ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 17 Şubat 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

PONTOS - ROMA
HÂKİMİYETİ DÖNEMLERİ VE
OINOE - ZELA

Derleme : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)

PONTOS - ROMA
HÂKİMİYETİ DÖNEMLERİ VE
OINOE - ZELA III

Zile Kalesi, Saat Kulesi ve Askerlik Şubesi Binasının Eski Çarşı Mevkiinden Görünümü

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Yaşasın Yeni Kral - Mithrydates Eupator

            Sinop sarayındaki Laodike Romalıların elinde ve isteklerine uygun bir kraliçe idi. Krallık giderek güç kaybediyordu. Kraliçe ve yaranlarının eğlence düşkünlüğü, halkı bıktırmıştı.10

            Bir gün öldüğü sanılan büyük oğul Mithrydates Eupator adamları ile Sinop surları önünde göründü. Eupator'un gelişi halk ve askerler üzerinde büyük bir heyecan yarattı. Halk yeni kralı coşku ile karşıladı. Ayaklanan askerler ve halkın önüne düşen Eupator devleti ele geçirdi. Annesi ile kardeşini tutuklatıp hapse gönderdi. Bir süre sonra annesi de kardeşi de peş peşe öldüler. Öldürüldü diyenler de var.10

Mithrydates Eupator'un Adına Bastırdığı Ay-Yıldızlı Sikke

            Fotoğrafta Eupator'un adına bastırdığı sikke görülmektedir. Sikkenin bir yüzünde kendi profili işlenmiş, diğer yüzünde ise adı ve Pontus arması olan ay - yıldız görülmektedir.

Roma Ünye'ye Hâkim Oluyor

            Roma İmparatorluğu'nun Ünye'ye en çok yaklaştığı zaman İ.Ö. 72/71 yıllarıdır. Kuşatma altındaki Amisos, Mithradates tarafından deniz yoluyla gönderilen yiyecek, silâh ve asker ile desteklenir. Mithradates, M.Ö. 72/71 kışını Kabera'da/Niksar'da, yeni ordunun hazırlıklarıyla meşgul olarak geçirir. 40 bin piyade 4 bin süvari oluşturur.30 M.Ö. 71'de Lucullus, Amisos kuşatmasını Murena'ya bırakarak, Kabeira'ya hareket eder. Önce Phanaroea Ovası'na girmiş ve Lycus ve İris nehirleri arasında kurulu olan Eupatoria şehrini teslim almıştır.

            Mitradates ani bir kararla Armenia Kralı Tigranes'e sığınmak için harekete geçince, Pontos ordusunda panik başlamış ve büyük kayıplar verilmiştir. Bundan sonra yapılan iki savaşı Lucullus kazanır. Bu hareket sırasında Mithradates, Komana Pontika ve Talaura yolunu izlemiştir. İ.Ö. 71'de meydana gelen bu olaylardan sonra başta Kaberia olmak üzere kralı kaleleri Romalılara teslim olur. Kıyıdaki Grek kentleri teslim olmakta direnmişler ise de daha fazla karşı koyamayarak teslim olmuşlardır.30 Herhalde Ünye de bu tarihte Roma hâkimiyetine girmiş olmalı, zira Karadeniz'e açılan en müstahkem yollardan biri Kaberia/Niksar- Oinoe/Ünye yolu idi. Ve bu yol üzerinde çok Pontos Devleti çok müstahkem kaleler yapmışlardı. Buna rağmen Lucullus kralı yakalamak isteğindeydi. Karısının kardeşi Appius Cladius Pulcher'i, Mithradates'i teslim etmesi için Tigranes'e elçi olarak göndermişti. Tigranes ise bu isteği redderek Mithradates ile birlikte savaş plânları yapmaya başlamıştır. Mithradates İ.Ö. 68 yılı sonbaharında üç yıl önce aceleyle kaçtığı krallığına geri gelir ve gücünü arttırır. Hadrianus komutasındaki Roma ordusunu büyük bir yenilgiye uğratır. Hadrianus Kaberia'ya/Niksar'a çekilir. Bu durum karşısında Triarius, Hadrianus'a yardıma gelir ve Mithradates'i Komana'ya kadar kovarlar. Triarius yaklaşan kış için Gaziura Kalesi'ne çekilirken Mithradates'de ihtimalle Zela'dan uzak olmayan bir yerde İris Nehri'nin güneyinde merkezlenir. Ancak, Zela yakınında Trianus'u savaşa çekerek yenilgiye uğratmıştır. Savaştan kısa bir süre sonra Lucullus ve ordusu Pontos'a gelince, Mithradates kendinden sayıca çok üstün olan bu orduyla savaşa girmeyerek korunaklı bir yere çekilir. Bu arada Mithradates'i savaşa sokmakla uğraşırken Lucullus görevden alınır ve yetkileri Pompeius'a verilir.23

Zile Kalesi Surları ve Yerde Yatan Lâtince Yazıtlı Mesafe Taşları.

            İ.Ö. 67 İlkbahar'ın Pompeius Anadolu'ya gelmeden önce Mithradates Pontos'daki topraklarının yeniden sahibi olmuştu. O Pompeius'daki ilerlediğini haber alınca olasılıkla Zara yakınlarına çekildi. Amacı Roma ordusunu çember içine alıp aç susuz bırakmaktı. Fakat süvarilerinin büyük bir kısmını kaybettiğinden kendisi çember içine alındı ve ancak 45 gün dayanabildi. Daha sonra ordusundaki hasta ve işe yaramazları öldürterek ve ordugâhını ateşe vererek buradan kaçtı. Yine de orduyu takip eden Pompeius 10.000 kişiyi katletti. Mithradates bu kere damadı Tigranes tarafından kabul edilmedi ve Kırım'a gitti. Kendisi aleyhine Romalılar ile anlaşmalar yapan oğlu Mahones'i (Makhares) öldürdü. Askerler tarafından kral ilân edilen II. Pharnakes de babası Mithradates'i intihara zorladı. İ.Ö. 63 yılında onun ölümüyle bu topraklarda bağımsız bir Pontos devletini yeniden kurma ihtimali de ortadan kalkmış oldu.23 Böylece Pontos devleti sınırlarında Roma'nın kesin hâkimiyeti söz konusu olacaktır. Ünye ise artık Roma'nın bir şehri olarak yaşamaya devam edecektir.

            Sinop'un En Parlak Yılları

            Mithrydates Eupator'un M.Ö. 116'da kral olması ile Sinop'un tarihteki en parlak günleri başlıyordu. Paryadros Dağları’nda zor koşullar altında yaşamayı başaran, insanları yönetmeyi öğrenen genç kral, babasının dağılan adamlarını toplar, askerlerinin sayısını artırır, donanmayı güçlendirir.10

            Ordusu çeşitli halklardan oluşmaktadır. Kendisi 22 dil bilmekte ve ordusu içindeki askerlere kendi dillerinde emirler verebilmektedir. Liderlik özellikleri yüksek ve son derece dirayetli bir komutandır. M.Ö. 111’de Pers geleneklerine göre kız kardeşi Laodike ile evlenir.10

            Karadeniz'in kuzeyinde Kırım kıyılarında bulunan Grek kolonileri İskit saldırılarına karşı koyamaz olmuşlardı. Kendilerini koruması için Eupator'dan yardım istediler. Eupator Sinoplu Asklopiodor'un oğlu Diyafant'ı ordunun başına geçirerek yola çıkardı. Pontus ordusu bütün Karadeniz kıyılarını ele geçirerek burayı bir Pontus gölü haline getirdi. Karadeniz kıyısındaki şehirler kendi istekleri ile yönetimlerini Pontus'a bıraktılar. Başkent devletin bir kenarında iken şimdi merkezde yer alır olmuştu.10

            Bundan sonra Eupator gözünü Anadolu topraklarına dikti. Devletini doğal olarak güneye doğru genişletmesi gerekiyordu. Bundan sonrasını Bekir Başoğlu'nun kitabındaki bir dipnottan öğrenelim. Şemsettin Günaltay'ın Yakın Şark Tarihi isimli kitaptan alınan bu çok ilginç dip notu ben de aynen alıyorum.10

            "Mitrhridates Evpator, Kırım'ın kati fethinden sonra, yani takriben M.Ö. 106 veya 105 tarihinde zabtetmeyi tasavvur ettiği Anadolu'da birkaç adamını yanına alarak gizlice bir seyahata çıkmış, hiçbir yerde üzerinde şüphe çekmeksizin Kabadokya, Galatya, Roma'nın Asya eyaleti, Bitinya ve Paflagonya taraflarını dolaşmıştı. Gezdiği yerlerde halk içine girerek, bu memleketin iç durumlarını, siyasî vaziyetlerini, askerî kudretlerini iyice öğrenmiş, yapacağı siyasî teşebbüs ve entrikaların, askerî fetih plânlarının esaslarını hazırlamıştı. Kralın bu seyahatı uzun sürdüğünden Sinop'ta öldüğü şayiası çıkmış, herkes buna inanmıştı. Kral dostları denilen gözdeler bu şayiadan faydalanarak kraliçe Laodike'yi baştan çıkarmışlardı. Laodike aynı zamanda kardeşi olan kocasına ihanet mahsulü olarak üçüncü olduğu tahmin edilen bir de çocuk doğurmuştu. Kraliçe, Sinop saraylarında gözdeleri ile zevk ve sefa içinde kocasının hâtırasını bile unuttuğu bir sırada öldüğüne hükmedilen Mitridat, birden bire paytaht kapılarında göründü. Saray adamları perişanlıklarını kralın avdeti münasebetiyle izhar ettikleri çılgınca şadımanı ile örttüler. (...) Laodike kocasını zehirlemeye teşebbüs etti. Cariyeleri önledi. Mitridat ihanetini örtmek için cinayete teşebbüs eden karısını ve cürüm ortakları ile beraber yok etti."10

            Mithrydates Eupator kendisine İskender'i örnek alıyor ve Küçük Asya'yı tek bir devlet yönetiminde birleştirmek istiyordu. Bu yüzden eninde sonunda Romalılarla karşı karşıya geleceğini biliyordu. Balkanlarda oturan Kelt ve Trak halklarından paralı askerler alarak ordusunu güçlendiriyordu. M.Ö. 106’da Bithynia Kralı ile anlaşarak, Phaflagonya topraklarına saldırır ve aralarında paylaşırlar. Sonra da Kapadokya'ya saldırarak yağmalar. Küçük krallıklar Pontus genişlemesinden korkarak bu durumu Roma'ya şikayet ederler. Mithrydates Eupator Roma baskısı üzerine Kapadokya'dan geri çekilir.10

            Anadolu'da oturan halklarının Roma'ya karşı olan ateşli kinlerini bilen Eupator bu ortamdan yararlanmak ister. Tarihe 'Mithrydates Savaşları' olarak geçen ve Romalılara karşı Anadolu’nun bağımsızlık hareketini başlatır. M.Ö. 93’de damadı Tigranes ile ittifak yapar. 92 yılında da beraber Kapadokya'ya saldırır ve burayı yağmalar. 91 yılında Bithynia'ya müdahale ederek, yanında bulunan Bithynia prensi Socrates'i kral yapar.10

            M.Ö. 88’de yeniden Kapadokya'ya saldırarak, Kral Ariobarzanes'i tahtından indirir. Sonra Bithynia Kralı Nikomedes'e saldırarak onu yener. Boyabat yakınlarında geçen bu savaşı, Tarihçi Semsettin Günaltay'ın anlattığı şekilde verelim. "Bitinya ordusu bir yıl önce yaptığı gibi sahile doğru ilerlemeyerek sahil ile Olgassiz (Ilgaz) Dağları arasındaki merkezi Paflagonya yolunu tutmuştu. Bitinya ordusu Belleos (Timonitide) Vâdisi’ne giden Boyabat Boğazı’nı aşarak ovaya inmeye başladıkları sırada Pont fırkaları ile karşılaştılar. Sonraki savaşlar üzerine derin tesirler yapan ilk büyük boğuşma burada oldu.10

Bithynia Kralı III. Nikomedes

            Pont ordusu, Prens Ariarathes'in on bin süvarisi ile kırk bin hafif piyadeden mürekkepti ve iki kardeş yani Arkhelaos ile Neoptolem komutası altında bulunuyordu. Bitinya ordusu sayıca Pont ordusundan üstündü. Fakat süvarisi daha azdı.10

            Savaş başladı. Mitridat'ın komutanları vaziyetin anahtarı saydıkları bir tepeyi işgal için kuvvet gönderdiler. Fakat adetçe az olan bu kuvvet Bitinya kıtaları tarafından püskürtüldü. Bu ilk başarı ile cesaretleri artan Bitinyalılar Ariarathes süvarileri ile Pont ordusunun sol kanadı üzerine yüklenerek her ikisini de bozdular. Küçük kuvvetlerle yardıma gelen Neoptolem'i mağlup ettiler. Pont ordusu az kalsın çevrilerek imha edilecekti. Fakat sağ kanada komuta eden Arkhealos'un kuvvetleri savaşa girmemişti. Arkhelaos kardeşinin bozulan birliklerini takibe koyulan Bitinyalıların arkasını çevirdi. Birden bire (Persler tarafından icat edildiği sanılan) tırpanlı harp arabalarını meydana sürdü. Bitinyalılarca bilinmeyen bu silâhın sadece görülmesi Bitinyalıları şaşırttı. Öldürücü faaliyetleri ise üzerlerinde bir yıldırım tesiri yaptı. Şaşkınlığı paniğe çevirdi. Durumdan faydalanan Neoptolem kaçmakta olan askerlerini toplamaya ve geriye doğru hücuma çevirmeğe muvaffak oldu. Önden ve arkadan hücuma uğrayan Bitinyalılar için hayatlarını pahalı satmaktan başka çare kalmamıştı. Fakat boğuşma sonunda Nikomedes III’ün piyade ordusu tamamen yok edildi. Karargâhı ile hazineleri ve bütün mühimmatı galiplerin eline geçti. Bir kısım süvarileri ile savaş alanından kaçabilen Kral Nikomedes, Manius Akillius'a felâket haberini bizzat götürdü. (M.Ö. 88 ilkbaharı)."10

            Yazıda sözü edilen Boyabat Boğazı olsa olsa Koçak Köyü’nün bulunduğu boğaz olmalıdır.

Ounieh (Enoë) ve Zela - Garnier, F. A., 1862

http://www.davidrumsey.com/maps1290.html

            Bu olayları ve bölgeyi bir de Amasyalı Strabon’dan dinleyelim. "Bundan başka, Pontos Eyaleti'nin Halys Irmağı'nın dışındaki kısmı kaldı, yani Sinopis yakınındaki Olgassys Dağı etrafındaki ülkeyi kastediyorum. Olgassys Dağı olağanüstü yüksek ve tırmanması zordur. Bu dağın her yerine kurulmuş olan tapınaklar Paphlagonia'lıların elindedir. Etraftaki Blaene ve Domanitis oldukça verimli topraklardır. İkincisinin içinden Amnias Irmağı geçer. Bithynialı Nikomedes'in kuvvetlerini Mithrydates Eupator burada tamamen yok etti. Fakat bunu şahsen değil generalleri vasıtası ile yaptı. Nikomedes birkaç kişi ile birlikte anavatanına güvenle kaçıp oradan da deniz yoluyla İtalya'ya gitmesine rağmen, Mithrydates işin peşini bırakmadı ve ilk hücumda yalnız Bithynia'yı almakla kalmayıp Karia ve Lykia'ya kadar Asia'yı eline geçirdi. Ve burada yapılmış olan iskan olan Pompeipolis, kent olarak ilân edildi."10

            Tariflerden anlaşıldığına göre Boyabat yöresine "Domanitide" denmektedir. Boyabat’ın güneyinde bulunan Döme Dağı'nın adı da buradan gelmiş olabilir. Domanitidae içinden geçen Amnias Irmağı da Gökırmak'tır. Pompeipolis ise şimdi Taşköprü yakınında olan antik şehirdir.

            Bu arada Pontus'un başka bir ordusu, Anadolu'nun güneyini, Pamfilya (Antalya), Lidya ve Karya bölgelerini ele geçirmiştir. Pontus orduları Roma birliklerini yakaladığı yerde yener. Romalılar binlerce ölü ve yaralı vererek kaçmaktadırlar. Mithrydates Midilli adasına geçer. Midilli halkı buraya sığınan Akilius'u yakalayarak Mithrydates’a teslim ettiler.10

            Anadolu'da kasaba kasaba dolaştırılan general Akilius sonra da boğazına altın dökülerek öldürüldü.

            Pontus Kralı Eupator kısa zamanda Kuzey Karadeniz'i ve Anadolu'nun tamamını ele geçirerek İmparatorluk düzeyine çıkar. Başkenti Sinop'tan alarak Efes'e taşır. Bir başka iddiaya göre Efes'e değil, Bergama'ya taşınır.

            Pontus İmparatoru Eupator'un karşısına çıkacak güç yoktur Anadolu'da. Pontus orduları Avrupa yakasına geçer Atina ve Pire'yi de ele geçirir. Bütün bu olanlar Roma'da korku ve heyecan yaratır.

            Kısa bir süre sonra Roma iç işlerini düzene sokar. M.Ö. 86 yılında bir dizi deniz savaşı ve Romalı General Sulla ile yapılan kara savaşlarında yenilerek çekilmek zorunda kalır. Bu arada Anadolu'da yer yer isyanlar çıkmaya başlamıştır. Durumu iyi görmeyen Eupator 85 yılında Sulla'nın isteklerini kabul ederek "Dardanos Barışı"nı yapar. Ordusunu elinde kalan gemileri alarak Çanakkale'den yola çıkıp İstanbul Boğazı’nı geçerek Sinop'a döner. Sinop yeniden başkent olmuştur.10

I. Cornelius SULLA

            Anadolu'yu ele geçiren Sulla vâliliğe Moralı komutan Murena'yı atayarak Roma'ya döndü.

            Mithrydates'ın gözünden düşen komutan Arkhelaos bir gece karısı ve çocuklarını alarak gizlice Sinop'tan kaçtı ve Murena'ya sığındı. Onu Mithrydates’a karşı kışkırtmaya başladı. Mithrydates'ın askerî yeteneklerini küçümseyen ve onu yeneceğini düşünen Murena M.Ö. 83’de Kapadokya'dan hareket ederek Pontus topraklarını yağmalar, ardından Sinop üzerine yürür. Bundan sonrası konusunda karışıklık var. Bir görüşe göre Murena Halys'i (Kızılırmak) geçip, birkaç gün sonra bir ırmağın kıyısında Pontus ordusu ile karşılaştı. Diğer görüşe göre bu ırmak Kızılırmak'tı. Önce ki görüş doğru ise karşılaştıkları ırmak Amnias yani Gökırmak'tır.10

            Murena komutasındaki Roma ordusu, Cordios komutasındaki Pontus ordusu bir ırmağın iki yanında karşı karşıya gelir. İki taraf da birbirine saldırmaya cesaret edemiyordu. Bu esnada Mithrydates Eupator destek kuvvetleri ile çıkageldi. Kralın gelişi ile maneviyatı yükselen Pontus ordusu karşıya geçerek Romalıları perişan etti. Romalılar dağlık patikalardan Frigya'ya doğru kaçtılar. M.Ö. 82’de olan bu savaştan sonra bütün Kapadokya eyaleti bir kere daha Roma garnizonlarından temizlendi. Anadolu'da yeniden Pontus ay - yıldızı parlamaya başlamıştı.10

            M.Ö. 74 yılında Bithynia Kralı Nikomedes ölmeden önce ülkesini bir vasiyetname ile Romalılara bırakınca Roma bu eyaleti işgale kalkar. Nikomedes'in oğlu bu durumu kabul etmeyip Eupator'dan yardım ister.

            Mithrydates 120 bin yaya, 16 bin atlı ve 100 tırpanlı savaş arabası ile bir yandan Kapadokya'yı korurken bir kol da Gökırmak Vâdisi'nden ve Paflagonya'dan geçerek Galatya'yı almak üzere yola çıktı. Roma'nın müttefiki olan Galat Prensi Dieotaros'un ordusu Pontuslular karşısında yenildi. Pontus ordusu kısa zamanda Kadıköy önlerine geldiler. 400 parçadan oluşan Sinop donanması da Marmara'ya geçerek Roma donanmasını yendi. Deniz üstünlüğü de Pontusluların eline geçmişti. Bütün Karadeniz, Marmara, Ege ve bütün Anadolu Sinop'tan yönetiliyordu.10

            General Lukullus Mithrydates'in karşısına çıkmaya cesaret edemiyordu. Bir yandan bir karşılaşmadan kaçınırken bir yandan da ordusunu derleyip toparlamaya ve bir fırsat yakalamaya çalışıyordu.

            Mithrydates Eupator Anadolu'da zaferden zafere koşmaktadır. Karşısına çıkacak güç yoktur. Fakat kuşattığı Erdek Adası'nda ummadığı bir direnişle karşılaşır. Bu tarihten sonra ona hep yâr olan bahtı ters dönmeye başlar. Bu esnada çıkan bir fırtına bazı gemilerini batırır. Lukullus'un beklediği fırsat doğmuştur. General Lukullus da ikmal yollarını keser. Pontus ordusu zor durumdadır. Bir anda güçlü konumdan zayıf duruma düşmüşlerdir. Eupator kalan askerlerini gemilere bindirerek Sinop'un yolunu tutar. Bu olaylar M.Ö. 72 yılında olmuştur.10

            Sinop'a dönen Eupator hemen Amissos'a (Samsun) geçip, savaş hazırlıklarına başlayarak, Romalıları Kapadokia'da karşılamaya hazırlanır. Ama Lucullus atak bir hareketle Pontus topraklarına girer kısa zamanda. Samsun önlerine gelir ve Samsun'u kuşatır. Şehir uzun süre bu kuşatmaya dayanır.

            Eupator Samsun'dan Amasya Kalesi’ne gelir. Buradan Eupatoria Şehri’ne geçer, oradan da savaş hazırlığı için Niksar'a gelir. Burada savaş hazırlığına başlar. M.Ö. 71 yılında Samsun Roma güçlerinin eline geçer. Roma askerleri şehri yakar, yıkar ve yağmalarlar. Lukullus Samsun'dan sonra Amasya'ya yönelir ve yolu üzerindeki antik Neoclaudiopolis (Vezirköprü), Laodikea (Ladik) ve Phazemon kentlerini alarak M.Ö. 71 yılı ilkbaharında Amasya önlerine gelerek şehri kuşatır.10

            Amasya direnişe hazırlanırken bir ihanet bütün direnişi boşa çıkarır. Ünlü coğrafyacı Strabon’un dedesi, Lukullus ile gizlice anlaşarak. Eupator'a ihanet eder ve 15 Pontus garnizonunu ayaklandırarak Roma saflarına geçirtir. Strabon bunun bir intikam işi olduğunu yazmaktadır. Direnmenin anlamsızlığını gören komutan tahrip edilmemesi şartı ile Amasya'yı savaşmadan Romalılara teslim eder.

            Amasya'yı kolaylıkla ele geçiren Lukullus, Phanoria (Taşova) Ovası’nda bulunan Eupatoria kentini (Kalekale) ve kalesini kuşatır. Civara yerleştirilmiş öncü Pontus birlikleri onu oyalamaktadır. Bunun üzerine Niksar Ovası'nda savaş hazırlıklarını tamamlamakta olan Eupator üzerine yürümeye karar verir.

            Eupator burada 40.000 yaya, 14.000 süvari ile beklemektedir. Roma süvarileri ana birliklerin gelmesini beklemeden Pontus birliklerine saldırırlar fakat yenilirler. Lukullus akşam karanlığında dar bir yamaca sıkıştırılır. Zor durumda kalan Lukullus Pontus ordusundaki Yunanlı nöbetçileri elde ederek birliklerinin bir kısmını gece karanlığında Pontus karargâhının arkasına aktarır. Durumu fark eden Mithrydates Eupator karargâhın yerini sabah olmadan değiştirmek ister. Fakat bu harekât Pontus askerleri arasında yanlış anlaşılır. Kralın kendilerini bırakarak kaçtığını düşünürler ve bir kargaşa kopar. Panik ve isyan başlar. Kralın tüm hazinesi askerleri tarafından yağma edilir. Mithrydates Eupator önce Gaziura (Turhal) kentine, sonra da kaçarak damadı Tigranes'e sığınır.10

Turhal - Kazova - Zile (Zela)

            Kaynağını Pont Dağları'ndan alarak Comana şehrinden ve doğudan batıya doğru verimli Kazova (Daximonitis) Ovası'ndan geçen Yeşilırmak, eski zamanda kralların ikametgâhı olan ve şimdi terk edilmiş olan eski Kazova şehrinden kuzeye dönerek bir kere daha doğuya doğru bir yay çizdikten sonra Çekerek Suyu (Scylax) ve Çöterlek Suyu derelerini alır ve Amasya şehri duvarları altından geçerek Phanaroea'ya karışır. Orada Kelkit (Lycııs) Suyu'yla birleşerek Karadeniz (Pont-Euxin)'e dökülmek için Çarşamba (Themiscyre) Ovası'nı dolaşır. Strabon'a ait olan bu tarif, oranın bugünkü topografyasına tamamen uygun düştüğünden, bununla İris Nehri'nin dirseğinde ve tepesi kaleli yalnız ve taşlık bir yüksek dağın eteğinde bulunan Kazova şehri ve Turhal köyünün yerlerini doğru bir şekilde belirlemek mümkün olmuştur.47

            Turhal, Tokat'ın kırk sekiz kilometre batısında, Kazova adı verilen ovada, bahçelerle çevrilmiş iki - üç yüz haneli bir köydür. Yanındaki dağ çok bozuk ve uçurumlu, yüz elli metrelik tek başına bir tepe oluşturur. Kale binasının çoğu kısmı, Orta Çağ'a aittir. Bazı yerlerinde, pek eski zanıanın işaretleri vardır. Kapıların üstü, saçak altı ve direk arası gibi yerler, parça büyük taştan yapılmıştır. Binanın yeraltında da  bir kısmı vardır. Dağın içine inen bu yeraltının dikçe yokuş hâlindeki yolu başlangıçta iyice idiyse de sonradan çok taşlı ve çakıllı hâle geldiğinden, gidilmesi hemen hemen imkânsızdır; ancak elli adım kadar gidilir. Burası Mithridate'ın büyük ihtimal hazinelerini saklamak için Küçük Armeniya ve Pont'un yetmiş beş yerinde yaptırdığı kalelerden birinin yer altı mahzenidir. Kazova, Pont krallarının eski bir ikametgâhıydı. Bütün kaleleri Pompée tarafından yıktırılarak enkazı başka kasabaların kuruluşunda kullanılmış ve daha Strabon'un zamanında, bu Kazova kalesi bir harabe hâline gelmişti.47

            Amasya'nın altı kilometre doğusundaki Kale köyü, birkaç mezar mağarasıyla dikkat çekicidir. Bu mezarlar, uzman gezginler tarafından ziyaret edilmişler; fakat yeterince incelenmemiştir. Barth, bunun için merdivenlere ve iplere ihtiyaç olduğunu görmüştür. Mağaraların yolunu, köylüler de bilmiyorlarmış. Çıkmak için sürekli olarak taşlara tırmanmak ve çalıları tutarak emeklemek gerekir. Eserlerin bulunduğu yer, ovadan yüz metre kadar yüksekliktedir. Fakat yolun üçte ikisi geçildikten sonra, yolun önüne çıkan düz ve parlak kayalarda yürümek imkânsızlığından, yola devam edilemez. Bu mezarlar üç tanedir, hiçbir mimarî süsleme görülmez. Sadelikleri açısından Amasya'nın Krallar Mezarı adı verilen mezarına benzer.47

            Zile (Zela) kasabası, Turhal'ın yirmi dört kilometre batı tarafındadır. Yeşilırmak (İris) bir tahta köprü ile geçilir ve Zile Ovası'nda yüksek olmayan bir boğaz ile ayrılan Daximonitis Ovası aşılır. Şimdiki Zile, koni şeklinde bir tepenin eteğindedir. İki bin hane Türk ve yüz elli hane kadar Ermeni nüfusa sahiptir. Binalar Tokat'ınki gibi kiremitle örtülmüştür. Önündeki geniş ovalarda halkı pamuk ekerler. Yerli bez dokuyan tezgâhları da vardır. Yılda bir defa, çok büyük bir panayırı vardır. Amsworth'un rivayetine göre, buraya her yıl kırk - elli bin kişi gelirmiş. Bu panayır, Anaîtis tapınaklarının çevresinde yapılan dinî panayırları hatırlatır.47

            Şehrin merkezinde kalenin süslediği ve çevre vâdilere hâkim olan dağ yükselir. Duvarları modern tarzdadır. Sadece birkaç sütun başlığı ve korniş kalıntısı göze çarpar; fakat görünürde çok eski çağların damgasını taşıyan hiçbir şey yoktur. Kasabanın ortasında, tepesinde kalesi olan bir dağ vardır. Yine ortada, suları büyük bir havuza dökülen bir çeşme vardır. Kaynağının nerede olduğunu, yerliler de bilmezler. Kalenin içinde, yeraltı kısmı olduğunu ve su kaynağına kadar devam ettiğini söylerler. Hamilton onun şehrin yakınlarında akan ve kumlu bir alanda süzülmüş tepenin ayağında yüzeye çıkan bir dere tarafından beslendiğini düşünür. Eski adı Zela olan bu Zile kasabası, zamanında Tanrı Anaîtis Dini'nin en ünlü merkeziydi. Strabon'un rivayetine göre bu kasaba, Semiramis tarafından yükseltilen bir toprak üzerine kurulmuştur n.47

            Strabon'dan çok zaman önce bu Zela'dan söz etmiş olan Hirtius, bu görüşte değildir. Zela, Romalıların yenildikleri ve yendikleri iki savaş ile meşhurdur. Birincisi Mithridate ile Eupator ve Lucullus'un kumandanı Triarius arasında olmuştur; ikincisi Pharnace fatihi ve şu sözlerin sahibi Sezar'ın savaşıdır : "Geldim, gördüm, yendim." Hirtius'un o denli iyi tasvir ettiği bu anılardan silinmeyen olayın geçtiği savaş alanı, Zile'nin sekiz kilometre kuzeybatısında küçük bir vâdide bulunur. İstanbul Boğazı (Bosphore) Kralı'nın kamp kurduğu tepe kolaylıkla tanınır; bin beş yüz metrelik bir vâdi ile ayrılan daha yüksek tepe Sezar'ın kampını kurduğu tepedir. Pharnace'ın ordusu, Sezar'a saldırmak isterken, bulunduğu tümsekten, vâdiyi aşmaya ve Sezar'ın birliklerinin siperlerini kazmakla meşgul oldukları tepeye tırmanmaya mecbur oldu. Sadece yörenin denetimi bile Romalı birliklerin konumunun tüm elverişliliğini açığa vurur.47

            Bu olay şehir dışında geçtiği için, tarihçiye ünlü anıtlar üzerine birkaç ayrıntıya girme fırsatını hiç vermedi, bugün Anaitis Tapınağı'nın nerede olduğunu bilmiyoruz; herhalde aynı türdeki bütün yapıların ortak kaderini paylaştı. Hıristiyanlar tarafından tamamen yağmalandı. Bu tapmağın yönetimi Comana'nınkinden farklı değildi. Başpiskoposun sonsuz bir gücü vardı ve Zile krallara bağımlı bir şehir gibi değil, İran tanrılarına adanmış ve piskopos tarafından bizzat yönetilen bir tapınak gibi kabul ediliyordu. Zile şehri, Zelitide sahasının yönetim merkeziydi. Pompée buraya Şehir unvanını vermiş ve birtakım kasabayı da eklemiştir. Buraları, daha sonra kraliçe Pythodoris'in özel arazisi olmuştur.47

            Sinop sömürgesinin Ordu (Cotyore) Rum şehri, Ksenofon (Xenophon)'un zamanında oldukça önemli bir iskele idi. On Binler Ordusu gemilere buradan binerek Ereğli'ye gittiler. Buranın halkı, Pharnacie'ye yerleşmeleri için götürüldüklerinden kasaba bir daha kendine gelemeyerek köy hâlinde kaldı. Gerek Ordu'da ve gerek bir Bizans eseri olan Bozuk Kale'de olması gereken bu eski kasabada, bugün hiçbir eser kalmamıştır. Balama ya da Pulemon çayı, eskiden adını bu şehre vermiş olan Polemon şehrini gösterir. Bolamon (Pulemon) adındaki küçük kalede, şu anda sekiz köşeli bir kilise harabesiyle bazı kalın duvarlar vardır. Phatisane Kalesi, Pulemon'un biraz batısmdaydı; burası bugün Fatsa adı verilen iskeledir.47

            Eski Oenoe, yani şimdiki Ünye kasabası Fatsa'nın otuz sekiz kilometre batısmdadır. Buraya gelmeden önce geçilen Ceviz Dere suyu, eskiden Phigamus adı verilen bir sudur. Chalybelerin memleketi olan bu mevki, şimdi de demir madenleriyle meşhurdur ve halkı demircilikle hâlâ meşgul olurlar. Ünye'nin sekiz kilometre güneyindeki Kale Köyü'nde yüksek ve hemen çıkılmaz bir tepede, eski bir kale vardır. Tapınak şeklindeki bir mezar, uçurum bir kayanın tepesine oyulmuştur. Buraya çıkmak mümkün olmadığından, yapan ustaların işlerini bitirdikten sonra tepeden iplerle indirildikleri muhtemeldir. Eskiler böyle işlerde çalışanları, yukarıdan iplerle indirirlerdi. Altm üretiminden söz ederken Pline bu ustaları iyi tarif eder : "Bu taşları yontanlar iplerle asılmışlardır; uzaktan bu ilginç manzarayı görenler, yeni bir şekilde kuşlar var zannederler."47

            Çarşamba (Themiscyre) arazisi hakkında Strabon'un tasviri, bugün de hâlâ doğru olarak görülür: Bu yörenin - cinsi başka yerlerinkinden daha güzel olan - sayısız hayvan sürülerinin dolaştığı bu ovaların zenginliği ve otlaklarının güzelliği, hiçbir yerde görülmez. Themiscyre şehri Samsun (Amisus)'tan altmış stade mesafedeydi. Thermodon'un sol kıyısında bulunan Terme küçük şehri, birkaç ev ile bir câmi ve bir çarşıdan ibarettir. Burası bugün Canik Sancağı'na bağlıdır. İngiliz gezginleri, burasını çoğunlukla İngiltere'nin en güzel yerleriyle karşılaştırırlar. Thermodon, zamanında Gadilon ve Sidene şehirlerini ayırırdı. Bundan sonra balığının çokluğuyla ünlü İris ya da yeni adıyla Yeşilırmak suyu gelir. Çarşamba küçük kasabası, bu suyun on sekiz kilometre ötesindedir. Bütün bu yöre, yetişen meyvelerin hepsini bolca yetiştiren bahçelerle doludur.47

Tigranes - Eupator - Lukullus - Pompeius - Pharnaces

            Romalılar kendilerini yıllardır uğraştıran kendileri için bir baş belâsı olan Mithrydates Eupator'un hesabını kesin olarak görmek için peşine düşer ve onu Tigranes'ten isterler. Önce annesinin sonra kız kardeşi ve karısının daha sonra da çocuklarının ihanetini gören Kral'a damadı Tigranes ihanet etmez ve onu Romalılara teslim etmez.

            Damadı ile birlikte hareket ederek Kapadokya Krallığı’na saldırırlar, buraları talan ederler. M.Ö. 70 yılında Tigranes güney seferinde iken Lukullus ani bir saldırı ile Başkent Tigranakerte'ye saldırır, şehirdekileri kılıçtan geçirir. M.Ö. 69 yılında Tigranes Lukullus ile bir defa daha savaşır ve kaybeder.

            Ortamın Pontus Devleti'ni yeniden kurmaya uygun olduğunu düşünen Eupator yanında küçük bir ordu ile Pontus'a gelir. Lukullus'un burada bıraktığı yardımcı kuvvetler komutanı Fabius ile savaşa tutuşur ve onu yener. Sonra diğer birlik komutanları Sornatius ve Triarus üzerine hareket eder. Triarus Lukullus'un dönmesini beklemeden savaşa girer, yenilir. Komutan kaçarak kurtulmuş, askerlerinin tamamı kılıçtan geçirilmiştir.10

            Eupator yeniden güçlenmeye başlamıştır. Lukullus daha önce Mithrydates sorununu hallettiğini Roma'ya bildirmişti. Pontus'a yeni siyasî düzenleme yapmak için gelen Romalı heyet durumun hiç de bildirildiği gibi olmadığını görerek Lukullus'u görevden alır, yerine M.Ö. 67 yılında Pompeius'u atar.

Gnaeus Pompeius

            Gnaeus Pompeius "Büyük" lâkabı ile tanınır. Roma'nın yetiştirdiği en büyük komutanlardan biri olarak kabul edilir. Pompeius, gelir gelmez Pontus bölgesine dalarak intikam savaşlarını başlatır. Pontus'un eski başkenti Amasya'yı kuşatır. Şehrin dış surlarını ve yukarı kale kısmının surlarını neredeyse tamamen yıkar. Şehir halkının büyük bölümünü kılıçtan geçirir. Şüphesiz ‘Büyük’ lâkabı kolay kazanılmıyor.10

            Part Kralı ve Tigranes ile anlaşma yaparak Eupator'u yalnız bırakır. Güçlü bir ordu ile Eupator'un karşısına çıkar. Sivas'ın Şuşehri Yeşilyayla denilen yerinde yaptıkları meydan savaşında Eupator büyük bir yenilgiye uğrar. Tigranes'e sığınmak isterse de kabul edilmez. Kırım’da Bosphoros Krallığı’na kral yaptığı oğlu II. Pharnakes'in yanına gider. II. Pharnakes babasının krallığa el koyacağı şüphesi ve Romalıların desteği ile ayaklanma çıkartır. Ayaklanan birliklerin başına geçer.

Mögliches Porträt des
Gnaeus Pompeius Magnus (Louvre)

http://de.wikipedia.org/wiki/Gnaeus_Pompeius_Magnus

            Eupator tarihte bir çok silâh ve savaş hilesini ilk kullanan bir savaş dahisidir. İlk kimyasal silâhı Eupator kullanmıştır diyen tarihçiler vardır. Eupator toksikolojik çalışmalar yapmıştır. Zehirleme ve zehirden kurtarma deneylerini domuzlar üzerinde gerçekleştirmiştir. Babası zehirlenerek öldürülmüş, kendisi de zehirlenmek istenmiş, fakat cariyelerin yardımı ile kurtulmuştur. Zehirlenmeye önlem olarak kendisini zehire alıştırdığı söylenmektedir.10

            Kral yaptığı oğlunun kendisine karşı harekete geçtiğini görerek derin bir üzüntüye kapılır. Hayatı mücadele içinde geçen bu büyük komutan dirayetli bir devlet adamı bir zehir uzmanı olan VI. Mithrydates Eupator fırtınalı hayatını zehirle sona erdirmek ister. Fakat ölemez. Yanında bulunan sadık bir adamından kendisini öldürmesini ister. Adamı görevini yapar.

            Böylece Sinop’ta başlayan maceralı hayat, Sinop'un karşı kıyısında Kırım'da son bulur. II. Pharnakes babasının cesedini tahnit ettirir ve Pompeius’a gönderir. Pompeius bu büyük insanın cenazesini Krala yakışır bir törenle defneder.

            Son bir bilgi daha verelim. VI. Mithrydates Eupator kendisine uzun yıllar başkentlik yapan Sinop'a gömülmüştür.10

Romalı Ünlü General ve Devlet Adamı
Caeius Magnus Pompeius (İ.Ö. 106 - 48)

Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi

            M.Ö. 66 yılında sınırsız yetkilerle donatılmış Romalı General Pompeus Magnus, Anadolu’ya geçerek daha önceden General Lucullus tarafından parçalanan Mithrydates ordularının takibine koyulmuş ve ondan geriye kalan kale kentleri yok etmek için uğraşmıştır. M.Ö. 63 yılında Mithrydates’in ölümüyle biten savaşlardan sonra, Pompeius bölgeyi Roma idaresi altında yeniden düzenlemiştir. Bu yeni düzenleme temelde sivil idareyi yerel yöneticilere bırakıp, askerî idareyi Roma’nın alması üzerindeydi. Pontus Bölgesi’nde bu yeni düzenlemelere uygun olarak 11 şehir meydana getirdi. Bu kentler Amasrist (Amasra), Sinope (Sinop), Amisos (Samsun), Pompeiopolis (Taşköprü), Neapolis/Neoclaudiopolis (Vezirköprü), Magnapolis, Diospolis/Neocaesarea (Niksar), Nikopolis, Zela (Zile), Megalapolis/Sebasteia (Sivas), ve Amaseia ya da Abonuteichos/Ionopolis oldukları düşünülmektedir.19

            M.Ö. 120 yılında Mithrydates V. Euergetes’in Sinope’de öldürülmesi ve Roma’nın olaylara müdahale ederek Pontus’u Asia eyaletine dahil etmesi bölge üzerindeki romanizasyonun başlangıcı olarak görülebilir. Mithrydates V.’in oğlu Mithrydates VI. Eupator Roma’nın bu hareketini bir saldırı olarak algılayıp, Karadeniz’in dağlarına kaçarak saklanmıştır. Sonrasını Karadeniz’in kuzeyindeki barbarlarla savaşarak geçiren Eupator, Anadolu’ya dönüşünde yanında Hellenlerin Roma’dan kurtuluş ümidi olarak tanımlanan bir prestijle girmiştir. Roma’ya büyük kin besleyen Pontus Kralı ilk olarak Paphlagonia’yı işgal eder ve ardından Galatia üzerinden M.Ö. 96 yılında Kapadokia’yı ele geçirir. Bu son işgal üzerine Roma Sulla yönetimindeki bir orduyu Eupator üzerine gönderse de Pontus Kralı’nı bulamayan ordu savaşmaksızın geri dönmek zorunda kalır. İlerleyen zamanlarda, müttefiki Bythinia ile ilişkileri bozulan Mithrydates Bythinia ile birlikte bütün Küçük Asya’yı eline geçirir.19

            M.Ö. 85 yılında Sulla idaresindeki Roma ordusuna yenilen Mithrydates VI. daha sonra M.Ö. 70 yılında Lucullus’a yenilir. Ve ardından gelen Pompeius Magnus, Eupator’dan arta kalan tüm kale ve birlikleri yok ederek Paphlagonia ve Pontus’un kapılarını Roma’ya sonsuza kadar açma fırsatı verir. M.Ö. 3 yılında tüm bölge Augustus’a bağlılık yemini etmeleri ve bu yeminde Augustus’un bir tanrı ismi olarak da sayılması bölgenin Romalılaştırılmasında gelinen noktayla beraber Pompeiopolis gibi birçok Paphlagonia Bölgesi kentlerinde Augustus tapınakları ve kültlerinin de kurulmuş olduğunu göstermektedir.19

            “… Zeus, Toprak, Güneş, tüm tanrı ve tanrıçalar ve Augustu’un kendi adına yemin ederim ki tüm hayatım boyunca, sözümde, işimde ve düşüncemde Caesar Augustus, oğulları ve torunlarına dost olacağıma yemin ederim. Onların dost olarak düşündüklerini dost olarak kabul edecek ve onların düşman olarak kabul ettiklerini düşman olarak kabul edecek, onların çıkarlarına olan şeyler için ne vücudumu, ne ruhumu, ne hayatımı ne de çocuklarımı esirgemeyeceğim…”19

PONTUS'UN YÜKSELİŞİ

            M.Ö. 185'de, Pharnaces I. Pontus'un kralı olduğunda, ataları tarafından güçlendirilmiş bir krallığı miras aldı, ilgisini çeken ilk şey kendi topraklarına komşu bir bağımsız şehrin varlığıydı. Sinop daha önceden büyükbabasının ataklarını önlemişti. Amisus gibi diğer şehirlerin bu krallığa bağlandığı zamanda, Cerasus ve Cotyora (Ordu) kolonilerine saldırmanın Sinop'u savaşa çekebileceğini gördü. Entrikaların yardımıyla, Pharnaces I. M.Ö. 183'de Sinop'u ele geçirdi. Bu durum kolonilerin ilhak edilmesini izledi. Rodos, hemen dostu olan Sinop'un bağımsızlığını kaybettiğinin farkına vardı. Rodoslu halk lideri, Eumenes, Roma Senatosu’na protestolarda bulundu. Doğuyla çok da ilgili olmayan Roma, araştırma yapacağı sözüyle protestoları dindirdi. Gerçi, senatörlerden biri, senatonun Pharnaces'i kınamasından ve Sinop'a dostlukları nedeniyle Rodos'u ve Eumenes'i övmesinden önce bir konuşma yaptı. Sinop Pontus'ların egemenliği altında kaldı. Pharnaces I. Paphlagonia ve diğer birkaç krallığa da saldırarak Pergamum'a karşı savaşını sürdürdü. Daha sonra Roma araya girdi ve Pontus Kralı’nın saldırısına devam ettirmesi halinde kendilerinin devreye gireceğini bildirdi. M.Ö. 178'de, Sinop'un Pontus'a bağlı kalması şartı ile Sinop fetihlerine son vererek Roma ile barış yaptı.20

            Sinop, yeni kralın gözünde çok önemli bir yer işgal etmeye başladı. Ve onun favori şehri oldu, krallığının idaresini Sinop'a hareket ettirmeye başladı. Sinop, Pontus'taki en iyi limana sahipti ve Pharnaces'ın bu avantaja ihtiyacı vardı. Anadolu'ya saldırması engellendiği için, gözlerini Karadeniz'in karşısındaki Crimea'ya (Kırım) dikti. Bu bölgeyle büyük ticarî ilişkileri vardı. Pharnaces I. ölmeden önce, başkenti Ameseia (Amasya)'dan Sinop'a taşıdı. Oğlu, Mithrydates V. tahta oturdu ve Sinop'ta sarayını inşa ettirdi. Mithrydates V. babasının Roma'lılarla yaptığı anlaşmaları önemsemeyerek, Frigya'ya, Paphlagonia'ya, Kapadokya'ya, Galata'ya ve hattâ Crete (Kıbrıs) Adası’na fetihlerine başladı. Kraliçesi Laudice, yönetimi kendi eline almak isterken, eşi M.Ö. 120'de suikasta uğradı. Daha sonra kraliçe, Roma ile ilişkilerini sağlamlaştırmak için Pontus güçlerini fetih bölgelerinden geri çekti ve ordusunu azaltmaya başladı. Sonrasında, Sinop'taki sarayında zengin bir yaşam sürdü.20


http://www.definem.com/numismatik/

ROMA ÇAĞINDA ÜNYE

            III. Mithradates savaşı (M.Ö. 74 - 64) sonunda, Lucullus'un yerine geçen Pompeius Magnus, M.Ö. 64 baharında Amisos'a gelerek, K. Asia'nın idarî teşkilâtlanmasında yeni düzenlemeler yapar. Pontos'un batı kısmını birleştirerek, M.Ö 64 - 63'te Bithnia - Pontos çift eyaletini kuran Romalı komutan Gn. Pompeius, Pontos Krallığı'nın eyalet dışında kalan Halys'ten, Trapezos dahil Kolkhis'e kadar olan Kuzey Kappadokya topraklarını Mithradates'in güneye inen ordusunu yenen Galatların Tolistoag boyu prenslerinden Deiotaros'a verir. Bu dönemde Amisos'a, Saramene, Gazelonitis, Themisskyra, Ünye ve Sidene bölgelerini verir. Diğer çalışmalarını tamamlayan Pompeius, M.Ö. 62'de Amisos'tan ayrılır. Pompeius'un düzenlemeleri, Pontos'un politik ve ekonomik sisteminde köklü değişiklikler yapar. Feodal yapı yeniden canlanır. Kıyıdaki Grek şehirleri, Amastris, Sinop ve Amisos genişler.27

            Gaius lulius Caesar ile Gn. Pompeius arasındaki iç savaş ve sonra da Caesar'ın Mısır'da bulunmasından yararlanan VI. Mithradates'in oğlu II. Farnakes, Kırım'dan Kolkhis bölgesine girince, Pompeius'un M.Ö. 63 yılında buraya atadığı vasal kral Aristarkhos kaçar. Böylece Farnakes batıya doğru ilerler ve Deiotaros ile Caesar'ın, Küçük Asya'nın güvenliğini sağlamak için bıraktığı komutanlarından Gn. Domitius Calvinus'la karşılaşır. M.Ö. 48 yılında, Farnakes; Pompeius'un babast VI. Mithradates'i Kelkit (Lykus) Vâdisi'nde yendiği Nikopolis kenti yakınında, Roma kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğratır. Böylece babasının topraklarına yeniden sahip olmuştu. Fakat, bu uzun sürmeyecekti, zira halkına zalimce davranan Farnakes onların desteğini sağlayamaz. Bu sebeple de kısa süre sonra İskenderiye'den (Aleksandria) dönen G. l. Caesar'a, M.Ö. 47 yılında Zela'da (Zile) yapılan savaşta yenilir.27 Bu zaferden sonra Caesar Küçük Asya'da bazı düzenlemeler yapmıştır. Pontos bölgesinin yönetimi iki legion ile birlikte komutan D. Calvinus'a verilmiş, Deiataros yine kral olarak kalmıştır. Ayrıca Komana Pontica'nın yönetimi Arkhelaos'un oğlu Arkhelaos'dan alınıp yerine Kappadokia kralları soyundan gelen Lykomedes atanmıştır ve Komana'ya dörtyüz skhoinilik bir arazi daha ilâve edilmiştir.23

            Roma'da Gaius lulius Caesar'ın katlinden (M.Ö. 15 Mart 44) sonra yapılan iç savaşlarda C. Octavianus ile M. Antonius yürütecekti. Bununla ilgili olarak M. Antonius, M.Ö. 39'da Roma toprakları ile Parthlar arasında tampon bir bölge oluşturacak vasal krallıklar kurmuştur. Böylece o, Pontos bölgesini, VI. Mithradates'in torunu ve II. Farnakes'in oğlu olan Dareios'a; Pisidia ve çevresini Galat soyundan gelen Amyntas'a; Kilikia'nın bölümünü de Polemon'a vermiştir.

            M.Ö. 26 yılında Polemon'un, İmparator Augustus tarafından Pontos'a vasal kral olarak atandığını   görüyoruz. Polemon, egemenlik alanını doğuda, Kafkaslarda genişletmek için yaptığı savaşlar sırasında ölür. Bunun üzerine karısı Pythodoris oğullarından biri ile krallığı idare eder, bir süre sonra da Kappodokya'nın vasal kralı Arkhelasos ile evlenir. Böylece, Roma eyaletlerinin doğusunda, yani Roma dünyası ile bu tarihlerde Fırat nehri'nin güneydoğusunda bulunan Parthlar arasında, Orta ve Güney Karadeniz sahilinde başlayan, Pontos, Kappodokya, Kommagene ve Kilikya (Kilikia Trakheia) vasal krallıklarının topraklarıyla Akdeniz'e kadar uzanan geniş bir alanda tampon bölge oluşturulmuştur.

            Bu, genelde henüz yeterince huzura kavuşmamış topraklarda, Roma'nın tarihi boyunca uyguladığı bir stratejisiydi.27 İ.S. 8'de Kappadokia Kralı Arkhelaos ile evlenen Pythodoris'in ölümünden sonra bu bölgenin topraklarının yönetimi Antonia Tryphaena ve ondan sonra da II. Polemon'a (İ.Ö. 38 - 64) verilmiştir. İmparator Gaius (Caiigula) MS. 37 - 41 yaptığı düzenlemeler sırasında, Pontos'a vasal kral olarak çocukluk arkadaşı olan Polemon'u (II. Polemon) atamıştır. İmparator MS 38'de II. Polemon'a Bosporos'un (Kırım) vasal krallığını da vermiştir. Claidius M.S. 41 - 54 imparator olduktan sonra M.S. 41 yılında bazı değişiklikler yaptı. Bosporos krallığını II. Polemon'dan aldı. Bunun yerine ona, Pontos'a ek olarak dağlık Kilikyanın (Kilikia trakheia) vasal krallığını verdi. İmparator Nero (M.S. 54 - 68) zamanında Parth Kralı Tridates'e karşı 58 yılında yapılan sefer sırasında Trapezos Romalıların ikmal üssü olmuştur. Yine Nero zamanında, 63 yılında II. Polemon'un ölümü üzerine tüm Pontus, Pontos Polemoniacus ile birlikte Roma'ya bağlanır.27 Bilindiği gibi Pompeius zamanında Pontos'un batı kısmı Bithyinia ile birleştirilerek İ.Ö. 64'te Bithyinia - Pontos eyaleti oluşturulmuştu. Pontos'un doğu kısmı ise İ.S. 63 yılına kadar, genellikle Mithradates Eupator'un soyundan gelen kişilerce yönetilmişti. İ.S. 63 yılında Nero, buranın vasal kralı II. Polemon'un topraklarını Roma'ya terk etmesini sağladı. Bu tarihte Pontos Polemoniacus ile Pontos Galatikus, Galatia eyaletine bağlandı. Böylece Ünye'nin de dahil olduğu Karadeniz kıyıları doğrudan doğruya Roma'nın yönetimi altına girmiş oldu.31

SİNOP'TA SAVAŞ

            Anadolu'daki Roma elçisi, Murena kendisini daha da zenginleştirmek için Sulla'nın ateşkesini önemsemeyerek Pontus'u işgal etti. Mithrydates tarafından Halys nehrinde yenilgiye uğratıldı ve Murena anlaşmayı bozduğu için Roma tarafından yeri değiştirildi. M.Ö. 76' da, Nicomedes öldü ve krallığını Roma'ya miras olarak bıraktı. Sınırlarına yakın, Roma kuvvetlerinden ve M.Ö. 88'de ki boğazlatmalarının öcünden korkan Mithrydates, M.Ö. 75'de Bithynia'yı işgal etti.21

            Lucullus (Lucullus Lucius Licinius), Büyük Roma kuvvetinin başı olarak, Mithrydates'in Pontus'a geri çekilmesini sağladı. Laicullus Roma'dan Pontus'u istila etmek için emir beklerken, Mithrydates büyük bir deniz filosu hazırlayarak Karadeniz'in batı kıyılarını istilâ etmeye niyetlendi ve Roma'ya karşı olan diğer kuvvetlerle de birleşerek İtalya'yı da istilâ etmek istedi. Fakat, deniz filosunun büyük bölümü karaya oturarak parçalandı. Bunun sonrasında, Laicullus Pontus'u istila etmeye başladı.21

            Mithrydates Cabira'ya (Amasya'ya yakın eski bir kutsal şehir) çekildi ve orada savunma ordusunu hazırladı. Fakat, ihanet sonucunda kampının yeri Romalılara söylendi ve tüm ordusu dağıtıldı. Mithrydates, bunun üzerine, Ermenistan'a kaçtı. M.Ö. 70'de Mithrydates sürgünde olmasına rağmen, Heraclea teslim oldu, fakat Sinop ve Asimus sadık kaldı. Dört bir yanı çevrilmiş Sinop'a, Crimea'dan besin tedarik edildi, Sinop'un kontrolü Mithrydates'in korsan arkadaşları olan Leonippus, Cleocharas ve Seleucus'a bırakıldı. Fakat, Leonippus, Lucullus ve amiral Censorinus ile gizli görüşmelere başladı. Lucullus'un Yunan kültürüne hayran olduğunu ve Sinop'un bir Atina kolonisi olduğundan dolayı çok önem verdiğini duydu. Ayrıca, Lucullus kendisinin bir liberal olduğuna inanıyordu ve Sinop'un bir Atina kolonisi olduğundan dolayı çok önem verdiğini duydu. Ayrıca, Lucullus kendisinin bir liberal olduğuna inanıyordu ve Sinop'un kurucusu Autolycus'un rüyasıyla ilgili batıl düşüncelere sahipti.

Ersal YAVİ'nin TOKAT Kültür ve Tarihine ait
50 adet Yağlıboya Tablosundan Örnekler

Gönderen : Ünyeli Araştırmacı Yüksel ŞEN

            Bu arada, Leonippus'un şehirle ilgili gizli plânlarının olduğu anlaşılınca suikasta kurban gitti. Daha sonra Sinop donanması Roma donanmasını bozguna uğrattı. Mithrydates'in oğlu Machares Roma ve Lucullus'un dostluğunu elde edebilmek için, Sinop ve babasıyla olan ilişkilerini kopardı ve Sinop'a gönderilecek olan besinleri Lucullus'a göndermeye başladı. Cleochares ve Seleucus, daha fazla direnç gösteremeyerek Sinop'tan ayrılmaya karar verdiler. Şehri ateşe verip yağmaladılar ve kendilerine direnç gösteren halkı da öldürdüler. Daha sonra, açık denize açıldılar. Şehrin ateşler içinde olduğunu gören Lucullus acil saldırı için emir verdi. Herhangi bir direnç gösterilmeden şehre giren Lucullus, yangınların söndürülmesi ve halkın öldürülmemesi emirlerini verdi. Gemilerine ulaşmadan birçok askeri öldürttü. Daha sonra, Sinop'a bağımsız şehir statüsünü verdi. Hemen sonrasında Asimus ve Amasya da teslim oldu ve Pontus Romalıların eline geçti. Lucullus'un Pontus'da kaldığı sürece, Yunan şehirlerine zarar verilmedi. Pontus ve Machares'in Crimea'sından devamlı hediyeler aldı. M.Ö. 66'da emekli olup, Roma'ya geri döndüğünde en zengin Roma generallerinden biriydi ve zenginliğini hiç yağmalama yapmadan elde etme ününe de sahipti. Lucullus, Pontus'taki çalışmalarını tamamladıktan sonra Ermenistan'ı istila etmeye başladı. Birçok zafer kazandı, fakat ordusu isyan etti. Bunun üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. 21

            Daha sonra, Mithrydates bir Ermeni gücü ile Pontus'a geri döndü. Cabira da Fabius ve Triarius'u yendi, fakat Sinop ve Asimus'u geri alamadı. Sahil şehirleri donanmasız onun için gereksizdi. Daha sonra Pompey büyük bir orduyla Pontus'a geldi ve Mithrydates tekrar kaçmak zorunda kaldı. Ermenistan tarafından sığınmasına izin verildi ve bunun üzerine Crimea'ya gitti. Orada müttefik kuvvetleri bir araya toplayarak, oğlu Machares'in üzerine yürüdü. Machares'i hapsetti ve ülkelerine ihanet eden diğerlerini de öldürttü. Bu arada, Pompey Ermenistan'a doğru ilerledi ve Tigarane Kralı'nı teslim aldı. Mithrydates'i izlemek için Crimea'ya gitmek yerine Judea ve Arabistan'a yolunu çevirdi. 21

            Mithrydates, Danube'ye geçmek ve İtalya'yı istilâ etmek için bir kuvvet oluşturarak Roma'lılara karşı bir teşebbüste bulundu. Fakat, askerleri ayaklandılar ve Mithrydates yalnız kaldı. Oğlu Pharnaces II, daha sonra kendisini kral olarak ilân etti. Mithrydates kendi özel korumalarına oğlunun yeni kral olduğunu kabul etmelerini emretti ve bir şatoya çekilerek yaşamına devam etti ve sonrasında kendisini öldürdü. M.Ö. 63 yılıydı. Roma'nın 48 yıl başına bela olan bir insanın hayatı son buldu. Birçok savaşta bir efsane haline gelmişti. Pharnaces, doğduğu ve evi olan Sinop'a, babasının cesedini getirdi. Ayrıca, Pompey'e de hediyeler getirdi ve babasının öldüğünü ve Crimea yönetiminde Pompey'in dostluğuna da taahhüt edeceği mesajını verdi. Pompey, Sinop için Arabistan'daki işlerini hemen bıraktı. Sinop'ta Mithrydatis'in cesedini görerek, öldüğünü kabul etti. Mithrydates'in zırhı ve tacı Romalı bir hazine avcısı tarafından çalındığı için, büyük bir defin ödedi.21

Zela - http://xena.lib.unimelb.edu.au/cgi/map_view.cgi#top

Zelitis - ZELA / Sanson, Guillaume - 1676

            Darius Hystaspes'in 16. neslinden ve bağımsız Pontus'un 8. Kralı olan ulu lâkaplı Mithrydates, Sinop'ta krala ait türbede seremoni eşliğinde gömüldü. (Bu türbelerin nerede olduğu henüz bilinmemektedir.) Pharcanes'ın Roma'nın dostu ve Crimea'nın kralı olduğu kabul edildi. Pompey, Lucullus tarafından kurulan hükûmette değişiklik yaptı. Sinop ve yeni organize olan Bithynia-Pontus ilini de kapsayan tüm toplum aynı halktan kabul edildi ve Roma için sansürleri oluşturan yargıçlardan seçilen bir konsül tarafından tüm toplum yönetilmeye başlandı. Daha sonra Pompey Roma'ya geri döndü. M.Ö. 50' de, Pompey ve Caesar arasında soğuk savaş başladı.21

            Crimea Kralı Pharnaces II, Pontus'un atalarına ait bir krallık olduğunu iddia ederek, Karadeniz kıyılarına ulaştı. Sinoplular tarafından sevgiyle karşılandı ve Calvinus komutasındaki Romalıları yenerek Pontus'un başına geçti. Roma halkını ve yerlileri yağmalamaya başladı. Uzun süre kuşatma altında tuttuğu Asimus'ta, savaşma çağındaki tüm erkekleri öldürttü ve gençleri de sakatladı. Pontus'taki vahşilikleri, Cesar'ın Mısır'dan dönmesinden sonra anlaşıldı. M.Ö. 47'de, Zela'da (Zelitis'de bir vâdi) Pharnaces'in ordusu tamamıyla bozguna uğratıldı. Ve Sinop'a kaçmak zorunda kaldı. Sonunda, güvenliğinin sağlanması koşuluyla Sinop'tan gideceğini belirtti. Fakat Crimea'ya geri döndüğünde isyan çıktı ve öldürüldü. Böylece , büyük bir hükümranlık sona ermiş oldu. Pharnaces'a karşı Caesar'ın zaferi, Roma'ya "Veni, vidi,vici" mesajının gönderildiği önemli zaferlerden biriydi. Daha sonra Caesar Bithynia'daki Nicea'ya gitmek üzere Zela'dan ayrıldı.21

İkili Yönetimden Dörtlü Yönetime22

            İ.S. 70 yılında Vaspesianus (İ.S. 69 - 79) Galatia ve Kappadokia eyaletlerini tek bir ad altında Kappadokia olarak birleştirir. Traianus'un Galatia'ya tekrar eski bağımsızlığını verince Pontos Polemonoakus toprakları Kappadokia eyaletine bağlı kalmıştır. İmparator Cladius Tacitus (İ.S. 275 - 276) zamanında Azak Denizi'nin kuzeyinde yaşayan Maeotidler (Gotlar) Kolkhis'den K. Asya'ya girerek Pontos ve Galatia'yı yağmalamıştır. Fakat kısa sürede bu yağma önlenmiştir.

            Diokletianus (İ.S. 284 - 305) zamanında İ.S. 293'de imparatorluğun birliğini korumak için yönetim reformu yapıldı. Diarkhi'den (ikili yönetim) Tetrarkhi'ye (dörtlü yönetim) geçildi. Augustus zamanında senato ve imparatorluk olarak ikiye ayrılan eyalet sistemi kaldırılarak 12 dioceslik (diocesis) yeni bir sistem kuruldu. Kappadokia ve Armenia olmak üzere dörde ayrıldı. Pontica Diocesis'i; Bithynia, Paphlayonia, Galatia, Kappadokia, Diospontos, Pontos Polemoniacus, Armenia Minör ve Armenia Major'dan ibaretti. Bunlardan Pontos Polemaniacus'un metropolü Neokasareia kentiydi. F. Vaierius Konstantin'in (İ.Ö. 314 - 337) hâkimiyeti altında iken batı Pontos'a (Pontos Galatikus) imparatorun annesi şerefine Hellonopontos adı verildi. Pontos Polemoniacus ise adını devam ettirdi. Konstantinus ölmeden önce ülkeyi üç oğlu ve iki yeğeni arasında paylaştırdığında Pontos'dan Kafkaslar'a kadar uzanan alanın yönetimi kral unvanı ile Hannibalianus'a verilmişti. Sonra Hannibalianus öldürtülüp toprakları Constantius'a (İ.Ö. 337 - 340) verilmiştir.23

            Roma hâkimiyetinin sağlanmasından sonra bölgenin etnik ve idarî yapısı hakkında elde ettiğimiz en önemli kaynak Roma'nın Kapadokya Vâlisi olan Arrianus'un Periplo adlı eseridir.33 Arriaanos Karadeniz'i anlatan yapıtında bölüm 16'da Ünye şehrinden bahsetmektedir.

   
Solda Mesafe Taşı - Sağda Zile Kalesi İçerisinde Sergilenen Mermer Taşlar (Fot. Bekir AKSOY - 06.09.2007)

KOMANA28

            Hellenleşme döneminde Komana biçiminde söylenen adın aslı, Kaman adının öz biçimi Kamana ile aynı kökenden, Luvi dilinden gelir : Kuwa, Ama, Wana öğelerinden türetilmiştir ve "Kutlu Ananın Ülkesi" demektir. Xenophon'un (Anabasis, 7 VIII 15) Bergama yakınlarında bir hisarın adı olarak andığı Komania'nın aslı da tıpatıp bu olmalıdır. Augustus'un Pisidia'da Roma Colonia'sı durumuna getirdiği kentlerden biri, Burdur - Antalya anayolunun orta yeri yakınında bulunan bucak merkezi Kızılkaya'nın batısında, Ürkütlü Köyü'nün 2 km kadar doğusunda, Şeref Höyüğü denen höyükte kalıntıları yığılı olan Komama idi; bu da Komana'ya hısım bir ad taşıyor, kent adının sonunda "-sal, -ülkesi" anlamında vvana takısı yerine, ''-insanı, -halkı" anlamına gelen uma takısı bulunuyor.28

            Anadolu'da, iki ünlü Komana vardı. Pontos'daki Komana, Tokat'ın 9 km kuzeydoğusunda, Almus yolu kavşağındaki Gömenek/Gümenek Köyü'nün yerinde idi. Kappadokia'nın güneyinde, Kataonia bölgesindeki diğer Komana'nın kalıntıları ise, Adana ili Tufanbeyli ilçesine bağlı Şar Köyü ile içiçedir.28

            Hititler, Kuwa-(A)ma-wana adı yerine, Kummanni adını kullanıyorlardı. Oysa, Hitit belgelerinde Kumma adlı bir diğer kent, yâni bir Ku(wa)-(A)ma, "Kutsal-Ana (Kenti)", anıldıktan başka, Kummanni adı sonundaki anni de, Luvi dilinin, ana/anne anlamındaki (Ama/Ma'nın yanı sıra kullanılan, ama özel olarak Ana Tanrıça'yı değil, genel olarak ana/anne'yi anlatan) bir sözcüğüdür. Buna bakarak, Hititlerin, kent adını, Luvi dilindeki bir diğer biçimiyle kullandığı sonucuna varabiliriz. Üstelik, Luvi dilinin Kummai sözcüğü, "Arı, saf, lekesiz" anlamındaydı sanılıyor; böyle idiyse, Luvi dilinde Kumma(i)-Anni, Hristiyanların "Bakire" Meryem Ana'sı gibi, Lekesiz Ana (Tanrıça)'yı anlatıyordu demektir. Karş. Eski İranlıların tanrıçası Anahita'nın adı : An-Ahita, "Lekesiz".28

            Hititler döneminde bir tapkı merkezi olarak çok büyük önem taşıyan Kummanni kentinin, onlarca Kizzuvvatna diye anılan bölgede olduğu bilindiği için ve Kizzuvvatna'nın sonradan Kilikia denen bölge ile (yâni, Çukurova ve yakın yöresi) aynı olduğu büyük çoğunlukça kabul edildiği için; Kummanni'nin de Hellenistik çağdan başlayarak Komana adı altında karşılaştığımız iki Ana Tanrıça tapkısı merkezi kentten, güneyde Toroslar üzerinde, Tufanbeyli'nin Şar Köy'ünde kalıntıları görülen Komana olduğu, oradaki kazılarda bir tek Hititler çağı keramiği bulunmamasına rağmen, tartışmasız, kabul ediliyor. Buna karşılık Herzfeid, Kizzuvvatna'nın yeri konusunda ve Komana kentlerinden hangisinin Hititler döneminde büyük önem taşıyan Kummanni olduğu konusunda, çoğunluk görüşüne çok ters düşen bir görüş savunuyor.28

            Kataonia Komanası'nın kalıntılar alanı, Adana'dan 211 km uzaklıktadır ve Adana ilinin kuzey, ucunda, Tufanbeyli ilçesi sınırları içinde, Şar Köy'ündedir. Bu alan, Göksu/Sarız Çayı (İlkçağ'ın Saros'u) vâdisinde, ırmağın her iki yanına yayılır. Vâdi, derin ve dardır. Kataonia Komana'sı (ya da Kataonia bölgesi Kappadokia'nın bir parçası olduğu için, diğer adıyla Kappadokia Komana'sı) gerek Peutinger Tablosu'nda, gerek Antoninus Rehberi'nde anılıyor ve bu kentin, Kayseri'den Melitene/Eski Malatya'ya giden yol üzerinde olduğu açıklanıyor.28

Septimius Severus
Sebastopolis-Herakleiopolis (AD 193-211) AE 29

ÜNYE BİZANS ÇAĞINDA ÖNEM KAZANIYOR

            MS. 395 tarihinde Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Ünye Doğu Roma İmparatorluğu toprakları içinde kalmıştır. Kentin asıl önem kazanması Bizans çağında gerçekleşmiştir.34 Ünye, Bizans İmparatorluğu yönetiminde kaldığı sürece çok ün yapmış ve şarapları Bizans saraylarında aranan bir madde halini almıştır. Hattâ, İstanbul 1453 tarihinde alındığında Ünye şarapları Bizans'a gitmediğinden Bizanslı şairler "Gelmez oldu artık Ünye'nin şarapları" diye yakınmışlardır.35-36 IV. Haçlı seferinden sonra İstanbul'un Lâtinler tarafından işgal edilmesiyle, İstanbul'dan kaçanların bir kısmı Trabzon merkezli bir imparatorluk kurmuşlar ve Ünye de bu imparatorluğun sınırlarına dahil olmuştur. Bu dönemde Ünye ile alâkalı en teferruatlı bilgileri, Trabzon'daki saray müverrihlerinden öğrenmekteyiz.

Bizanslılarla Türklerin Münasebetleri22

            1071 Malazgirt Zaferi'nden önce Bizans'ı en çok uğraştıran Emeviler ve sonrasında ise Abbasilerdir. İslâmiyet'in doğuşundan kısa bir müddet sonra Müslümanlar, Karadeniz kıyılarına ulaşmışlardır. Karadeniz kıyısına yapılan en büyük akın 863 yılında Malatya emiri Ömer bin Abdullah kumandasında yapıldı. Bu akında Aminsos fethedildi ise de Malatya emiri Ömer, Paflagonya sınırında Bizans başkumandanı Petronas'a yenildi. Bizzat kendisi, bu savaşta şehit düştü. Aminsos da tekrar Bizans'ın eline geçerek37 ticarî faaliyetine devam etti.

            Malazgirt Savaşı'na katılan Danişmend Gazi, zaferden sonra kendisine ikta edilen Sivas'ı fethederek Danişmendli hanedanının ilk çekirdeğini teşkil etmiş (464/1071), daha sonra burayı bir merkez olarak kullanıp maiyetindeki emirlerle Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamantı, Elbistan, Develi ve Çorum'u Bizans'tan alarak Anadolu'da kurulan ilk Türkmen beyliklerinden birinin temellerini atmıştır. Danişmendliler, II. Haçlı seferi karşısında kazanılan zaferden sonra Malatya'yı yeniden muhasara altına aldılar. Emir Gazi zamanında ise Anadolu'nun en güçlü devleti haline gelen Danişmendliler 1129 yılında Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Karadeniz sahillerini de kontrol altına aldılar. Bizans'ın Pontus'daki vâlisi Casianus, elindeki tüm belde ve kaleleri 1129 yılında Danişmedlilere teslim etmek zorunda kaldı.38 Bizans İmparatoru Kuzey Anadolu'da Danişmendli hâkimiyetini sona erdirmek için Konstantin Gabras ile anlaşarak Danişmendliler'in merkezi Niksar'ı ele geçirmek ümidiyle çıktığı sefer başarısızlıkla sonuçlandı. Fakat 1141'de yeniden harekete geçip Uluborlu ve Beyşehir gölü üzerinden Antalya'ya giden yolu ele geçirdi. Danişmendliler kaybettikleri Karadeniz Bölgesi'ni 1140 - 1141 yıllarında Rumlardan geri aldılar.

Bizans Ünye'den Paralı Asker Topluyor22

            Sivas - Amasya Meliki Yağıbasan, Bizans'ın içinde bulunduğu kötü durumdan yararlanarak 1150 veya 1151 'de Orta Karadeniz bölgesinde fetihlerde bulunarak Ünye, Samsun ve Bafra'yı zaptetti. 1154 buraları haraca bağladı. Sultan II. Kılıçarslan (1155 - 1192), iktidara geldikten sonra sınırlarını hızla genişletmeye başladı. Bunun üzerine ona karşı birleşen Bizans imparatoru Manuel Kommenos ile Musul atabeği Nureddin Mahmud bir ittifak yaptılar. Derhal askerî harekete başlayan Manuel, Ermenilere karşı Çukurova'ya bir sefere çıktı ise de kendisine karşı başlatılan bir isyan sebebiyle geri İstanbul'a döndü. Fakat bir yıl sonra yeniden harekete geçerek ulaştığı Eskişehir yörelerinde Selçuklu kuvvetlerinin baskınları sonucunda ağır kayıplar verdiler ve ağırlaşan kış şartlan sebebiyle geri İstanbul'a döndüler.39

            Bu savaş esnasında kullanılan askerlerden bir kısmı Karadeniz şehirlerinden toplanmıştı. Asker toplanan şehirlerden biri de Ünye şehri idi. Ünye, Bizans İmparatorluğu'nun belli bir noktaya kadar asker ihtiyacını karşılayan bir şehirdi. loannes Kınnamos Hıstorıa'sında (1118 - 1176) belirttiğine göre İmparator Manuel zamanında, 1174 yılı sonları veya 1175 yılının başında II. Kılıç Arslan üzerine sefere karar veriyor. Fakat Roma İmparatoru durumun iyi olmadığım görmüş ve bunun üzerine komutanlarından Mikhail'i, Paphlagonia'ya  göndererek, Ünye'den  asker toplamasını  istiyor.  Bizans İmparatoru Manuel'in bu başarısız hareketini fırsat bilen Selçuklu atlı kuvvetleri, Isparta ve Denizli yörelerine kadar,   birçok kez akınlara giriştikleri gibi Danişmendli Emiri Yağıbasan da Bafra ve Ünye'yi tekrar ele geçirdi.39 İmparator Manuel'in Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan II nezdinde teşebbüsü üzerine Samsun, Bizanslılara iade edildi. 1176 yılındaki Miryakefalon Savaşı sonrasında Bizans'ın sükutundan faydalanan Tokat Meliki  Rükneddin Süleyman Şah, Aminsos'u tekrar Selçuklu ülkesine dahil etti. Fakat Aminsos'a dokunmamayı tercih ederek, Kalyon burnunun ön tarafında, deniz kıyısında yamalara doğru olan kısmında Müslüman Samsun'u kurup Aminsos'a Kâfir veya Kara Samsun adını verdi. Kara Samsun, Bizanslılara bırakılarak, deniz ticaretinde Amisosluların tecrübe aracılıklarından istifade edildi. Selçuklular, Amisosluları himaye edecekler, onlar verecekleri vergi yanında, Selçuklu topraklarından gelen malları temin ettikleri gemilerle Akdeniz ve Karadeniz limanlarına, İstanbul, İskenderiye, Venedik ve Cenova gibi ticarî merkezlere göndereceklerdi. Tokat meliki Süleyman Şah'ın Konya tahtını ele geçirerek Türkiye Selçukluları sultanı olmasıyla bölgeden ayrılmasını fırsat bilen Bizans imparatoru Alexis III, 1196'da, Karadeniz'de batan bir geminin yükünü kurtarmak bahanesiyle    gemilerle, Samsun'dan İstanbul'a emtia getiren gemileri yağmalattı. Sahiplerini de esir veya katlettirdi. İşleri bozulan Konya tacirleri, meseleyi Sultan Rükneddin Şah'a arz ettiler. Sultan, Bizans imparatorunu sıkıştırıp, tazminat ve yıllık haraç vermeye mecbur etti.40

Ünye'de Muhteşem Bir Bizans Sarayı
Ve Andronikos'un Ünye Sürgünü
22

            Ünye hakkında Bizans kayıtlarında geçen en meşhur olay, ileride Bizans İmparatorluğu'nun başına geçecek olan Andronikos'un Ünye Kalesi'nde geçen sürgün yıllarıdır. Anadolu tarihinin ve dünya tarihinin en renkli simalarından biri olan Andronikos Komnenos'un yaşamının bir bölümünü Trabzon ve Ünye'de geçirmiştir. Bizans İmparatoru İmparator Manouel'in amca oğlu Andronikos, 1120'de doğmuştu. Andronikos İmparator Manouel'in kız kardeşi Eudokia ile aşırı beraber olmalarını hazmedememişti. İmparator, bu şeytan tüylü amca oğlunu başkentten çok uzak bir yerlerde görevli bulundurmayı çeşitli bakımlardan gerekli görerek onu sınır boylarında muhtelif yerlerde görevlendirdi. Ancak Andronikos düşmanlarla yakınlık oluşturmaya başlamıştı. Böyle ilişkiler kurmaktaki gayesi gelecekte Manouel'i devirmesine yardımcı olacak güçlü yabancıları şimdiden peylemekti. Bir gün ordugâhta imparatorun çadırına yalın kılıç sokuldu ve Manouel'in kuşkusunu çekti; İmparator onu 1155'den 1164'e kadar 9 yıl süreyle, sarayın kulelerinden birine kapatmak zorunda kaldı. Andronikos 1158'de buradan kaçtıysa da yakalandı ve daha sıkı bir denetim altında tutukluluğunu sürdürdü. 1164'de yeniden kaçtı ve bu kez yakalanmadı ve Rusya'ya gitti, orada İstanbul üzerine yürüyecek bir ordu oluşturmaya çabalarken onurlu görevlere getirerek başına açılacak belâdan kurtuldu.

            Andronikos, 1166'da, imparatorluğa karşı bağımlılıktan kurtulma çabasına girişen Ermeni Beylerine boyun eğdirmek göreviyle bir kez daha Çukurova yöresine geldi. Bu yörede, Antakya sarayından güzel bir Prensesi, üstelik İmparator Manouel'in eşi Antakyalı Maria'nın kız kardeşi olan Philippa'yı ayarttı; ya bıktığından ya da İmparator bu ilişkiye karşı çıktığından, pek kısa sürede 20 yaşındaki sevgilisini bıraktı. Kudüs'e gitti ve o yörede Rumî soyundan, İmparator Manouel'in yeğeni, kendisinin de uzak hısım olan diğer bir genç Prensese, Kudüs haçlı devleti kralı III. Baudouin'den dul kalmış 22 yaşındaki güzel Theodora'ya sevdalandı, kadın da onu sevdi. İmparatorun sabrı taştı, Andronikos'un tutuklanması, kör edilmesi buyruğunu verdi. Sevdalılar bunu öğrenir öğrenmez Bağdat'a, halifenin sarayına sığındılar. Buradaki yaşamları sırasında çocukları da oldu. Her yerde büyük saygı görerek, Sultanların ya da Beylerin kesesinden en görkemli biçimde ağırlanarak, İslam ülkelerinde oradan oraya geçtiler ve sonunda Koloneia/Şebinkarahisar Beyi'nin konuğu oldular. Bu bey, Andronikos'a bir kale ve dirlik arazisi verdi. İmparator'un amca oğlu, bir akıncı birliği oluşturup Karadeniz kıyısında Rumiler elindeki bölgelere, özellikle Trabzon çevresine akınlar yapmaya başladı. Rumi kentlerini, köylerini basıp talan ediyor, getirdiği Rumi tutsakları köle olmak üzere pazarda satıyordu. İstanbul'da hakkında hem öldürülme buyruğu verilmiş, hem de kilise tarafından aforoz edilmişti. Ancak, o yöredeki mutluluğu çok sürmedi. İmparatorluğun Trabzon Vâlisi, onun bulunmadığı bir sırada kalesini bastı, eşiyle çocuklarını tutsak alıp götürdü; Andronikos imparatora başvurup bağışlanmasını dilemek zorunda kaldı ve bağışlandı.

            Andronikos, bağışlanması sonrası yaşamını, sürgün edildiği Ünye'de görkemli bir konakta geçirdi. Manuel'in ölümünü ve başkentte olup bitenleri Ünye'de öğrendi.25 John Freely, Karadeniz kıyılarını anlattığı, "Türkiye Uygarlıklar Rehberi"nde I. Andronikos'un tahta çıkmadan kısa bir süre önce Ünye Kalesi'ni yaptırdığını söylemektedir.5

            Ünye Kalesi Bizans'ın kullandığı ve Ünye - Niksar yolunun denetiminde kullandığı kalelerden biri idi. Hattâ Ünye Kalesi'nin birçok yerinde Bizans'ın simgesi olan kartal figürleri de seyyahlar tarafından bildirilmektedir. Günümüzde ise kısmen de olsa kartal figürlerin kalıntılarını görmek mümkün olmakla beraber, kalenin Bizans'tan ve Roma'dan önce buraya hâkim olan Pontus Devleti krallarından II. Mithradates tarafından yapıldığı daha fazla ağırlıklıdır.

Ünye Kalesi Kaya Mezarı'ndaki Kartal Figürleri (Sağda)

Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos)

            Andronikos Manouel ölünce yönetim, 12 yaşındaki oğlu II. Alexios Komnenos adına, bunun dul anasının, Antakya haçlı devletçiğinden gelin alınmış Maria'nın eline düşmüştü ve bu durum da ülkenin bütün imkânlarını, Rumî halkı sömürmekte olan Lâtinlerin etkinliğini arttırmıştı, daha beter etmişti. Lâtinlerden nefret eden halk hoşnutsuzdu, güçlü bir Komnenos Prensesi beklemekteydi. Andronikos, kendine katılan üç beş kişiyle yola çıktı, katılanlar yol boyunca arttı, ordusu çığ gibi büyüdü. Khalkedon/Kadıköy'e vardı ve orada konakladı. Devletin donanmasındaki paralı askerlerin çoğu Lâtin olduğu için, Boğazı aşıp karşı kıyıya çıkabilmesi güç görünürken, donanma komutanı ondan yana çıktı ve Andronikos askerleriyle birlikte karşı kıyıya geçer geçmez başkent içinde halk ayaklandı, yöneticiler devrildi, Lâtinlerin evleri basıldı, pek çoğu öldürüldü, neleri varsa talan edildi.

            Andronikos, halkın şenlikleriyle karşılanarak, İstanbul'a girdi (1182). Önce, genç imparatorun koruyuculuğunu üstlenmiş göründü; II. Alexios, kendi anası Antakyalı Maria'nın öldürülmesi buyruğunu vermek zorunda kaldı, arkasından Andronikos'u ortak imparatorluğa atadı ve 1183'de Andronikos'un adamlarınca, yay kirişiyle boğularak öldürüldü, ölüsü denize fırlatıldı. Dul eşi, 13 yaşındaki Fransız Prensesi (Kral VII. Louis'nin kızı) Agnes - Maria, 60 yaşına gelmiş yeni imparatorla evlendi.25 Ünye'de uzun süre görkemli bir konakta sürgün hayatı yaşayan Andronikos artık Bizans İmparatorluğu'nun hükümdarı vasfı ile tahta geçmişti.

Partitio Romaniae : Bizans'ın Doğu Sınırı22

            I. Andronikos Komnenos 1183'te İstanbul'da tahta çıkmadan önce kısa süreliğine Ünye Kalesi'ni tımar olarak elinde tuttu. İmparator olduktan iki yıl sonra tahttan indirilip öldürüldü, oğlu ve veliahtı David de aldığı korkunç yaralar sonucu kısa sürede öldü. David'in iki küçük oğlu Aleksios ve David İstanbul'dan kaçırıldı ve halaları Gürcistan Kraliçesi Tamar'ın yanında korumaya alındı. 1204'te İstanbul Lâtinlerin eline geçtiğinde Aleksios ve David Komnenos ile Gürcü yandaşları Trabzon'u ele geçirdiler ve Trabzon Komnenos hanedanlığını tekrar kurdular.5

            Lâtinler İstanbul'u aldıktan sonra Partitio Romaniae adında bir belge hazırladılar, bu belgede bölünen Bizans imparatorluğu'nun Venedikliler ve IV. Haçlı Seferi şövalyeleri arasında bölüştürülecek muhtelif parçalarının bir listesi vardı. Partitio Romaniae'de sözü edilen Bizans mülklerinin en doğuda olanı Oinoe'ydi (Ünye), ama bu liste yapıldığı sırada Aleksios ve David Komnenos ile Gürcü birlikleri kasabayla kalesinin yönetimini ele geçirmiş, burayı da Trabzon İmparatorluğu'na katmışlardı.5

  
Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos) - Kappadokia

Melusine'de Atmaca Efsanesi

            John Freely, Ünye Kalesi'nin aynı zamanda efsanevi Atmaca Kalesi olduğunu belirtmektedir. Edebiyatta ilk olarak, Jean d'Arran'ın yazdığı on dördüncü yüzyıl romanı Melusine'de görülür. Melusine, hem Kıbrıs'ı hem de Kilikia Ermeni Krallığı'nı yöneten hanedan Lusignan Kontu Raimondin'in karısıydı.

            Efsaneye göre, Melusine'in kız kardeşi prenses Merlier, kıyamete kadar bu kalede mahpus tutulmaya mahkûm edilmiştir. Gardiyanı bir atmacaydı ama aynı zamanda kalenin etrafında şövalyeler de nöbet tutuyordu. Şövalyelerin görevi atmacayı uyanık tutmak ve yemeden, içmeden, uyumadan, sohbet etmeden üç gün boyunca kalenin dışında beklemekti. Ödül olarak mahpus prenses, 'maddî' olmak kaydıyla, her dileklerini yerine getiriyordu ama ondan 'vücudunu ya da evlilikle veya başka yollarla aşkını talep edemiyordu.' Uygunsuz isteklerde bulunan şövalyelerin dokuz nesli bahtsızlıktan kurtulmuyordu. Bir Ermeni Kralı nöbetini tuttuktan sonra prensesi istemiş, ceza olarak da o ve torunları kendilerini bitmeyen bir savaşın içinde bulmuşlardır.5

            Komnenos'un sürgün hayatı yaşadığı bu sarayın, bugün kale içinde veya kalenin hemen yakınında olduğu tahmin edilmektedir. Eski Ünyeliler bu kalede bir sürgün hikâyesinden bahsederler. Hikâyeye göre 'deniz, kale tarafına biraz daha yakınmış ve kralın kızı her sabah saraydan güneşin doğuşunu izlermiş'.22

Komnenos Hanedanlığı ile Beyliklerin İlişkileri

            IV. Haçlı Seferi sırasında, 1204 yılında Haçlılar Müslümanlarla ve Türklerle savaşmak yerine zenginliğine göz diktikleri İstanbul'u işgal edip yağmaladılar. Ortodoks olan Bizans Devleti'nin yerine bir Katolik Lâtin Devleti kurulmuş oldu. Anadolu'nun Ege ve Karadeniz kıyılarındaki Bizans şehirleri Rum prenslerinin elinde kaldı. Bizans'tan kaçan Alexis Komnenos Trabzon İmparatorluğu'nu (1204 - 1461) kurdu. Batıda da İznik İmparatorluğu kuruldu.

            Trabzon'da bir imparatorluk kurmuş olan Rumlar, yıllarca Türkiye Selçuklularına tâbi olup, haraç vermeye devam ettiler. Fakat Celaleddin Harizmşah'ın yakın - şark siyaset sahnesine çıkışı işi değiştirdi. Trabzon Rumları 1204 yılında bulundukları bölgeden batıya doğru hücum ederek Ünye, Samsun ve Sinop'a kadar olan sahilleri ele geçirdiler. Samsun bölgesindeki Müslüman ve Hıristiyanların yardım istemesi üzerine, Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhusrev sefere çıkarak Trabzon Hükümdarı Aleksi'si yendi ve bölgeden uzaklaştırdı. Orta ve Batı Karadeniz sahilleri, Selçuklulara tâbi olarak mahallî idarecilerin elinde kaldı. 1214 senesinde, Trabzon hükümdarı Aleksi yeniden, Orta ve Batı Karadeniz sahillerine hücum etti. Selçuklularla yapılan savaşı kaybeden Aleksi esir edildi. Selçuklulara tâbi olmayı ve yıllık vergi vermeyi kabul ederek serbest bırakıldı.

            Osman Turan'a göre, 1214'lü yıllarda doğrudan doğruya Türk idaresinde bulunan Sinop ve havalisinden başka Ereğli'den Ünye'ye kadar uzanan sahiller de Selçukluların himayesinde bulunuyordu.41 Trabzon İmparatoru Andrenikos (1222 - 1238), Harizmşah tabiiyetine girerek, 1228 yılında Samsun ve Sinop limanlarına taarruz edip, Ünye'ye kadar olan Selçuklu sahillerini yağmaladı. Bunun üzerine gönderilen Selçuklu kuvvetinin peşinden Sultan Alaeddin Keykubâd bizzat gelerek, Sinop, Samsun ve Ünye'yi Rumların elinden kurtardı. Trabzon kuşatıldı ise de alınamadı.40

            Trabzon Rumları 1277'de Çepni Türkleri'nin elinde bulunan Sinop'a denizden saldırıda bulunurlar. Çepni Türkleri, Rumları yenilgiye uğratırlar. Bu savunmaya katılan Çepnilerin Hacıemiroğulları ile ilgisinin olup olmadığı bilinememektedir. Fakat bu bölgede yaşayan Türklerin daha sonraki yıllarda Ünye tarafına doğru kaydıkları ve Bayram Bey'in idaresine girdikleri tahmin edilmektedir. Çepniler 1297'de Ünye'yi fethetmişler, doğuya doğru ilerleyerek Trabzon'a akınlar düzenlemişlerdir. Giresun'da Beyliklerle ilgili elimize ulaşan ilk bilgi Trabzon Devleti imparatoru II. Aleksios'un 1301 yılı Eylül ayında Giresun'a karargâh kurarak komşu Türk beyini yenilgiye uğratmasıdır.42 Bu o tarihte Giresun'un alınmış olduğunu göstermektedir. Bu da Giresun'un Batı kısımlarında ki Türk hâkimiyetinin pekiştirildiğinin göstergesidir.

            1335-36'da İlhanlılar'da iç savaş başlamış, bunun üzerine Anadolu'nun her tarafında Türkler serbest kalmıştır. Bunun sonucunda beylikler bağımsız hale gelmiştir. Akınlar daha.sonraki yıllarda da devam etmiş, Türkler uygun yerlerde iskan edilmiştir. Fırsat buldukça Harşit Irmağı, Aksu Irmağı, Melet Irmağı, Bolaman Irmağı vâdilerinden sahile doğru yerleşerek ilerlemişler ve yurt tutmuşlardır. Dolayısıyla Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nin fethi sırasında, büyük mücadeleler Canik Dağları'nın zirvesinde gerçekleşmiştir. Canik Dağları'nın kuzeyinde, Trabzon'a yapılan seferler hariç, büyük savaşlar olmamış, ordu biçiminde teşkilâtlanmış Hacıemiroğullan Beyliği halkı, bölgeyi iskan ederek fethetmişlerdir. 1346 senesinde Ünye, Hacı Emir Bey tarafından son kez fethedildi. Bayram Bey'in ne zaman öldüğü belli değildir. Mezarı büyük bir ihtimalle Mesudiye İlçesi'ne bağlı Kaleköy'deki harap durumdaki kümbetlerin birinde olmalıdır.43

            Hacı Emir İbrahim Bey, 1357-58 yılında Trabzon Rum Devleti İmparatoru I. Basilious Trabzon Rum Hükümdarı Hacı Emir'e karşı koyamayacağını anlayınca kız kardeşi Teodorayı onunla evlendirerek barış temin etti. 1361 yılında Trabzon Rum İmparatoru artık akraba olan Hacı Emir Beyi ziyaret için Ünye'ye geldi. Dönüşte Hacı Emir Bey de Giresun'a kadar onu uğurladı. Bu evlilik Trabzon Rumlarının ayakta kalabilmek için çevre beyliklerle iyi geçinme ve Trabzon'u elde tutabilme gayretlerinin bir ürünüdür.43

            Yaklaşık yüzyıl süren Ordu ve Giresun yöresinin Hacı Emiroğulları tarafından fethedilmesi bölgede yaşayan Türk halkı açısından olumlu bir biçimde onun zamanında sonuçlanmıştır. 1380 yılında beraber sahile inerek Komnenosların elinde bulunan Ordu ve yöresini bir daha değişmemek üzere Türk vatanı haline getirmiştir. Bölgenin tamamen fethinden sonra beylik merkezi de değiştirilmiştir. Daha önce Mesudiye'nin Kaleköyü'nde bulunan beylik merkezi, bugün Ordu ili şehir merkezinin yaklaşık dört km güneydoğusunda bulunan Eskipazar'a taşınır. Adı geçen yerdeki mezar taşlan, cami ve çevresinde bulunan harabeler bu dönemden kalmadır. Ayrıca Eskipazar çevresindeki arazinin bizzat beylik idare­cilerine ait olduğu bilinmektedir.43 Ordu'da, Hacı Emir Beyliği'nin Fatsa ile Ünye dahil edildiğinde nüfusun 10.000 aileden oluştuğu söylenir.44 Son olarak da 1453 yılında İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed, 1461 yılında Komnenoslar hanedanlığına son verecektir.

Pontus Millî Cemiyeti                                                           Paris : 2 Temmuz 1919

Trabzon'da Apohi Gazetesi Müdürü Efendi'ye

            .......... Trabzon'da bulunan bütün derneklerin söz edilen şarkıları toplayarak bir kitap haline koyacak güçte olmadığını zannediyorum. Bunlar toplandığı takdirde masrafları ve neşriyle ilgili konuları ben üzerime alırım. ...... şarkılardan başka kitaplara alınmamış ve yayımlanmamış Giresun, Maçka ve Ünye'nin birçok şarkıları olacaktır. Venizelos'un ..... açıklayarak memleketin Yunan ve mümkün olmadığı surette İtilâf askerî kuvvetleri tarafından işgalini ısrarla rica ettimse de elde mevcut Yunan ve İtilâf kuvvetlerinin sayılarının yetersizliğinden söz ederek, yapılan isteğin şimdiki durumda mümkün olmadığını bildirdi. ........
                                                                                                                                       Başkan
                                                                                                                           
K. Kostantinidis

Apohi Gazetesi Müdürü'nün Evrakı Arasında Bulunmuştur.
Çevirmen                                                                                                                      Çevirmen

 

Bir ay süre ile kayıp olan ve 20 Ekim 1921 tarihinde
Rumlar tarafından öldürüldüğü ortaya çıkan

Nuri Usta ve Çerkes Murat ve kim olduğu bilinmeyen bir çocuk.
4 Temmuz 1921 tarihinde sabahleyin şehit edilmişlerdir.
1 - Güney Muhtarı Şükrü Çavuş, 2 - Güney Korucusu

Bekir Çavuş, 3 - Güney İlkokulu Öğretmeni Süleyman Efendi

PONTUS ŞARKILARI48
http://www.kalan.com/scripts/Dergi/Dergi.asp?t=3&yid=9616

Pontus Şarkıları (2CD) (1930 Kayıtları), Various
http://www.tulumba.com/storeItem.asp?ic=MU940946AY048

            Melpo Merlie ve araştırma ekibi, 1930'larda Karadeniz Bölgesi'ne ait toplam 104 türkü kaydetmiştir. Bu türkülerden 82'si Doğu Karadeniz Bölgesi'ne, 24'ü Kafkasya'ya, 32'si Trabzon ve çevresine, 26'sı da Gümüşhane yöresine aittir. Geriye kalan 22 parça ise Batı Karadeniz Bölgesi'nden (9'u Giresun, 7'si İnoi, 6'sı İnebolu) kaydedilmiştir.48

            Yapılan bu çalışma, sadece Doğu Karadeniz yöresinin türkülerini içermektedir. (Batı Karadeniz türküleri üslûp açısından farklılık gösterir. Bundan dolayı başka bir çalışmada bunlara yer vereceğiz.) Bu çalışma Yunan Halk Müziği Literatürü'nün alışılagelmiş türküleri dışında, ilk defa su yüzüne çıkan türkülere de yer vermektedir. Geleneksel Yunan Müziği'nde rastladığımız güfte çeşitleri dışında, özellikle îamviko denilen 15 heceli güfteler ağırlıkta olup. Yunan adaları ve ana kara bölgeleriyle benzerlik göstermektedir.

            Yörenin müzik âletleri: davul, zurna, kaval, üç telli kemençedir. Öbür kemençelerden farklı olan bu küçük telli enstrüman (kemence), Pontus (Karadeniz) kemençesi tamamıyla kendine özgü çalma tekniği ile kendini gösterir. Kemençeci, tellere çift çift basarken, paralel dörtlülerden bir zincir oluşturur.48

PONTUS ŞARKILARI - 1
1930 Ses Kayıtları - Songs of Pontus recordings of 1930
KALAN Müzik -
http://www.kalan.com/scripts/Dergi/Dergi.asp?t=3&yid=9638

.
     Kaset A Yüzü

1a. Kırk Kırmızı Elma
1b. Lazikon (Enstrümantal)
  2. Evin Çok Küçük
  3. Uyuduğum Yerde Ana
  4. Ölürsem Ana
  5. Güvercin Uçarken
  6. Senin İçin Kız
  7. Yeni Yıl Şarkısı
  8. Anneciğim
  9. Kilisede Âyin Yapılır
10. Lemona
11. Güneş Anasına Gidiyor
12. Zeytin Gözlüm
13. Timisman
14. Sanki Küçük Çocuksun
15. Uğurlama

     Kaset B Yüzü

  1. Ağıt
  2. Sera Dansı
  3. Size Kimi Gördüğümü Anlatayım
  4. Kız Çağır Beni
  5. Bu Gece Bir Rüyâ Gördüm
  6. Santa Dansı
  7. Yalnız Yanni ve Kurtadam
  8. Kıl Köprüsü
  9. Ben Kızımı Toprak Onu...
 10. Bir Yıldız Doğdu
 11. Enstrümantal
 12. Aleksios'un Hikâyesi
 13. Yusuf'un Hikâyesi
 14. Yemen'in Öyküsü

            Doğu Karadeniz'in dans müziği geniş bir ritm çeşitliliği göstermektedir. Bu çeşitlilik eşit olmayan vuruşların hızlı çalınmasıyla gerçekleşir (3+2 veya 3+4). Bu koleksiyonda, dans sarkışı olmayanlar arasında özellikle dikkat edilmesi gerekenler şunlardır : Ninni (CD 2 No. : 24), ağıt (CD 1 No. : 16 - 17 / CD 2 No. : 8 - 15), gurbet şarkılarının bir kısmı (CD 2 No. :7 - 18), Noel şarkıları (CD 2 No.: 6 - 7). Ayrıca Türkçe güftesi olan bazı din hikâyeleri (CD 1 No. :27 - 28).48

            Bu türkülerin icra ve yorumlarını dinlerken hayran kalmamak mümkün değildir. Çok ender rastlanan ses niteliklerinin yanında, olağanüstü kabiliyetleri ile insanî yönü büyük derinlik gösteren bir müzik sergilenmektedir. Sanatçıların bir kısmı hem oynayıp hem söylüyorlar ya da hem söyleyip hem konuşuyorlar ya da hem söyleyip hem ağlıyorlar. Oyunculuk sanatının büyüklüğü ve inandırıcılığıyla bizi kendilerine hayran bırakıyorlar. Bu oyunculuk sanatı modernleşmede ve Antik Tragedya'nın yinelenmesinde bizlere büyük bir ilham kaynağı olabilir.48
                                                                                                                                   
Ocak 2003

PONTUS ŞARKILARI - 2
1930 Ses Kayıtları - Songs of Pontus recordings of 1930
KALAN Müzik -
http://www.kalan.com/scripts/Dergi/Dergi.asp?t=3&yid=9638

.
Kaset A Yüzü

  1. Bir Zamanlar Santa'da
  2. Bir Gün Hareket Ettim
  3. Haber Verip Al Beni Kızım
  4. Nişanlanana Ne Mutlu
  5. Kraliyet Yollarında
  6. İsa Doğuyor
  7. Aziz Vasil Geliyor
  8. Aşk Olsun
  9. Güneşin Kalesi
 10. On İki Yaşında Delikanlı Olsam
 11. Kurban
Olayım Sana Meryem Ana
 12. Çimende Oturuyordu
 13. Bugün Pazar
 14. Türk Muhacir Türküsü
 15. Ağıt
 16. Beni Hastalık Bitirecek

Kaset B Yüzü

  1. Maçka Uzun Havası
  2. Ne Olup Bitiyor
  3. Tonya Havası
  4. Kars Havası
  5. Zamanın Az Olsun
  6. Harman Dalı
  7. Kromni'nin Aya Teodorisi'nde
  8. Gel Uykum
  9. Akritas Tarla Sürerken
 10. Kocanın Ruhu İçin
 11. Ana, Uzak Tepede
 12. On İki Yaşında Delikanlı Olsam
 13. Kıl Köprüsü
 14. Enstrümantal
 15. Uzun
 16. Ev Kadını Teyze
 17. Enstrümantal

            Kaynakça :

              1 ASAN, Ömer - Pontos Kültürü / Türkçe - Yunanca, Belge Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996, Çeviri : Yunanca, Angela Fotopoulou, Adelfon Kiryakidi Yayınları, Selanik,
Aralık, 1998.
http://www.omerasan.com/pontos.html
              2 ORTAYLI, İlber (2006). Son İmparatorluk Osmanlı - İstanbul, TİMAŞ Yayınları. ISBN 975 263 490 7 sh. 44 - 45. http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_Roma_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu
              3 http://samsatlim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000002306349
              4 IŞIK, İrfan - Ünye Kalesi'nin Tarihi.
              5 FREELY, John - The Redhouse Guide to THE BLACK SEA COAST of TURKEY / Türkiye'nin Karadeniz Kıyısı - Ünye Bölümü, Çeviri : Cemil GÜRŞEN. Makale : Yüksel ŞEN http://unyezile.com/kaleun.htm Türkiye Uygarlıklar Rehberi 2, YKY No. 1748, İst. 2002.
        
    
6 FRENCH, Dr. David H. – Miltaşları ve Pontos - Roma Dönemi hakkında Hulusi SEREZLİ'ye teslim edilen İngilizce / Türkçe / Lâtince notlar (16 sh.), 12.VI.1978.
              7 SEREZLİ, H. – Miltaşları'nın Dr. David H. French'ten alınan İngilizce / Türkçe tercüme notları (6 sh.), 12.VI.1978.
              8 SEREZLİ, H. – Dr. David H. French'ten alınan İngilizce / Lâtince notlar (10 sh.), 12.VI.1978. Tercüme : Egemen Ol ÖĞRETİM (Havacılık Mühendisi - ABD / West Virginia).
        
    
9 Tercüman Çocuk Dergisi - 03.12.1982, Sayı : 49, 18. sh.
            10 http://www.boyabatgazetesi.com/gecoyku/sinop.php
            11 STRABON - GEOGRAPHIKA – Antik Anadolu Coğrafyası
            12 KILIÇ, Arif (Zile Müftüsü) - Zile Tarihi / Çağıltı Dergisi
           
13 http://tr.wikipedia.org/wiki/Merzifon
           
14 http://tr.greekmurderers.net/index.php?option=com_content&task=view&id=161&Itemid=20
           
15 http://www.rehberimm.com/samsun/content/view/12/35/
            16 http://www.karalahana.net/index.php?view=article&id=1986%3Atrabzon-kronolojik-tarih&option=com_content&Itemid=44
            17 http://www.hasanturan.8k.com/pontus_trabzon.htm
            18 http://www.kenthaber.com/Arsiv/AntikSehirler/tokat/Zile/AntikSehir_510.aspx
            19 http://ankaralieczanesi.blogcu.com/1322377/
            20 http://www.yakupapart.com/bolum3tr.htm
            21 H. Svoboda Sinop in Ancient Times İ-eslie Payne Delaney Potography by Edward Capyrıghta 1960.
            22 DOĞAN, Osman - Tarih Boyunca Ünye / Ünye Belediyesi Kültür Yayınları : 3, Samsun, Temmuz 2003, I. Baskı, 514 sh.
            23 KARAYAKA, Nuriye - Eskiçağ Tarihinde Tokat, İstanbul 1988, sh. 67 (Yüksek Lisans Tezi)
            24 DOĞAN, Osman - Karadeniz'de Bir Boğaziçi Ünye / Ünye Kent Araştırmaları Serisi 2, Mor Çiçek Yayınevi, Ordu Kitapları Serisi 1, İst. 2005.
            25 UMAR, Bilge Prof. Dr. - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos). Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi - İnkılâp Kitabevi, ANKA Basım, İst. / 2000, 248 sh.
           
26 BAILLY, Auguste - Bizans Tarihi/Tercüman 1001 Temel Eser, No. 47, Cilt 2.
            27 ÖZSAİT, Mehmet - "İlkçağ Tarihinde Trabzon ve Çevresi" s. 39; Özsait, M. - "Anadolu'da Hellenistik Dönem" s. 296;
            28 UMAR, Bilge Prof. Dr. - Kappadokia. Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi - Yaşar Eğt. ve Kültür Vakfı, 242 sh., Ağustos 1998 / İzmir, Sh. 6 - 8, 148.
           
29 ATASOY, Sümer - Antikçağ'da Amisos, İstanbul 1994, sh. 116 (Doktora Tezi).
            30 ATLAN, S. - Roma Tarihinin Anahatları - I. Kısım Cumhuriyet Devri, İstanbul 1970, sh. 127.
            31 ÖZSAİT, Mehmet - "Anadolu'da Roma Egemenliği" Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi II, 1982.
            32 ÖZSAİT, Mehmet - "Anadolu'da Hellenistik Dönem" Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi 2, 1982.
            33 BİLGİN, Mehmet - "Doğu Karadeniz Bölgesi'nin Etnik Tarihi Üzerine" Trabzon Tarihi Sempozyum Bildirileri 6 - 8 Kasım 1998, Trabzon 2000, sh. 55.
            34 J. A. Cramer - "Geographical and Historical Descriton of Asia Minor" Oxford 1832, sh. 272.
               35 DERMAN, İsmet - Ünye Monografyası, İstanbul 1966, sh. 20 (Yayımlanmamış Lisans Tezi).
              
36 BORA, Orhan - Turistik Yeşil Ünye Rehberi, Ankara 1969.
              
37 Georg Ostrogorsky - Bizans Devleti Tarihi (Çev. Fikret Işıltan), Ankara 1986, sh. 212.
              
38 ERDEM, İlhan - Doğu Anadolu Türk Devletleri, Türkler Ansiklopedisi, C. 6, Ankara 2002.
              
39 SEVİM, Ali; YÜCEL, Yaşar - Türkiye Tarihi, C. 1, Ankara 1995, sh. 96.
              
40 YILMAZ, Ali - Samsun Kazasının İdarî, İktisadî ve Sosyal Durumu (1485 - 1520), İstanbul 1990 (Yüksek Lisans Tezi).
              
41 TURAN, Osman - I. Keykubâd, İA, C. VI, sh. 652.
              
42 A. Brayer - Greeks and Turkmens, Appendix I, sh. 143.
              
43 DEMİR, Necati - Hacı Emiroğulları Beyliği, Türkler Ansiklopedisi, C. 6, Ankara 2002, sh. 824 - 829.
               44
YEDİYILDIZ, Bahaeddin - Ordu Tarihinden İzler, İstanbul 2000, sh. 46.
               45 YAVİ, Ersal - Tokat (Komana) - Niksar (Neocaesarea) - Zile (Zela) - Artova - Erbaa (Erek) - Turhal (Talaura) - Reşadiye (İskefsir) - Almus (Alumus) / Tokat Otelcilik Turizm A.Ş. - 1986.
               46 Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi - Cilt 2, Görsel Yayınlar, 1982, 416 sh., Yazır Matbaacılık Koll. Şti.
               47 TEXIER, Charles - Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi (Asie Mineure Description Géographique , Historique et Archéologique des Provinces et des villes de la Chersonnese d'Asie). France, 1862, 1882. 559 sh., 3. Cilt, Ankara 2002.
               48 http://www.kalan.com/scripts/Dergi/Dergi.asp?t=3&yid=9616
              
49 ALP, Ord. Prof. Dr. Sedat – Hitit Çağında Anadolu / Çivi yazılı ve Hiyeroglif Yazılı Kaynaklar, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 140, ISBN 975-403-205-X, 2. Basım, Şubat 2001, İstanbul, 184 sh.

UNIEH, La Ville. 28 Mart 1909 Şeh-Bâl Mecmûası, Sayı : 20, Sh. 393

Le Voyage du CHEHBAL. Les Ports de l'Asie - Mineure.

Araştırmanın Başına Dönmek İçin Tıklayınız!
http://unyezile.com/przela.htm

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR