ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 05 Ocak 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

İSTİKLÂL SAVAŞ GAZİSİ
ZABİT VEKİLİ ZİLELİ
SAKKAOĞLU İSMAİL EFENDİ

Araştırma : Faruk ÖZGÜR
(Zile Kültür Derneği Haber - Kültür - Sanat - İletişim Bülteni)
(Yıl : 3, Sayı : 3, Mayıs 2005, Sh. 19 - 23'te yayımlandı.)

 

Hacı İsmail Özgür

(Zile 30 Ağustos 1960)

 

İSTİKLAL SAVAŞI GAZİSİ,
ZABİT VEKİLİ
ZİLELİ SAKKAOĞLU İSMAİL EFENDİ

 

            1960 ve önceki yıllarda doğmuş, on, onbeş yaşına kadar da olsa Zile'de yaşamış herkes, dedem Sakkaoğlu Hacı İsmail Efendi'yi (İsmail Özgür'ü) tanır. Anılan ailemizin, sülâlemizin hemen her ferdince bilindiği gibi, onu yakından tanıyabilen çok Zileli'nin olduğundan kuşkum yok.

 

            Zile, ses alma cihazıyla tanışıncaya kadar dedemin anıları sohbetini dinleyenlerin belleğinde yerini korumuş, aile sohbetlerinde çok sık anlatıldığı için dilden dile geçmiştir. Dedem hakkında konuşanlar ve onunla ilgili yazanlar onun evlâtları olan babam Kâmil Özgür (Bıyıklı Kâmil), amcam Selahattin Özgür, ağabeyim İsmail Özgür'den bilgi almamışlar, duyduklarından yola çıkarak, biraz da hayâl katıp efsane süslülüğü içinde anlatmışlardır. Oysa savaş günlerinin öz ve katkısız anılarını, gerçek ayrıntılarıyla dedemin sesinden dinleyip yazılı hâle getirmek mümkündü.

 

            Dedemle ilgili anlatılmış, yayımlanmış bilgi eksikliklerini gidermek bir torun olarak elbette görevim ancak, bu görevin yerine getirilmesine yıllardır aldığım davet, teşvik ve bu yazının toparlanmasına olan katkıları için Mehmet Âli Erdin ağabeyime teşekkür etmek de bu ilk satırlarda gönül borcum ve görevim. Zile'ye ve Zileliler'e yıllardır gösterdiği ilgi ve bu ilgilerle oluşturduğu, kalıcı izler hiç kuşkum yoktur ki, her Zileli'nin dikkatinde ve gönlünde hak ettiği yerini almıştır.

 

            Dedem Gazi Hacı İsmail Özgür'le ilgili bir özgeçmiş hazırlamak elbette özel bir çalışmayı gerektirdi. Ancak, Zile'de 1922 yılında yaşanan büyük yangında nüfus kayıtları da yandığı için 1925 yılı öncesine ulaşmak mümkün olamadı. Babamın ve diğer aile büyüklerimin notlarından sağlıklı bir özgeçmiş düzenlemeyi başardığıma inanıyorum. Dedemin şerefli geçmişini şeref ve gurur duyarak şöyle özetleyebilirim :

 

            1311 Rumî (1895 Milâdî) yılında Zile'de doğdu. Annesi Alime Hanım, babası Sakkaoğlu Mehmet Efendi'dir. 93 harbinden sonra Gümüşhane İli Şiran İlçesi'nden Zile'ye gelmiş, yerleşmişlerdir. Erzurum'un Topalak Köyü'nde de akrabalarımız var. Soyadı Kanunu'ndan (1934) önce Hıcıplıoğulları diye anılırlarmış. Zile'de ilk yerleştikleri yer Dürmelik Sokağı'dır. [O yıllarda Zile'nin Dürmelik ve Trabu Sokağı'nda Ermeniler de oturmakta, bu iki sokak 'Ermeni Mahallesi' olarak anılmaktadır.]

 

Minare-i Sağır Mahallesi,
Turabu Sokağı 3. Aralığı, No. 33 Semerci Hasan'ın Evi

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 20.08.2004 Cuma 15:53

 

            Dedem, 1923 yılı sonunda Kışla Mahallesi'nden 1320 Rumî (1904 Milâdî) doğumlu Penpe Hanım'la evlenmiştir. Zile'nin tanınmış ebelerinden Abunun Anşa (Ebe Ayşe Mutlu) Penpe Hanım'ın annesi, Zile'nin tanınmış şâirlerinden Negami Ali Baba (Ali İspirlioğlu) babasıdır. Dedem ve ailesi de 1924 yılı başlarında Kışla Mahallesi'ne taşınmışlardır. Bu evlilikten dördü erkek, üçü kız olmak üzere yedi çocukları olmuştur. [Oğulları : Ertuğrul, 1341 (1925) yılında doğmuş 13.03.1928 tarihinde vefat etmiştir. Kâmil : 23.10.1928 tarihinde doğmuştur, hâlen Zile'de yaşamaktadır. Muharrem : 18.07.1932'de doğmuş 01 Ocak 1967 tarihinde vefat etmiştir. Selahaddin : 01.03.1940 tarihinde doğmuştur, hâlen Zile'de yaşamaktadır. Kızları : Saliha12.03.1930, Samiye 20.09.1935, Sevim 16.04.1937 tarihinde Zile'de doğmuşlar, hâlen hepsi yaşamaktadır. Dedem, Hacı İsmail Özgür; Boğazkesen semtinde kalaycı dükkânı açmış, bakır eşyalar tamirciliği ve kalaycılıkla geçimini sağlamıştır. 1930'lu yıllarda Zile'nin Kislik Mahallesi tanınmışlarından Paşaların Deli Kâmil (Kâmil Paşay) ile Paşaların Hasip (Hasip Paşay), Marangoz Yetim - Sefil Hacı Osman [Hacı Osman Binay], Turşucu Hamdi (Hamdi Hekimhan), Leblebici Hacı Mıstık Yardımcı ve dedem Hacı İsmail Özgür; Amasya ve Tokat'a eğitim için götürülmüş, bir süre sonra Zile'ye dönmüşlerdir.

 

            Çevresinde oldukça sevilen dedemin 9,5 yıl askerlik yaptığını, savaşlara katıldığını bilmeyen yoktur. Savaşlarda gösterdiği yararlıklar için "Çanakkale Harb[1] ve İstiklâl[2]" olmak üzere iki madalya ile ödüllendirilmiştir. Çanakkale Savaşı'ndan aldığı madalya oğlu (babam) Kâmil Özgür tarafından korunmaktadır. 1914, 1915, 1922 yılları arasında Birinci Dünyâ Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kars, Ardahan ve Batum Cepheleri'nden başka Birinci ve İkinci İnönü Savaşları'na katılmış, 15 Temmuz 1922'ye kadar Yunanistan'ın Ayamavra Lefkáda Kalesi'nde esir kalmıştır. Dedem, "Askere er olarak gittim, teğmen olarak geldim." derdi. Askerliği o kadar benimsemiştir ki, hiç bir zaman sivil giyinmemiştir. Dükkânda çalıştığı zamanların dışında askerî giysileri üstünde, şayak kalpağı başındadır. Millî Bayramlar'da hükûmet binası önünde toplanan protokolde gururla yerini alır, resmî geçitlere katılırdı. Çocuklar onu görünce asker selâmı verirler o da onları para vererek ödüllendirirdi. İlkokullara davet edilir, katıldığı savaşları öğrencilere anlatırdı. Hiç bir zaman içki ve sigara kullanmamıştır. Kahveye gitmeyi pek sevmezdi ama domino oynamaya davet edilince de dayanamazdı.

 

Anadolu'ya: İstiklâl-i millî uğrunda harp ederken ta'lî-i ma'kûsları yigirmi/20 Mart 1337
İkinci İnönü Meydan Muharebesi'nde esir düşerek Yunanistan'ın Lefkáda Kal'asında
aylarca sefalet içerisinde, fakat şeref-i namuslarıyla : pençe-i esaretin meş'um
ve müz'ic dakikalarında imrâr-ı hayat eylerken sırf bu günleri göz önünde
bulundurmak ve atide o suretle çalışma maksadıyla çıkarttırılmış olan şu tablo
Yunanistan'da on ikiler namıyla ma'ruf o kahraman Türk zabitlerinden bir gruptur. 15.7.1338


1 - İhtiyât mülâzım-ı sânî Mahmud Necip Efendi, Fethiye : 11. Fırka 126/1 alay zâbitânından.
2 - İhtiyât
mülâzım-ı sânî Tevfîk Efendi, Antalya : 61. Fırka 159/1 alay zâbitânından.
3 - Muvazzaf mülâzım-ı evvel
Sabri Efendi, Erzincan : 11. Fırka 126/3 alay makineli bölük kumandanı.
4 - İhtiyât mülâzım-ı sânî
Hüseyin Avni Efendi, Söğüt : 61. Fırka 159/1 alay zâbitânından.
5 - Muvazzaf mülâzım-ı evvel Halis Efendi, Der-saâdet : 11. Fırka, 70. Alay yâveri.
6 - Zâbit Vekili Ali Efendi, Niğde : ll. Fırka 126/3 alay
zâbitânından.
7 - İhtiyât mülâzım-ı sânî Yusuf Ken'an Efendi : IL Fırka 126/3 alay bölük kumandanı.
8 - Zâbit Vekili İsmail Efendi,
Zile : 4. Fırka
132/3 alay zâbitânından.

 

            1960'lı yılların birinde Zile'nin Azimkâr Otobüs İşletmesi otobüsüyle eski yoldan yaptığı İstanbul yolculuğu sırasında Adapazarı'nda rampa aşağı inerken şoför Ejder Atılgan'a 'dur bakalım!' demiş, yolculara buralarda katıldığı savaşları anlatmıştır. Yolcular da Zile'ye döndüklerinde seyahat anılarının en heyecan verici yanı olarak dedemin anlattıklarını anlatmışlardır. Milî Mücadele yıllarında çektiği sıkıntıları kahramanlık duygularının coşkunluğu içinde anlatırken esprilerle süsleyerek hafifletmeye çalışır; "Aç yattığımız, bir ekmeği dört beş kişi paylaştığımız günlerdi. Yavan ekmek bile bulmak zordu. Yiyecek n'arasın, un uçuyor, kepek kaçıyordu.." derdi.[3]

 

AZİMKÂR Otobüs İşletmesi

 

            Yaşamının her ânını Türklük gurur ve şuuru içinde en başta vatanını, milletini ve sonra da tüm insanları sevdiğini, Atatürk sevgisini hiçbir şeye değişmeyeceğini ifade ederek değerlendiren dedem, 11 Kasım 1980 Salı günü eşi Penpe Hanım'ın vefatı ile sarsıldı, üç ay on gün sonra da (22 Şubat 1981 Pazar günü) kendisi "Gazi Hacı İsmail Özgür" vefat etti.

 

            Sohbetlerinde halk deyimlerini çok kullanır, pekiştirme, süsleme yapardı. Bir sohbetinden aklımda kalan şu söz ne kadar rehber bir öğüttür : 'Karı boşayanın, mülk satanın acısı kırk yıl içinden çıkmaz!..'

 

            Kış gecelerimizin aydınlatıcı hatibi, millî duygularımızın, düzgün dürüst insan olmamızın sürekli öğütçüsü önderimiz, dedemiz, İstiklâl Savaşı Gazisi Zabit Vekili Zileli Sakkaoğlu Hacı İsmail Efendi'yi kaybetmiş, anıları ve gururuyla onu yaşamaya başlamıştık. Dedemin adını taşıyan ağabeyim İsmail Özgür, Ağustos 1974'de onunla bir röportaj yapmış, kasete kaydetmişti. Bu kaseti geçen hafta deşifre ettim. Zileli hemşehrilerimize sunuyorum :

 

            "Yedi günlük nefer idik. Yürüyerek otuz üç günde Erzurum cephesine vardık. Cephaneleri alıp gece mevzîye girdik. Bir patırdı!.. Ne kadar olsa bir cahillik acemilik var.. Urus* tarafından ateş oldu, bizden ateş olmadı. Sabaha karşı bizden de ateş oldu. Baktık ki hiçbir şey olmadı, ne o taraftan ne bu taraftan. O da geziyor, biz de mevzilerin üzerinde geziyoruz. Aradan on beş gün geçtikten sonra Mum Tepesi derler, Erzurum'dan ötede.. Mum Tepesi'nde 780 kişiyle harbe girdik, 318 kişiyle geri çekildik.** Vıı harb böyleyse!.. dedik.. Evvelceden hani aklımıza gelmiyordu. Vah dedik. Bunun üzerine çarpışa çarpış ondan sonra hadi bakalım, Erzurum'da o bozgunluktan sonra Urus'u kovalayarak Gümüşhane'de Urus'u bozduk, peşine düştük. Ondan sonra kâfirler camilere karı, uşak, çoluk çocuk doldurmuş, vermiş ateşi.. İnsan yağları pencerelerden akıyor. Bütün ambar mambar koymamışlar, yakmışlar. Batum'u aldık. Ondan sonra fevkalâde ezdik, bozduk. Sonra Vahip Paşa Batum'dan Habeşistan'a kaçtı.. Bizim belimizi kıran o!. Az kaldı Uruslar silâhlarımızı toplayacaktı. Çolak Selahattin vardı, fırka kumandanımız, ruhu şâd olsun, kolu asılı.. Tâ yüzbaşıyken Çanakkale Harbi'nde vurulmuş. Sonra bizim başımıza fırka kumandanı olduydu, o seğirtti geldi. Maarim, bütün bir alay zâbitanını bir araya toplamış, eşyalarını dışarı atmış, zabitan bizim hökümet gibi bir yerde gısılı kalmış. Ben o zaman başçavuşum. Sarı Kışla'dan çarşıya çıkıyordum, Çolak Selahattin beni görünce bir elinde tabanca, bir kolu asılı bana seğirtti; 'Oğlum şimdi alaya emir vereceksin, süngü takıp peşime takılacaksınız!..' dedi. Alaya emir verdik, süngü taktırdık, çıktık peşine.. Önce bizim hökümet gibi yerin etrafını çevirdik, bir bölük askerinen Divan Kapısı'ndan yukarı çıktık, baktık ki, Uruslar iskembileri atmışlar oturuyorlar, bizim zabitan bir tarafta gısılı.. Bir de baktılar ki Türk askeri kuşatmış!.. Bunları aldık, iş başka vaziyet almadan, silâh bırakmadan Batum'dan çekildik. Bolu, Düzce, Hendek, Adapazarı, Gerede'nin Kuvâ-yi Milliyye meseleleri düzenlendikten sonra Yunan Harbi'ne girdik. Yunan Harbi'nde nice esirler aldık..

 

1937 Yılında Zile Hükûmet Konağı Önü

Ahmet Kâğızman Fotoğraf Arşivi

 

            Fırka kumandanımız Kayserili Nazım Bey bana : 'orda bir binbaşı yaralı kalmış, bi hücum et de o binbaşıyı kurtar, hastahaneye gönder' dedi. Hücum ettik, Yunan'dan otuz üç kişi esir aldım. Kadın, uşak, askerimizin, hepimizin ayağına kapanıyor. Ondan sonra bir çığırtı, ağlama.. Binbaşının ağzında, gözünde on iki tane süngü yarası var. Kâfir Yunan yedi erkeği bağlamış, gözlerinin önünde gelinlere fuhşuyet yapmış. Gelinin bir tanesi gebeymiş. Karnındaki çocuk kız mı oğlan mı diye rakısına şarabına bestleşiyorlar, bir yannı kız, bi yannı oğlan diyor. Sonunda, gelinin karnını yarıyorlar. Bunlara hücum ettik, evvel-Allah aslanlar sayesinde seksen üç Yunan'ı esir aldık ama yedi zabitimiz de esir düşmüş, süngüleşmişler. Ben, bölüğün başındayım. Yunan etrafımızı kuşattı. Hafif yaralıyım, göğsümde süngü yaram var. Allah tarafından erkân-ı harb gibi şöyle bağırmışım : 'Seksen üç kişi bir, otuz üç kişi bir esirinizi aldık. Yarın bi değiş olsa ne yapacaksınız, ne vereceksiniz?' Yunanlı cevap verdi : 'Htipato gamota kerata!..' Bakayım dedim ki, bir takım süngülü asker bana geliyor.

 

            'Htipato' dur!., demekmiş (? Bakınız dipnot sözlükçe↓). Askerler durdular. Bir yüzbaşı geldi. Bana iki tokat vurdu. Ulan gamota kerata (anasını avradını si...min boynuzlusu), gardaşım yüzbaşıydı, onu da esir aldın, hakikaten ona bir şey yapmadın, daha süngületmem' dedi. Koynumda yüz doksan bangınot vardı, onu aldı, tabancamda fişek kalmadıydı, onu aldı, saatimi aldı. Saatim güzeldi, saatimden vazgeçmem dedim ama aldırmadı.. Bizi alıp bir kurşun menzili götürdü, şehitlerin arasından benim neferlerden iki tanesi çıkmasın mı? 'Bu fedakâr zâbitimiz' demesinler mi? Bu söz üzerine ellerimizi, kollarımızı bağladılar, sırtımda ceket koymadılar, bir gömlekle kaldım. Bıyığımdan tuttular, gamota kerata sen fedakârlık yapmışsın deyi bi o yana, bi bu yana çekiyorlar bıyığımı.. Harbi çubuğuyla depemi delük delük deldiler. Kanlar içinde, ' Rabbîm, ölmezsem akıl zaylığı verme' diyorum. Ayaklarımızın altına sivri taş koydular, elim kolum bağlı öyle ayakta beklettiler. Elim kolum şişti. Bir süre sonra bir Yunan zabiti bir manga askerinen geldi, Tithelis' dedi. Tithelis ne demek? Ne bilek.. Buna bağırdım, azarladım; 'Gayri içim geçti, elim kolum şişti, ben de insanlık kalmadı!' dedim.' Ulan gamota kerata, ben de suçluyum.. Karnın aç mı?'dedi. Ekmek nerde, zati üç gündür ekmek yemiyoh. Çantasından yumruk kadar tahin helvası ile bir somun çıkardı. Neferlerime gelin yavrum şu ekmeği yiyek dedim. Yüzbaşı askerleriyle bırakıp gitti. Helvayı bölmeye gücüm yok!.. Neferler bir iki lokma ağzıma verdiler, yedik, anadan doğmuşa döndük, buna şükür dedik. Aradan biraz vakit geçti, bir yüzbaşı bir takım askerinen geldi, benim ve neferlerin eli çözüktü. O neferleri koluma bağladı, biraz götürdükten sonra kazılmış hendekler gördük. Yüzbaşı, 'Ben gelinceye kadar bekletin, ben gelince bu gamota kerataya süngü çakacaksınız' demiş.. Biz orada dururken, neferlerden biri torba gibi yığıldı. Salâvât-ı şerife getir yavrum dedim. Bu arada bir atlı geldi. Atından indi, koşarak Tithelis' (ne istiyorsun?) dedi. Antiflogos Kemalist (Aydın, aydınlıkçı Kemalist) dedi. Kemalistler bastı. Bunu katiyen süngülemeyeceksiniz, Atina'da bunu göreceğim dedi. Meğer, bölük komutanıymış, biz bilmiyoruz ya.. Bizi, oradan Atina'ya götürdüler. Atina'da yirmi dört saat kaldık, sonra fışkı gibi su dolu vapurlarla yola çıktık. Aç, susuz.. Vapurun içindeki su insanın göbeğine çıkıyor. Bir yüzbaşı bayılmış. Arkadaşlar, şu yüzbaşıyı tutun da şöyle alalım dedim. Çan çaldı. Çan sesine doğru gittim ki, tayfalara çay satıyorlar. Tayfalar iyi Türkçe biliyor. Bir yüzbaşıya bir de bana çay aldım. Aradan epey vakit geçti, bir çan daha çaldı, iki yüzbaşıya iki de bana dört liraya köfte aldım.Yüzbaşı kendine geldi. Altı gündür aç ve susuzdum, o yüzden bayıldım dedi. Sonra, Ayamavra Lefkâda Kalesi'ne vardık. Bir de bir binbaşıyı Erzurum Mum Tepesi'nde yaralı bulmuş, sırtımda taşımıştım. Onunla karşılaştık, beni tanıdı.'Vay yavrum Hacı Başçavuşum.. Zabit olmuşsun' deyip boynuma sarıldı. Ben onu önce tanımamıştım. Ona, 'Ben sizi tanımıyorum efendim' dedim. 'Erzurum Mum Tepesi'nde yaralanmıştım, beni kurtardın, sırtında taşıdın. Ben Zapdullaga Binbaşı' dedi. Hatırladım.. İşte böyle, Ayamavra Lefkâda Kalesi'nde aylarca sefalet içerisinde kaldık. Daha sonra değiş oldu, döndük."

 

Turhal Caddesi/ZİLE

Zile Belediyesi Tanıtım CD'si

 

            Evet, bant (kaset) bitti, dedemin sözleri de bitti. Ancak, hafiza bantımızda hiç bitmemesi gereken bir cümle olmalı :

 

            Bu topraklar, bu vatan, kolay kazanılmadı, bizlere kolay teslim edilmedi, alın size vatan; geleceğinizi, geleceğiniz olan çocuklarınızı düşünmeden ucuz yaşayın, sorumsuz, sorunsuz yaşayın, biz gazilerinizi, şehitlerinizi, atalarınızı, Atatürk'ünüzü unutun denmedi!..

 

            Bu cümle hafızalardan silinmemeli!..

 

−−−−−−−−−−−−−−−−−

- [1] : Çanakkale Harb Madalyası : Başta Çanakkale olmak üzere verilen bu "Harb Madalyası"nın beratını, ünlü Pençe-i Enver mührü ile Enver Paşa onaylamıştır.

- [2] : İstiklâl Madalyası : Kırmızı kurdelelidir. "İstiklâl Madalyası Kanunu" 4 Nisan 1921 Tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İlk kez 22 Ağustos 1923'de 10.000 adet basılan İstiklâl Madalyası; "İstiklâl Madalyası Beratları" başlığını taşıyan belge ile önce Türkiye Büyük Millet Meclisi, sonra da Millî Savunma Bakanlığı tarafından orduda fiilen çarpışmış asker - sivil veya Millî Mücadele'de büyük   yardım   ve yararlıkları, görülmüş sivil kahramanlar ile şehid düşenlerin ailesine verilmiştir. Sonraları, üzerindeki tarih ve yazılar, 1928'de yapılan Harf Devrimi'ne uygun hâle getirilmiştir.

- [3] : Burada "Bu vatanın nasıl kazanıldığını bilmeyenlere, anlamayanlara ya da anlamak istemeyenlere" şöyle bir alıntıyı ibret örneği olarak vermek istiyorum :

 

43. Alay 1. P. Tb. 1. Bölük 1917 Yılı Yemek Listesi

Gün Sabah Öğle Akşam Ekmek
15 Haziran Üzüm hoşafı Yok Yağlı buğday çorbası Tam
26 Haziran Yok Yok Üzüm Hoşafı Tam
18 Temmuz Üzüm hoşafı Yok Yok Yarım
08 Ağustos Yarım Ekmek Yok Şekersiz üzüm hoşafı -

                Not : 21 Temmuz 1917'den itibaren ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama
                      indirilmiştir. Çünkü un ve ekmek
kalmamıştır.

 

            - Dipnotlar ve Sözlükçe :

 

            ** Bu cümleyi söylerken ağlıyor..

            *   Urus : Rus.

            - Antiflogos [AvτΐΦλοờos] : Parlak, aydınlık, ışıldayan, ışıklı.

            - Antiflogos Kemalist : Aydın, Aydınlıkçı Kemalist (Atatürkçü aydın insan).

            - Ati : Gelecek.

            - Bangınot [banknot] : Kâğıt para.

            - Bestleşiyorlar : Best tutmak, öcümleşmek, bahse girmek, karşılıklı iddiaya girmek.

            - Bir kurşun menzili [bir kurşun atımı] : Tabancalarda 50, tüfeklerde 300 ile 600 metre arasında değişen erim.

            - Der-saâdet : İstanbul [der-i saâdet = saâdet kapısı : İstanbul].

            - Doksan Üç Harbi : 1877 - 78 Onuncu Rus - Türk Savaşı [Anadolu diyeleğinde "93 Harbi" olarak yer alır.] Bu harp yüzünden ırkdaşlarımız yerinden, vatanından, yurdundan olmak zorunda kalmış, büyük göçler gerçekleşmiştir.

            - Durukdum : Duraladım, durakladım.
            -
Erkân-ı harb : Kurmay subay.

            - Esrâr-ı hayat : Yaşam hakkında bilinmezlik (yaşama kuşkusu) [Isrâr-ı hayat : Yaşama azmi.]

            - Fırka : Asker tümeni.

            - Fışkı : Taze gübre.

            - Fuhşuyet [fuhşiyyat] : Zina (cinsel tecavüz].

            - Gamota kerata : Anasını avradını s....min boynuzlusu.

            - Gısılı : Sıkıştırılmış, kaçıp kurtulma yolu kalmamış olan.

            - Grup : Aynı yerde bulunan kimse ve nesneler bütünü.

            - Harbi çubuğu : Ateşli silâhların içini temizlemekte kullanılan çubuk. [Harbe.]

            - Hökümet : hükümet [Bizim hökümet gibi bir yer : Zile hükümet konağı.]

            - Htipato [XTừna To] : Vur ona. (Ona vur!.,)

            - İhtiyât mülâzım-ı sânî : Yedek teğmen.

            - İhtiyât : Yedek.

            - İmrâr-ı hayat : Hayat geçirme (yaşamak.)

            - İskembi [İskemle] : Sandalye.

            - İstihkak : Hakkı olma.

            - Kerata : [Kerat : Boynuz, - Kerata : Boynuzlu.]

            - Kuvâ-yi Milliyye : Millî (Ulusal) Kuvvet [İstiklal Savaşı boyunca Anadolu'da kurulan hükümet ve bu hükümetin askerî kuvveti.]

            - Lefkâda Kal'ası : Ayamavra Adası'nda bir Kale. [- Ayamavra Kalesi; [Ayamavra Adası (Lefkas)] : Yunanistan'ın B kıyısında ada. Ayamavra, Rum lisanında "gözüm, canım evliyâ" demektir. Venedik frengi tarafından kurulmuştur.

            - Ma'rûf : Herkesçe bilinen, tanınmış, belli.

            - Maarim : Meğerim [meğerse], ancak, şu kadar ki.

            - Meş'ûm : Uğursuz.

            - Mülâzım-ı evvel : Üsteğmen.

            - Mülâzım-ı sânî : Teğmen.

            - Muvazzaf mülâzım-ı evvel : Üsteğmen, [Temelli olan (asıl), yedek olmayan üsteğmen.]

            - Muvazzaf : Temelli olan (asıl), yedek olmayan.

            - Müz'ic : Usandıran, rahatsızlık veren.

            - Ne bilek : Ne bilelim.

            - Pençe-i esaret : Esirler pençesi (Esirlik, tutsaklık altında bulunmak.)

            - Salâvât-ı Şerif : Hazret-i Muhammed'e ve onun soyundan gelenlere okunan dua : [Allahümme salli âlâ seyyidinâ Muhammedin ve âlâ âli seyyidinâ Muhammed (efendimiz Muhammed'e ve onun soyuna sopuna salât ve selâm olsun].

            - Seğirtti : Koştu.

            - Sırf : Salt, yalnız.

            - Tali-i ma'kûs : Ters giden, uğursuz talih.

            - Tithelis [τıσελεıs] : Ne istiyorsun?

            - Yannı: taraf [bi yannı : bir taraf, bir tarafta olanlar, bir kısmı]. Yandaş, taraflı, taraftar.

            - Yemiyoh : Yemiyoruz.

            - Yiyek : Yiyelim.

            - Zâbit Vekili : Subay vekili.

            - Zâbitân : Zâbitler (subaylar) [Erlere komuta eden rütbeli asker.]

            - Zati : Zaten.

 

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

* Zile Kültür Derneği Haber - Kültür - Sanat - İletişim Bülteni'nde yer alan fotoğraf ve metinlerin
her hakkı saklıdır ve Mehmet Âli ERDİN'e aittir. İzinsiz çoğaltılamaz, alıntı yapılamaz, kopyalanamaz.
Aksine hareket edenler; Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'nın tüm hükümlerine göre sorumlu olur.*

YAZDIR