ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 25 Eylül 2007 tarihinde güncellenmiştir.)


 

SİFTAH

Makale : Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU
(Edip, Muharrir, Tarihî Romancı, Yazar, Öğretmen)

SİFTAH
(
Makaleyi Gönderenler : Bekir ALTINDAL ve Bekir AKSOY)

(Zaman Gazetesi - 05.10.1997 Pazar Yârenliği Köşesi'nde Yayımlandı.)

            Geçenlerde birkaç işyerine uğramak zorunda kaldım. Çarşı - pazar gezmesini sevenlerden olmadığım için satın almam gereken nesneyi, o tür araç gereç satan yerlerden adı en çok duyulmuş olanına girmek, üzerinde kaça satıldığı yazacağına göre parasını ödeyip almak ve hemen geri dönmek niyetinde idim.


Zile Belediyesi 2005 Yılı Masa Takvimi

            Halbuki 1936'larda dükkânlar ışıksız, karanlıkça, tozluca, çoğu raflar boşça idi. Satıcılar bir çul sedir üstünde, kabaca çekmeceli masamsı bir tezgâhın gerisinde gelen müşteriye bereket kapısı gözü ile bakardı. Almasa da satmasa da alan rahat satan incitmeme çabasında olurdu. Almadan çıkınca surat asılmaz. Alınan için bir dereden bin su getirme çabasına düşülmezdi.

Tevsian Küşat ve Ekmekçiler Arastası Namı ile Yâd Olunan Cadde-i Umumi Manzarasından (Zile –1909)

(Uzun Çarşı'nın 4 Şeritli Arnavut Kaldırımı Etrafında Zile Esnafı ve Eşrafı)

            O yılın o günlerinden birinde bir sabah vakti annem bana dedi ki : "Çarşıya gidiver, bir siyah makara, iki iğne, bir de yüksük al gel, sakın oyalanma!" Elime birkaç kuruş sıkıştırdı, istediklerini hangi arastadaki dükkânlarda bulabileceğimi tarif etti, yolladı. Ya okula başlamış ya başlamamıştım.

            Anneme yararlı olabilecek yaşa gelmişlik duygusunda yürüyüp çarşıya vardım, arastayı buldum, ilk dükkâna girdim. Sabahın erken saati idi. İğne de iplik de yüksük de yabancı malıydı; az bulunur nesnelerdi. Çok bulunsa bile parasızlıktan azar azar alabilirdiniz.

            Eli dikişe yatkın kadın kız bile o günlerde azlıktı, dükkânlar bu yüzden dikiş nakış işi araç gereci çokça bulundurmazdı. Dikiş nakış kursları yeni yeni açılmakta, üniversite açıyormuşsun gibi alkışı günlerce sürerdi.

Doğan Bebe Tuhafiye - Sadık BUHAN ve Bindallı Zile'nin Genç Hanımları
   
Nurhan Buhan GİRGEÇ Fotoğraf Arşivi

            Alacaklarımı tek tek söylediğim satıcı bana sadece siyah iplikli makara verdi. İğne ile yüksük için yok, dedi. Olduğunu görüyordum, gösterdim, yine yok dedi, makaranın parasını istedi : "Yok deyince yoktur ısrar edilmez çocuk, bunu öğren, makaranın parasını öde, git!" diyerek beni birazcık tersler gibi oldu. Aklım almamıştı, ben yine direndim, iğneyi ve yüksüğü gösterdim : "Oradalar işte, varlar!" dedim.

Eski Belediye (Kütüphane) Önü Şeyh Tusî Sokak

            Bu sefer yumuşadı satıcı : "Oğlum ben siftah ettim komşum etmedi, iğneyi de ondan al, hem onun sattığı iğneler benimkinden iyi, daha ucuz." diyerek gönderdi. İster istemez çıktım, yandaki dükkâna girdim.

            Şimdi size uydurma gelebilir, varsın gelsin, ben yaşadığım gerçeği yazıyorum. O dükkândaki satıcı da bana sadece iğneyi sattı, dedi ki : "Yan komşumun yüksükleri benimkinden iyidir, ondan al, ben siftah ettim."

            Yüksüğü üçüncü dükkândan aldım. Üçü de siftah etmiş oldular. Hiçbiri komşusunun sattığını kötülemedi, aksine övdü, hep övdü!

            Altmış yıl önceydi. İnsanlarımız yoksul, savaşların yorgunu, halsiz idi. Ancak doyabilmek ve üşümemek için üretebiliyor, tüketebiliyorlardı. Fakat yürekleri çağıltılı ırmaklar gibiydi!


 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR