZTUNCER Desteğinde Şiirini Okurken - 27 Mayıs 1964.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Zaman zaman geçim sıkıntısı çektikleri olurdu, babamın geç saate dek hesaplarla uğraşması beni üzerdi. Ama diyorum ya eli açık insanlardı. Ve bu hastalık derecesinde idi. Ne derseniz deyin, bu özellikleri hiç geçmedi. Ben bu konularda zaman zaman ters düşerdim. Buna rağmen sömürüler bitmedi. Bunu yazmamı ayıp karşılayacak insanlar olabilir. Sırf insan kazanmak adına bu yapılanları ben affedemiyorum.

 

            Bilhassa okumaya düşkün insanlara bayılırlardı. Babam kadınların okumasının, gelecek nesil için önemli olduğunu hep söylerdi. Torunlarının okuması onların yüzünü çok güldürmüştür. Bana takılırlardı 'Zalimden âlim doğarmış!' diye. Ne kadar takılırsa takılsınlar, benimle övündüklerini bilirim.

 

            Yine bir Kars ekibi geldiğinde, eski öğrencilerinin o ekibin başı olduğunu, babamı orada bulmaktan mutlu olduklarını biliyorum. Yılların ötesinden bir sürü karşılaşmalar olurdu hep. Mesleğinin ilk yıllarından beri çocukların çok küçük yaşlarda eğitilmesi taraftarıydı babam. Saygı, hayatlarında önemliydi. Bacak bacak üstüne atılması, ayak uzatılması, babamın hoşlandığı bir durum değildi. Öğretmenlikleri mesai saatleriyle sınırlı değildi. Hiçbir zaman da olmamıştı. Sinema kapılarında dahi nöbet tutan bir öğretmen şimdi bulabilir misiniz? Hattâ böyle bir durum olabilir mi? İşte buydu başarı ve sayılmalarının sırrı. Çalışmak ve insanları dilde değil, gönülde sevmek. Bugün 1999'da vefat eden babam anılıyorsa, bir şeyler hakkında yazılıyorsa, sebebi anılarında çoğu kişinin güzel iz bırakmasıdır. Ama ben isterdim ki bir yerlerde onun adı geçsin. Benim içimde ukdedir bu. Mezarlarında bazen dertleşirim onlarla.. nasıl sevdirmişler bana kendilerini, halen boşlukları içimde.

 

Osman ÖZTUNCER, Fahrettin ERKOÇ, Ahmet Sami KÜLÜNK ve Orhan BORA.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            MİSTEPE - Hocamızın, sizleri yetiştirme tarzının, çocuklarınızın eğitiminde nasıl bir etkisi oldu? Onu örnek aldınız mı?

 

            ARSLANTÜRK - Ben çok şımarık yetişen biriydim. Bu dışarıda böyle değildi. Dışarıda onlar yanımda iken bu şımarıklıklar olmazdı. Ama evde her dediği yapılan bir çocuktum. Lise dönemlerinde şımarık olmadığımı sanıyorum. Arkadaş sayım azdı. Çok ekonomik gücü fazla olan kişilerden ziyâde ben iyi arkadaş edindim. Yani duygusal, sevgi dolu, biraz hayatı bilen, algılayan, özellikleri olan, vefakâr arkadaşlarım oldu. Bugün onların çoğu ile arkadaşlığım sürmektedir. İçlerinde belki en haşarı görünen bendim. Ama öyle olmadığımı, o deli doluluk altında bir sürü yaşanmışlıkları bilen biriydim.

 

Ünye Lisesi Okul Bahçesi (Hürmüz ARSLANTÜRK, Fatma TAPCI, Saime Karakuş TURAN - 10.02.1974)
 (Nuray AYDIN, Saime Karakuş TURAN, Hürmüz ARSLANTÜRK - 02 Mayıs 1974)

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Fotoğraf çekinmeyi çok sevmediğim için genelde sınıf fotoğraflarında yoktum. Her sabah arkadaşım zili çalar, beraber onunla okula giderdik. Çok arkadaşım olmadı ama bir sürü insanla dost kalmayı beceren, onların sorunlarını dinleyen bir yapım oldu. Koca kadınlar bana dert yanarlardı. Ben bu özelliklerimi, büyük yaş farkı olan ailemin, olgun fikirlerine bağlıyorum. Yaşıma göre deli dolu yapım olmasına rağmen hayatı ciddiye alanlardandım.

 

            Ben çok genç gibi giyinemedim. Çünkü; kıyafetleri annem seçer, modelleri o uygulatırdı. Bu kıyafetlerin çoğu etek ceket türü idi. Bu da beni daha büyük gösterirdi. Kendi başıma bugün alışveriş edemem. Hediye vermeyi bilemem. Çünkü hep bana gelirdi hediyeler. Asla kısa ve açık kıyafetlere kızılmazdı. Sadece oturup kalkma konusunda, bacak bacak üstüne atma ya da ayak uzatma konusuna uyulmasını isterdi babam. Bir de yüksek sesle konuşulmasından nefret ederdi. Bunu öğrencilerinden beklediği gibi benden de beklerdi. Ama bu konuda da onun istedikleri ölçüde olamadım. Ama çocuklarım ve damatlarımdan bunları ben de bekledim. Demek hayat.. etme bulma dünyası, ne dersiniz?

 

            Babamın en çok dikkat ettiği konulardan biri sofra âdabı idi. İnanmazsınız, o aramızdan ayrılana dek eliyle yemek yememiş, hep çatal bıçak kullanmıştır. O bir asilzâdeydi, her hareketi ile bile örnekti. Çapkınlık hariç! Ama benim hayatımda gördüğüm en güzel yaşlılardan biriydi o, gözleri yeşil yeşil bakar, biçimli ağzı, kötü söz bilmez, çok hoş bir natürelliği vardı.

 

Ömer ÇAM, Osman ÖZTUNCER, Orhan BORA Ünye'ye Gelen Turist Kafilesiyle Ünye İskelesi'nde.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Küçücük bir çocuğa bile saygı duyan, selâmını asla esirgemeyen, kini olmayan, kötü söz demeyen, Allah'ın tüm doğasına ve yarattıklarına saygı duyan yapısı vardı. Bunu dindarlık adına yapmayan ama özünde var olan dinî ahlâka sahipti o. Çok sabırlıydı. Örnek alamadığım konulardan biri de sabrıdır. Belki de 7 aylık doğmamın bir icabıdır diyorum. :)))

 

            Şehir dışında bir yere gideceksek saatler öncesinden garaja gelinirdi. Bense hayatım boyunca hep geç kalmışımdır. Öğleden sonraki toplantılara bile geç kalırım ben. Kısacası sabırlı, nazik, küfür bilmeyen, kızdı mı resmîleşen bir tarzı vardı. Dili nazikti ama sözleri sonradan acı gelirdi insana. İnsanları şımartırdı. Hayvanlarımızı bile.. örneğin; kedimiz ondan başkasına gitmezdi. Ona özel gıdalar ülkemizde yoktu ama tavuk ciğerleri alınıp, pişirilip hayvana yedirilirdi. O birlikte yaşadığı her şeye saygı duymuştur. Annem ile ilişkileri saygıya dayalı idi. Ona ‘Hanımefendi’ diye hitap ederdi. Evini asla ihmal etmezdi. Çok yaşlandığında, eskiden kalma fileleri hep dolu gelirdi. Ona takılırdım ‘Evimizin Erkeki’ diye.. pek gülerdi bu söze. Canım benim…

 

            MİSTEPE - Hocamızın hitabeti yerindeydi. Muhtelif konularda metne dökülmüş araştırma, şiir, roman, hâtırat yazıları gibi çalışmaları var mıydı?

 

            ARSLANTÜRK - Hâtırat olayını biliyorum ama kayboldular. Makale ve köşe yazıları da aynı şekilde. Olanları da son 30 yıla ait değil daha eski zamanlarına aitti ama ne yazık ki bunlar elime geçmedi. Babam aslında zaman zaman açılışlarda sohbeti biraz uzatırdı ama iyi bir hatipti. Konuşmalarını yazmaz, hâfızasından güzel örneklemeleriyle ortaya döker ya da sunardı. Hep neşeliydi. Gamsızdı da. Bazı dergilere ve basına yazılar yazdığını çok küçükken görmüş, okumuştum. Ama nedense bunu kitaplaştırma yoluna gitmemiştir.

 

Osman ÖZTUNCER, 29 Ekim 1966 Cumhuriyet Bayramı ile 01 Temmuz 1969 Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nı Yönetirken.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Aslında egoları olan bir insan hiç olmadı o. Yani müzik, dans, futbol, güzel hitap edebilme, enstrüman çalabilme, köşe yazıları dışında onda bu tür durumların hepsi gençliğinde kalmış, asla yarına takılmamış, gününü yaşamış ve yaşatmış bir insandır Osman Hoca.

 

            MİSTEPE - Bir baba ve bir eğitmen olarak Osman Hoca sizde nasıl bir çağrışım yapar?

 

            ARSLANTÜRK - Babam iyi ötesi bir eğitimci idi. Bir kere insanları çok seven natürası vardı. Bu asla yapmacık değildi. Çoğu kez sevgisini öperek, okşayarak yapmazdı. Ama ilgiyle dinler, ciddiyetle anlatır, öğretirdi. Kolaycılığı sevmezdi. Ona bulmaca çözerken ya da ders çalışırken sorduğum sorulara karşılık sözlükte araştırmamı salık verirdi. Kendisi çok sıklıkla sözlük karıştırır, öğrenirdi.

 

            Babamdaki iyi olan özellikleri saysam sayfalar yetmez sanırım. Çok sabırlı idi. Affedici idi. Hoşgörüsü çok sayılmazdı. Ama hatanızı kabul edip, özür dilediğinizde affederdi. Hoşgörüsüzlüğü daha çok küfür, argo, erkek arkadaşlığı konularında olurdu. Giyim kuşamla ilgili o dönem babaları ile kıyas bile edilemezdi. Pardon yanlış oldu.. belki bu dönem için bile hiç kıyas edilemezdi.

 

Osman ÖZTUNCER ve Osman İrfan IŞIK Hocalarımız Bir Düğünde - 28 Nisan 1984.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Ben erkek arkadaşlıkları konusunda bana çok hatalı davrandığını biliyorum. Bir kere babam bu konuda göründüğü gibi değil, müthiş kıskançtı. O zaman bazı durumlara çok üzülür, kızardım. Bugün çok hak vermesem de ben ondan daha olumsuz bir anne olduğumu düşünüyorum. Kızlarımın nişanlıları ki okulları bitmiş, biri Avukat diğeri Mühendis olmalarına karşın saat 21:00 sonrası telefon görüşmelerini dahi engellemişimdir.

 

            Babamın benim erkek arkadaşlığım konusunda kıskanç bir yapısı vardı. Ondan kaçamak gittiğim her yerde beni bulur, o eğlenir, ben bir köşede suratı asık durumda otururdum. O günlerin meşhur filmlerinden etkilenmiş olacak ki 'gazoz hikâyesi'ni çok örneklerdi. Hattâ öbür söyleşide anlattığım gibi partide dans ederken babamın geldiği arkadaşlarımız tarafından bildirildiğinde tuvalete kaçmış, babam salona girmiş, arkadaşlar onu dansa kaldırmış, o orada eğlenirken, arkadaşlar kale gibi önüme set kurup, arkalarından salondan çıkıp, eğlence burnumdan gelmiş bir halde evin yolunu tutardım. Buna benzer olaylar defalarca olmuştur. Eve geldiğinde tek lâf etmez, durum aynı şekilde devam ederdi. Bu durumları birçok kez yaşayınca artık rezil olmamak durumundan dolayı maalesef lisede erkek arkadaşlığım pek olmadı. Çünkü, sonuç hep beni refüze eden bir şekilde biterdi.

 

Osman ÖZTUNCER, Sakarlı'da Bahar Bayramı Kır Gezisi'nde Öğrencilerle - 01 Mayıs 1971 / Ünye.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            MİSTEPE - Hocamızla ilgili anlatmaya değer bulduğunuz diğer anekdotlarınız var mı?

 

            ARSLANTÜRK - Aslında onlarla her şeyim anı. Onunla her yaşadığım, belleğimde hoş bir sada gibidir. Müzik ve dansa ilgim onu taklitti belki ama o hep bir enstrüman çalmamı isterdi. Fakat benim kadar o da çok kıskançtı. Benim onu kıskandığım kadar üstelik! O zaman çok fark etmezdim. Bana kızıyor yok yere.. diye düşünürdüm. Beni Keman Kursu'na kaydettirmişti. Sevinmiştim.. 15 yaşında filânım. Hoca bayağı yakışıklı. Sınıfa bir girdim.. ilkokul çocukları ile bu kursa kaydetmiş beni. Ben özel kurs gibi algılamıştım. :))) Sonra nedense bahanelerim arttı, boynum ağrımaya, omzum tutulmaya başladı diye bu kursu bıraktım. Onun da içi rahat etti, benim de...

 

            Pazar günlerimizin keyfi çok güzel olurdu. Annem öyle güzel soğan ile kıyma içi yapardı ki bugün o basit kavurmanın tadını bile özledim. Babam kıymalı yaptırır. Gazete, dergilerimizi alır, o kıymalılar üzerine nefis Ünye tereyağı sürülür, yanına bir de çay, diğerlerine ihtiyaç bile hissedilmezdi.

 

            Babam aile reisi olarak görevlerini çok iyi bilirdi. Pazara çok çıkılmazdı. Kaledere İlkokulu'nun eski müstahdemlerimizden.. adını unuttum, o giderdi pazara.. tüm alışverişi o sağlardı. Bazı akşamlar binde bir ben bakkala yollanırdım. Bazen gece sokak lâmbaları yanmazdı, ıslık çala çala giderdim.. az korkup! :)) Çok da korkak değildim.

 

Hürmüz ARSLANTÜRK, Sevil (Ocak) SUYABATMAZ - Haziran 1976 / 19 Mayıs 1971.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Ünye Lisesi'nde öğretmenim. O yıl Öğretmenler Günü kutlanacak. Babamla protokol masasındayız. Ve o gün benim çok üzgün olduğum bir gün. Babamın mide problemleri var. Ve üzgün olduğumu biliyor. Ben içkiyi hayatım boyunca sevmedim. O gün babama ben içeceğim dedim. O midesi ağrımasına rağmen bana eşlik etti. O gece de sabaha kadar sızlanıp durdu.

 

            İzmir'de öğretmenliği bırakıp Kemeraltı'nda Konak 1. Bölge Tapu Sicil'de çalıştığım dönemde yanıma geldiklerinde tüm işleri onlar hallederdi. O zaman babamda göz tansiyonu oluşmuştu. Tek göz açıkta olacak şekilde göz maskesi takar, canım buna rağmen kahvaltı işini babam hazırlardı çocuklarıma. O dönem de böbreğimde taş vardı.. bir türlü düşmediğinden ameliyat olacak duruma gelmiştim. Bir hafta Alsancak Devlet Hastanesi'nde kalırken, ikide bir hastaneden izin alıp eve katkı sunmaya çalışırdım. O zaman soba var, tütmüş her taraf, telefon gelince bir iğne vurdurup hastaneden çıkar, taa damlarda tamir işi yapardım. Bu hareketlilik sayesinde taş düşmüş, ben de ameliyattan kurtulmuştum. :))))))) Yani şimdi gülüyorum halime eğlenceli imiş bayağı. O zaman da çok dokunmuyordu zaten. Ama herkes de yapamaz yani.

 

            İzmir'de oturduğumuz ev bahçeli, müstakil, tek katlı, güzel bir evdi. Ufak böcek görsem çığlık atan ben, solucanları bile bahçeyi düzenlemek adına ellerimle temizler, o taşları bahçeden ayırıp, bahçeyi ekilir hale getirmiştim. Bu hallerime hep şaşırmışlardır. Amacım, mekânı onların zevk aldığı bir ortam haline getirmekti. Bahçe çok güzel olmuştu. Çeşitli meyve ve güller, asmalarla doluydu. Bir köşede bahçe olmuş, domates, biber türü şeyler ekmiştim. Çok zevk alıyorlardı. Bahçeye masa koyup, akşamları oturup Ağustoböceği günlerimi yaşardım yeniden. Beraber bahçede şarkı söylerdik, komşular da katılır, ne eğlenceler olurdu.

 

            Fakat her gittikleri yerde hep kendi istekleri doğrultusunda hayat beklerlerdi. Yani eksik bir şey olmamalı idi. Ve yönetim ellerinde olurdu. O nedenle tek bende aylarca kalırlardı.

 

20 Mayıs 1971'de Mayıs Yedisi Kutlamalarında Hürmüz ARSLANTÜRK Arkadaşlarıyla.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Ankara'da annem ameliyata girecek.. hastanede yatıyor. Babam ve çocuklarımla kahvaltı yaparken babam birden kendini yalnız hissetmiş olacak ki ağlamaya başladı. Bugün halâ gözlerimin önündedir. Kızmış, üstelik bunu da belli etmiştim. Okul, çocuklar, ev, hastane her şey bana bakıyordu. Ama ne olur sabrım az daha olsaydı. Öyle durup bana bakmıştı.

 

            Her ikisi de evde banyo yapmaktan hoşlanmazlardı. Ünye'de hamam alışkanlıkları vardı. Onları ikna etmek ne zordu! Babamın son günlerinde şort giydirip, banyosuna kadar yapmışımdır.

 

            Onların gözlerim önünde daha da yaşlanmış olmaları beni hep üzerdi. O son geldiğinde, Ünye'den Samsun 19 Mayıs'a babamı aldırmıştım. Orada bulunan akrabalarım babamı acilden yukarı alamamışlardı. Ankara'dan gelip, arkadaşlarımı devreye sokup, ona oda bulmuş, yorgunluktan bitmiştim. Akrabamın evine yatmak için gitmek istediğimde bana bakışı ‘GİTME’ der gibiydi. Bunu fark ettiğim halde onu kaybedeceğim aklıma gelmedi, yorgundum ve gittim. İşte o bakışları hep bende kaldı. Sabaha karşı çağırıldık. Mide Kanseri idi. Kalbi dayanamamıştı. Günlerden 19 Haziran, yıl 1999. Koca Çınarı kaybettiğim gündü...

 

Osman ÖZTUNCER ve eşleri Hanife ÖZTUNCER'in Samsun Aile Kabristanlığı'ndaki Mezarları.

Kaynak : Hulusi ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi

 

            MİSTEPE - Çoğumuzun tanıdığımızı zannettiğimiz Osman Hocamız, farklı yönleri ile yıllar sonra da olsa gönüllerimizde yerini aldı. Onu geleceğe taşımak adına bizlerle paylaştığınız bu özel aktarımlara Ünye'miz adına teşekkürlerimi kabul buyurmanızı istirham ederim. Bir başka etkinliğinizde gene bir arada olmak dilek ve temennisiyle... Bakışlarınız sanki son bir şeyler daha ifade etmek ister gibi ufuklara dalıverdi. Yüreğinizdeki çırpınan o vefalı seslerin terennümünü son bir kez olsun onlar için yâd etmek ister miydiniz?

 

Yıllar sonra aynı mahalleli iki çocuğun lise dönemi (1973) ardından ilk kez buluşup hasret giderdikleri an (2012).

Kaynak : M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 29.03.2012 / TMO Genel Müdürlüğü - Ankara.

 

            ARSLANTÜRK - Haklısın Ufuk.. iç dünyamın bu sessiz sevdasını açıklamam bence de yerinde olacak. Duygularımı birkaç paragraf ile yansıtabilmeyi bakalım başarabilecek miyim?

 

            Sevgili Babama,

 

            Hep ayrılıklarımızda uzun uzun yazardım sizlere, cevap yazardınız ikiniz de.. uzun süredir yazmamıştım, cevabı çok sonra belki de bir saniye içinde alacağım, o nedenle daha duygu yüklüyüm. Daha önce sızlanmadığım kadar sızlanıyorum sizlere, dilemediğim kadar özür diliyorum. Teşekkür etmediğim kadar teşekkür ediyorum, az sitem de edeceğim şimdi bu yazımda...

 

Hürmüz ARSLANTÜRK ve Arkadaşları Yalıkahvesi Kaldırımlarında Tur Atarlarken.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Çok istediğiniz ölçülerde olamadım. Ama sizden çok şeyler öğrendim. Çok hatalar yaptım ama hiç yalan diyemedim. Sevgimi ifade tarzım hırçındı ama gönülden sevdim hep. Bana öğrettiğiniz gibi devletime hiç ihanet etmedim. En rüşvet alınabilecek görevlerde bulundum. Sizin gibi oldum babacığım, haramı eve sokmadım.

 

            Bayrağımı ben de öptüm hep. Anneciğim belki çok iyi dindar olamadım ama hep Allah inancı ve sevgisiyle yaşadım. Yerdeki karıncaları bile ezmekten korktum. Kedileri hep sevdiniz siz, sizi onlardan bile kıskanırdım, şimdi ben de çok seviyorum onları. Zaten ARSLAN burcuyum. Az kedi yani.

 

Osman ÖZTUNCER ve Ailesi Ordu'da Bir Düğün Töreninde - 09 Kasım 1975.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Size eliniz çok açık olduğu için kızardım. Ben de aynısını yapıyorum. Hep gariban insanların yanındaydınız, ben de. Ülkemizin her toprağı değerlidir sevmek için derdiniz, ben de seviyorum her şeyini bu ülkenin, milliyetçilik kimsenin tekelinde değil ki.

 

            Çam ağaçlarının iğne yaprağını koparmayı severdim bilirsiniz. Kızıp bir gün saçımdan bir tel kopartmıştınız. Şaşkın bakarken ‘Yaa.. onun da canı var’ demiştiniz.. o olmuştu, daha yapmamıştım. Çiçeklere dahi zarar gelse sizi düşünüyorum.

 

Kadim KORKMAZ, Ahmet Sami KÜLÜNK,

Ziya KURT, Hasan Tahsin (Say) KADIOĞLU, Osman ÖZTUNCER.

Kaynak : Kadim KORKMAZ Fotoğraf Arşivi.

 

            Yemek artırma olayına kızardınız ve ‘aç insanlar oldukça, buna hakkımız yok!’ derdiniz hep, dikkat ediyorum. Hiç ekmek de dökmüyorum. :)))) Anneciğim hep benden ölünce dua bekleyemezdiniz, başkalarına derdiniz ‘bize dua okuyun’ diye… Ben okuyorum endişeniz olmasın.

 

            Bir sürü değişik iş alanlarında çalışmamı hep eleştirdiniz, sık sık iş değiştirmeme kızdınız. 'Çok yuvarlanan taş yosun tutmaz' derdiniz. Ama bana eğilmeyi öğretmediniz ki siz. Öğretmenliğimi övmüştünüz bir seferinde utanmıştım, şaşırmıştım, Başöğretmenimdiniz benim.

 

Ünyeliler Terminali Açılışı'nın Çataltepe Gazozu Eşliğinde Kutlanışı - 27 Mayıs 1973 / Ünye.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            Anneliğime kızdınız zaman zaman ama sonuçtan da memnun kaldınız. Onuru ve gururlu olmayı öğrettiniz, menfaat için kimseyi satmamayı, dürüstlüğü öğrettiniz. Aptallık ölçüsünde dürüst oldum ben de. 24 Kasım günü eşimden ayrıldığım gündü, o günün gecesi, yemekte gözlerime soru sormadan şefkatle baktınız, ben hiç bir durumu size yansıtmamıştım ki.. seçimlerimden sorumlu olmayı öğrettiniz bana, yanlışlarımdan ders alabilmeyi, en sıkıntılı anlarda kahkaha atabilmeyi...

 

            Beni okuttuğunuz için teşekkür ederim. Yediğim her lokma, bedenimdeki tüm iyilikler sizden. Sigara içmemi eleştirdiniz ama baskı hiç yapmadınız. Bak işte ona devam ediyorum. Bir de hiç ilâç kullanmıyorum.. kızardınız eskiden, bu konularda yine aynıyım. Size teşekkür ederken tek bir şey unuttunuz. Hayat boyu eksiklikti bu, hırçınlığım, zaman zaman saygısızlığım, hayatta bazı başarısızlığımın sebebi tek buydu. Hep çalışmayı seçtim. Avunmak,unutmak için.

 

            Hattâ.. babacığım sizi mezara koyarken bağırmıştım acımdan, ‘bana borçlu gidiyorsun’ diye… işte affettim ben…Çünkü kimseden alamadığım sevgi ve şefkati verdiniz. Asıl ben borçluyum size. Hayatımın en önemli öğretmenleriydiniz. İyi şeyler öğrettiniz hep. Siz nurlar içinde yatın. Gözleriniz geride kalmasın… sizi çok sevdim.

 

Osman ÖZTUNCER, Ablası Meryem ATAŞ ve Hürmüz ARSLANTÜRK.

Kaynak : Hürmüz ARSLANTÜRK Fotoğraf Arşivi.

 

            MİSTEPE - Son noktayı bir şiirle koyalım isterseniz...

            ARSLANTÜRK - Babamı 19 Haziran 1999'da kaybettim. Bu şiir, 1993'de babamın rahatsızlığı nedeniyle, Sayın Elvan ARSLAN tarafından yazılmış bir şiirdir. Kayınbiraderleri olan ARSLANTÜRK ailesinin bir sürü imkânlarından faydalanmamış bir kişi olan Osman Hoca'yı bu vesile ile bir kez daha yâd ediyorum. Elvan ARSLAN'a da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
 

OSMAN HOCA'YA
24 Ekim 1993

 

Ne oldu sana Osman Hoca?
Bir çınar ağacıydın koskoca..
Nazar mı deydi?
Öğretmenleri kim temsil eder bundan sonra?
Varsa da Osman Hoca yoksa da!
Nasıl incittin ayağını?.. kırıldı mı yoksa?
 İnanamadım, dediler Osman Hoca hasta,
Al bastonunu çık sokağa, bir ayağın olmasa da..
Bir zamanlar Kaledere Okul Müdürü,
Kazanın Kaymakamı, Savcısı, Mal Müdürü..
Arslantürk tek ve sevgili dünürü,
Düğünlerin dansların baş figürü...
Elvan çok severdin Osman'ı,
Nerde görsen, gösterirdin saygını,
Seviyorsan seni sevenlerini,
Git ziyâret et o ulu Çınar'ını...

 

Hürmüz ARSLANTÜK ve Osman ÖZTUNCER'in Videolarını İzlemek İçin Tıklayınız :

https://www.facebook.com/photo.php?v=10150649858729150

https://www.facebook.com/photo.php?v=10150663575079150

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR