ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 15 Şubat 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

PONTOS - ROMA
HÂKİMİYETİ DÖNEMLERİ VE
OINOE - ZELA

Derleme : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)


Zile Kalesi'nde Mesafe (Mil) Taşı - Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 10.02.2003

PONTOS - ROMA
HÂKİMİYETİ DÖNEMLERİ VE
OINOE - ZELA I

Zile Kalesi (Saat Kulesi) - Ünye Kalesi (Kral Mezarı)
  
Soldaki Fotoğraf : Haluk Özözlü http://www.sihirlitur.com/gezi/tokat_zile/yorum.html

            Anadolu’da PONTOS Hâkimiyeti : M.Ö. 281 (Başkent Amasya.) - M.Ö. 47 (Caesar, II. Pharnakes’i Zela’da mağlup eder.)


http://www.asiaminorcoins.com/pontos.html

            Anadolu’da ROMA Hâkimiyeti : M.Ö. 133 (Pergamon Kralı II. Attalos’un vasiyet yoluyla krallığını Roma İmparatorluğu’na bırakmasından sonra Anadolu’da Roma hâkimiyeti başlar.) – 1453 (Anadolu ya geldiği XI. yüzyıldan itibaren hızla toprak kaybederek küçülen Bizans İmparatorluğu’na 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet son verdi.) Ord. Prof. Dr. Sedat ALP'e göre Anadolu'nun Klâsik Dönemi Evreleri - Roma (Anadolu'da) : M.Ö. 30 - M.S. 395'tir.49

            Anadolu’da Pontos - Rum Hâkimiyeti : 1204 yılında İstanbul ele geçirilerek, bir Lâtin Krallığı kuruldu. İmparator sülâlesi ise kaçabildiği yerlere kaçarak canını kurtardı. Bunlardan bir kısmı Ege adalarına, bir kısmı İznik'e ve bazıları da Trabzon'a giderek, Bizans'a bağlılığı devam eden bölgede Gürcülerin de yardımı ile Pontus Rum İmparatorluğu' nu kurdular. Sinop - Trabzon arasındaki bölgede kurulan bu devlet, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından ortadan kaldırılıncaya kadar 257 yıl yaşadı.

            Pontos : Eski Helence'de deniz anlamına, Euxeinos : Mutluluk veren, konuksever anlamına gelmektedir. Bir zamanlar Euxeinos Pontos (Konuksever Deniz) olarak anılan Karadeniz M.Ö. 756 yılında Miletliler'in kolonileşme için tercih ettiği coğrafî bir alandı.1

Propaganda Amaçlı Kullanılan Sözde Pontos Haritası
Map of Pontus showing its indigenous Greek make-up

http://tr.greekmurderers.net/index.php?option=com_content&task=view&id=363&Itemid=36

            Pontos, tarihsel önemini ve anlamını aynı adı taşıyan Pontos Krallığı döneminde öne çıkarır. Ömer ASAN’ın, bugünkü Pontos Kültürü'nün tohumlarının atıldığını iddia ettiği bu tarihsel adımın yeri Türkiye'nin Kuzey Doğu'su, tarihiyse M.Ö. 281'dir.1

            Pontos Krallığı, Pers kökenli Mithritades'ler hanedanının Roma egemenliğine karşı kurdukları bağımsız bir devletti. Resmî dili Helence olan krallık hanedanı, Makedonyalı prens ve prenseslerle yapılan evlilikler sonucu hızla Helenleşmişti. Öyle ki, bastırılan Pontos Krallığı sikkelerinde Grek alfabesi kullanılmıştı.1

Mithradates VI


(İ.Ö. 120 - 63)

     Pontos (Pontus) Kralları :

  - Mithradates I     (302 - 265 M.Ö.)
  - Ariobarzanes III
(265 - 250 M.Ö.)
  -
Mithradates II    (250 - 220 M.Ö.)
  -
Mithradates III   (220 - 185 M.Ö.)
  -
Pharnakes I       (185 - 170 M.Ö.)
  -
Mithridates IV   (170 - 150 M.Ö.)
  -
Mithridates V    (150 - 120 M.Ö.)
  -
Mithradates VI     (120 - 63 M.Ö.)
  - Pharnakes II         (63 - 47 M.Ö.)

            Bizans İmparatorluğu kavramı tarihçilerin bir icadıdır ve imparatorluğun hayatta olduğu dönemde hiçbir zaman kullanılmamıştır. İmparatorluğun Yunanca adı Basileia tön Romania (Roma İmparatorluğu) veya sadece Romania idi. Doğu Roma halkı da kendisini Romalı olarak adlandırırdı. Türkler ve Araplar ise Rum kelimesini kullanırlardı.2

            Pontos Devleti

            Pontusluların başkenti genel kanı olarak her ne kadar Trabzon olarak bilinirse de kadim ve esas başkenti Amasya'dır. Amasya'daki kral mezarları Pontoslulara aittir.13

            Amasya'nın iki büyük şehri Trabzon ve Sinop'tu. Başkentin Amasya olması ile birlikte Merzifon da önemli ticaret merkezi olmuş ve askerî, savunma ve ticaret yolu güvenliği açısından önemli bir yer tutmuştur. Yaklaşık 200 yıllık Pontos (Mithrydates’lar) dönemi M.Ö. 47’de Roma Generali Sezar ile Pontos Devleti Kralı II. Pharnakes arasında, antik Zile (Zela) ile Amasya arasındaki Bacul Köyü’nde yapılan savaşta Pontos askerlerinin yenilmesi ile son bulmuştur. Bölgede Pontos Devleti hâkimiyeti zayıflamış ve bu tarihten itibaren Roma hâkimiyeti dönemi başlamıştır.13

Amisos (BC 4th cent) Siglos-Drachm.
Head of Hera left, wearing stephane, within dotted circle.

            Coğrafya terimi olarak "Pontos Kappadokia'sı (ya da kısaca Pontos) Bölgesi" şu ya da bu çağda bir takım parçalarına Ermeni ulusunun ve onun kültürünün az ya da çok yayılmış yahut yayılmamış bulunması önem taşımaksızın, geleneksel anlayışta, Karasu - Aras Dağları dizisi kuzeyini; Karasu vâdisini, dolayısıyla Erzincan ile Kemah'ı; Tecer Dağları dizisinin kuzeyini, Çekerek Çayı büklümünün kapsadığı yöreyi, dolayısiyle Zela/Zile ve onun kuzeyindeki Talaura/Turhal'ı; bugünkü Amasya ilinin bütününü ve Samsun ilinin de hemen hemen tümünü, yâni Kızılırmak doğusunda kalan bütün parçayı kapsamına alır.25

Karadeniz Kappadokia'sı Halkının Öz Devleti,
Pontos (=Karadeniz) Krallığı. Yükselme ve Yıkılma.
25

            Kuruluş ve Güçlenme Dönemi

            İskender'in, komşu Kappadokia bölgesinin Karadeniz'e en uzak ucundan, Kızılırmak doğusuna bile geçmeksizin, Çukurova'ya doğru ilerlemesi sırasında (İ.Ö. 333), Anadolu'nun Karadeniz Kappadokia'sı bölgesinde İran İmparatorluk Satrap'ı, Mithradates/Mithridates adlı, İran'ın (Pers'lerin) en soylu bir ailesinden gelme, yetenekli bir devlet adamıydı. Adı, İran'ın Işık Tanrısı Mithra'nın adıyla bağlantılıdır, öz biçimi Mithra-Data'dır ve Mithra'nın-Verdiği (Armağanı) demektir.25

            O dönemin diğer satrap'ları gibi, gerçekte çok geniş ölçüde bağımsız bir yerel kral durumunda bulunan Mithridates, İran bağımlılığını bırakıp İskender bağımlılığına geçmedi. Anadolu'nun Batı Karadeniz bölgesinden, Paphlagonia'dan ve ayrıca Kappadokia bölgesinden bazı yerel Beyler, Çukurova'ya doğru ilerlemekte olan İskender'e elçi gönderip ona boyun eğdiklerini, artık ona bağımlı olduklarını bildirmişken, Mithridates böyle bir davranışta bulunmadı; İran İmparatorluğu da yıkıldığı için, kendi bölgesinde bağımsız kral durumuna geçti. İskender komutanları arasındaki çekişmeler döneminde, Anadolu'nun çoğu bölümüne (Tek Gözlü) Antigonos'un egemen olmasından sonra, ona da boyun eğmedi; tersine, (Makedonia anavatanmdaki yöneticiler adına Antigonos'la savaşan) komutan Eumenes'le birlik olup, Antigonos'a karşı savaşını yürüttü. Ancak, İ.Ö. 302'de, Antigonos'un eline düştü ve öldürüldü. Tarihin "Pontos Krallığı" diye andığı devletin kurucusu sayılan bu kişinin yerine, oğlu II. Mithridates geçti.25

            II. Mithridates, krallık ülkesinin bazı bölümlerini (İskender'in komutanları, şimdi her biri İskender ülkesinin bir bölümünü elinde tutan) Lysimakhos ile Seleukos'a kaptırdıysa da, bağımsızlığını yitirmedi. Lysimakhos'la Seleukos'un ölümü üzerine Kral sanını takındı ve İ.Ö. 266 yılında ölümüne kadar, krallığının başında kaldı. Yerine geçen Ariobarzanes, Pontos Devleti'nin en silik krallarmdandır; döneminin tarihçesi üzerine bilgi kaynaklarımızda aktarmaya değer açıklama yoktur.25

Amasya'da Yeşilırmak Kıyısında Pontos Kralları'na ait Kaya Mezarları
  
Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos)

            Bundan sonra, İ.Ö. 255'de kral olan III. Mithridates, talancı Galat sürüleriyle savaştı. Seleukos'lar devleti kralı II. Seleukos'la dostluk kurdu ve onu, kardeşi Antiokhos Hierax'a karşı giriştiği savaşta destekledi; onun kardeşi Laodike ile evlendi. İ.Ö. 220 yılında Sinop'a saldırdı, ama kenti alamadı.25

            III. Mithridates'in ardılı I. Pharnakes, Sinop'u ele geçirdi (İ.Ö. 185) ve Amaseia/Amasya yerine başkent edindi. Pontos Krallığı'nın Kırım Yarımadası'nı ele geçirme ve orada Bosphoros Krallığı adıyla bir yavru devlet kurma çabası onun döneminde başlar.

            Sonraki kral IV. Mithridates, III. Mithridates'in küçük oğluydu. Krallığının başlangıç yılı bilinmiyor. Daha kardeşi I. Pharnakes döneminde krallığa ortak edilmiş olduğu, Pharnakes ölünce onun oğlu adına krallık ettiği sanılıyor. Bithynia kralı II. Prousias'a karşı Bergama Kralı II. Attalos'la birlik olmuştu.

            Daha sonra başa geçen V. Mithridates, I. Pharnakes'in oğludur. Önceleri Roma Cumhuriyeti'nin dostuydu. Gerek III. Kartaca Savaşı'nda gerek Bergamalı Aristonikos'a karşı Anadolu'da yürütülen savaşta, Roma'lılara yardım etmişti. Ancak, Galatia'nın kime verileceği konusunda Bithynia Krallığı'yla çekişmeye girdi ve bu gelişmeler yüzünden Roma ile de arası bozuldu. Galatia'dan (yaklaşık, bugünkü Ankara ili) başka, Kappadokia ve Paphlagonia üzerinde etkinlik kurmaya çalıştı; bu çabasında geniş ölçüde başarılı oldu. İ.Ö. 121'de, başkenti Sinop'ta bir şölen sırasında kendi dalkavukları tarafından öldürüldü.25

     
The coin representing the temple of Anaitis at Zela under the reign of Caracalla 206-7 A.D.
(Price and Trell, 1977:102) (Ortada)

Kral Zielas47

            Babasının öldüğünü öğrenen Zielas, bir grup taraftarının başına geçerek yönetim hakkını geri almak için geldi. Bu sırada babası ile yaptıkları antlaşmayı hatırlayan ve aynı zamanda savaş için bu fırsattan memnun olan Gallerden beklenmeyen bir destek buldu. Daha Bitinya sınırına ulaşmasından önce oldukça kalabalık bir ordu toplamıştı; fakat Ereğli (Heraclee) ile Tium kraliçenin tarafını tutmuşlardı.47

            Bununla beraber Zielas, Galler'i bunların üzerine kışkırtarak intikamını aldı; Galler, Ereğli arazisini tahrip ettiler. Bizanslı Etienne'in aktardığına göre, Pont memleketlerindeki Zile (Zela) şehri Zielas'ın kendi adını vermesiyle bu adı almıştı; bu adı sürgün zamanında çekilmiş olduğu yerlere verdiğini kabul etmek gerekse bile, bazı yazarlar bu şehri ayırmaksızın Pont sahasına, Armeniya içine ya da Kapadokya sahasına ait gösterirler. Çünkü bu sahaların sınırı o kadar değişiyordu ki Zile şehri de bazen birinin bazen de diğerinin sınırı içine giriyordu. Zielas ile kaynanasının torunları, memleketi böldüler ve Ereğli Cumhuriyeti'nin yardımıyla bir barış da yapıldı. Zielas memleketin doğu kısmına yerleşti. Çok bilinmeyen birinci ve ikinci Bitinya bölünmesinin o zamanlar ortaya çıkmış olması muhtemeldir. Nicomede'in diğer oğlu Prusias ise memleketin iç kısmında yönetimi elinde bulunduruyordu. Fakat, sürekli iç savaş ve karışıklıklarla meşgul olan bu oğul babasının girişiminde devam edemedi. Şehirleri kurma ve imar etme çalışmaları hep askıda kaldı.47

I. Prusias

            Zielas'm ölümünden sonra genellikle birinci kral gözüyle bakılan oğlu Prusias, amcası Prusias*in yönetmekte olduğu eyaletleri kendi krallığıyla birlikte sürebildi. Bu olay Bitinya ve Bergama (Pergame) kralları arasında ilk savaşın meydana gelmesine sebep oldu. İki taraftan her biri, Yunan prensleri ve zafer ganimeti almak üzere topraklarını biraz genişletme ümidini besleyen küçük cumhuriyetlerden kolayca müttefikler buluyorlardı. Attale'ın Bizans Cumhuriyeti ile ittifakına karşılık daha iyi dayanmak İçin Prusias da Makedonya Kralı Filip (Philippe) ile birleşti.47

            Bu prens Asya'da savaş için daha önce birkaç fırsat ele geçirmiş idi. Bu bölge krallarının anlaşmazlıklarına bir an önce karışmak için yeni sebepler elde ediyordu. En zayıf bir bahaneyle kıyı şehirlerine saldırırken müttefiklerinin uzak yerlerdeki olaylarla meşgul oldukları zamanları seçiyordu. Bir Argonaute'un kendi adını vererek kurduğuna kanaatlerinden dolayı köken ve tarihi en eski dönemlere giden ve Marmara denizi (Propopontide)'nin en önemli yerlerinden biri olan Gemlik (Cius) şehrine, Aetolienlerle anlaşma yaptığı için, kızarak saldıran Filip orayı ele geçirerek bir yığın hâlinde tahrip ettikten sonra sakinlerini de sattırmıştır47

            Tarihte Pontus

            Doğu Karadeniz Bölgesi, İ.Ö. 400 yıllarında Pers İmparatorluğu'na bağlı bir satraplıktı. Daha sonra Kapadokya'da bir devlet kuran Datomes'in yönetimine girdi. Büyük İskender döneminde bu bölge işgal edilemedi. İ.Ö. 300 yıllarında bölgede Pers kökenli Pontus Devleti kuruldu. Başkenti Amasya olan bu devlet, Perslere özgü bir toplumsal yapıya sahipti. Kıyıdaki Yunan kolonileri bu devlete bağlandı. Bölge tarım ve maden zenginlikleriyle ünlenmişti. Sonunda Pontus Devleti Roma İmparatorluğu ile karşı karşıya geldi. Savaşlar sonunda Büyük Roma Devleti'nin egemenliğine girdi.14

            Roma İmparatorluğu'nun dağılmasıyla ortaya çıkan Doğu Roma, yani Bizans İmparatorluğu zamanında, 1024'te IV. Haçlı Seferi'yle İstanbul'a gelen Lâtinlerin Bizans İmparatorluğu'nu ele geçirmeleri üzerine İmparator Komnenos'un İstanbul'dan kaçan torunları Aleksios ve David Trabzon'a geldiler. Gürcü Kraliçesi Tamara'nın da desteğiyle Trabzon'da bir devlet kurdular. Aleksios Kommenos (1204 - 1222) ilk imparator ilân edildi. Türkler’in 1071'den itibaren Anadolu'ya egemen olmaları sonucu bu devlet Selçuklular ve İlhanlılar'la barışçıl ilişkiler yürütmeye gayret gösterdi. 1398'de Yıldırım Beyazıt'ın Samsun ve Canik'i alması üzerine Trabzon Devleti, Osmanlı İmparatorluğu'na yıllık vergi ödemek zorunda kaldı. Osmanlılar bir süre sonra, 1461'de tüm bölgeyi aldılar ve Trabzon Devleti ya da İmparatorluğu'na son verdiler. Böylece, bu bölge Selçuklular ve Osmanlılar'ın ilk dönemindeki etkileri bir yana bırakılırsa, 1461 yılından bugüne 545 yıldır Türklerin egemenliğinde bulunmaktadır.14

            Grekler (Yunanlılar) Samsun yöresine geldiklerinde, Kızılırmak’ın batısındaki bölgede Paphlagonlar dedikleri halk yaşamakta, Themiskyra’dan (Terme) doğuya doğru ise Amazonlar; Khalybler, Tibarenoslar ve Mossynoikoslar adı verilen halk toplulukları bulunmaktadır.15

Amisos (BC 85 - 65) AE 21
Bust of Amazon right, wearing wolfs scalp.

            Antik kaynakların belirttiğine göre bugünkü Samsun'un kuzey batısında Kara Samsun denilen yerde, Enete adı verilen küçük bir site bulunmaktaydı. Bu yerleşme M.Ö. VI. Yy. başında Miletoslular tarafından zapt edilerek kolonize edilir ve yeniden inşaası yapılarak Amisos adı verilir. Bu çağlarda şehir pek çok defalar el değiştirmiştir. M.Ö. V. Yy.'da Atinalılar; M.Ö. IV. Yy.'da önce Persler daha sonra da Makedonyalılar (Büyük İskender) egemen olmuştur. M.Ö. 331'de Büyük İskender Amisos'u bağımsız şehir olarak ilân etmiştir.15

            Amisos M.Ö. III. Yy.'ın ortalarında merkezi Amasya'da olan Pontus Devleti'nin sınırları içersine girmiştir. Amisos Pontus Kralı Mithrydates VI. zamanlarında (M.Ö. 120 - M.Ö. 63) en parlak dönemini yaşamıştır. Pontus krallığı ile Roma İmparatorluğu arasında uzun süren savaşlar esnasında şehir Pontuslularla Romalılar arasında el değiştirmiştir. Ancak M.Ö. 47'de Sezar'ın Zile yakınlarında Pontus ordularıyla yaptığı savaş sonunda Amisos kesin olarak Roma egemenliğine girmiştir. Bu savaş sonucu kısa sürede kazandığı zaferi yüceltmek için Sezar "Geldim, gördüm, yendim." (Veni, vidi, vici.) şeklinde o meşhur sözlerini söylemiştir.

       

            Caesar “Amisos”a bağımsızlığını vermiştir. 395'de Roma İmparatorluğu’nun Batı ve Doğu olmak üzere ikiye ayrılması ile Amisos şehri Doğu Roma (Bizans) toprakları içinde kalmıştır.15

.
TARİHÎ BİR BULUŞMA

             Kültür Danışmanı Mehmet Âli ERDİN ile Ocak 2008’de yaptığımız sohbette bu değerli araştırmacıya şu soruyu tevcih etmiştim : “Veni –Vidi – Vici” sözleri bir kitâbeye yazılmış mıdır?" Cevaben bana şunları aktardı :

Mehmet Âli ERDİN ve M. Ufuk MİSTEPE
  

             “Ufuk Bey, Ankara’da İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Sayın Dr. David H. French ile (toprağı bol olsun) 1978 yılında yapmış olduğum görüşmede aynı soruyu kendisine yöneltmiş idim. İngiltere’deki eşini telefonla arayarak, orada ve İtalya’daki kaynaklardan elde edeceği bilgileri kendisine aktarmasını rica etti. Daha sonra bazı fotokopi notları İngilizce ve Lâtince olarak bizlere ulaştı. Siz de bunları Sayın Hulusi SEREZLİ’den almış ve Amerika’daki yeğeniniz Uçak Mühendisi Egemen Ol ÖĞRETİM’e tercüme ettirmişsiniz. Gördüğünüz gibi kaynağı belirtilmeyen, bu farklı eserlerden alınan tercümelerde konuyu aydınlatacak detaylara ne yazık ki rastlayamadık! Buna karşılık şifahen bana ilettiğine göre “Veni – Vidi – Vici” sözlerini savaştan sonra atlı savaş arabasının arkasına yazdırdığına ilişkin bazı yabancı kaynaklarda doneler bulunduğunu söyledi. Bu eserin de adını şu an veremiyorum ne yazık ki!

             İkinci olarak; “eğer bu sözler bir kitâbeye yazılmış olsa idi iki adet yazılmalıydı ve biri de İtalya’ya gönderilmiş olmalıydı” dedi. “Hadi Türkiye’deki kayboldu, İtalya’daki kitâbe nerde?” diyerek sözlerini tamamladı. Belki de Zile Kalesi’nde yapılacak kazılarda toprağın altından bir gün çıkarılacak.. kim bilir?

             Benzer bir duyumla yine Zileli bir araştırmacının referansıyla 27.10.2007’de Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne gittim. Araştırmacı o kitâbeyi orada gördüğünü ısrarla söyledi ise de müze yetkilileri, arkeologlar ve müze rehberleriyle yaptığım görüşmelerde bu duyumun doğru olmadığı neticesine vardım ve kendim de tüm gün müzede çekim yaptım ve o kitâbeyi beyhûde aradım!

Anadolu Medeniyetleri Müzesi / Ankara

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 27.10.2007 14:37

             Eldeki veriler, belgelenememekle beraber aşağıdaki dört ihtimali gündeme getirmektedir.

  1. “Veni – Vidi – Vici” sözleri savaştan sonra söylenmiş olup, ulaklar ya da güvercinler vasıtasıyla Zela’dan Roma’ya mektup halinde gönderildi.

  2. “Veni – Vidi – Vici” sözleri savaştan sonra şifahen söylenmiş olup, ulaklar vasıtasıyla Zela’dan Roma’ya sözel olarak aktarıldı.

  3. “Veni – Vidi – Vici” sözleri iki kitâbeye yazıldı; biri Zile’de kaldı, diğeri İtalya’ya gönderildi.

  4. “Veni – Vidi – Vici” sözleri savaşı müteakip Sezar’ın atlı savaş arabasının arkasına yazıldı.

             Netice itibariyle şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki : Bu sözler, savaştan sonra Iulius Caesar tarafından kat’iyetle söylenmiştir ama yıllarca yanlış bilinen anlatımıyla Zela’da kale içerisindeki bir sütuna (mil / mesafe taşına) ne yazık ki kazınmamıştır.
 

            M.Ö. 323 – M.Ö. 66 yıllarını Büyük İskender’in ölümünün ardından siyasî açıdan boşluğa düşen Anadolu kentlerinde yerel yönetimlerin güçlenmesi; bir Pers satrabı olan Mithrydates Ktistles’in Orta Karadeniz’de yeni bir devletin çekirdeğini oluşturması; Pontus Devleti’nin kıyılardaki Yunan kentlerini kendine katıp güçlenmesiyle gittikçe büyümesi ve devlet geleneğinin Pers kültüründen Yunan kültürüne doğru kayması; M.Ö. 133 yılında Bergama Krallığı’nın topraklarını ele geçiren Roma İmparatorluğu’nun tüm Anadolu’ya hâkim olma mücadelesi ve Pontus Devleti ile ardı ardına yapılan savaşlarda Trabzon dahil tüm Anadolu’yu işgali olarak özetlenebilir.16

            Lucullus, Mithridates'i izleyerek, Talaura'ya (Amasya ile Tokat arasında bugünkü ilçe merkezi Turhal) geldi. Orada, Mithridates'in 4 gün önce kentten ayrıldığını, yandaşı ve damadı Ermeni Kralı Tigranes/Dikran'ın ülkesine geçtiğini öğrendi. Yöredeki Mithridates ya da Tigran bağımlısı halklara, kentlere birer birer boyun eğdirdi; Tigran'a, Mithridates'i Romalılara teslim etmesi isteğiyle elçi olarak kayınbiraderi Appius Clodius'u gönderdi, Samsun önlerine döndü (İ.Ö. 71).25

Amaseia Severus Alexander

            M.S. 64 yılı ise Pontus Devleti ile Roma İmparatorluğu arasındaki savaşta tarafsız kalan Trabzon’a savaştan zaferle çıkan Roma İmparatorlu rarafından Civitas Libera (Serbest Kent) statüsü tanınması ve kentin, imparatorluğun Pontus Polemoniacus vilâyetine katılması olayıyla hatırlanır.16

            Caesar, İskenderiye'de kendisiyle savaşa tutuşanları yendikten sonra, Anadolu'daki gelişmeleri duyunca, denizden yola çıktı (İ.Ö. 47 yılı Haziran ayının başında). Roma Cumhuriyeti Suriye'nin başkenti Antiokheia/Antakya'ya gelip bazı yöresel sorunlarla ilgilendi, yeni düzenlemeler yaptı; yine aynı gemilerle, Kilikia kıyılarına vardı. Tarsus'ta bazı yerel sorunlarla uğraştı, asker topladı, Pharnakes üzerine sefer yürüyüşüne çıktı. Kappadokia'yı geçerken, Mazaka'da (sonra Kaisareia, şimdi Kayseri) 2 gün kaldı.25

            Yolunu biraz uzatmayı göze alarak, yerinden ve kalıntılarından ileride ayrıntılı olarak söz edeceğimiz, Pontos Komana'smdaki Ma (Ana Tanrıça) tapınağına da uğradı (temel bilgi kaynağımız olan ve Caesar'ın yaşamından bir kesiti anlatan, "İskenderiye Savaşı" adlı metinde yanlışlıkla Kappadokia Komana'smdan söz ediliyor; oysa Kappadokia Komana'sı, Adana ili Tufanbeyli ilçesinde Şar köyü yerinde bulunduğundan, hem Caesar'ın yoluna göre ilgisiz yerdedir hem de Tarsus'tan Kayseri'ye varışın sonrasında oraya uğramak ve sonra savaş yerine, Zile'ye gitmek, olacak iş değildir). Bu tapınağın yarı bağımsız kral durumundaki baş kam'lığına, pek soylu bir Bithynia'lıyı, Lykomedes'i atadı. Her ikisi Roma'ya içten bağlı kişiler olan Kappadokia Kralı Ariobarzanes'le kardeşi Ariarathes arasında ileride krallık çekişmesi çıkmasın diye, eski Pontos Krallığı ülkesi kapsamındaki, o dönemde Armenia Minör denen yöreyi (yaklaşık olarak Suşehri, Kemah, Divriği üçgeninin sınırladığı yöre) Ariarathes'e verdi; Ariarathes burada, Ariobarzanes'e bağımlı bir kral olarak, egemenlik sürecekti.25

            Caesar, ilerleyişini sürdürürken, Galatia Kralı Deiotaros çıkageldi. Bu kişi, Caesar'ın Pompeius ile çekişmesinde, Roma Cumhuriyeti bağımlısı doğu ülkelerine Roma adına egemen bulunan Pompeius'u desteklemek zorunda kalmıştı. Tüm krallık simgelerini bırakıp halktan bir kişi gibi, üstelik yargıç önüne çıkan biri gibi (yâni, kendine acındıracak görünüşte; saçı sakalı bakımsız, giyimi düzensiz, kir pas içinde) gelen Deiotaros, bağışlanması için yakardı. Caesar ona kızgındı; kendisinin Consul iken Deiotaros'a ettiği iyiliği anımsattı. Gerçekten, Pompeius'un doğu ülkelerinde yaptığı düzenlemeleri, o arada Deiotaros'a krallık yetkilerinin tanınmasını onaylayan Roma Cumhuriyeti buyrultusunu İ.Ö. 59 yılında Caesar çıkartmıştı. Sonunda, Deiotaros'u bağışladı. Deiotaros, Roma ordusu örneğine göre kurup eğittiği ordusuyla Caesar'ın seferine katıldı.25

            Caesar yaklaştığında, Pharnakes ona elçiler ve altın bir taç yolladı; "Beni düşman bilmesin, her buyruğuna uyacağım; üstelik unutmasın ki Deiotaros, Pompeius'u desteklediği halde ben öyle yapmadım, Pompeius'a yardımcı birlik göndermedim" diye haber iletti. Oysa, iyi niyetli değildi. Caesar ondan istediklerini bildirdiği halde, istenenlerin yapılmasını çeşitli özürlerle savsaklamaya başladı. Çünkü Caesar'ın Roma'ya gecikmeden dönmek zorunda bulunduğunu düşünüyor ve onun buralarda uzun sürebilecek bir savaşla oyalanmayı göze alamayacağına inanıyordu. Ancak, Caesar onun düşüncelerini sezdi ve birden saldırıya geçti. O çağdaki Zela (şimdi, Tokat İli güneybatısındaki ilçe merkezi Zile) ele geçirilmesi zor, iyice berkitilmiş bir kentti. Kent, ovaya doğru uzanan bir dağ çıkıntısının ucundaydı ve kenti çevreleyen surlar, hemen altlarındaki dik yamacın yüksekliği de göz önüne alınınca, tırmanılacak, aşılacak gibi değildi. Kent çevresinde birçok tepe ve bunlar arasında vâdiler bulunuyordu. O tepelerin en yükseği, orada Büyük Mithridates İ.Ö. 72 yılında Roma'lı komutan Triarius'u yenmiş olduğu için, ünlüydü. Pharnakes, Zile'nin 5 km kadar kuzeybatı ilerisindeki bu tepede, babasının eski konaklama yerinde tüm ordusunu konaklattı, çevreyi berkitti.25

1906 Yılında Zile Kalesi ve Çan (Gözetleme) Kulesi 

Zela - (Cumont, 1906:189)

            Caesar, düşmanından 8 - 10 km ileride konaklamıştı. İ.Ö. 47 yılının 31 Temmuz gününü 1 Ağustos'a bağlayan gece, sabaha doğru, tüm ağırlıklarını orada bırakıp yalnız hafif donanımla yola çıkarak, düşmana sezdirmeden, Pharnakes'in konaklama yerine çok yakın, oradan bir vâdi ile ayrılan arazi parçasını, tam Mithridates ile Triarius'un savaştığı vâdinin karşı yamacını ele geçirdi, oraya yerleşip çevresini berkitmeye başladı. Gün doğunca, Pharnakes olan biteni anladı ve Caesar'm hazırlıkları bitmeden pek güçlü bir saldırıya geçti; Pontos ordusu, sel gibi, yamaç aşağıya indi, vâdinin oldukça ılımlı karşı yamacına tırmanmaya başladı ve orada savaş arabalarıyla Caesar ordusuna önce hayli zarar verdi. Ancak, ok ve mızrak yağmuru, bu arabaları kaçışa zorladı; askerlerin göğüs göğüse giriştiği kızgın çatışma da Roma ordusunun yengisiyle sonuçlandı. Pharnakes, yalnız birkaç adamıyla, kaçabildi.25

            Bu sonuç, nice yengiler kazanmış Caesar'ı olağanüstü sevindirdi. Çünkü, savaşın bu kadar kısa sürede bitirileceğini beklemiyordu. Olan biteni, Roma'daki arkadaşı Amantius'a, kısaca "Geldim, gördüm, yendim" diyen ünlü yazısıyla bildirmiştir. Yazının bu kadar kısa yazılması, Pontos kralına karşı Lucullus ile Pompeius'un Doğu Anadolu'da aylarca, yıllarca savaşmalarına karşılık, kendisinin pek kısa sürede kesin sonuç almış bulunduğunu vurgulamak içindi. Savaşın ertesi günü Caesar, yanındaki, Mısır'dan birlikte getirdiği 6. Legio askerlerini ödüller almak üzere Roma'ya; Dciotaros'un askerlerini kendi yurtlarına, Galatia'ya yolladı. Pontos Kappadokia'sı yöresinde Caelius Vinicianus komutasında 2 legio bıraktı. Kendisi, hafif silâhlı atlılarla Galatia, Bithynia üzerinden Asia iline (Batı Anadolu'ya) geldi. İskenderiye'de, kendisine ve desteklediği Kleopatra'ya karşı savaşanlarca kuşatıldığı sırada yardımına koşan, Bergama yöresine yerleşmiş İran kökenli bir soylu kişiyi, Mithridates'i, Pharnakes yerine Kırım Yarımadası'ndaki Bosphoros/Bosporos Devleti'nin krallığına atadı, bazı yerel sorunlarla ilgilendi, sonra zaman yitirmeden Roma'ya döndü.25

  
Kaynak : Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi - Cilt 2

PONTUS KRALLIĞI

            Ünye ve çevresi yaklaşık 200 yıl kadar Pontos Krallığı'nın egemenliği altında kalmıştır. Bu dönemi Pontos Krallığı tarihinin ışığı altında inceleyeceğiz. Ama önce Pontos Krallığı'nın kökeni ve kuruluşu hakkında bilgi vermek istiyoruz. Nuriye Karayaka'ya göre, aristokrasiden gelmeyen krallarda, kendilerini büyük imparatorların soyundan gösterme eğilimleri görülür. Bu eğilim, kendilerinden daha üstün olan, köklü bir geçmişe ve kültüre sahip devletlere özentiden gelen bir kompleks olabileceği gibi, bu kültürleri benimseyerek daha çok önemsemek, büyük kitlelerin sempatisini kazanmak isteğinden de kaynaklanabilir.22

            Pontos Kralları da geniş topraklar üzerinde güçlü bir krallığa sahip olduklarında, köklü bir geçmiş arayışına girmişlerdir. I. Pharnakes'dan itibaren Pontos Krallığı'nın Persler zamanından beri var olduğu iddia edilmiş ve bu iddia Mithradates Eupator zamanında sarayın resmî propagandası olmuştur. Soylarını Perseus ve onun oğlu, Persler'in atası Perses'e kadar gerilere götüren bu propaganda Pontos Kralları'nın sikkelerine de yansımıştır.23

Zile ve Ünye (Sileh ve Üniya) - 1922
Bartholomew, J. G. (John George), 1860-1920 ; John Bartholomew and Son


http://www.davidrumsey.com/maps5401.html

            Diodoros gibi antik kaynaklarda ilk Pontos Kralı'nın "Ktistes" unvanıyla bilinen I. Mithradates olduğu ve bunun Arrhina ve Kios Prensi I. Mithradates'in soyundan geldiği anlatılır. Kios/ Gemlik'te yaşayan Persli I. Mithradates Ktistes (İ.Ö. 302 - 266) Diadokhlar arasındaki mücadeleden ve kargaşadan yararlanarak, Paphlagonia'ya gelerek Kimita'yı alır (M.Ö. 302/301). M.Ö. lll. yy'in başında Olgassis (Ilgaz) Dağları'nın eteklerinde Kimiata'da, Pers kökenli I. Mithradates tarafından kurulan Pontos Krallığı halktan destek alarak topraklarını İris Havzası'na kadar genişletir. Kısa zamanda Kızılırmak (Halys) ile Yeşilırmak (İris) arasındaki verimli bölgeyi işgal eder ve Amasia/Amasya, Zela/Zile, Gaziura/Turhal ve çevresini hâkimiyet altına alarak Pontos Devleti'ni kurar. Batıda Amastris, doğuda Thermedon, güneyde Amasia ve Zela şehirlerine kadar büyüyen bu devlete Amisos'un ne zaman katıldığı bilinmiyor. Muhtemelen Sinope'yi kuşatıp alamayan II. Mithridates (M.Ö. 255 - 220) zamanında Amisos alınmıştır. I. Mithradates Ktistes'den sonra Pontos tahtına sırasıyla Ariobarzanes (İ.Ö. 266 - 256/50), II. Mithradates (İ.Ö. 250 - 220), III. Mithradates (İ.Ö. 220 - 185) ve I. Pharnakes çıkmıştır.27

                 
Comana Pontica coin representing goddess Ma (Enyo) (Amandry, 1999:pl.2)
Comana Pontica coin representing temple of Ma (SNGvA 126)
Comana Pontica coin representing temple of Ma (Amandry,1999:pl.2)

            Antigonos İskender'in generalleri tarafından kral naipliğine seçilir. Krallığını ilân eden Antigonos daha önce yanında yer almış olan Pont Satrabı II. Ariantes'i düşmanları ile işbirliği yaptığı şüphesiyle öldürtür. Bunun üzerine Antigonos'un sarayında bulunan II. Arriantes'in oğlu yanına birkaç sadık adamını alarak saraydan kaçar ve Ilgaz Dağları’na sığınır.17

            Antigonos'un İpsos Savaşı’nda (M.Ö. 301) yenilmesi ve ölümünden sonra, gizlendiği dağlardan inerek ortaya çıkan II. Arrianthes'in oğlu Mithrydates I. Ktistes (Kurucu) Ilgaz Boğazı’ndaki küçük Kimiata kasabasına yerleşerek etrafa akınlar yapıp, propagandacılar gönderir ve taraftar toplar. Kızılırmak'ın doğusundaki topraklarla Yeşilırmak'ın zengin ovalarını hükmü altına alarak M.Ö. 298 yılında Amasya'yı başkent yapar ve Pont Krallığı’nı kurar. Perslerin canlı ve huzur dolu hâkimiyetinden sonra İskender'in komutanlarının çekişmelerinde ezilen bölge halkının desteği ile Pont Kapadokyası'nı ele geçiren Mithrydates I. Paphlagonia’ya doğru ilerleyip kısa sürede topraklarını genişletir ve M.Ö. 281'de Pontos'u Selevkosların hâkimiyetinden kurtarır.17

            Mithrydates I.’nin M.Ö. 226 yılında ölümünden sonra Pont Krallığı genişlemeye devam eder ve 4. kral olan I. Pharnakes (M.Ö. 185 - 169) Sinop'u ele geçirerek, kendisine başkent yapar. Karadeniz'deki diğer Hellen kolonilerine karşı da harekete geçen Pharnakes, Giresun'daki Milet kolonisi olan Kerasus'un yerine Farnakya şehrini kurarak Kerasus ve Kotyra (Ordu) halkını bu şehre yerleştirir. Trabzon bölgesindeki Mossynoikler ve Tibarenler hâkimiyet altına alınır.17

            Mithrydates V. Fuergetes'in (M.Ö. 169 - 120) bir Yunan prensesi olan karısı Laodike'nin de karıştığı bir komplo sonucu M.Ö. 120'de Sinop'ta öldürülmesinden sonra tahtı 12 yaşında küçük bir çocuk olan oğlu Mithrydates VI. Eupator'a (Büyük) kalır. Fakat devleti, ortaya atılan uydurma bir vasiyetname ile kraliçe Laodike yönetmekteydi. Birkaç yıl sonra Kraliçe Laodike tarafından öldürülmek istenen genç Mithrydates saraydan kaçarak Pariyadres Dağları (Doğu Karadeniz Dağları) üzerindeki sık ormanlara sığınmış ve bu bölgede yedi yıl vahşi hayvanlarla birlikte yaşamıştı.17

Zile Kalesi Mazgal Girişi ve Zile Kalesi Yeraltı Tüneli Merdivenli Girişi
  
Kameraman : Mehmet SEZEN - Zile Turizm ve Tanıtma Derneği ve Zile Belediyesi Tanıtım CD'si

            Kraliçe Laodike (M.Ö. 120 - 111) Sinop sarayında eğlence ve sefahat dolu bir hayat sürerken hâmisi olan Romalılar Pont Krallığı’nı kolayca Roma'ya iltihak edecek duruma getirmişlerdi. Kraliçe Laodike de Mithrydatların tahtını ele geçirmekle kalmayıp onların izlerini de ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Krallık sikkelerine kendi resmini bastırıp, adını yazdırtmış, Mithrydatların arması olan Ay - Yıldız'ı kaldırtmıştı. Pont Devleti’nin çöküntü içine girdiği ve Romalıların Anadolu'ya iyice yerleştiği dönemde etrafına topladığı taraftarları ile M.Ö. 111 yılında Sinop'u ele geçirerek, haksız olarak kral seçilmiş olan kardeşini tahtan uzaklaştıran Mithrydates VI. annesini de hapse attırmıştır.17

            Mithrydates VI. Eupator (Büyük) tahta çıktığı zaman Pont Krallığı batıda Amasra'dan doğuda Tibarenlerin sınırına kadar olan bölgede sıkışmıştı. Büyükbabası Pharnakes'in himayesi altındaki küçük Ermenistan Prensliği müstakil bir devlet haline gelmiş, Giresun ve Trabzon bölgesindeki kabileleri hükümleri altına almışlardı. Batıda Galatia ve Paphlagonya krallık sınırlarından çıkmıştı.Babasının dağılan adamlarını toplayarak orduyu yeniden teşkilâtlandıran Mithrydates VI. Kırım'ı ve Trabzon bölgesini topraklarına katarak babasının ölümünden sonra Pontos Devleti egemenliğinden çıkmış olan Paphlagonia ve Galatia'yı Bithynia Kralı ile paylaşma yoluna gitmişti. Anadolu'dan ve özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nden topladığı askerlerle bir ordu kuran Mithrydates'in 22 dil bildiği ve ordusunda bulunan Anadolu'nun yerli halklarından olan askerlerine onların ana dilleri ile hitap ettiği bilinmektedir.17

Ünye Kalesi ve Midrebolu

            Egemenlik alanını Doğu'ya doğru genişleten II. Mithradates Eupator, Trabzon'un da içinde bulunduğu sahil kesimini ve Kurban - Kolkhis bölgesini kontrol altına alır. Ünye ise eğer önceden alınmamış ise II. Mithradates zamanında alınmıştır. Zira burada sönmüş bir volkan tepesi üzerine çok müstahkem bir kale yaptırmış, böylece hem bu bölgenin hâkimiyetini sağlamış ve hem de Ünye - Niksar kervan yolunu denetim altına almıştır.22

Ünye Kalesi denen kale ve yanıbaşındaki Kaya Mezarı

Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos)

            II. Mithradates'den kalma Ünye'den başka, Amasya ve civarında birçok kale kalıntıları   günümüze kadar ulaşmıştır. Bunun yanında tam olarak kimin tarafından kurulduğunu bilemesek de, bu civarın hâkimiyetini pekiştirmek için Midrebolu şehri kurulmuştur. Mitre kelimesi Mithradates'in kısaltılmış şekli, poli ise şehir demek olan polis kelimesinin kısaltılmış halidir. Dolayısıyla isim "Mithradates'in şehri" anlamı çıkmaktadır. Her halde şehir II. Mithradates veya ondan sonra gelen Mithradates'lerden biri tarafından kurulmuş olmalıdır. Zira, o tarihlerde hükümdarlar adına kentler kurmak bir gelenek halini almıştır. Devletin ilk başkenti Amasia iken 1. Pharnakes (İ.Ö. 185 - 169) zamanında, Karadeniz kıyısında önemli bir ticaret merkezi olan Sinope'yi krallığının topraklarına katmıştır (İ.Ö. 183). Sinope'nin alınmasıyla başkent Amasia'dan buraya taşınır. Sınırlarını doğuya doğru genişleten I. Pharnakes, Batı'da Amastris'den Doğu'da Zephyrium Burnu'na kadar uzanan Karadeniz kıyılarının ve Pontos'un zengin maden yataklarının da sahibi olmuştur.22

            IV. Mithradates Philapator (İ.Ö. 169 - 150) ve V. Mithradates Euergets (İ.Ö. 150 - 124) zamanında Roma ile dostane ilişkiler kurulmuştur. V. Mithradates Euergets, Kartaca savaşları sırasında Roma'ya savaş gemileri ve asker göndermiş ve bu yardımlarından dolayı kendisine Phrygia armağan edilmiştir. Roma'da Phrygia'nın armağan edilmesine karşı çıkanlar vardı. V. Mithradates Euergetes İ.Ö. 120 yılında Sinope'de bir grup saraylı tarafından öldürülünce, Roma Senatosu Phrygia'yı Pontos Krallığı'ndan geri alınarak Asia eyaletine bağlanmıştır. Bu hareket Roma - Pontos dostluğunun bozulmasına ve sonraki genç kralın (VI. Mithradates Eupator) Roma'dan nefret etmesine neden olmuştur. Bu nefret, ilerde emperyalist düşüncelerle birlikte Pontos - Roma savaşlarının ya da tarih literatüründe geçtiği gibi Mithradates savaşlarını doğuracaktır. VI. Mithradates (M.Ö. 120 - 63), Grek şehirleriyle sıkı ekonomik ilişkilerini sürdürdü ama, yaşayış biçimi ve düşüncesi farklıydı. Karadeniz'deki tüm şehirlerin lideri olmayı plânladı. Pers Krallığı'nın vârisi olarak tüm halkların lideri olduğu düşüncesindeydi.29

        
Tarihçi Osman DOĞAN - Tarih Boyunca Ünye - Karadeniz'de Bir Boğaziçi Ünye

Kılık Değiştiren Kral

            Enerji, sebat, iktidar hırsı ve toprak açgözlülüğü ile dolu bir kral olan VI. Mithradates Eupator'un gençliği çok rivayetlere göre hareketli geçmiştir. Kralın amacı Küçük Asya'nın tümünü krallığının topraklarına katmak olan VI. Mithradates bunun için gerekli olan gücü ve malî kaynakları sağlamak amacıyla kuzeye, Kırım çevresine yöneldi. Kafkaslardan Danuba Dağı'na kadar Karadeniz'in kuzey kıyılarını ele geçirerek bu bölgeden sağlanan haraçlarla Ön Asya dünyasının en zengin kralı olmuştu. Güney Rusya ve Doğu Karadeniz kıyılarını fetheden Pontos Kralı buralarda gemi yapmak için tersane kurdu ve bu amaçla binlerce işçi yerleştirdi. Kırım tahıl, Kolkhis kereste ve Armenia Minor da maden  depolarıydı. Mithradates ordusunu da İskitler (Skytler), Sarmatlar, Maeonlar, Thraklar ve Keltler'den oluşturdu.30 Daha sonra Roma hâkimiyetindeki Anadolu halkının durumunu izlemek amacıyla kılık değiştirerek Asia eyaletine ve Bithynia'ya bir araştırma gezisi yapmıştır (İ.Ö. 107).

            Bu geziden dönünce Bithynia Kralı III. Nikomedes ile anlaşarak Paphlagonia'yı aralarında paylaşmışlardır. Roma Senatosu elçiler yollayarak Paphlagonia'nın boşaltılması doğrultusunda isteklerde bulunurken, Mithradates Eupator, Galli'de yaşayan Kelt boylarından Kimberler ile anlaşmalar yapmış, Roma'nın dikkatini o tarafa çekerek amacına ulaşmak için Galatia'yı işgal etmiştir. Kapadokia kralı ölünce III. anlaşmazlığa düşmüşler ve  Mithradates Eupator oğullarından  birini IX. Ariarathes Eusebos Philopator unvanı ile Kappadokia kralı yapmış (İ.Ö. 99) ve buranın sahibi olmuştur. İ.Ö. 94  yılında III. Nikomedes'in ölümüyle Bithynia'da taht kavgaları başlamış ve VI. Mithradates bundan da yararlanmak yoluna gitmiştir. Roma Senatosu, Küçük Asya'daki  bu değişimlerin kendi isteği doğrultusunda düzeltilmesi amacıyla konsül M. Aguillius başkanlığında bir heyet göndermiştir. Zengin olma düşüncesindeki konsül, IV. Nikomedes'i Paphlayonia'nın Amastris'e kadar olan kıyılarını yağmalamaya teşvik eder. Mithradates bu saldırılar karşısında suskun kalamayınca Roma ile Pontos arasında Mithradates savaşları patlak verdi.23

Ünye Kalesi Surlarından Kaya Mezarının Görünümü

Fotoğraf : Ressam Üzeyir KOYUN

ZELA / ZİLE25

            a. Adının kökeni ve anlamı :

            Zela kenti, geçmişinin pek pek eskilere dayandığı İliada'da anılmasından belli olan İlkçağ Mysia kenti Zeleia'nın (Gönen'in 12 km kadar kuzey - kuzey batısında, Gönen - Biga yolu üzerindeki Sarıköy'ün yerinde ve orada bulunan orta yükseklikte tepenin yamaçlarında idi) adaşı olmalıdır. Adının kökeninin Anadolulu Luvi dili ardılı Kappadokia diline dayandığı hiç kuşku götüremez ise de, bu adm öz biçimini ve anlamını güvenle saptayamadım. Çok güçlü olasılıkla, Luvi dilinde ve ardılı dillerde "Geçit, Boğaz" anlamlarına gelen Ela / İla sözcüğünü içermekte idi.25

            b. Özel tarihçe ve kalıntılar :

            Zela kenti, altın çağını, İran (Pers) İmparatorluğu'nun egemenliği döneminde yaşadı. O dönemde, İranlıların Su Tanrıçası Anaitis'in tapkı merkezlerinden biri oldu. Kentteki Anaitis Tapınağı, Strabon çağında, İ.S. 1. yüzyıl başında bile, büyük saygı görüyordu (Strabon, 12 III 37). Strabon'a bakılırsa, Pontos (Karadeniz Kappadokia'sı) yöresinin her yanından insanlar, önemli konularda and içmek için buraya geliyordu.25

ZELA Artemis Anaitis Tapınağı

Kaynak : Zela Definesi - Melih ARSLAN

            Kappadokia'da Roma uydusu krallar egemen iken, bu tapınağın Baş Kam'ı, krala bağımlı bir yerel bey durumunda idi ve gerek tapınağın arazileri, malları gerek yüzlerce tapınak görevlisi doğrudan doğruya ona bağlıydı. Roma egemenliği döneminde ise, Roma bağımlısı yöresel kral II. Polemon ve ardılları, Baş Kam'ın etkinliğini azalttılar.25

            Zela yöresi, Hellenistik Çağ sonunda, VI. Mithridates'in Roma Cumhuriyeti'ne karşı giriştiği savaşlar sırasında askerlik açısından önem kazanmıştı. Ancak, kentin büyük ün kazanması, Mithridates'in, Roma bağımlısı Kırım yöresi kralı iken bağımsızlığa ve babasının devletini canlandırmaya heveslenen oğlu Pharnakes'e karşı Iulius Caesar'ın, İskenderiye'den gelerek yürüttüğü savaşta burada Pontos ordusunu yenmesi ve bunu Roma'ya "Geldim, gördüm, yendim" mektubuyla bildirmesinden sonra olmuştur.25

            Tarihsel Zela/Zile Akropolisi'nde bugün görülen kale, sürekli onarım ve yenilemeler yüzünden tümüyle Ortaçağ kalesi görünüşü almış ve bir hayli bölümü günümüze ulaşabilmiş bir kaledir. Yalnız, surların çevrelediği düzlük ortasında bulunan iç kaleye ana geçiş yeri olan anıtsal kapıyı çerçeveleyen taşlara dikkat edince, bunlardan en alttakilerin Hellenistik çağ ya da Roma egemenliği çağı kalıntısı dev rektangonal bloklar olduğu görülüyor.25

            Sözü edilen kapının önündeki, dış surla çevrili genişçe avluda şimdi bir park düzenlemesi yapılmış; anıtsal kapıdan ileriye uzanır bırakılan, iki yanı ağaçlı gezi yolunun orta yerine, ama sıralanmış ağaçların çizgisi dışına gelmek ve yazıtlı yüzleri de ağaçlar nedeniyle pek okunamayacak, kesinlikle resimlenemiyecek (fotoğrafı alınamıyacak) durumda olmak üzere, Lâtince yazıtlı, Roma çağından kalma iki silindirik taş dikilmiştir. Bunların her biri yolun bir yanında, dışında ve ağaçlar arkasındadır.

Zile Kalesi İçerisindeki Betonarme Kaidelere Dikili Karşılıklı İki Mesafe (Mil) Taşı

Fotoğraf : Bekir AKSOY - 06.09.2007

            Avlunun sonuna, dış surlara kadar yürüyünce, orada da 7 - 8 tane aynı türden silindirik taşın yattığını, bunlardan biri üzerinde yine Lâtince yazıt bulunduğunu görürsünüz. Yalnız, ben oradaki incelememi 1985'de yapmıştım; belki şimdi değişik bir düzenleme gerçekleştirilmiştir.25

Zile'de Eski Akropolis Düzlüğü'nde Kiminin Üzeri Lâtince Yazıtlı Sütunlar

Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos)

            Kale dışında, Türkleşme öncesi dönemden kalma, görmeğe değer tarihsel kalıntı yok gibidir. Kalenin taçlandırdığı Akropolis Tepesi'nin kuzey eteğinde, rastlantı sonucu, eski tiyatro cavea'sının oturma sıralarından taşlar bulunmuş ve böylece tiyatronun orada olduğu anlaşılabilmiştir. Kent içindeki eski yapılardan kiminde, örneğin Boyacı Hasan Ağa Câmii avlu duvarı dış yüzünde görülen Roma Çağı'ndan kalma sütun başlığı parçaları gibi, İlkçağ mimarlık yapıtı parçalarının sıradan yapı taşı olarak kullanıldığı görülüyor; ama böyleleri pek az sayıdadır.25

Amfitiyatro Kalıntıları ve Zile Kalesi ile Davunlu Dede Kabri'ndeki Sütun Başlığı
  
Sağdaki Fotoğraf Alaca Mescit Zir Mah. : Bekir AKSOY - 06.10.2007

            Zile'de, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma câmi, hamam, türbe gibi birkaç yapı vardır. Zile ilçesinde, Boztepe bucağına bağlı Maşat (şimdi Yalınyazı) köyünde bulunan Maşat Höyük'te yapılan kazılar sonucunda orada, geçmişi Bakır-taş Çağı'na (Kalkolitik Çağ'a) uzanan bir yerleşim saptandı ve çok önemli buluntular (o arada, çivi yazılı levhacıklar, hiyeroglif yazılı mühür-baskılar) elde edildi. Söz konusu yerleşimin, Hitit'ler çağında, Tapigga adıyla anıldığı belirlendi. 25

Eski Akropolis Düzlüğü'ndeki Ortaçağ Kalesi'nin İç Kale Kapısı.
İç Yandan Bakış (Solda). Zile Kalesi 1961 (Sağda) - Ortada Maşathöyük Çivi Yazılı Tableti.
   
(Solda) Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos) - (Sağda) Fotoğraf : Fikret TARHAN

Polemonyak Pontu (Pont Polemoniaque) Sahasının Şehirleri
Tokat - Gümenek - Komana (Comana)
47

            Şimdiki Tokat şehrinin eski Comana Pontica'nın yerinde olduğunu söyleyen coğrafyacılar, bizce hata etmiş olmazlar; çünkü mesafe çizelgelerine dayanarak belirlenen bu yer, Tokat'ın yaklaşık olarak altı kilometre doğusundaki Gümenek Köyü'ndedir. Hattâ burada, Komana eski şehrinin eserlerine rastlanır. Bu şehir, bugün Tokat Suyu ya da genel yatağı olarak Yeşilırmak adındaki nehrin içindedir. Bu suyun eski tarihi adı Iris'tir47

            Suyun kenarında mimarî eserlerin saçakları, eski kenar süsleme parçaları, evlerin duvarları içinde mermer taşlarla harabelerin üzerinde yükselen harçla yapılmış tuğladan önemli binalar ve kemerler görülür. Bu eserler, daha yeni tarihî binalardır. Tepenin eteğindeki Roma eseri köprünün bozuk yerleri onarılmış hâli, bütün bu ünlü Komana tarihî şehrinin başlıca kalıntılarını gösterir. Strabon tarafından gösterilen yer, bolluk ve bereketiyle ünlü İris Nehri'yle sulanan yerlerdir.47

            Gümenek'in bir buçuk kilometre batısında, bitişikteki dağdan çifte mezar yapılmak için ayrılmış görünen yaklaşık iki metre büyüklüğünde kocaman bir mermer blok bulunmaktadır. Cephesi bir tapınağı kabaca resmetmektedir. Tavernier ondan kısaca, Hamilton ise ayrıntılı bir biçimde söz etmişti; sadece bir resim onun hangi döneme ait olduğunu bildirebilirdi. Ülkenin Hristiyanları onu Aziz Chrysostome'a barınak görevi yaptığınnı söylüyorlar. Komşu tepeler bütün merkezî silsile gibi kireç taşındandır. Yeşilırmak (İris) suyundan ve sonra bir boğazdan geçilerek, Tokat şehrinin bulunduğu vâdiye gelinir.47

            Pococke, ilk defa Tokat şehrini gördüğü zaman "bundan daha ilginç bir yer görmedim" demiştir. Buna sebep, bütün evlerin damlarının kiremitle örtülmüş olması ve önlerinde terasları bulunması sebebiyle genel yapısının bir Avrupa şehri manzarası göstermesidir. Tepelerinde eski kaleler bulunan iki yüksek dağ, buranın manzarasına bir ilginçlik verir. Taşların üzerine kurulmuş olan şehir, çiğ kerpiçtendir. Sokakları dar ve kirlidir; dikkati çeken binaları, minareli birkaç câmiden ibarettir. İki tepeyi işgal eden iki kale, Orta Çağ'a ait ve tamamen terk edilmiştir. Tokat kasabasının kuruluş tarihi, Orta Çağ'dan ileriye gitmez; Ermeniler buraya Jevtogia ya da Eudoxia adını verirlerdi.47

            Hıristiyanlar, tabiatlarına ters ve çirkin gelen bir dinden dolayı ünlü Comana şehrini terk etmişlerdi; putperestlik dinlerinin Hıristiyanlara en kötü görüneni, törenleri açısından Venüs Dini'ydi. Hıristiyanlann, bundan dolayı bu lânetli şehri terk ederek putperestliğin girmediği bâkir bir yere gitmeleri, şaşılacak bir durum değildir. Önceden dediğimiz gibi Tokat kasabası, Komana'ya yakın bir mesafededir.   Eski şehrin taşlarının yeni kasabanın kurulmasında kullanılmış olması muhtemeldir. Bizans İmparatorluğu'nun ilk dönemlerinde, şehrin eski adını koruduğu, Komana'nın bir ruhanî liderlik merkezi olarak söz edilmesinden anlaşıyor.47

            Tokat şehri, Keban maden bakırlarının büyük bir ambarıdır. Bu maden, tasfiye edilmek için ham olarak Tokat kasabasına getirilir. Kasabanın halkı bu bakırdan kazan, mangal ve mutfak ile kervanlara yarayacak kaplar yaparlar; bu eşya İstanbul'a kadar ihraç edilir. Yeşilırmak nehri üzerinde beş gözlü bir köprüsü vardır, fakat nehir kış mevsimindeki yağmurlar hariç hemen hemen sürekli olarak geçilebilir olduğundan, köprüyü az kullanırlar. Arazisi çok verimlidir. Kayısı, şeftali ve özellikle armut ağaçlarıyla dolu bahçeleri, şehri pek hoş bir manzara ile çevreler. Budama üzümleri bereketli olur; ama şarap yapımı istenilen düzeyden hayli uzaktır. Eski Komana'nın zevk düşkünü halkının damaklarını tatmin ettiği şüphe götürür.47

Pontos-Roma (Mithradates) Savaşları

            Ordusunu kuzey Karadeniz kavimleri ile güçlendiren ve buralardan sağladığı haraçlarla kasalarını dolduran Mithradates, iç savaşlarla uğraşan Roma'ya karşı daha avantajlı idi. Bu güçle Roma'nın Asia eyaletine girdi. MÖ. 88'de Ephesos'a kadar ilerledi, binlerce Roma vatandaşını öldürdü. Bunun üzerine harekete geçen Roma ordusu ile I. Mithridates savaşı (MÖ. 88 - 85) başladı. Savaş çeşitli cephelerde   devam ederken Mithradates komutanı Arkhelaus'u barış görüşmeleri için Sulla'ya gönderir. Daha sonra Sulla ile kendisi Dardanos'da buluşarak  bir barış  anlaşması  imzalamıştır. Yapılan  bu  anlaşmaya göre, Mithradates işgal ettiği yerleri boşaltacak, Sulla'nın İtalya'ya dönebilmesi için donanmasının bîr kısmını ona verecek, 3000 talent savaş tazminatı ödeyecekti. İ.Ö. 83 yılında Asia Vâlisi Marune, Pontos bölgesinin önemli dinsel ve ticarî merkezi Komana Pontika'yı ve tapınağını yağmalar ve Mithradates'in bir çok süvarisini öldürür. Kral bu sıralarda Kolkhis ve Kırım'da ayaklanan halklarla uğraşmaktaydı.  Elçilerin  Murena'ya bunun Dardanos anlaşması  koşullarına aykırı olduğunu söylemesi üzerine Murena böyle bir anlaşmanın var olmadığını ileri sürer. Çünkü, bu anlaşma Sulla'nın akılcı davranması sonucu yazılı olarak saptanmamış ve Roma tarafından onaylanmamıştır. Bu anlaşma Pontos'u geçici olarak durdurmak ve Roma'nın güç kazanmasını sağlamak amacıyla öylesine yapılmıştı. İ.Ö. 82 yılında, Mithradates harekete geçmiş ve Roma kuvvetlerini geri püskürtmüştür. Bu olaylar Mithradates savaşlarının ikinci safhasını oluşturmaktadır.30

KOMANA / GÖMENEK

            a. Adının kökeni ve anlamı25

            Komana adı, İ.Ö. 2. bin yılın Anadolulu Luvi dilindeki Kuwa-Ma-wana, "Kutsal-Ana-sal" yâni "Kutsal Ana Tanrıça'ya ait olan, Kutsal Ana Tanrıça Ülkesi" adının İlkçağ geç dönemlerinde aldığı biçimdir. Aynı ad Anadolu'da birçok yerde Kamana (şimdi, Kaman) olmuştur.

Komana Pontika kalıntıları alanı. Kroki çizimi.

Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos)

            b. Özel tarihçe ve kalıntılar

            İlkçağın iki ünlü Komana kenti vardı ve bunların her ikisinde, geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan yâni Hitit'ler çağma dayanan birer Ana Tanrıça tapınağı bulunmaktaydı. Komana'lardan birincisi, İlkçağ geç döneminde, Kappadokya Komana'sı diye anılıyordu; bunun önemli ve etkileyici kalıntıları, Adana ili Tufanbeyli ilçesi Şar Köyü ile iç içedir. İkincisi, şimdi sözünü ettiğimiz, Pontos Komana'sı olarak tanınmıştı.25

            Bu kentçik, Tokat'ın 9 km kadar kuzeydoğusunda, Almus yolu kavşağındaki Gömenek/Gümenek (şimdi ; Kılıçlı) Köyü'nün yerinde idi. Zaten Gömenek/Gümenek adı da hiç kuşkusuz, Komana'dan gelir; bu ad'a, yöreye Ermeniler yerleştiğinde Ermeni ağzında kendi dillerinin (köy o dönemde pek küçük olduğu için) -cık anlamındaki -ag takısının eklenmesiyle oluşan Komanag'dan bozmadır.25

            Pontos'daki Komana kentçiğinin kalıntıları, Gömenek/Kılıçlı Köyü Aşağı Mahallesi batı bitişiğindeki höyükte gizlidir. Asıl köy, ana yol üzerinde kuzey yanda bulunan Aşağı Mahalle'den 2 km kadar içeride, ılımlı yamacın yukarısındadır. Aşağı Mahalle ise Tokat - Niksar arasındaki ana yolun Yeşilırmak Köprüsü'nü geçip hemen sağa, kuzeydoğuya dönüş yaptığı yerde, köprünün kuzeydoğu yanıbaşmdaki DSİ sulama düzenlemesi barajının ve onu çevreleyen parkın karşısındadır. Ana yolun köprüyü aşıp yukarıda söylenen dönüşü yapmasından hemen sonra, Aşağı Mahalle evlerini görmeden, eteğinden geçeceğiniz küçük tepe, Komana Höyüğü'dür. Höyüğün güneydoğu yanı, park kapısı karşısına düşer. Höyük tepesi üzerinde, yüzeyde, Bizans çağının tuğla, kiremit parçaları ve yapı izleri, kaçak kazı yapanların açtığı çukurlar; höyüğün batı ve güneybatı yanında ise toplama moloz taşla, zevksiz işçilikle yapılmış geç Bizans çağı surlarının pek yıkık dökük birkaç parçası görülür. Köyün Aşağı Mahallesi içinde dahi, anmaya değer taşıma mimarlık yapıtı parçasına rastlanmaz.25

Komana Pontika. Kaya Mezarı'na, hemen önünden bakış.

Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos)

            Höyüğün 1 km kadar güneybatı ilerisinde, alçak bir sırtın ılımlı yamacı eteğinde, sulama kanalına yakın, tek başına duran bir kayaya iki mezar oyulmuştur. Dikkatli bir göz, bu kaya mezarlarından birini, kayanın ön yüzüne oyulmuş bir kapı görünüşüyle, höyük üzerinden seçebilir. Böylece hayli uzaktan görülebilen, kayanın güney yüzüne oyulmuş olan; Paphlagonia ve Phryg yapıtlarına benzer, üstü üçgen alınlıklı, görkemli bir mezardır. Kayaya oyulmuş ikinci mezar çok daha sadedir, üçgen alınlığı yoktur, kayanın kuzeydoğu yanındadır. Mezarlarda kabartma, süsleme, yazıt yoktur.25

            Eteğine bu mezarların oyulmuş bulunduğu kayanın yer aldığı alçak sırtın biraz daha yukarısında, ana yapısı sağlam ama dış görünüşü zamanın öfkesine uğramış, üstelik içindeki mezar belirsizleşmiş, yâni tabanı dümdüz edilmiş bir türbe vardır. Bunun içinde, üzeri Arap harfleriyle yazıtlı bir mezar taşı parçası; bir de, Hellen dilinde çok düzgün yazıtlı bir dikdörtgen levha - taşın sol üst parçası görülüyor. Bu küçücük parçada, ikinci satır başındaki kleia, üçüncü satır başındaki gono (o'lar omikron ile) ve dördüncü satır başındaki HM harfleri kalmıştır. Türbe yapısında, yapım için devşirme İlkçağ yapıtı parçası kullanılmamıştır. Ancak, türbe çevresinde toprağın göze çarpacak kadar bol tarihsel keramik kırığıyla karışık olması anlamlıdır. Demek ki, bir dönemde, burada da Pontos Komana'sının bir mahallesi vardı.25

            Anadolu'nun ve Ünye'nin siyasî hâkimiyet sahasını değiştiren savaş ise III. Mithradates (İ.Ö. 74 - 64), halâ Anadolu krallığı düşüncesi taşıyan Mithradates Eupator, hedefli olarak yine silâhlanmaya başlar. Bu arada İ.Ö. 74 yılında ölen Bithynia Kralı IV. Nikomedes topraklarını Roma'ya vasiyet etmişti. IV. Nikomedes'in oğlu da tahta sahip olmak için Mithradates Eupator'a sığınmış, bunun üzerine Mithradates aradığı fırsatı bulduğuna inanarak Paphlagonia üzerinden Bithynia'ya saldırmıştır. VI. Mithradates, Nikomedia/İzmit, Nikaia/İznik ve Prusa/Bursa şehirlerini alır. Bu defa da Anadolu'da "kurtarıcı" olarak karşılanır. Fakat bu sefer karşısında güçlü bir Roma bulacaktır. Pontos Kralı Kyzikos/Belkıs'ı karadan ve denizden kuşatır (M.Ö. 73). Fakat Roma'nın Kilikia-Asya Vâlisi Lucullus, kendisini takip ettiğinden kuşatmayı bırakarak Sinope'ye döner. Dönüş yolculuğunda şiddetli bir fırtına sonucu, 60 gemi ve 10 bin askerini kaybeder. Sinope'den Amisos'a gelir. Fakat Roma ordusunun kendisini takip etmesi üzerine Armenia'ya gider ve yardım ister. Daha sonra Kabeira/Niksar'a dönerek savaş hazırlıklarına başlar. Bu sırada Kilikia - Asya Vâlisi L. Licinius Lucuilus İris'in doğusuna kadar sokulmuş, İ.Ö. 72/71'de Amisos'u kuşatmıştı. Kuşatmayı Appian29 şöyle anlatır.

Bir Amazon - İ.Ö. 430 (Kopyası)

Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR

            "... Lucullus, Amisos'u ve Mithradates tarafından Amisos yakınında kurulup imparatorluk merkezi olarak düşündüğü Eupatoria'yı kuşattı. Bir başka ordu ile Thermedon Nehri'nin yanında yer alan ve Amazonlardan birinin adından dolayı Themiskyra denilen bölgeyi kuşattı. Kuşatmacılar kuleler, tepeler ve tüneller inşa ettiler. Ovada yaşayanlar tünelleri üstten delerek ayıları, arıları ve vahşi hayvanları işçilerin üzerine salarak, engel olmaya çalıştılar..."

Terme Çayı. Samsun - Ünye anayolunun çayı aştığı köprü üzerinden bakış.

Kaynak : Prof. Dr. Bilge UMAR - Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos)

            Anadolu'nun Roma işgali altındaki toprakları ile de ilgilenen Mithrydates VI. Eupator kılık değiştirerek bu bölgeleri dolaşmış, halkın Roma yönetiminden hoşnut olmadığını görüp, Anadolu halklarının koruyucusu olarak Roma'ya karşı mücadelesini tırmandırmıştı. Romanın kışkırttığı Bithynia'nın saldırısına uğrayınca, harekete geçip M.Ö. 88’de Bithynia ordularını Ege kıyılarına çekilmek zorunda bırakan Mithrydates VI. ardından Romalıların Asia eyaleti yaptıkları Bergama Krallığı’nı ele geçirerek Bergama'ya yerleşmişti. Daha sonra adaları ve Yunanistan'ı işgal eden Mithrydates VI. M.Ö. 86 - 85'de Yunanistan'da Romalı komutan Sulla'ya yenilince Roma ile bir barış anlaşması imzalayarak savaş tazminatı ödemek zorunda kaldı. Anlaşma gereği donanmasındaki 70 gemiyi Sulla’ya teslim ederek askerlerinin geri kalanları ile birlikte deniz yolundan krallığının eski merkezi olan Pontus'a döndü.17

            M.Ö. 83'de Romalıların saldırısı ile tekrar başlayan savaşta önce Roma kuvvetlerine üstünlük sağlamış, fakat M.Ö. 74'de Kyzikos (bugün Belkıs) yakınlarında Lucullus karşısında bozguna uğramıştı. Bu yenilgiden sonra Kelkit bölgesine çekilen Mithrydates Vl. Lucullus’un kendisini süratle takip edememesinden yararlanarak Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki halklardan 40 bin piyade ve 4 bin süvariden oluşan yeni bir kuvvet topladı. Başlangıçta Roma kuvvetleri ile yaptığı çatışmalarda üstünlük sağlayan Mithrydates, daha sonra erzak sıkıntısı nedeni ile hezimete uğramıştı. Romalıların yağmaya girişmesinden istifade ederek krallığının en uç noktasına kaçmış olan Mithrydates önce Komana'ya (Tokat'ın 10 km kuzeyindeki Gümenek) daha sonra da damadı olan Ermeni Kralı Tigran'ın ülkesine sığınmıştı.17

Zile Kalesi İçerisinde Bulunan Lâtince Yazıtlı Mesafe (Mil) Taşları'ndan İkisi.
  
Fotoğraflar : Bekir AKSOY - 23.08.2007

            Komana'ya vardığı zaman savaşın başlangıcında Farnakiya (Giresun) Kalesi’ne gönderdiği ailesinin, Romalılara esir düşmesine mâni olmak için öldürülmeleri emrini vermiş, sadece ölüm şekillerini seçmeye hakkı olan aile fertleri bu emre uymuştu. Arkasında Romalıların kendine karşı kullanabileceği birşey bırakmayan Mithrydates'i takip için Pompeidus komutasındaki birlikleri görevlendiren Lucullus, Amasya, Sinop ve Samsun'a yönelmişti.17

            Pompeidus komutasındaki birliklerin takibinden kurtulan Mithrydates, damadı Ermeni Kralı Tigran’a sığınmıştı. Mithrydates'e pek ilgi göstermeyen ve bataklık bölgede bir şato veren Tigran, Mithrydates ile görüşmeyi ancak 20 ay sonra kabul etmişti. Bu sırada Romalılar, Pontos Krallığı’ndaki kale ve şehirleri ele geçirmişlerdi. Sinop ve Amasya gibi Pontos Krallığı’nın eski başkentleri, Krallarının döneceğini ümit ederek Romalılara direnirken Ermeni Kralı, Romalıların ülkesini işgale başlamasına kadar hiçbir şey yapmamıştı. Sonunda Mithrydates’le işbirliği yaparak Romalılarla mücadeleye başladı.17

            Doğu Karadeniz Bögesi’ndeki Khalybler, Tibarenler ile Fırat ile Kelkit Vâdisi arasında bulunan bögenin halkı Anadolu'nun Roma ile mücadelesinin efsanevî önderi Mithrydates VI.’ya sarsılmaz bir sadakat göstermişler, onun yenilgisinden sonra Roma hâkimiyetini kabul etseler bile Romalılarla bütünleşmemişlerdi. Romalılar bu bölgelerdeki varlıklarını askerî garnizonlar ve koloniler şeklinde sürdürdüler. Trabzon şehri bu savaşta tarafsız kaldığı için M.Ö. 63 yılında Lucullus tarafından harab edilmekten kurtulmuştu. Tekrar sahneye çıkan Mithrydates, toparladığı ordusu ile birlikte Kelkit Vâdisi’ne geldi. Doğu Karadeniz dağlarında yaşayan halklar yaşlı krallarının çağrısına uyarak toplandı ve Romalılara ard arda darbeler indirdiler. Bunun Roma'da duyulması üzerine Lucullus aleyhtarları harekete geçti ve Pompeidus, Lucullus'dan komutayı devralarak Roma'ya dönmeye mecbur etti.17

            Pompeidus'un ordusu karşısında tutunamayan Mithrydates savaş alanından kurtularak Pontos Krallığı ile Tigra’nın ülkesi arasındaki sınırda bulunan Sinoria şatosuna ulaştı. Burada birkaç gün kaldıktan sonra Fırat Nehri'nin kaynaklarına ulaşarak Erzurum bölgesine, oradan kuzeye dönerek Çoruh Vâdisi'ne ve nehri takip ederek Karadeniz'den Kırım’a ulaştı. Bu yolculuk boyunca Pompeidus'un kuvvetleri Mithrydates'i izlemiş, fakat ele geçirememişlerdi. Strabon, Pompeidus'un ordusunun Heptakometler'in (Yedi Köyün Halkı) yaşadığı dağlık ülkeden geçerken Heptakometler'in yol üzerine Deli Bal kapları bıraktığını, bunları yiyip bilinçlerini kaybeden üç Roma bölüğüne saldırıp onları imha ettiklerini belirtir.17

            Mosyn denilen ağaçlarda ya da ahşaptan yapılmış seyyar kulelerde yaşadıkları için bu halkın Antik devirde (Ksenophon tarafindan) Mossynoik olarak adlandırıldığını yazan Strabon’un verdiği bilgileri değerlendirerek Heptakometlerin bugün Trabzon, Rize ili sınırındaki İkizdere Vâdisi'nin yukarı kesimlerinde yaşadıklarını söyleyebiliriz. Bugün İkizdere İlçesi olarak adlandırılan bu bölge, Osmanlı belgelerinde Kur-i Seb'a (Yedi Köyler) Nahiyesi olarak geçer. Bu bölge Karadeniz Dağları’nın iç kesimlere geçit verdiği yerlerden biridir.17

            Trabzon'dan bahseden ikinci kaynak olan Strabon bölgeyi anlatırken, Trabzon bölgesindeki halkları; Trabzon ve Giresun’un üst kısımlarında yaşayan Tibarenler, eskiden Khalybes olarak adlandırılan Haldailer (Khalt), Ksenephon'un Makronlar olarak bahsettiği Sanlar (Tsan/Can), Trabzon ve Rize'nin üst kısımlarına düşen bölgelerde, eskiden Mosyn denen Heptakometler ve Byzerler olarak sıralar. Ksenophon'un Trabzon ve Giresun yakınlarında yaşadığını beliritiği Kholklar ise daha doğuda Batum civarındadır. Strabon kitabında bölgedeki şehirleri sayarken Jason (Ordu'nun batısındaki Yasun Burnu)'dan sonra Genetes ve sakinleri Pharnakya’ya yerleşmiş olan Kytoros (Ordu) doğuya doğru, harabe halindeki Iskhopolis, orta büyüklükteki Kerasos (Giresun), Hermonassa yakınında Trapezus ve ondan sonra da bu civarda bir yerde Zygopolis (Zigana) denilen bir yerleşim yeri daha olduğunu belirtir.17

            Kırım'a kaçtıktan sonra etrafına topladığı kuvvetlerle tekrar krallığını ele geçirmek isteyen Mithrydates, Pompeidus'un ısrarlı takip ve mücadelesinden sonra buna muvaffak olamamıştı. Kendine karşı düzenlenen bir isyan sonucu intihar ederek ölmesinden önce ülkesi Romalılar tarafından taksim edilerek, Roma'ya hizmet edenlere dağıtılmıştı. Bugünkü Ordu İli’nin topraklarının bir kısmı ile Giresun bölgesi, Trabzon ve bu şehrin doğusu ile güneyinde yer alan bölgenin idaresi Galatların Tolistoboia boyunun tetrakı ve Pompeidus tarafından Galatya Kralı yapılan Deiotaros'a verilmişti (M.Ö. 63).17

            Roma, Pompeidus ve Caesar'ın çekişmeleri ile uğraşırken Mithridat'ın oğlu ve Kırım Kralı olan Pharnakes de babasının topraklarına tekrar hâkim olmak üzere harekete geçer. M.Ö. 49'da Kolkhis (Batum civarı) bölgesini ele geçirip (muhtemelen Çoruh Vâdisi’ni takip ederek) Küçük Ermenistan ve Kapadokya'ya girer. Karşısına çıkan Romalı komutan Calvinus ile Deiotaros'un kuvvetlerini Komana yakınlarındaki savaşta yener. Babasının payitahtı olan Sinop ve Samsun'u ele geçiren Pharnakes'in başarılarını haber alan Ceasar, o sırada bulunduğu Mısır'dan Anadolu'ya geçerek, Pontos bölgesine gelip Pharnakes'i Zile yakınlarında yener ve Kırım'a kaçırtır (M.Ö. 47).17

Araştırmanın Devamı İçin Tıklayınız!
http://unyezile.com/prunye.htm

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR