ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 15 Şubat 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

PONTOS - ROMA
HÂKİMİYETİ DÖNEMLERİ VE
OINOE - ZELA

Derleme : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)

PONTOS - ROMA
HÂKİMİYETİ DÖNEMLERİ VE
OINOE - ZELA II

Zile Kalesi (Saat Kulesi) - Ünye Kalesi (Kral Mezarı)
 

OİNOE / ÜNYE25

            a. Adının kökeni ve anlamı :

            Oinos, Hellen dilinde (Anadolulu Luvi dilinin "Bağ, üzüm, şarap" anlamlarındaki Wiana'sından alınmış olarak) "Şarap" demektir. Bundan türetilen Oinoe adı, "Şarap yöresi, şarabı bol yöre" anlamına gelir.25

            b. Özel tarihçesi :

            Bu yöredeki ilk yerleşimin varlığının, oradaki demir madenini işletmekle bağlantılı olarak, İ.Ö. 2500 dolaylarına uzandığı olasıdır. Çünkü Alacahöyük kazılarında altın ve demirden bir boyun takısı ile altın saplı, namlusu demirden bir hançer bulunmuştur (Herzfeld, The Persian Empire, s. 122). İ.Ö. 2. bin yılda, Hitit'ler döneminde bile demir, altından da değerli bir metaldi. II. Hattusili döneminde Hitit'lerin demirden hançer vb. yapımını devlet tekelinde tuttuğunu, üretilen malları devlet depolarında mühür altında sakladığını, yabancı krallardan Hitit Büyük Kralı'na demir hançer vb. alımı için istek geldiğini gösteren belgeler, günümüze ulaşmıştır.25

            Oinoe'nin adı Strabon'da geçmez, ama tarihçi Arrianos'un Karadeniz kıyılarını anlatan yapıtında, bölüm 16'da geçer. Kentin önem kazanması Bizans çağında gerçekleşmiştir (J.A. Cramer, A Geographical and Historical Description of Asia Minör, c. I, Oxford 1832, s. 272).

            c. Türkleşme öncesi dönem kalıntıları :

            Kasabanın içinde hiçbir İlkçağ ya da Ortaçağ kalıntısı görülmüyor ve olmadığını yerliler doğruluyor. Hattâ, kasabanın çekirdek bölümü olan Cumhuriyet Meydanı yöresinde, hemen hemen tüm eski evler yıkılmış ve yerine apartman türü yapılar dikilmiştir.25

            Oinoe/Ünye yakınlarında bulunan tek, ama önemli tarihsel kalıntı; pek de yerinde olmayarak Ünye Kalesi denen (Ünye'nin Kale Köyü'ndeki dense doğru olur) kale ve orada kale girişi yanıbaşında bulunan, Paphlagonia türü görkemli kaya mezarıdır.

Ünye Kalesi Yanıbaşındaki Kaya Mezarı

Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos)

            Söz konusu kale, Ünye'nin 5 km kadar güneydoğusunda, demir madeninin yakınında, Kale Köyü'nün yanıbaşında dimdik yükselen bir doruğun (doruktan az aşağıdaki) küçük düzlük bölümünden oluşuyor. Küçük düzlük öylesine dik ve yalçın yamaç üzerindedir ki, altındaki kayalığın o dik yüzeyleri kendiliğinden, yâni doğal bir sur oluşturuyor. Bu nedenle, yalnız o küçük düzlüğe tırmanan dar yolun düzlüğe vardığı yerde, doruğun güneydoğu yanında, sur kapısı türünde bir sur bölümü yapmak, amaca yetebilmiştir (Darende'nin Zengibar Kalesi de buna benzer bir kaledir ve sur bölümü pek küçüktür, tepe üstü düzlüğüne tırmanacak olan daracık yolu kesmekten, denetime bağlamaktan başka işlev görmez). Oinoe/Ünye'nin böyle kilometrelerce uzağındaki bu kale, asla Ünye'yi savunmaya yarayamaz; yalnızca iç bölgeden gelip Ünye'ye çıkan yolu denetlemek için yapıldığı bellidir.25

            Sözünü ettiğimiz kale kapısı ya da duvar, günümüzdeki biçimiyle, Bizans çağından kalmadır; işlenmemiş taşlarla yapılmış ve yapımında kireç harcı kullanılmıştır. Bu kapıların yanıbaşında, dışında, yalçın kayalığın dimdik yüzeyi düzletilerek biraz yükseğe işlenmiş kaya mezarı, İ.Ö. 7. yüzyıla tarihlendiği Paphlagonia kaya mezarlarının tüm özelliklerini gösteriyor. Buna bakılırsa, o da aynı dönemden kalmadır.25

            Kale içinde, daha doğrusu sadece kapı işlevli duvarı olan düzlükte, sarnıçlar ve potern türü (kuşatma zamanında gizlice dışarıya çıkmayı sağlayabilecek) merdivenli yeraltı geçitleri vardır. Ancak, Hitit başkenti Hattusa'da da bu tür geçitle karşılaşmamız, sanmıyorum ki buradakini dahi Hitit yapıtı yahut Hitit'ler çağından kalmış saymamızı tek başına haklı gösterebilsin.25

Ünye Kalesi Merdivenli Dehliz Girişi'nde Mağara Kulübü Üyeleri Tetkik Gezisinde.

Dr. David H. FRENCH'in Notları

            İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Dr. David H. FRENCH, Zile Kalesi'ndeki tetkik gezisini şöyle anlatır :

            Giriş kapısının yanında, büyük mermer blokları ve arsitrav parçaları duvarın içine yerleştirilmiş; başka yerlerde de üç büyük Ion şehri resmedilmiş. Kale duvarında iki önemsiz yazı buldum. Nos 70 ve 71. Birincisini deşifre etmek zordu. Bu yazı, duvarın içine yapılmış ve sadece ona karşı duran câmi çatısından görünebilecek şekilde yazılmıştı. İkincisi ağanın hareminin avlusundaydı ve ben bu avluya ancak bekçi içerideki kadınları çıkardıktan sonra kabul edildim.6

            Ayrıca burada, gerçi görmedim ama, kaya içerisine kazılmış, kalenin olduğu tepeden başlayıp şehrin ortasındaki bir çeşmeye kadar giden bir yeraltı geçidinin varlığından söz edilir. Bu çesme, kare şeklinde bir çesme olup duvarı eski zamanlara ait taşlardan yapılıdır ve zemininden Türklerin kaynağını bilmediği bir soğuk su akar. Şehirden geçtikten sonra güneyde bir alana dökülür bu su. Bunun haricinde geçmişe ait rastladığımız, ağanın konağının önünde duran  pek çok sütun, ki bunlardan birisi geniş ve delikliydi. Halbuki önceden Zela, çok önemli bir yerdi. Strabon'un anlattıklarına bakılırsa, ki onun zamanında Zelitis civarı Kraliçe Pythodoris’e aitti.6

Kale'den Yeraltına İnen Su Yolu ve Sütunlar

Zile Kalesi

            11 Nisan Perşembe – Zile’den Amasya’ya sekiz saat. Saat yedi buçukta Said Ağa’nın konağından ayrıldık ve şehrin çıkışında kuzey doğuya doğru uzanan, şimdi neredeyse kurumuş olan bir nehir yatağı vardı. Her iki tarafta bahçeler ve üzüm bağları vardı. Boğaza geldiğimizde, ince bir dere akıyordu ve dik sarp kayaların arasından aşırı dönemeçli bir yol gidiyordu. Daha önceden bahsi geçen yer altındaki su, muhtemelen buradan besleniyor. Bu suyun bir kısmı sulama maksatlı olarak çekiliyor ve kumlu toprak tarafından emilince yer altındaki kanallar aracılığı ile o suyu besliyor olabilir.6

            Saat sekiz buçukta halâ yamayı çıkıyorduk, ama bu o kadar da sıkıcı değildi. Buralar, Sezar’ın yazılarında anlatılan, kendisi ile Pontus Kralı Pharnaces arasındaki savaşın geçtiği yerlerdi, ki bu savaşın sonucu şu meşhur üc kelime ile ilân edilmişti: “Veni, vidi, vici.”  Pansa, Alexandir’ın savaşlarının anlatımında şehrin kuzeyine doğru 3 mil mesafede bir derin yamaçtan bahseder, ki bu yamacın diğer tarafı, Sezar’ın zaferinden önce karşı tarafın orduları tarafından işgal edilmişti. Bu anlatımda tarif edilen mekân ile bu geçitte görülenler tamamen uyum içerisinde.6

Sezar (Caesar)
"Geldim - Gördüm - Yendim"

"Veni - Vidi - Vici"
Sezar'ın Savaş Haritası

Arkeolog Kâmil Paşay Arşivi
Kale, Roma Kumandanı
SULLA tarafından yaptırıldı.

Zile Kale Kapısı

            Geçidi geçip bir başka düzlükten sonra kuzeye doğru bir dizi tepeye tırmandık. Birkaç mil boyunca, Tokat ve Zile’nin yapısında olan kireç taşından yapılı aynı kıraç arazide devam ettik. Bitki örtüsü çok zayıftı, neredeyse görünürde hiç ağaç yoktu; sadece birkaç meşe, çam ağacı... Uzun bir mesafeden sonra, kireç taşından bayırı bitirince, ağaçlık ve çok güzel manzarası olan İris Vâdisi'ne tepeden bakıyorduk. Bu Zile’ye 12 mil mesafedeydi ve kuzey doğuya doğru taşlık bir yoldan, yoğun ağaç ve bitki örtüsünün arasından dağdan aşağı indik.6

            Önümüzdeki kayalık tepelerin arasındaki bir açıklıktan, 8 - 10 mil kuzeye doğru Amasya Ovası'nın ve bahçelerinin görüntüsünü yakaladık. Bir mil ötede, sağımızda yama yukarı, doğudan batıya doğru heybetli tepelerin arasında uzanan İris Vâdisi manzarası vardı; ki bu vâdinin en kuzeyi oldukça kırık ve böylece yukarılardan gelen sular, Daximonitis ve Turhal Ovaları'nın verimli topraklarını sulayabiliyor. 12’den biraz sonra, yine İris’in yamaçlarına eriştik…6

            Mithridates birleşik kuvvetlerine aitmiş numarası yapan Romalı birisi krala yaklaşıp onu yaralamasaydı, onları bütün bütün yok edebilirlerdi. Bu kişi anında yakalandı ve öldürüldü; fakat barbarlar bu hadiseye o kadar kendilerini vermişlerdi ki pek çok Romalı kaçtı. Mithridates yaralarına bakılırken, kampta düşman güçlerden başkalarının da olmasından şüphelenerek, farklı bir nedenden dolayı olduğunu söyleyerek, askerleri gözden geçirmek istedi ve ardından herkesin acilen çadırlarına dönmelerini emretti. Böylece aralarına sızmış olan Romalıları tespit etti ve onları da kılıçtan geçirdi.6

Chabakta Head of Ares right in crested helmet / Sword in sheath.

http://www.asiaminorcoins.com/gallery/displayimage.php?album=43&pos=1

            Bu noktada Lucullus geldi ve bazılarına Mithridates'i yeneceği ve kaybettiklerini geri alacağı izlenimini verdi; fakat yine de bir şey başaramadı. Çünkü, Mithridates, Tamura yakınlarındaki yüksek mevkilerde sipere yatmıştı ve açıktan savaşmak için dışarı çıkmamıştı; bu arada Tigranes’in damadı olan Medyalı Mithridates aniden dağınık halde bulunan Romalıların üstüne çöktü ve onların pek çoğunu öldürdü; ayrıca ordu içinde de Tigranes’in yaklaştığı duyulduğundan dolayı bir isyan vardı. Askerlikten ayrıldıktan sonra Valerian’lar tekrar orduya katıldılar ve zaferleri, devam eden boşvermişlikleri ve devletlerinden dolayı Nisibisliler'le uğraştılar.6

            Capadocia isminde birbirinden çok uzak olmayan aynı isimde iki şehir vardır ve bu şehirler aynı onurlara sahiptir, çünkü haklarındaki hikâyeler, gösterdikleri dayanaklar hep aynıdır. Ephigenia’ya ait olduğu zannedilen bir kılıç bile vardır her ikisinde. Bu mesele hakkında bu kadar. Takip eden sene Manias Aeilius ve Gaius Piso’nun konsüllüğünde Gaziura yakınlarında ona meydan okumak ve onu savaş için provoke etmek maksadıyla Triarius’a karşı kamp kurdu.6

Zela (AD 193-217) AE 28 - Julia Domna, wife of Septimius Severus

http://www.asiaminorcoins.com/gallery/displayimage.php?album=389&pos=0

            Laeullas’ın geldiği haberi getirilince, Triarius elini çabuk tutup, gün doğmadan evvel Mithridates’in eteklerine saldırdı. Savaş uzun bir süre tereddüt içerisinde ilerledi. Ancak, kral düşman güçlerini kendisininki ile kıyas edince savaşa kararlılıkla girdi. Onların saflarını dağıttı ve onların piyadelerini çamurlu bir mevziye itti, ki burada onlar dayanamadılar ve öldürüldüler. Atlıları da ova uzerinde takip etti ve talihini en güzel şekilde tüketti. Ama yanında gitmekte olan kılık değiştirmiş bir Romalı atlının baldırına vurduğu derin darbeye karşılık veremedi. Yakınında olan diğerleri anında Romalı askeri parçaladılar ve Mithridates geriye taşındı ve arkadaşları askerleri bu parlak zaferden geri çağırdı hüzünlü bir acele içerisinde. Bu geri çağırmanın aniliği ve başka bir yerde kötü bir şeyler olmuş olabileceği korkusu ile askerlerin kafası karıştı. Olanları öğrenince bir anda ovada, kralın etrafinda toparlandılar. Olanlardan dolayı şok olmuslardı ki kralın doktoru olan Timotheus kan akmasını durdurdu ve kralı herkesin görebileceği şekilde kaldırdı; aynen Hindistan’da olduğu gibi İskender tedavi olurken, kendini bir gemi üzerinden hakkında endişelenen Makedonyalılara göstermişti. Mithridates kendine gelir gelmez, orduyu savaştan geri çağıranları azarladı ve askerlerini aynı gün tekrar Romalıların kampına sürdü. Ama onlar çoktan korkudan kaçmışlardı.6

Hellenistik Çağda ve Roma Egemenliği Çağında Kappadokia28

            Anadolu'da ve o arada Kappadokia'da İran egemenliğine, Makedonia Kralı Alexandros (Büyük I İskender) son verdi. Ancak, ne İskender döneminde Makedonia devletinin, ne de İskender öldükten sonra onun ülkesini paylaşma savaşımına giren komutan - krallarm Kappadokia'daki egemenliği sağlam ve kalıcı olabilmiştir.28

            İskender'in Kappadokia güneybatısından İ.Ö. 333'de geçişi sırasında yörede İran bağımlısı kral I durumunda olarak egemenlik süren kişi, I. Ariarathes idi. Bu kişi, İskender bağımlılığına girmedi; İskender'in ölümünden sonra, onun komutanları arasındaki savaşım henüz başlamadan önce, ''Kral yerine yöneticilik baş görevlisi" seçilen komutan Perdikkas, Kappadokia'da Makedonia'lıların egemenliğini kurma çabasına girişti, I. Ariarathes ile savaştı, onu tutsak etti, öldürttü; komutan Eumenes'i Kappadokia baş yöneticiliğine atadı.28

            Perdikkas ile Eumenes komutasındaki Makedonia ordularının Kappadokia'ya yayılması döneminde, I. Ariarathes'in yeğeni II. Ariarathes, Doğu Anadolu'ya, Ermeni krallığına kaçmış; Perdikkas'ın İ.Ö. 321'de ve Eumenes'in İ.Öç 316'da Makedonia'lı komutanlar arasındaki savaşımda öldürülmelerinden sonra, bu savaşımdan yararlanarak, Ermeni Kralı Ardoates'in de yardımıyla, Güney Kappadokia'da egemenliğini kurmuştu (İ.Ö. 301; aynı yıl yapılan, Makedonia'lı komutanlar arasındaki İpsos Savaşı'ndan önce). O sırada Anadolu'nun çoğu bölümünü elinde tutan komutan/kral Antigonos'un adamlarından Amyntas, II. Ariarathes üzerine yürüdüyse de, Kızılırmak Vâdisi'nde yapılan savaşta öldürüldü.28

Roma İmparatoru Septimius SEVERUS

Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Kappadokia

            Kısa süre sonra, yine İ.Ö. 301'de, İpsos Savaşı'nı kazanıp, Antigonos devletini yıkan ve Anadolu'yu komutan/kral Lysimakhos'la bölüşen I. Seleukos, II. Ariarathes üzerine bir ordu gönderdi. Bu ordu da Güney Kappadokia'da yok edildi. Böyle iken, Seleukos, Kappadokia'nın bazı bölümlerini ele geçirmeyi başardı. Ancak, onun İ.Ö. 280'de öldürülmesinden sonra, Kappadokia Krallığı'nın varlığı ve hiç değilse Kızılırmak güneyindeki Kappadokia bölümüne sürekli egemenliği kesinleşti.28

            Daha sonraki Kappadokia kralları, komşu Seleukos'lar devleti ile dostluk kurdular; bu devletin Roma'lılara ve bağlaşıklarına (o arada Bergama Krallığı da vardı) yenilip küçülmesinden sonra, Anadolu'daki diğer devletler gibi, Roma bağımlılığına düştüler. Sonuncuları, Arkhelaos, çok yaşlı ve neredeyse bunamış durumda iken, İ.S. 17 yılında, bir suçlamadan dolayı açıklamada bulunmak üzere çağırıldığı Roma'da öldü. Romalılar, Kappadokia'yı bir il olarak örgütlediler ve Roma İmparatorluğu ülkesine kattılar.28

            Yeni dönemde, Roma egemenliğinin bütün Roma ülkesinde sağladığı dirlik düzenliğin (Pax Romana, Roma Barışı, Roma'nın sağladığı barış) geniş ölçüde etkisiyle, Anadolu'nun birçok diğer yöresi gibi Kappadokia da bir altın çağ yaşadı. Bu sırada, 123 yılının baharında, arkasından da 129 yılının baharında, İmparator Hadrianus, doğu illerini dolaşırken, Kappadokia'yı da gezdi. Bir diğer imparator, Marcus Aurelius, 176 yılında, bir "doğu illeri gezisi" sırasında, Külek/Gülek Geçidini aşarak güneyden Kappadokia'ya girdi; yanında bulunan eşi Faustina, Pozantı ile Bor arasında, Halala Köyü yakınlarına gelmişken yolda öldü. İmparator Septimius Severus, 194 yılında, ayaklanıp kendisini imparator ilân eden Suriye Vâlisi Pescennius Niger üzerine yürürken, İznik ile Eskişehir üzerinden  gelip Kappadokia'ya girdi. Niğde iline bağlı ilçe merkezi Bor'un güney yakınındaki Tyana/Kemerhisar'dan geçti, Külek/Gülek Boğazı'nı aştı, Antakya üzerine yürüdü.28

Kappadokia'nın ağırladığı Roma İmparatorlarından Marcus Aurelius.
İmparator Marcus Aurelius'un Kappadokia'da ölen eşi Faustina.


Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Kappadokia

            İran'da 227 yılında Sasanî'ler Devleti'nin kurulması ve Şah Ardaşir'in, eski Pers İmparatorluğu topraklarını "geriye almak" (!) için Anadolu'ya saldırılarının başlaması, özellikle Şah Şapur'un 260 yılında Roma İmparatoru Valerianus'u Samsat'ta kuşatıp tutsak almasından sonra, Kappadokia'da barış, dirlik düzenlik günleri son buldu. Şapur, o çağda 400.000 kadar insanın yaşadığı Kaisareia/Kayseri'yi kuşattı. Kappadokia ilinin başkenti, kuşatmaya karşı yiğitçe dayandı ise de, bir hekimin düşmanla işbirliği etmesi yüzünden düştü, binlerce kentli en acımasız işkencelerle öldürüldü; Şapur, talan ettiği tüm malları, hazineleri götürerek, İran'a döndü. 270 yılı başında, Suriye ortasındaki güçlü Palmyra Devleti'nin kraliçesi Zenobia, Roma bağımlılığını bırakıp, Roma ülkesinden, o arada Anadolu'dan koparacağı parçalarla kendi ülkesini büyütmek hevesine kapıldı, ordusunu Anadolu'ya saldırttı, Kappadokia'nın tümünü ele geçirdi. Ancak, sonunda savaşı kaybetti ve tutsak edilerek Roma'ya götürüldü. Bu savaş sırasında İmparator Aurelianus, 272 yılında, ordusuyla İstanbul, Ankara üzerinden gelerek Kappadokia'dan geçmiştir. 276 yılında, Claudius Tacitus'un imparatorluğu döneminde, Azak Denizi'nin kuzey kıyılarında yaşayan Coth'lar ve Alan'lar, Karadeniz'in doğu kıyılarını izleyerek Anadolu'ya girdiler ve sırasıyla Pontos, Galatia, Kappadokia yörelerini talan ettiler, hattâ Kilikia'ya kadar uzandılar. Ancak bundan sonra Roma ordusu çapulcuları yenip kaçırttı.28

Zile Acropolis in the Roman Era

(Oil Painting 65x85 by Ersal Yavi)

            Zelitis, Zela (Zile)

            Zile sözcüğünün kaynağı kesin değildir. Strabon’un buradan Zelitis hinterlandı ve Zela olarak söz etmesi bu yerleşimin çok eski olduğuna işaret etmektedir. Zile’nin 29 km güneydoğusundaki Maşathöyük’te araştırma yapan Ord. Prof. Şevket Aziz Kansu ve onun ortaya çıkardığı buluntulara dayanılarak Şemsettin Günaltay, Hititlerin burada yaşadığını ortaya koymuştur. Ayrıca Zile’deki Maşathöyük kazılarında ele geçen tabletler de Yeşilırmak Havzası boyunca sıralanmış Hitit yerleşim merkezlerinden Anzilia’dan söz etmektedir. Büyük olasılıkla Anzilia sözcüğü zamanla Zile’ye dönüşmüştür.18

            M.Ö. 1916’da yöre Asurluların yönetimine geçmiştir. M.Ö. XV. Yüzyıl’dan sonra Kaşkalar burasını yakıp yıkmış, M.Ö. VIII. Yüzyıl’da Frigler yöreye hâkim olmuş, M.Ö. VII. Yüzyıl’da da Kimmerler tarafından yağmalanmıştır. M.Ö. VI. Yüzyıl’da Anadolu’nun büyük bir bölümü ile birlikte Persler buraya da hâkim olmuşlardır. Persler Yeşilırmak Havzası’na önem vermiş ve tarihî Kral Yolu’nu buradan geçirmişlerdir. I. Darius zamanında Anadolu’nun en büyük eyaleti olan Kapadokia ikiye bölünmüş ve Zile kuzeydeki Pontus Kapadokiası içerisinde kalmıştır.

ANAİTİS - ANAHİTA

http://abcdioses.noneto.com/persa/diosesPe/Anaïtis.htm

            Persler burada kendi tanrıları olan Anahita (Anahitis, Anos, Anadates) adına bir mâbet yaptırmışlar ve bu mabedin çevresinde Sonbahar'da yapılan Sakaia Şenlikleri'ni düzenlemişlerdir.18

Fresque-Isis Lilith-Notes de la rubrique -Eros et Anaïtis
http://www.20six.fr/IsisLilith/weblogCategory/m20d552at520

Le contenu de cette rubrique peut choquer certaines personnes.
Il est reserve a un public averti.

            M.Ö. IV. Yüzyıl’da Büyük İskender Anadolu’daki Pers İmparatorluğu’nu sona erdirirken Zile yöresini de kendi topraklarına katmıştır. İskender’in ölümünden sonra topraklarını paylaşan generallerinden Ornets Kapadokia ile birlikte Zile’yi de egemenliği altına almıştır. M.Ö. III. Yüzyıl’da Pontus Krallığı’nın egemenliğine girmiştir. Kapadokialılar Romalılardan Pontuslulara karşı koyabilmek için yardım istemiş ve Romalı general Sulla komutasındaki ordu Mithrydates’i mağlup ederek Kapadokia’yı ele geçirmiştir. Sulla’nın Roma’ya dönmesi ve M.Ö. 78’de ölümü üzerine Mithrydates yeniden Roma’ya karşı savaş açmıştır.18

            Romalılar İ.Ö. 70 sıralarında en büyük düşmanları Pontus Krallığı'nı mağlûp ettiler. Hemen arkasından da Pontus'un güçlü müttefiki olan Arm Krallığı'nı yıktılar ve fetihlerini tamamlamak için süratle bölgedeki son bağımsız krallık olan Kommagene'ye (Nemrut) yöneldiler.3

KÜÇÜK ASYA Haritası, M.Ö. 70
Pontus, Arm, Seleukos, Kommagene (Nemrut), Parthia, Roma.


http://samsatlim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000002306349

            M.Ö. 67’de Romalı Triarius ile Mithrydates Zile’ye 5 km uzaklıktaki Skotis’te (bugünkü Altıağaç Mevkii) savaşmışlar ve savaşın galibi belli olmamıştır. Mithrydates yöreye hâkim olmasına rağmen kısa bir süre sonra Romalı Pompeius, Mithrydates’i yenerek yöreye hâkim olmuştur.18


Sear Greek Coins and their Values sg 5121
Cult statue of Artemis Anaïtis standing facing in shrine.

            M.Ö. 66’da Romalılar buraya hâkim olmuş, bu arada II. Pharnakes yörede Pontus yönetimini yeniden kurmak istemişse de M.Ö. 47’de eski ismi ile Zela olan bugünkü Zile’de yapılan savaşta İulius Caesar’a yenilmiştir. Şehre Caesar’ın karısı Zela’nın isminin verildiği de kaynaklarda geçmektedir.18

            Küçük Asya'da savaşlar sürüyordu. İ.Ö. 53 yılında Partlar Romalıları yenerek Suriye'yi fethettiler. Bunu fırsat bilen Pontus Krallığı Roma'ya başkaldırma gücünü kendinde buldu. Jül Sezar Küçük Asya'ya yürüyerek ayaklanmayı bastırdı. Sezar'ın tarihe geçen 'Geldim, gördüm, yendim' sözü bu zaferin ardından söylenmiştir (M.Ö. 47).3

            Sezar'ın öldürülmesiyle Roma İmparatorluğu bölündü. Markus Antonius doğuyu, Oktavianus batıyı aldı. Markus Antonius meclisini, sevgilisi Kleopatra da yanında olduğu halde, Tarsus'ta kurdu. Jül Sezar Mısır kraliçesinin güzelliği karşısında ezilmiştir.3

Kappadokia'nın Hristiyanlaşması

            Hristiyanlık, 300'lü yıllarda Kappadokia'ya geniş ölçüde yayıldı. Bu yayılışa, Kappadokia'nın yerli halkından bazı din adamlarının büyük katkısı olmuş ve bunları sonradan Hristiyan kiliseleri, kilise babaları, ermişler arasında saymıştır. Kayseri piskoposu (Büyük) Basilius (Kayseri 330 - Kayseri 379), Kappadokia'daki Sebaste kentinin piskoposu ermiş Blasius, Ermenileri Hristiyanlaştıran Kayserili ermiş Gregorius (onun için Ermeniler'de Kirkor adını çok görüyoruz), Kappadokia'nın Nadian : dos/Nazianzos kentçiğinden büyük din bilgini, I. Theodosius döneminde İstanbul'da Patrik'lik etmiş, Gregorius (ölümü : 390); Kappadokia'nın Nysa/Nyssa kentinin piskoposu, oranın yerlisi, Nysa'lı Gregorius (ölümü : 394) başlıca örneklerdir. Şimdi İngilizlerin ulusal ermişi sayılan ve Kilikia bölgesinde, bugünkü Dörtyol kasabası yakınında kalıntıları günümüze ulaşmış Oinoanda/Epiphaneia kentinde bir demirci dükkânında doğmuş bulunmasına rağmen ana babası Kappadokia'lı olduğu için kendi de Kappadokia'lı Georgios diye anılan Georgios (St. George) ise, büyük İngiliz tarihçisi Gibborim dev yapıtında anlattığına bakılırsa, gerçekte bir düzenbaz ve dolandırıcı, İskenderiye'de Başpiskopos bulunduğu son yıllarında da "mafya babası" imiş.28

            Ünye Kalesi’nin Tarihi4

            Sinop – Ünye - Amasya’yı kapsayan alanda kurulan Pers kökenli Pontus Devleti'nin Kralı 5. Mithridates’in öldürülmesinden sonra, Başkent Sinope’de idareyi ele alan Kraliçe Leodike, ileride 6. Mithridates (Mitridat) olacak oğlunu kral yapmayıp bir başka oğluna meyledince, VI. Mithridates zehirlenerek öldürülmekten kurtulmak için yakın çevresiyle birlikte Canik Dağları'na sığınıyor. Çok iyi eğitim almış olan genç prens, Lâtince, Farsça, Helence gibi imparatorluk dilleri dışında, bu dillerin çeşitli lehçeleriyle birlikte daha yirmi iki dili aksansız olarak konuşuyor, anlıyor, okuyor ve yazıyordu.4

         
Restore Edilen ve Temizlenen Ünye Kalesi ve Kaya Mezarı

            Orta ve Doğu Karadeniz dağlarında ve kıyı şehirlerinde dolaştığı on iki yıl içinde o zamanın suikast silâhı olan zehirler hakkında uzmanlık derecesinde bilgi sahibi olmuş ve hepsinden önce azar azar, sonra öldürücü dozda olarak vücuduna muafiyet kazandırmıştır.4

            İkna yeteneği ve çeşitli milletlerden derlediği adamlarının dillerine hâkimiyeti sayesinde etkin bir ordu kurmuştur. Bu ordu önce kendi başkentini basmış; acımasız Mithridates, annesi ve kardeşlerinin tümünü öldürerek 6. Mithridates sanıyla Pontus Kralı olmuştur. Hâris, güçlü, bilgin bir kral olan 6. Mithridates, Kafkaslar'dan (Kolkhis) bir uçtan diğerine Karadeniz, Ege, Ege Adaları ve Yunanistan’a kadar Roma ülkesine hükmeden bir cihangir oldu. İlk iş olarak güçlü bir ordu ve donanma kurdu. Yıllarca Roma ile savaştı. Bazen bir gecede 80.000 Romalı'yı öldürdü. Bir Roma vâlisinin para hırsını bildiği için, erittiği altın külçesini boğazına akıtarak öldürecek kadar da zalimdi.4

            Askerî faaliyetlerinde çok önemli olduklarına inandığı Ünye Kalesi gibi şatoların sayısını yüz elliye çıkarmak için Karadeniz’in sahil şeridinde ve iç Karadeniz’de stratejik mevkilerde seçtiği zaptı zor tepelerde kaleler yaptırdı. Bunların hepsi su kıyısında, hepsi de Ünye Kalesi formundaydı. Ünye Kalesi’ne en yakın olanı Fatsa’nın Cöreği (Yapraklı) Köyü'nün Tengildek Tepesi'ndekidir. (Bu ad, kale dehlizine atılan taşların çıkardığı seslerden ilham alınarak yerel halk tarafından verilmiştir.)4

Komana (AD 193-211) AE 32 - Caracalla. - Komana (AD 193-211) AE 33 - Septimus Severus.

http://www.asiaminorcoins.com/gallery/thumbnails.php?album=46

            6. Mithridates bu kalelere Kozofulos - Kozofilakia diyordu. Yapıldıkları günden terk edildikleri güne kadar çok çeşitli amaçlar için kullanılan Kozofuloslar Mithridates için asker, silâh, erzak, âlet ve edevat deposuydu. Bunların en önemlisi, Karadeniz’i İç Anadolu’ya bağlayan Ünye - Niksar (Kaberia - Nikopolis) karayolunu kontrol eden ÜNYE KALESİ’dir. Çünkü Roma - Pontus savaşlarının büyük çoğunluğu Turhal - Zela (Zile) - Niksar civarında olmuştur.4

            6. Mithridates, düşman ordusunun gelmekte olduğunu haber alır almaz, ister Sinope’de olsun ister Trapezos (Trabzon)'da, ordusunu hemen silâhsız ve erzaksız olarak donanmasına bindirir, yolun üstündeki Kozofuloslar'dan takviye alarak fora yelken – çala kürek Ünye’ye dümen kırardı. Donanmanın Çaltı ya da Yason Burnu'ndan Ünye’ye döndüğü görülür görülmez Ünye Kalesi'ndeki (Kozofulos) askerler silâh, erzak, araç - gereci yola indirir, çevrede konuşlanan askerler, atlar, arabalar yolda dizilir, ordunun gelmesini beklerdi.4

Restore Edilen Ünye Kalesi Ziyârete Açıldı

Kaleye Osmanlılar'ın Eklediği Giriş Kapısı

            Mithridates hiç vakit kaybetmeden ve artık tam teçhizat savaş meydanı olarak düşündüğü yere yetişir, düşmanını beklerdi. Roma ile yaptığı birkaç savaşta yenilmiş olmasına rağmen o bir Yıldırım, bir Cihangir idi. Yaşam boyunca çektiği tüm sıkıntılar, yenilgiler onu yıldıramamıştı. Sadece kendi öz oğlunun ihanetine dayanamamış, kılıcının üstüne atlayarak, yaşamına kendi eliyle son vermiştir.4

            Kale’nin İnşaası :

            6. Mithridates’ın Karadeniz’de, Kolkis’ten Sinope’ye Çoruh ve Kelkit Vâdileri'nden Amasya’ya kadar 150'ye varan Kozofulos yaptırdığını biliyoruz. Ancak daha önce var olan kaleleri kimler yaptı? Özellikle Ünye Kalesi kimin eseriydi? Amasya ve Sinop civarındaki kaleleri önceki Mithridates'ların yaptırdıklarını varsayabiliriz. Hattâ bir çok arkeolog Ünye Kalesi’ndeki  mezarın 2. Mithridates’a ait olduğunu söylerken aynı zamanda Kale’yi de onun yaptırdığını söylüyorlar. Ancak pek çok araştırmacının ayrı görüşler ileri sürdüğü görülüyor. Kimileri kaleleri Pontus sonrası Roma ve Bizans İmparatorlukları zamanına tarihliyor. Kimileri sadece Pontus’a, kimileri de çok daha eskilere, Kaşka ve Hititlere mal ediyor.4

            Ünye Kalesi belki de bu 150 kalenin en eskisi ve diğerlerinin taklit ettiği bir prototiptir, kim bilir?4

Ünye Kalesi'nde Kaya Mezarı'nın Muhtelif Görüntüleri
    

BÜYÜK MİTHRYDATES

            Büyük Mithrydates M.Ö. 132'de, Sinop'un Pontik Sarayı’nda doğdu. Babasının suikastından çok uzun bir süre geçmeden, kendisinin öldürüleceğinden korkarak Pontus'un iç bölgelerine kaçtı. Mithrydates, Yunan dili ve kültürünü tercih etti ama atalarının kanlarına önem vermesinde olduğu gibi birçok Fars geleneğini de muhafaza etti. M.Ö. 111'de, Mithrydates annesine karşı ayaklanarak, çok fazla direnç gösterilmeden tacı ele geçirdi. Annesinin ve onun kardeşi, Chrestus'un çevirdikleri entrikaları sona erdirmek için onları idam ettirmeye mecbur kaldı. Aynı zamanda, Mithrydates Sinop'un güzelliklerini zenginleştirmek için gimnazyum, tiyatro, kütüphane ve tapınaklar yaptırdı.20

            Sinop, Pontus'un başkenti olmasından ziyade imparatorun koltuğu olduğu için çok önemliydi. Mithrydates, Crimea'ın (Bundan sonra, Mithrytades Boğaziçi'nin de kralı kabul edilir.) kontrolünü ele geçirdi. M.Ö. 95'e kadar, Kapadokya, Paphlagonia ve Galata'yı işgal etti. Ünlü Roma Generali L. Cornelius Sulla bir elçi olarak Mithrydates ve müttefiki Bithynia ile ilişkilerini kopardı. Ve Kapadokya ve Bithnyia'yı da içeren yeni bir istilâya başladı. Roma'nın protestosu üzerine, tekrar geri çekildi. Kısa bir süre sonra, Monius Aquilius emrindeki Romalılar, Bithynia'dan Nicomedes, Galata'dan Cassius ve Sicilya ve Kapadokya'dan Opius Pontus'a saldırmaya karar verdiler. Fakat, Mithrydates tarafından yenilgiye uğradılar. Büyük ordusuyla birlikte saldırganları Anadolu'dan çıkıncaya kadar takip etti. Sonrasında, Milet, Pergamum ve diğer birçok Yunan ada ve şehirleri ilgisini çekmeye başladı. Cassius, Rodos'a kaçtı, orada muhteşem surları güçlendirmeye devam etti. Bu sırada, Mihtrydates Pergamum'a karşı operasyon için ordusunu topladı, fakat Sinop devamlı definelerinin ve savaş ganimetlerinin toplandığı bir yer olmaya devam etti. M.Ö. 88'de, Roma emperyalizmine kini olan Mithrydates, 80 bin kadın, erkek ve çocuk Romalı'yı boğazlattı ve geri kalan ömründe Romalıların gazabına uğradı.20

            Mithrydates, Delos Adası'ndan Atina'ya Apollo'nun kutsal kutularında hazinelerini gönderdiği zaman, Atina, Sparta ve Thebes Mithrydates ile işbirliğine girdiler. M.Ö. 87'ye kadar, Mithrydates tarafından fethedilen bir imparatorluğun başkentiydi. Roma, Hannibal'dan ziyade Mithrydates'i karşılaştığı en korkunç düşman olarak nitelemektedir. 20

            Sulla, 5 lejyondan oluşan ordusuyla Roma'dan hareket etti ve Atina'yı tekrar aldıktan sonra, Pontus güçlerini yenmeye başlayarak geri çekilmelerini sağladı. Savaş, M.Ö. 83'de, bir ateşkes ile sonlandı ve Mithrydates Sinop'a geri döndü. Sinop'ta, krallığının Crimea ve Colchis bölgelerindeki ayaklanmaları bastırarak zamanını geçirdi.20


Kaynak : Tercüman Çocuk Dergisi - 03.12.1982, Sayı : 49, 18. sh.9

GEÇMİŞTEN ÖYKÜLER10

            Pontus konusunda bilinenleri Bekir Başoğlu'nun " Sinop İli Tarihi", Celal Özdemir'in "Amasya Kalesi ve Kral Kaya Mezarları", Sümer Atasoy'un "Amisos, Karadeniz Kıyısında Antik Bir Kent", antik çağ coğrafyacısı Amasyalı Strabon'un "Geographika" isimli eserleri ile Yurt Ansiklopedisi’nin Sinop’la ilgili fasikülünden özetleyerek size aktarıyoruz.10

            Pontus denince akıllara "Trabzon Rum İmparatorluğu" gelir. Ama hikâye böyle başlamamıştır. M.Ö. 334’de Pers ordusu başında bulunan III. Darius, İskender'in ordusuna Biga Çayı kıyısındaki savaşta yenilir. Buradan şunu anlıyoruz ki o zamanlar Anadolu’da önemli bir Pers varlığı vardır.10

            İskender'in M.Ö. 323 yılında ölümü ile Anadolu toprakları generalleri arasında paylaşılır. Generaller arasındaki rekabet ve geçimsizlik uzun süren karışıklıklara ve huzursuzluklara neden olur. Anadolu'nun yerli halkı Pers yöneticilerin huzurlu ortamını özler. İşte böyle bir ortamda öldürülen Pont Satrabı II. Ariantes'in kaçak oğlu I. Mithrydates isyan ederek Paflagonya'ya gelir. Ilgaz Dağı eteklerinde küçük bir kent olan Kimitia kentini (?) M.Ö. 302’de ele geçirir. Halkın gönlünü kazanarak, topraklarını genişleterek Pontus Devleti’ni kurar.10

Pontos Kralı I. Mithrydates Sikkesi

            Devletin adı Doğu Karadeniz bölgesinde kurulduğu için Pontos olur. Pontus coğrafî bir bölgenin adıdır. Anadolu'nun kuzey ve kuzey doğusu, bir başka ifade ile Kızılırmak (Halys) ile Kırım (Kolkhis) bölgesi antik çağda Pontus olarak adlandırılmıştır Toprakları batıda Amastris (Amasra), doğuda Thermedon (Terme), güneyde Zela'ya (Zile) kadar genişler ve Amaseia'yı (Amasya) başkent yapar.10

            Pontosluların Arması Ay - Yıldızdı

            Bu arada az bilinen bir bilgi daha verelim ; Pontusluların arması fotoğrafta görüldüğü gibi ay-yıldızdı. Bu fotoğraf Amasya Müzesi’nde çekilmiştir. Çeşitli Pontos paralarında ay-yıldız simgesi daima bulunur.10

Pontos Devleti'nin Simgesi
Olan Ay - Yıldız Kabartması

Amasya Açık Hava Müzesi

Pontos Kralı
I. Pharnakes Kabartması

http://www.boyabatgazetesi.com/gecoyku/sinop.php

            Pontus yöneticileri Pers kökenli idiler. "Ahura Mazda" dininin bir uzantısı sayılan " Mitra" inancını taşıyorlardı. Bu yüzden altı Pontus Kralları "Mithrydates" adını taşımaktadır. Bu, dinde " ışık verici ve Mitra'nın armağanı" anlamına gelmektedir. I. Mithrydates kurucu anlamına gelen "Ktistes" lâkabını almıştır. Ktistes Paphlagonia'ya ilerleyerek M.Ö. 281’de Pontos'u Yunanlı Selevkosların hâkimiyetinden kurtarır.10

II. MithrydatesAriobarzanes

            Pontusluların Sinop ile ilk ilgileri II. Mithrydates Ariobarzanes zamanında olmuştur. II. Mithrydates Galat, Grek ve yerli halktan oluşan paralı ordusu ile Amisos'u (Samsun) almış, fakat Rodosluların savunması karşısında Sinop'u alamamıştır. Rodosluların savunması kadar, Sinop kalesinin savunmaya uygunluğu da bu konuda etkili olmuştur.10

II. Mithrydates Ariobarzanes Sikkesi

            Sinop Başkent Oluyor

            II. Mithrydates'in ölümü üzerine Pontus tahtına M.Ö. 185 yılında I. Pharnakes oturmuştur. Yeni kral, dedesinin kuşatıp alamadığı bir Milet kolonisi olan Sinop'u M.Ö. 183 yılında ele geçirir. Egemenlik alanını genişletmek istedi ise de Anadolu'da Roma baskısı artmakta olduğundan, ele geçirdiği bir kısım yerleri Romalılara bırakarak geri çekilir. Başkentini de daha güvenlikli ve daha kolay savunulabilir olduğu için Amasya'dan Sinop'a taşır.10

            Pontuslu'lar Sinop'a egemen olunca deniz yolu ile zengin yörelerle ticaret yaparak, yapılan ticaretten vergi alarak kısa zamanda zenginleşirler. Bir yandan Sinop'un imarı ile uğraşırken öte yandan Amasya'yı da ihmal etmezler.10

            Gerek Pharnakes zamanı ve gerekse onun yerine gelen IV. ile V. Mithrydates zamanlarında Roma baskısı artar. Anadolu'daki diğer krallıklar ya Romalılar tarafından yutulur ya da etki altına alınırlar. V. Mithrydates Yunanlı bir prensesle evlenir. Yunanlı tarihçiler Pontos tarihini buradan başlatırlar. Yunan kültürünün Pontos sarayına girdiğini, Pontos'un Yunan kültürlü bir devlet olduğunu ileri sürerler.10

IV. Mithrydates Sikkesi Ön ve Arka Yüzü

            İşte Sinop tarihinin romanlara konu olacak kadar renkli olan bölümü, bu tarihlerde başlar.

            Kralı Öldüren Soydan Bir Hırslı Kraliçe

            V. Mithrydates Euergetes yaşlanmıştır. M.Ö. 120 yılında yaşlı kral Sinop sarayında düzenlediği bir davet esnasında karısı Kraliçe Laodike tarafından zehirlenerek ölür. Söylentilere göre Kraliçe Laodike bu suikastı Anadolu_da etki alanlarını genişletmek isteyen Romalılar'ın özendirmesi sonucu yapmıştır. Yunan asıllı Seleukos Kralı'nın kızı olan Laodike hakkında 'Pont Kraliçesi Laodike saltanat hırsı ile kocalarını, oğullarını öldüren bir soydandı' bilgileri de vardır. Başka kaynaklarda ise Pontus Devleti'nin yavaş yavaş genişleyip etkisini artırmasından endişe eden Romalılar kiralık katillere kralı öldürttükleri yazılıdır.10

Pont Kraliçesi Laodike

            Kralın öldürüldüğü gece hemen bir vasiyetname çıkar ortaya. Düzmece olduğu ileri sürülen bu vasiyetnameye göre krallığı ikisinin de adı Mithrydates olan iki oğluna bıraktığı yazılıdır. Büyük oğul Eupator, küçük oğul Hrestos'un yaşları küçük olduğundan Kraliçe Laodike krallığı oğulları adına yönetmeye başlar.10

            Roma baskısına tümü ile boyun eğen Kraliçe Laodike M.Ö. 116'da Frigya'yı Romalılara bırakır. Kraliçe Stefane Gölü kıyısına kendi adını taşıyan "Laodikeia" kentini kurar. Bu kent şimdi Ladik adı ile bilinmektedir..10

            Bu arada Kraliçe Laodike kendini iktidara öyle kaptırmıştır ki, tamamen serbest kalmak için oğullarını dahi öldürmeyi plânlamaktadır. Bu durumdan endişe eden 14 yaşındaki büyük oğul Mithrydates Eupator avlanmak üzere Sinop sarayından çıkar ve Paryadros ormanlarının içine dalar ve geri dönmez.10

Mithrydates Eupator

            Strabon, Paryadros Dağları’nın Pontos'un doğusuna düştüğünü bildirmektedir. "Pontos'un doğu tarafını meydana getiren Paryadros Dağı da vardır. Şimdi bütün dağlarda yaşayan insanlar tamamıyla vahşidir. Fakat Heptakomet'ler daha kötüdür. Bazıları ağaçlarda veya seyyar ahşap kulelerde yaşarlar. Bu kulelere Mosyn dendiğinden, antik devirde bu insanlar Mosynek'ler olarak adlandırılmışlardır.Bunlar vahşi hayvan eti ve ceviz yiyerek yaşarlar ve kulelerden atlayarak yolculara saldırırlar. Heptakometler, Pompeius'un ordusu dağlık ülkeden geçerken, üç Roma bölüğünü imha etmiştir. Bunlar ağaç sürgünlerinden elde edilen deli balı, kâselerle yol kenarlarına bıraktılar ve askerler bunları yiyince bilinçlerini kaybedince, onlara saldırarak kolayca kendilerini saf dışı ettiler. Bu vahşilerin bir kısmına da Byzeres denir."10

            Taht vârisi olan büyük oğlunun öldüğünden emin olan Kraliçe Laodike rahatlar ve kendini sarayda zevk ve sefa âlemlerine bırakır.

Pont Krallığı'nda Anaîtis'in Büyük Kutsal Yerleri
Komana (Comana) - Zile (Zela) - Boğazköy (Pterium)

            Komana adı, Oreste'nin Küçük Asya'daki ikâmetini akla getiren bir addır. Bu mitoloji kahramanı, Diyana (Diane)'ya bir tapınak adayarak saçlarını (coma) ona vakfetti ve şehrin adi Komana oldu. Bu Yunan masalı, bütün Yunan tarihçilerinin Asya hakkındaki asılsız tarihlerine dayanır. Zira Tanrıça Anaitis'in dinini tutmuş olan Pont ve Kapadokya krallıklarının dinî merkezleri, Küçük Asya'da, henüz bir tek Yunanlının görünmediği bir zamanda bile vardı. Bu şehirlerin, ta Asurlular zamanında adlarının ne olduğunu bilemiyoruz.47

            Pont'un Comana şehri Yeşilırmak (İris) kenarında, Roma tarihlerine inanmak gerekirse, Kapadokya'nın Komana'sı tarafından kurulmuştu. Asya'nın bu iki şehrini ziyaret etmiş olan Procope, ikisi  arasmdaki benzerliğe hayret eder. Bu iki Komana birer dağa dayanmış oldukları halde biri Seyhan (Sarus), diğeri Yeşilırmak (İris) nehirlerinin kenarındaymış. Aynı tanrıya Venüs-Uranie veya Anaitis'e, her iki tapınak da tapıyordu ve kurbanlarla ilgili her şey, tanrı ilhamlarının veriliş biçimi her iki ülkede de aynı idi.47

            Tarihçi Strabon'un zamanında Pont'un Komana şehri, oldukça kalabalık olup, Armeniya'nın çok önemli bir ticaret merkeziydi. Burada tanrıçanın çıkışları diye nutuklar atılır ve tanrıçaya adaklar sunmak için her zaman gelenlerden başka, bu panayır zamanında, erkek ve kadın sayısız ziyaretçi gelirdi. Hademe unvanını taşıyan tapınak papazları, şehirde ikâmet ederlerdi; bunların konumları kutsal hizmetçi ve köleydi.47

            Ruhanî lider, mutlak güce sahipti; fakat bu köleleri satmaya yetkisi yoktu. Bunların sayısı, altı bin kişi idi. Pompee, papazlık rütbesini Archelaüs'e vermişti, bunun oğluyla aynı lâkabı aldı. Pont kralları, Komana yöresinin hâkimiydiler; fakat ruhanî liderin derecesi de bunlarla eşdeğerdi ve lider halkın karşısına çıktığı zaman, başında tacı bulunurdu. Mithridate bu fanatik halkın hepsini Romalıların aleyhine harekete geçirdi. Tarihçi Strabon'un akrabasından Philaetere'in oğlu Dorylaus'u, Komana tapınağının başpapazı olarak atadı. Bu adam, Pont krallığını Roma hâkimiyetine geçirme girişiminde bulunduysa da bu deneyim felâketi oldu. Strabon, dedesi kralın Lucullus ile olan savaşının kötü gittiğini görünce, Mithridate'ın Lucullus ile beraber yok ettiği akrabasının intikamını almak istedi; fakat Pompee, hiçbir Asyalı'nın bu kumandan ile yaptığı antlaşmaları tanımadığından, Strabon'un dedesi, ihanetinin sonucundan kurtulmuş oldu..47

Anaϊtis Dini

            Kaldeliler (Chaldeens) tarihinin üçüncü kitabında, Berose der ki : İranlılar bir dönemde insan şeklinde putlara tapmaya başlamışlardı. Ochus'un kardeşi Erdeşir (Artaxerxe)'i, ilk defa Anhrodite Anaîtis'in heykelini Babil (Babylone), Sus (Süse), Tfemedan (Ecbatane), Şam (Damas) ve Sardes'e sokarak İranlılar ve Raktiriyalılara, buna ibadet etmeyi öğretmişti. Polybe, iki yerde İranlıların kutsal yerlerinden söz ederek Elymais'te bir Artemis Tapınağı olduğunu söyler.47


Ruins of the Ancient Temple of Anahita, Iran

            Romalılar'a savaş tazminatı vermek zorunda olan Antiochus, bir aralık Elymais Tapınağı'nı yağmalamaya niyet etmişti; fakat buranın halkı bu ihaneti kabul etmediklerinden, Antiochus İran'a dönmüş ve delirerek ölmüştü. Onun bu kötü sonunun, yaptığı zulümlerinden ileri geldiğine oralılar inanmaktadırlar. Antiochus geldiği zaman, Aine Tapınağı'nda altın yaldızlı sütunlar vardı; kiremitler gümüştendi. Antiochus, bunların hepsini kaldırtarak krallık hazinesine koydurdu. Bunların değeri, hiç değilse dört bin talent idi.47

            İsidore de Charax, Medya başkentinde hazineli bir Anaitis Tapınağı bulunduğundan söz eder. Aynı coğrafya bilgini, Hemedan yakınında Medya şehirlerinden Concobar ya da Kanguevar'da bir Anaitis Tapınağı olduğunu belirtir. Strabon da Medya-İran tâbiriyle farklı bir Anaitis ilâhî dininin ta batı Anadolu, Armeniya ve Kapadokya'da yaygın olduğunu doğrular. Orta Asya'nın İskitler (Saces) kavmi, İran'a akın ederek İranlılar tarafından püskürtülünce, bu zaferin anısı olmak üzere İranlılar bir kayanın etrafına toprak yığarak bir tepe hâline getirdikten sonra, onu bir duvarla da çevirmişlerdi. Burada iki tapınak yaparak birini Tanrıça Anaitis'e ve diğerini İran tanrıları olan Omanus ve Anandate'e armağan etmişlerdir.47


http://briefcase.pathfinder.gr

            Zileliler Strabon'un zamanında, Anaitis'in bütün kutsal yerlerinde âyin yapıyorlardı. Zile Kasabası ise, o zaman hemen hemen bütün halkı tapınağın hizmetçileri ve köleleri olan bir küçük şehirdi. Bu tarihî geleneklerden anlaşıldığına göre Anaitis Dini, Keyhüsrev (Cyrus)'den önce millî bir tarzdaydı ve bu hükümdar buna yeni tören eklemekten başka bir şey yapmadı. Bizanslı Étienne, buna ilişkin Zela kelimesi konusunda şöyle diyor "Burası Anaîtis'in onuruna İskitler (Sacées)'in tapınak kabul ettikleri yerdir. Pont krallığında ikinci bir Zile daha vardır." Bu şehir, hiç şüphesiz aynı kasabadır. Diğer yazarlar, yalnız ikinciyi zikrediyorlar. Cotnana'daki Bellone tapınağının adı da Ma idi; bu tanrıçanın dini Diyana (Diane) Tauropole'unkine benzerdi. Anaitis tapmaklarında yapılan âyin ve ibadetler Pyraethée adı verilen özel yerlerde, ateş yakılma şeklinde yapılırdı. Bu yerlerde, papazlar hiç sönmez bir ateş yakarlardı. Pausanias, bir rahibin sunak üzerinde küçücük dallan görünürde ateşten yardım almadan nasıl yaktığını anlatır. Bu papazlar, kul aklarından iki tarafa inerek dudaklarına kadar örten bir keçe külah giyerlerdi.47

http://www.nemo.nu/ibisportal/0egyptintro/1egypt/index.htm

Air-god Shu holding up the sky-goddess Nut
supported  by two versions of Khnum. Lying down earth-god Geb.

            Büyük âyinler, Anaitis ve Omanus tanrılarının heykelleri gezdirilerek yapılırdı. Strabon, bu heykelleri belirlemek için, "ağaçtan yüz" anlamı gelen Xoanon kelimesini kullanırdı. Pergeli Arthemis'in büyük bir tapınağı olan Pamfilya'daki Perge sikkeleri, altı sütunlu bir kilisede tanrıça figürünü bir koni biçiminde, yani Paphos'lu Venüs biçimi ile aynen temsil ederler. Bütün bu tanrılar tutucu törelerin ve mutlak papazların düzenbazlıklarının eline düşmüş halkın gözünde birbirlerinin kimliği ile gözükürlerdi.47

            Toros Dağları eteğinde, Kapadokya'nm Comana'sma yakın Kastabala (Castabala) ve Kybistra (Cybistra) şehirlerinden birincisinde Artemis Perasin, yani uzaktan getirilmiş Artemis'in tapınağı vardı. Bu tapınak, Ermenilerin Anaîtis'inden başka bir şey değildi. Bunu Küçük Asya'ya, Oreste getirmişti. Bu din, daha sonra Lidya ve Kapadokya'ya yayıldı; yani Anaîtis, Venüs - Uranie, Mylitta, Bellone, Diane, Ma hepsi bir ibadet hâline gelerek" ad ve nitelikleri bunları kabul eden milletlerin zekâlarına ya da fanatiklik derecelerine göre farklı oluyordu.47


G14 PHRYGIA, Apameia, 133-48 BC. AE21. Laureate head of Zeus r.
Cultus statue of Artemis Anaïtis facing. S.5121. Well-centered Fine, light encrustation all over. 28 Dolar.

            Anaitis'in Diyana (Diane)'ya dönüştürülen yüzü, insan şeklinde somutlaştırıldı. Pline'in görüşüne göre bu heykel, bilinen heykellerin en eskisiydi. Bu heykel, M.Ö. 35 - 31 arası yıllardan birinde kırıldı. Bunu Erdeşir (Artaxerxe) Memnon hediye etmişti; yaşı üç yüzyıldı. Plutarque'ın Lucullus'un Hayatı eserinde dediğine göre, bazı Diane tapınaklarının kutsal inek sürüleri vardı. Bu ineklerin omuzlarında bir parlaklık, bir nuranî görüntü vardı. Bu bilgiye göre Anaîtis dinine ait kabartmalarda inek başlıkları resminin bulunması şaşırtıcı bir şey değildir. Arthemis, Diane Taurique veya Anaitis'den söz ediyor. Kaoadokyalılar ve Pont halkları orijinal heykele sahip olmanın onurunu kapmak için çekişirlerdi.47

            Atinalıların iddiasına göre Medler, bunları Braura'dan Susa (Suse)'a getirmişler ve sonra Suriye'nin Laodicée halkı, bunu kral Seleucus'un huzurunda kabul etmişlerdi. Bu ganimet, hiç şüphesiz İran'a taşınarak Erdeşir'e, ilk defa Anaîtis tanrıçası için koni şeklinde bir heykel yapmak fikrini vermiştir. Kısacası, bu din Asya'da, tarihin en eski zamanlarından başlayarak ta Jüstinyen'in Comana tapınaklarını kiliseye çevirmesine kadar devam etmiştir. İlk heykelin tarihi ancak Yunanlılar dönemine uzanıyor. Erdeşir bir yenilik getirmedi. Aşağı Asya'nın tüm tanrıları Yunanlılarca değiştirilmişti. Belus, Zeus; Sandane, Herkül; Anaîtis ise Afrodit (Aphrodite) veya Artemis (Arthemis) oldu. Bu son tanrı özellikle Medler tarafından onurlandırıldı; bundan dolayı yönetimleri altında olan yerlerde en kalabalık ve ünlü tapmakları gruplandırdılar. Batı Asya başkentleri Boğazköy (Pterium) şehri, geniş bir dinî yapının önemli kalıntılarını gözler önüne serer. Antik döneme ait kabartmalar eski mitolojilerle belli ilişkileri olan dinî sahneler ve amblemler çizer47

Nanar Younan, left, representing
an ancient Assyrian queen of 7th century B.C.,


 Shamiram, or Semiramis, and Osama Moushe Yakhanis,
right, representing an ancient Assyrian king, stand between their gr

Araştırmanın Devamı İçin Tıklayınız!
http://unyezile.com/prunzile.htm

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR