ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 03 Ağustos 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

CAHİT KÜLEBİ'NİN
PENCERESİNDEN
ZİLE

Bildiri : Bekir ALTINDAL
(Araştırmacı, Yazar, Başmüfettiş)

Bekir ALTINDAL, Mehmet YARDIMCI, İlhan TRAK, M. Ufuk MİSTEPE

Fotoğraf : Necmettin ERYILMAZ - 15.04.2008

CAHİT KÜLEBİ'NİN
PENCERESİNDEN
ZİLE


Behçet Aysan, Ali Püsküllüoğlu, Ahmet Say, Cahit Külebi

20 Aralik1989

            DEĞERLİ PLÂTFORM ÜYELERİ

            Zile Belediyesi ve Tokatlı Şâirler ve Yazarlar Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği  ve 25 Kasım 2006 tarihinde Zile’de yapılan. “Aramızdan Ayrılışının Onuncu Yılında Cahit Külebi” isimli panel bildirimizi  sizlerle paylaşmak istedik.

            Rahmetli Hemşehrimiz Memleket Şâiri KÜLEBİ  bizleri 1920’li yılların Zile’sine götürüyor. Bu sıcak hafta sonunda zevkle okuyacağınızı umuyorum.

25.11.2006 tarihinde Zile'de yapılan, Zile Belediyesi ve Tokatlı Şâirler ve Yazarlar Derneği'nin ortaklaşa
düzenlediği, "Aramızdan Ayrılışının Onuncu Yılında Cahit Külebi" isimli panel bildirimizin metninden alınmıştır.

 

"Aramızdan Ayrılışının Onuncu Yılında Cahit Külebi" Paneli

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi - 25.11.2006

            Zile’mizin yetiştirdiği Hayırsever İşadamları Şerafettin ve Cemalettin Dinçer’lerin, anne ve babaları Atiye – Bekir Dinçer adına yaptırdıkları bu eğitim yuvasının salonunda,  Zile’de doğan, büyük Memleket Şâiri Hemşehrimiz Cahit Külebi’yi aramızdan ayrılışının onuncu yılında hatırlamak için bir araya geldik.

            Zile doğumlu olmasıyla öğündüğümüz Zile’nin kültürüne damgasını vuran dört Cahit’ten birisi olan Büyük Memleket Şâiri Cahit KÜLEBİ’nin,  kendi hatıralarından, yazılarından Zile ile ilgili hâtıralarını, Zile hakkındaki bazı düşüncelerini aktarmaya çalışacağız.

            Hemşehrimiz Mehmet Yardımcı Hocam ve  Muzaffer Uyguner, Cahit Külebi ile ilgili şu bilgileri vermektedir :

            20 Haziran 1997'de yitirdiğimiz Cahit Külebi'nin annesi Erzurum'un Pasinler İlçesi'nin Aşağı Tahirhoca Köyü'nden Karabeyoğulları'ndan Feride, babası da Erzurumlu Güllebiler'den Necati'dir.

            Zile'nin Çeltek Köyü'nde 2 Ocak 1917'de dünyaya gelen Külebi'nin asıl adı Mahmut Cahit'tir. Anne zengin bir ailenin üçüncü çocuğu olan Külebi'nin aile soyadı Erencan'dır. Külebi takma adını sonradan soyadı olarak tescil ettirmiştir.

Panel Katılımcıları ve Dinleyicileri Toplu Halde.

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi - 25.11.2006

            Külebi’nin kendisi doğumu ve Zile’ye göç ile ilgili şöyle demektedir.

            "1916 ya da 1917 güzü sonuna doğru doğmuşum. Babamın Kur’ân üzerine yazdığı not 1332 Aralık ayı. Milâdiye çevrilince 1917 yılının 9 Ocak günü oluyor, doğruysa… Göç ederken bir kağnı üstünde de doğabilirdim…"

            Ben doğmadan birkaç ay önce bir göçmen kafilesiyle Zile’ye gelmişler. On km kadar uzaktaki Çeltek Köyü'ne yerleşmişler. Hem hayvanların bakımı böylelikle sağlanmış, hem de babam annemi köye yerleştirip Zile’de başına buyruk yaşamış… Külebi Zile’deki çocukluğunu anlatırken altmış yaşında olduğunu, bazı olayları hayal meyal, bazılarını da annesi, büyükannesi ve iki ablasının konuşmalarından hatırladığını söylemektedir.

            Doğduğu Çeltek köyü için şunları kaydetmektedir :

ÇELTEK KÖYÜ Meydanı'ndan Genel Görünüş

Fotoğraf : İlhan TRAK - Mustafa ZENGİN / ZİLE 94 Kitabı

            "ÇELTEK KÖYÜ BENİM İÇİN HAŞHAŞ ÇİÇEĞİ, MISIR TARLASI, EŞKIYA BASKINI, TÜTEN DAMLARLA DOLU BİR YER. Dayımı bir mısır tarlasında hem vurmuşlar hem boynuna ip takıp sürümüşler."

            Zile’ye taşınmalarını ve okula gidişini şöyle anlatmakta :

            "Sanıyorum ki, üç yaşıma geldiğimde Zile’ye taşındık. Beni hemen anaokuluna verdiler. Annem döverek okula göndermek isterdi. Ya eve ya da ablalarımın okuduğu İnas  Mektebi'ne kaçardım… Sonra bir “Nümune-i Terakki” adlı Allah’ın belâsı, güya modern okula verdiler. Orada hiç ders yapılmazdı. Ben de pencereden kaçardım. Sonunda beni evimize uzak Dutlupınar İlkokulu'na verdiler. Öğretmenim uzun sakallı, nur yüzlü, mahalle mektebinden gelme biriydi. Hiçbir derste bizi kapatıp gitmez, çok sevgi gösterir ve elişi kâğıtlarından bize levhalar yaptırırdı. Çok küçüktüm ve hâlâ unutamadım. Örneğin; “Maarif Ruh-i Millettir”. “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir” vb. gibi levhalar... Pamuk Hoca beni öyle bir bağladı ki, bir daha hiçbir okulda dersten kaçmadım. Ertesi yıl da Artova'ya taşındık.

            O küçük yaşıma karşın Zile'den yüzlerce sayfalık anım var. Zile’nin şiirli ramazan gecelerini, bağ bozumu şiirsel günlerini, Zile’nin o akıl almaz çocuk oyuncağı kayış toplarının güzelliğini birer satırla geçmem zorunlu."

            Dedikten sonra edebiyata ilgisinin uyanışını şöyle anlatıyor :

            "ZİLE’DE BİR AKŞAM  BABAM BANA ÜÇ KİTAP GETİRDİ. İHTİMAL, O YAŞIMDAN HATIRLADIĞIM TEK GÜN OLAN O AYDINLIK GECEDE EDEBİYATI SEVMİŞİMDİR.  BELKİ DE HER AKŞAM YATSI KALESİNDEN TELLÂLLAR ÇAĞIRAN, SOKAKLARINDA YAZ BOYUNCA YÜK YÜK ÜZÜM, ALACA MISIRLAR, TENTENELİ UZUN KAVUNLAR TAŞIYAN, SABAHLARA KADAR BÜYÜK LEĞENLERDE PEKMEZ KAYNATILAN, BU YÜZDEN KIŞA KADAR SOKAKLARI SICAK SICAK  ÜZÜM KOKAN VE GECELERİ UZAKTAN “ŞU ZİLE’DEN GECE GEÇTİM GÖRMEDİM AMAN” DİYE TÜRKÜLER DUYULAN ZİLE BANA SANATI SEVDİRDİ."

 ŞU ZİLE’DEN GECE GEÇTİM

Yöresi : Gümüşhane - Çorum
Kaynak Kişi :
Gümüşhaneli Veli Bey Zâde Rüstem Efendi
Derleyenler :
27 Ağustos 1929 tarihinde İstanbul Konservatuarı Müdürü Ziya Bey Başkanlığında, Ferruh Bey, Remzi Bey, Kösemihalzâde Mahmut Ragıp Bey ve Abdülkadir Bey.

Şu Zile'den gece geçtim görmedim
Acı datlı suların içtim ölmedim
Kara kaküllü gelin yaylalar serin
Dutaydım elin saraydım belin


Kaynak : "Nota ve Sözleriyle Zile Türküleri" Kitabı - M. Ufuk MİSTEPE

            Bir Memleket Şâirinin Zile için söylediği,  Zile’yi zirvelere taşıyan, kültürünü bir bu kadar güzel özetleyen bu cümlenin anlattığını hangi şiir ancak bu kadar anlatabilirdi?  Ya da başka bir anlatımla şiirsel bir metinle Zile’yi anlatmak ancak bu kadar güzel olur.

            Dilerim ki Büyük Memleket Şâirimizin bu cümlesini Zile’mizin tanıtımı için Belediye’nin önüne, Kale girişine bir camekânlı tabelâya fotoğrafının yanına koyalım.

            O tarihlerde Zile - Malatya arasında barbanalar, at arabaları çalıştığını, kayış topları bu satırlardan öğreniyoruz.

            Barbanalar kışın ta Malatya'dan boyalı resimli kâğıtlara sarılı portakallar getirirdi. Çarşı içinde, renkli meşinden “kayış top” satılan dükkânlar vardı. Öyle toplar ki, zamanımızın en usta kunduracısı, en narin kadın ayağına öyle şirin pabuçlar yapamaz. Artık Zile’de sanatkâr yetişmiyorsa, muhakkak çocuklar için o güzel “kayış top”lar yapılmadığından, Kazova üzümlerini daha Zile’ye gelmeden, tren alıp götürdüğündendir.

            Yine Zile’de geçen çocukluğu ile ilgili bir anekdot da şöyledir :

            "Zile’de çocukların cula (karga) besleme alışkanlığı vardı. Ben de bir süre besledim. Donuk kara rengi, boncuk mavisi  rengindeki gözleri ve avuç içinde sığanmış gibi duran gövdesiyle ondan günün hiçbir saatinde ayrılmazdım. Ne yedirdiğimi anımsamıyorum. Bu culaların ağzına tükürülürdü. Neye yaradığını da öğrenmedim. Öğrendimse de unuttum. Cula beslemekten amaç onu konuşturmaya alıştırmaktı. Ben de çok uğraştım. Konuşturamadım. Konuşan cula da görmedim."

Türk Mavisi - TÜRKIS
 
Veröffentlichung des Kulturministeriums
der Türkischen Republik Nr. 1552

            Külebi, çocukluğunda geçirdiği at arabası kazasını çok iyi hatırlamaktadır :

            "Babamın iki at arabası vardı. Birini yaşlı Osman Efendi, öbürünü ise onun oğlu Muhammet sürerdi. Nüfus Kâtibi'nin eşi, kundaktaki çocuğu ve annem, ben iki ablam, kundaktaki kardeşim Nahit vardık. Nahit'le aramızda beş yaş olduğuna göre demek ki beş altı yaşlarındaydım.

            Atlarımız dev gibi bakla kırı iki aygırdı. Nasıl oldu, ürktüler, sandık büyüklüğünde, daha iri kayalar ve onların arasında kısa çayırlı bir inişli düzeyde yıldırım gibi gittiğimizi anımsıyorum. Annem "Osman Efendi, sen bunların hesabını beye vereceksin" diye bağırınca atların arasına atladığını gördüm. Zayıf, uzun aksakallı, sırtında beyaz gömlek bulunan bu ihtiyarı hiç unutmadım. Gözümü açtığımda yarı belimden aşağısı arabanın teknesi içindeydi. Hiçbir acı duymuyordum. Küçük ablam da arabanın teknesi içinde kalmış. Bir anı anımsıyorum. Osman Efendi yerinden doğruldu, pervane gibi döndü ve bir yiyecek çuvalının yanına yıkıldı, ölmüşmüş. Atlar da ters düşmüş, sırt üstü debelenen böcekler gibi çabalayıp duruyordu. Annem hayvanlar ölecek diye sağa sola koşuyordu…

            Sonunda, bir atlı tahsildar çıkageldi. İlk iş olarak atların koşum kayışlarını kesti. Atlar ayağa fırladılar. Ondan sonrasını hiç görmedim. Ablamı, beni arabanın altından çıkarmışlar. Nüfus Kâtibi'nin çocuğu anasının kucağında kundaktan fırladığı için ölmüş. Annem Nahit'i sıkı tuttuğundan bizim çocuğa bir şey olmamış.

            Sanıyorsam bir köye eğlenceye, bugünkü deyimle kır gezisine gidiyormuşuz. Sonuç böyle olmuş."

Doç. Dr. İsmail Çetişli

AKÇAĞ Yayınları - 376 sh.

            Külebi  Zile tarihine ışık tutacak, isyanla ilgili şu bilgileri vermektedir :

            "Zile’de çok küçüktüm. Anlatacaklarımdan çoğu aile içi konuşmalardan, birkaçı ise çarpıcılığı ile anlık saptamalardan oluşuyor.

            Sokaklar bomboştu. Hükûmet daireleri, dükkânlar, işyerleri kapanmış, herkes evine çekilmişti. Babam gecelik entarisiyle makatta oturuyordu. Camdan bakarken zayıf, kısa boylu, telaşla yürüyen birine seslendi. “ Ne o Mehmet hayrola, ne yapıyorsun?” Adam, yürümesini sürdürürken, “Beyim, devlete yaptığımız hizmetlerin bir faydasını görmedik. Bundan sonrasına Allah kerim, inşallah hayırlısı neyse o olur.” diye yanıtladı.

            Bu telaşlı çelimsiz herif, Kedici Mehmet Efendi adlı eski bir jandarma onbaşısıydı. Kurtuluş Savaşı sırasında şeriat adına Zile İsyanı’nı başlatmıştı… Kedici Mehmet, Karakol Komutanlığı sırasında şu yöntemi kullanarak ün salmıştı. Sanık ya da sanıklarla aile ilişkisi olan kadınların şalvarına bir kedi koyuyor. Değnekle veryansın ediyor. Kedi can havliyle kadının en duyarlı yerlerini param parça edince, bu durumda Mehmet Efendi’nin istediği yolda gel de ifade verme...

            İşte bu Kedici Mehmet, Zile İsyanı’na önderlik etti. Sokak savaşları yapıldı. Evimizin çatısına sığınmıştık. Annem başından yaralandı. Daha sonra babamla Zile Müftüsü isyancılara öğütçü (o günlerin diliyle “nasihatçi”) olarak gönderildiler. Bir sonuç aldılar mı, bilmiyorum.

            O sıralarda babam bir ara Kaymakama vekâlet ediyordu. Bir gün babamın odasında telefonla oynarken, gök gürültüsü gibi nal sesleri duyuldu. Hükümet Konağı'na dikey, iki yanında sıra sıra ağaçlı yoldan dörtnal at süren askerleri gördüm. İstiklâl Mahkemesi geliyor, dediler. Dörtnal gelen askerleri İstiklâl Mahkemesi sanmıştım. Birkaç gün sonra da yolun iki yanındaki ağaçlara suçluları astılar. Sandığıma göre, asılanlar arasında Aynacı Oğulları adıyla çevrede yapmadık kötülük bırakmayan ve Zile İsyanı’na katılanlar da vardı. Evden bırakmadılar. Dallarda sallanan çetecileri göremedim."

Cahit KÜLEBİ
 
Bütün Şiirleri - ADAM Yayıncılık - 277 sh.

            Külebi atlara çok düşkündür. Onları çok sever :

            "Doğum yerim olan Zile’de oturduğumuz sırada, iki çift araba atımız, bir çift yaylı atımız ve babamın bineği olan bir de pamuk kırı atımız varmış. Yaylıya koşulan  atlarımız bir çift dev gibi bakla kırıydılar. Koşulduklarında yaylı, denizdeki küçük bir yelkenli gibi, tüydenmiş gibi arkalarında salınırdı… Babamın pamuk kırını ise Çorumlu ünlü eşkıya Kör Dede, bir gece Zile’den evimizin yanındaki ahırdan kaçırdı. Kör Dede, hükûmet güçlerince öldürüldüğünde herhalde bizim pamuk kır da yok oldu… Daha sonra evimize, tarım memuru olan eniştem sayesinde at girdi. O sırada bu atlara, yatılı okuldan geldikçe ben baktım. Eniştemden çok ben bindim…"

            Külebi’nin Artova’ya taşınıncaya kadar Zile’de kaldıkları evleri ile ilgili olarak hâtıralarında elimizde; gittiği bir anaokulu,  Nümune-i Terakki” adlı  bir okul ve ablalarının gittiği İnas yani kız mektebi bilgisi var. Evlerinin, Ana, İnas ve Numune-i Terakki okuluna yakın, Dutlupınar  İlkokulu’na uzak olduğu anlaşılıyor.

Zile Turizm Haftası Etkinliklerinde Tetkik Gezileri
Mehmet Yardımcı, Murat Ayvalıoğlu, Mehmet Sezen, M. Ufuk MİSTEPE
Restore edilen bir konak.. kimbilir belki Külebi de bir zamanlar bu sokaktan geçmişti?

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi - 16.04.2008

            Kaldıkları ev ile ilgili şu bilgileri vermekte :

            "Aradan bir süre geçince, bize şişman adamlar geldi. Annem birkaç beşibiryerde çıkardı. Sonra  evin önüne küçük oylumlu, bir uçurtma kadar hafif bir yaylı geldi. Amasya’da yaptırmışlardı. Arkasında yaldızla, "Necati Bey ve Şeriki Ömer" yazılıydı. Atlar ve koşumları çok güzeldi. Pırıl pırıl bir masal arabası gibiydi. Yaylıyı babam almıştı. Ömer arabacılık edecek, ortak işleteceklerdi.

Zile'de 1916 Yılında Hizmet Gören Bir Fayton ve Faytoncu

Bekir AKSOY Fotoğraf Arşivi

            O sırada biz, bu yaylıcı Ömer'in evinde oturuyorduk. Onlar da bahçenin arkasındaki bir başka evde kalıyorlardı. Araba şıktı ama hiç binip gezdiğimizi anımsamıyorum. Bir süre bu araba yüzünden, Ömer Zile’ye her geldikçe büyük kavgalar oldu. Sarhoş bir adamdı. Babam geceleri evlerine gider, para ister, o da vermezdi. O sıralar babamın parasal durumu bozulmuştu. Yaylıyı yok pahasına sattılar kurtulduk..

            Erzurum’dan göç ederken iki azabımız varmış... Alo ile karısı Bahizer bizimle yaşadılar... Evimizin işlerini yaparlardı. Oturduğumuz kira evin bahçe içindeki bölümünde kalırlardı."

            Külebi’nin Zile’de kirada oturdukları ev ile ilgili bilgiler bunlar. Birkaç yaz tatilinde bir bu evi bulmak için bir araştırma yapmıştık. Zile’de 80 - 85 yaşında olanlarla, eskiden faytonculuk yapanların çocukları ile konuştuk, araştırdık; aynı avlu içinde iki - üç bölüm ev olan Yaylıcı Ömer’in evini tespit edemedik. Şayet bu evi bulabilseydik; Cahit Külebi’nin  anısına bir kültür evi yapılabilirdi. Burada bizi dinleyen hemşehrilerimizden ricamız; lütfen aile büyüklerinize sorunuz. Böyle bir ismi, İnas Mektebi’ni, Ana Okulu ve Numune-i Terakki Okulu’nun yerini, bu evi hatırlıyorlar mı?

            Külebi’nin edebî kişiliği konum dışı ama Anadolu’yu, köyleri, insanları “Yurdum” ve “Hikâye” şiirlerinde o kadar güzel anlatmış ki şiirlerindeki kelimeler; (Çimmişim derelerinde gibi mısralar)  sanki Çeltek Köyü'nü, Zile’yi anlatıyor.

 RÜZGÂR

Şimdi bir rüzgâr geçti buradan
Koştum ama yetişemedim.
Nerelerde gezmiş tozmuş
Öğrenemedim.
Besbelli denizden çıkıp
Kıyılar boyunca gitmiştir.
Tuz kokusu, katran kokusu, ter kokusu
Yüreğini allak bullak etmiştir.
 
Sonra başlamış tırmanmaya dağlara doğru
Bulutları koyun gibi gütmüştür,
Okşayıp otları yaylalarda
Büyütmüştür.
 
Köylere de uğradıysa eğer
Islak, karanlık odalarda beşik sallamıştır
Güneş altında çalışanlara
İmdat eylemiştir.
Sonra başlayıp alçalmaya ovalara doğru,
Haşhaş tarlalarında eflatun, pembe, beyaz,
Kıraçlarda mavi dikenler...
Toz toprak gözlerine gitmiştir.
 
Kentlere de uğramış ki yanımdan geçti,
Haşhaş çiçeğine benzer kızlar görmüştür.
Bir gülüş, bir tel saç, allık pudra
Alıp gitmiştir.
 
Şimdi bir rüzgâr geçti buradan
Koştum ama yetişemedim.
Soraydım söylerdi herhalde
Soramadım.
Şiir Arka Plân Resmi : Zileli Ressam Nihat AKYUNAK'a Aittir.

            Külebi insanın bir memleketi olması hususu ile yazdığı Anadolu şiirleri için şunları samimi olarak ifade ve itiraf etmektedir :

            "Altmış yaşımda bulunduğum şu sırada düşünüyorum da… köy olsun, kent olsun, bağ bahçe olsun hiçbir yeri yakından tanıyamadığımı anlıyorum. Oysa bana köyü iyi tanıdığı için Anadolu şiirleri yazdı demişlerdir… Ne var ki ben bugüne değin, ne doğru dürüst köyde yaşadım, ne de şöyle tadını çıkara çıkara bir dağ başında ya da bir deniz  kıyısında dolaşabildim. Hiç birini yapamadım. Bütün  yaşamım telaşla geçti. Sabırsızlıklar, kendi kendimi yiyip bitirmeler, başkaları için, işim için ya da evim için kendimi vermelerle yaşamımı tükettim.

            Artova’yı düşündüğüm zaman işte bu yargı, yerini o küçük köye duyduğum minnete bırakıyor. Bütün yaşamım boyunca benim tek cennetim varsa o cennet Artova’da kaldı. Ne tarlamız oldu, ne evimiz, ne bahçemiz…"

 İçi Sevda Dolu Yolculuk

ADAM Yayıncılık - 125 sh.

            Değerli misafirler;

            İnsan hangi yaşta olursa olsun yüreğinde, yüreğinin derinliklerinde yine çocukluk anılarını duyar, yaşar derler. Yaş ilerledikçe de insanın çocukluk anılarına daha sık dönmesi, daha çok hatırlaması yaşadığımız bir gerçektir.

            Büyük memleket şâirimizin çocukluk anılarından Zile kesitini kısaca size vermeye çalıştık. Bu anılardan; Zile’nin tarihine, kültürüne, geçmişine ait pek çok şey bulduk, öğrendik. Ama bence en önemlisi en çarpıcısı ise,  büyük Şâir Külebi’nin yukarıda verdiğim son düşünce, duygu ve tespitidir. Ne diyor? “Köy olsun, kent olsun, bağ bahçe olsun yakından tanıyamadım. Tadını çıkara çıkara bir köyde, bir dağ başında, bir kentte yaşayamadım, dolaşamadım, kendi kendimi, telaş içinde yiyip bitirdim ve ömrümü tükettim” diyor :

Cahit Külebi'ye Saygı
Haz. M. Şerif Onaran, Abdülkadir Budak, Ali Cengizkan

1998 - 116 sh.

            O zaman diyoruz ki ey sevgili Zileli hemşehrilerim;

            Büyük Şâir’imizin mısralarında tanıttığı, övdüğü Zile gibi yurdumuzun en güzel köşelerinden birinde doğduk, suyunu içtik, ekmeğiyle büyüdük. Memlekete iş için, aş için dağıldık. Bütün bunlar bizlere, Prof. Dr. Metin Sözen Hocamın dediği gibi “Doğduğumuz coğrafyanın büyüklüğünü” unutturmasın.

            Külebi doğduğunda babasının; Kur’ân-ı Kerîm’in son sayfasına yazdığı “Cenab-ı Allah hayırlı halef eyleyerek Ehali-i İslâm’a nusretler ihsan buyursun. Amin” duasına mazhar olan, Memleket Şâirimiz için naçizane yazdığımız;

            Memleket Şâirliği, ise pâye
           
Anadolu’yu anlatmaksa gaye
           
İşte Külebi, “Yurdum” ve “Hikâye”
           
Başka söze hâcet, var mıdır bilmem?

mısraları ile noktalıyoruz sözümüzü.

SEÇME ŞİİRLER
   
ADAM Yayıncılık

            Yararlanılan Eserler;

            1 - Türkiye Yazıları Dergisi, Mayıs 1977  -  Muzaffer Uyguner, Cahit Külebi, Sayfa : 11 - 29, Altın Kitaplar Matbaası, İstanbul 1991.

            2 - Cahit Külebi Bir İşkence Ustası,  İçi Sevda Dolu Yolculuk,  Sayfa : 11, Adam Yayınları, 1986.

            3 - Cahit Külebi, Atlar (Vefalı Dostlar) yazısından Zile bölümü alınmıştır. İçi Sevda Dolu Yolculuk, Sayfa : 106 - 111, Adam Yayınları, 1986.

            4 - Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı, Türk Halkbilimi ve Edebiyat Araştırmaları, Sayfa : 232, Ürün Yayınları, 1999.
 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR