ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 03 Mayıs 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

SON
ZANAATKÂRLAR

Röportaj : Esma GÜREL
(Hizmet Yayın Grubu Web Sorumlusu)

SON
ZANAATKÂRLAR - 3


Fotoğraf : Yunus ZOR

Semercilik lombardiniye yenik düştü
(Hizmet Gazetesi - 07.04.2008 tarih, Yıl : 3, Sayı : 117'de yayımlandı.)

            Ünye’de bir zamanların gözde meslekleri arasında yer alan semercilik mesleğini ilçemizde yaşatmaya çalışan semerci ustası Adem Baran (46), semerin lombardiniye yenik düştüğünü söylüyor.

Son Semerci Adem BARAN Usta Semer İskeletleriyle Görülüyor.
  
Fotoğraflar : Yunus ZOR

            Adem Ağabey, Ünye’ye bağlı Sahilköy’de yaptığı semerlerle ilçemizde semercilik mesleğini yaşatmaya çalışan son kişi. Son kişi diyoruz çünkü, bölgemizde sadece kendisi semer yapıyor ve kendisinden sonra semercilik mesleğini devam ettirecek kimsenin olmadığını söylüyor.

            Gelişen teknoloji ve değişen zaman şartları nedeniyle semercilik yok olma aşamasına gelse de ilçemizde halâ yüksek kesimlerde at, katır ve eşeklerden faydalanılması, mesleğin ayakta durmasını sağlıyor.


Fotoğraf : Yunus ZOR

            Semercilik mesleği devam ettirmeye çalışan Adem Baran’ı ziyaret ediyoruz. Selâm vererek içeri giriyor ve duvarda bulunan at fotoğrafları için “Çok güzel fotoğraflar” diyoruz sohbete başlarken. Selâmımızı içtenlikle kabul eden Adem Ağabey'in cevabı hazır; “Eeee, doktora gidersiniz kulak burun fotoğrafı, semerciye gelirsiniz at fotoğrafı” diyerek anlatıyor duvardaki fotoğrafın gerekliliğini.

            Adem Ağabey'den ilk olarak yük taşıyan hayvanların sırtına konulan semerin nasıl yapıldığını anlatmasını istiyoruz. “Semer genellikle ağaç, çuval, deri ve sazdan yapılır. Üçgen çatılı olan ve hayvanın sırtında karnının iki yanına doğru açılmış bir biçimdedir. Hayvanın sırtına değen iç tarafı sazla doldurulmuş iki kanatlı bir çuvaldır. Yük vurulan üst tarafı da semer ağaçları denilen ahşap, küçük direklerle çatılmış ve üstüne hayvan derisi veya çadır bezi dikilmiştir” diyerek anlatıyor semerin yapılışını. Adem Ağabey ayrıca semer yapımında kullanılan malzemeleri Samsun ve Bafra’dan getirdiğini de söyleyerek, bir semerin yaklaşık 180 YTL’ye mal olduğunu anlatıyor bizlere.


Fotoğraf : Yunus ZOR

            Babasından öğrendiği mesleğine 30 yıldır devam ettiğini belirten Adem Ağabey, “Köylerde artık insanlar işlerinde hayvanlardan yararlanmıyor, lombardini kullanıyor. Eskiden yaz kış semer yapardık, şimdi sipariş ne zaman gelirse o zaman yapıyoruz. Ancak, yazın gübreleme ve fındık zamanı daha çok talep oluyor” diyerek anlatıyor semere azalan ilgiyi ve ekliyor; “İki çocuğum var. İleride bu mesleğin karın doyurmayacağını düşündüğüm için onların semercilik yapmalarını istemiyorum.”

            “Peki bu mesleği kim yaşatacak?” diye soruyoruz Ahmet Ağabey'e. “Ben gittiği yere kadar kovalamaya kararlıyım. O beni bırakmadan ben onu bırakmam. Benden sonrasını bilemem” diyerek cevaplıyor sorumuzu ve çocuklarının semercilik mesleğini çok az bildiğini de ekleyerek “Keçi nerde hoplarsa, oğlak orada hoplar” sözünü söylüyor.


Fotoğraf : Yunus ZOR

            15 yıl önce semerci ustası Adem Baran’ın da atı varmış. Ancak hayatın ağır şartları, gelişen teknoloji karşısında mesleğini devam ettirme mücadelesi veren Adem Ağabey'in atının da satılmasına neden olmuş.

            Sohbetimizin sonunda geldiğimiz noktadan da anlaşılıyor ki, gelişen teknoloji ile günümüz şartlarında semerciliğe fazlaca bir ihtiyaç duyulmasa da Adem Baran kültürümüzü geleceğe taşımak adına var gücüyle çalışıyor.

Farklı İmalât Aşamalarında Semerlerin Adem BARAN Elinde Şekillenmesi.
 
Fotoğraflar : Yunus ZOR

Sepetçilik :
İç Dünyayı Yansıtan Zanaat
(Hizmet Gazetesi - 14.04.2008 tarih, Yıl : 3, Sayı : 118'de yayımlandı.)

            Bölgemizin en eski el sanatlarından olan ve hızla unutulmaya yüz tutan sepetçilik mesleğini devam ettirmeye çalışan Kemal Yankuncu’dan (45) sepetçilik mesleğinin geleceği ile ilgili bilgiler alıyoruz.


Fotoğraf : Yunus ZOR

            Sepetçilik sanatı ağaçların ince sürgünlerinden, bitkilerin odunlaşmamış saplarından faydalanılarak yapılan örgü ve el sanatıdır. Sepetçilik güzel bir el sanatı olmakla birlikte, bu zanaatla uğraşanların iç dünyâlarını da dışarıya aksettirir. Sepet örgülerindeki zarâfet, renk, doku, desen, şekil çeşitlerinde bunu görmek mümkündür.

            Sepetçilik genelde bir el zanaatı olduğu için her yöreye göre çeşitli şekilleri vardır. Örülen sepetin hangi amaçla kullanılacağı, örgüsünde kullanılacak malzemeyi ve şeklini belirler. Yöremizde özellikle yüksek kesimlerde eskiye oranla az olsa da bahçe ürünlerinin büyük bir bölümü sepetle taşınmakta. Arazinin engebeli olması nedeni ile de sepeti yerde durdurmak için sivri ayaklar kullanılır. Sepetin çeşitli şekilleri olmakla birlikte genelde iki ayaklıdır ve sırta alınması için iki bağı vardır.


Fotoğraf : Yunus ZOR

            Kökü çok eskilere dayanan sepet örme, sepetçilik sanatı; günümüzde ambalajlama tekniğinin gelişmesiyle geriledi. Çünkü eskiden malların piyasaya sürülmesi, tarım, bahçe, bağ ürünlerinin taşınması, pazara götürülmesi ve pazarlanmaları hep sepetle olurdu. Modern ambalaj sanayii ise bugün sepetçiliğin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.

            Bu hafta Yeşilkent Beldesi Ballık Mahallesi'ne giderek, Kemal Yankuncu’dan sepetçilik mesleği hakkında bilgi alıyoruz. Sohbetimize sepetin hangi hammadde kullanılarak yapıldığını sorarak başlıyoruz. Kemal Ağabey, saz, söğüt ve fındık dallarından örülerek yapıldığını söylerken, malzemede sıkıntı çekmediğini bakın nasıl anlatıyor; “Sepet, gürgen ağacı hariç nerdeyse her tür ağaçtan yapılıyor.”


Fotoğraf : Yunus ZOR

            Amcasından öğrendiği sepetçilik mesleğini 25 yıldır devam ettirdiğini anlatan Kemal Ağabey; “Sepet örmek zor mu?” sorusuna gülerek; “Yeteneği olan herkes yapabilir. Tabi sadece yetenek değil iyi bir de öğretici gerekli. Ben sepet örmeyi amcamdan öğrendim." Amcam, “Sadece yetenekle iş bitmiyor, yaptığın işi titiz yapacaksın” der, dikkat etmediğimde de, “İleride sana lâzım olacak” diyerek kulağımı çekerdi.. şeklinde anlatıyor mesleğinin titizlik gerektirdiğini.

            Sepetçilik mesleğinin yanı sıra fındık üreticiliği de yapan Kemal Ağabey, sözlerine yaklaşık 500 kilo fındığının olduğunu anlatarak devam ediyor ve “Sepetçilikten eskisi kadar kazanamıyoruz, fındığımız da az, onun için yazın gurbette çalışıyoruz, kışın da sepet örüyoruz” diyor.

 
Fotoğraflar : Yunus ZOR

            Sepetçilik mesleğini yaşatmaya çalışan sayılı kişinin kaldığını anlatan Kemal Ağabey, “Eşya, yiyecek vb. taşıma amacından başka ev içi dekorasyonunda da kullanılmaya başlanılan sepeti eskiye oranla yaptıran çok az kişi olsa da, genelde köylerde fındığın sepetle toplanması az da olsa satışın olmasını sağlıyor” diyerek anlatıyor sepete olan ilginin azaldığını.

            Kemal Ağabey, yaptığı sepetlere çok güveniyor. “Sepetlerim en az dört yıl kullanılabilir. Kolay kolay bir şey olmaz” diyor. “Yapılmış sepetlerinize bakabilir miyiz?” diyoruz, “Ustanın mezarını ağaç kazma ile kazarlarmış. Çok yok ama olanı göstereyim" cevabını veriyor ve ekliyor; “Satışların az olmasına rağmen yaptığım sepetler pek elimde kalmıyor. Çünkü sepetleri en iyi şekilde yapıyorum.”


Fotoğraf : Yunus ZOR

            Yaptığı sepeti pazarda boylarına göre 10 ilâ 30 YTL arasında değişen fiyatlarla sattığını ve haftada yaklaşık 10 sepet yaptığını anlatan Kemal Ağabey, "ailemde bu mesleği benden sonra devam ettirecek kimse yok. Gençlerin ilgisini çekmeyen bu mesleği benim gibi birkaç usta yapıyor. Bizden sonra da bu mesleğin biteceğini düşünüyorum. Ancak ben gittiği yere kadar götürmeye kararlıyım” diyor.

Ayakta durmaya çalışan
bastonun beli büküldü!
(Hizmet Gazetesi - 21.04.2008 tarih, Yıl : 3, Sayı : 119'da yayımlandı.)

Ömer DİKİCİ Usta Bastonlarıyla Atölyesinde

Fotoğraf : Yunus ZOR

            Ömer DİKİCİ (64), 43 yıl önce Ünye'de baston yapımına başlamış ve birkaç yıl sonra kendini geliştirip daha güzel eserler ortaya koyabilirim düşüncesi ile İstanbul'a gitmiş.

            Sanatı ile ilgili çeşitli iş yerlerinde çalıştıktan sonra, bugün kapı numarasını dahi hatırlamadığı bir dükkânda baston da dahil olmak üzere bazı turistik eşyalar yapıp satmış. Sonrası ise kendi ifadesiyle uzun hikâye...

Ömer DİKİCİ Usta Kendi İmalâtı Bastonlarıyla Atölyesinde
 
Fotoğraflar : Yunus ZOR

            Gelin, mesleği ve nasıl bu mesleğe başladığını Ömer Ağabey'den dinleyelim.

            Bu hafta bastonun nasıl yapıldığını öğrenmek için Ünye Çamurlu Mahallesi'nde, kendi çapında ufacık bir atölyesi bulunan Ömer Ağabey'in yanına güneşli bir günde gidiyor, güler yüzüyle karşılanıyoruz.

Röportaj Anında Ömer Dikici Atölyesinde Baston Yaparken

Fotoğraf : Yunus ZOR

            Ömer Ağabey'den öncelikle bastonculuğa nasıl başladığını anlatmasını istiyoruz. "Uzun" diyor. "Biz dinlemeye hazırız" cevabını verince başlıyor anlatmaya :

            "1965 yılında Ünye'de sanatla uğraşmaya başladım. Birkaç yıl sonra da İstanbul'a giderek çeşitli işyerlerinde çalıştıktan sonra İstanbul Koca Mustafa Paşa Arı Sanayi Sitesi'nde 44 numaralı dükkânda baston yapıp satarak mesleğimi ilerletmeyi düşündüm. Ancak hayatın ağır şartları mesleği bırakmama neden oldu."

            "Halâ baston yapıyorsunuz ama..." diyoruz Ömer Ağabey'e.. devam ediyor anlatmaya.

            "Maalesef, 1972 yılında işlerim kötü gitmeye başlayınca dükkânımı kapattım ve Polis Okulu'nu bitirerek polis oldum."

Ömer DİKİCİ Usta Tornası Başında Baston Tekniğini Anlatırken
 
Fotoğraflar : Yunus ZOR

            Ömer Ağabey 23 yıl polislik yaptığını söylüyor. Sanattan bir süre ayrı kalsa da pişman değil. Çünkü "polislik de kutsal bir meslek" diyor. Daha sonra ise emekli olduktan sonra Ünye'ye dönerek tekrar baston yaptığını anlatıyor.

            "Sanatınızı bırakmamışsınız" diyoruz. "Sanat sevgisi bitmez" diyerek cevap veriyor bizlere.

            Ve sıra geliyor bastonun yapılışını anlatmaya. Ünye'de bastonculuk sanatını yaşatmaya çalışan tek kişi olan Ömer Ağabey; baston yapımında kullanılan malzemelerin çok değerli olduğunu söyleyerek "Baston yapımında Afrika'dan getirilen gül ağacı ve vengi, ardıç, yemişgen ağacı, manda boynuzu, fil dişi malzemelerini kullanıyoruz.

            Malzemeleri temin etmek de zor! Öyle her ağaçtan baston yapılmaz. Dayanıklı olması lâzım. Ne kadar malzeme bulmada zorlansak da kahvede vakit geçirmektense burada sanatımı devam ettirmeyi tercih ediyorum. Yaptığım bastonları satmıyorum. Artık ticaret için değil, bastonculuk sanatını yaşatmak için çalışıyorum" diyor ve ekliyor; "Bir de bu sanatın kıymeti bilinse..."

Eğer Bir Çırak Yetişmezse Bu Sanat da Ünye'de Yok Olmaya Mahkûm!

Fotoğraf : Yunus ZOR

            Atölyede birbirinden güzel ve değerli bastonlar var. "Bu bastonların kıymeti bilinir" diyoruz, dertli dertli cevap veriyor. "Ben bu zamana kadar değer bilen birini görmedim. Yaptığım bastonları, yolda yürümeye yardımcı olması için ya da çamurun içinde kullanılması için değil, aksesuar olarak yapıyorum. Ama buraya gelenler, "Yengen rahatsız ya da amcan rahatsız, ver şuradan bir baston. Hediyen olsun" diyerek, istiyor. "Artık bu işin zevki de kalmadı" diyor.

            Baston yapımının, işlemesi ve motifine göre uzadığını da belirten Ömer Ağabey'e çırak yetiştirip yetiştirmediğini soruyoruz.

            "Eskiden 13 kişi çalışıyorduk. Şimdi tek ben varım. İsterdim çırak yetiştirmek ama bu işi öğrenmek zaman aldığı için burada kimse durup da öğrenmek istemiyor. Ayrıca sanatla uğraşan kişinin Allah vergisi bir yeteneğe ihtiyacı var. Zorla baston yapımını birine öğretemezsiniz. İstek olması gerekir" diyerek, bastonculuk sanatının ilâç gibi faydalı olduğunu ve herkes tarafından değerinin bilinmesi gerektiğini anlatıyor.


Hizmet Gazetesi - 21.04.2008 / Yıl : 3, Sayı : 119

            Sohbetimizi bastonların dayanıklı olup olmadığını test ederek tamamlıyoruz. Sonucu merak edenlere hemen söyleyelim.. Ömer Ağabey'in bastonları bizim testimizi geçti. Ancak, ayakta durdurmaya çalıştığı mesleğinin belinin büküldüğünü üzülerek görüyoruz.

Bir Sonraki Röportajı Görmek İçin Tıklayınız!
http://unyezile.com/zanaat3.htm

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR