ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 29 Nisan 2009 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

FEVZİ ÇAKMAK
İLKÖĞRETİM OKULU
(ZİLE II. ORTAOKULU)
40. AÇILIŞ YILDÖNÜMÜ

Sunulamayan Sunum : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)


M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu.

FEVZİ ÇAKMAK İLKÖĞRETİM OKULU
(ZİLE II. ORTAOKULU)
40. AÇILIŞ YILDÖNÜMÜ


Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu (II. Ortaokul)

            18 Mart 2009 günü Zile Plâtformu'na Ahmet OCAKCIOĞLU adıyla bir mesaj iletilmiş ve ilgimi çeken bu mesaj beni heyecana boğmuştu. Aşağıdaki etkinliğe davet mesajı, 'sunulamayan sunum' adıyla hâtırata dönüştürdüğüm bu makaleyi yazmama vesile oldu.

            1969 yılında eğitim ve öğretim hizmetine bugünkü binasında başlayan Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu'muz 40. YIL MÜZİK - EĞLENCE VE MEZUNLAR gecesi tertip etmiştir. 10 Nisan 2009 tarihinde ilçemiz Saray Sineması'nda halkımıza açık bu 40. Yıl Etkinliğimize;

            1) İlk Müdürümüz Sayın Ömer AÇIKEL, Müdürümüz Sayın Lütfi DEMİRTOLA, Müdürümüz Sayın Rahmi ÇALIŞKAN, Müdürümüz Sayın Kadir BİLGİÇ, Müdürümüz Sayın Abdülhaluk KILIÇ, Müdürümüz Sayın Bekir Sümer..

            2) Okulumuzdan mezun olan tüm mezunlarımız ve okulumuzda eğitimine devam eden öğrencilerimiz ve aileleri davetlidir. Telefonla görüştüğümüz ilk Müdürümüz ve değerli öğretmenim Ömer AÇIKEL bu etkinliğe katılacağını belirterek bizleri mutlu etmiştir. Kendilerine ulaşmaya çalıştığımız Sayın Müdürlerimizin de bu etkinliğimize katılmalarını bekliyoruz.

            Okulumuzdan yıllar önce mezun olmuş ve bugüne kadar sınıf arkadaşları ile irtibat kuramamış mezunlarımızı bu gecede bir araya getirmek, yıllar öncesi anıları tazelemek, okulumuzun bugünkü durumu hakkında bilgi sahibi olmaları en büyük hedeflerimizden birisidir.

            Bu 40. Yıl Şenliği'mizde ilk mezun öğrencilerimizin öğrenci kütüklerindeki siyah - beyaz resimlerini slayt gösteri ile sunarak mâziden bir gün yaşatmak ve o günleri yâd etmek istiyoruz. Bu mesajımızı okuyan tüm mezunlarımızı hâtıralarla dolu 40. Yıl Şenliği'mize bekliyoruz.

                                                                                                      Ahmet OCAKCIOĞLU
                                                                                  Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu Müdürü

Ahmet OCAKCIOĞLU, Makam Odası'nda 40. Yıl Sevincini Paylaşırken.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 06.04.2009

            Okulun ilk mezunlarından biri olarak davete icâbet etmek gereğini duydum. 1969/70 Eğitim ve Öğretim Yılı ilk mezunlarından olup, yukarıdaki mesajla herkes gibi ben de davet ediliyordum. Araştırmacı kimliğim ve duygusallığımla hemen elimdeki belge ve bilgilere dayanarak üç günlük bir uğraş ile 30 slaytlık, yarım saat sürecek anılarla dopdolu bir Power Point Sunumu hazırladım. Çünkü 'mâziden bir gün yaşatmak ve o günleri yâd etmek istiyoruz' deniliyordu mesajda.

            Kutlama Programı'nı görmediğimden başıma geleceklerden habersizdim. Yaptığım çalışmayı okul müdürüne bilgilendirme amaçlı mail mesajıyla ilettim. Aldığım cevabî mesajdan sonra bir soğukluk hissetmiş ama nedenini  kavrayamamıştım. Sunumumu göndermemi ve kendi sunumları içerisine sunumumdan bazı slaytların ilâvesinden bahsediyorlardı. Oysa ben bağımsız bir çalışma hazırlamış ve ilklerin coşkusunu yansıtmayı düşünmüştüm. Sadece fotoğraf ve belgeleri ekrana yansıtma eylemi değildi düşüncelerim; evet açıkça söylenilmeyen bilmediğim bir şey vardı ama neydi?

            Ankara'daki işyerimden bir hafta yıllık izin alarak, eşimle birkaç gün öncesinden Zile'ye geldim ki yardımcı olayım ve eğer eksik bir husus var ise elimden geldiğince destek olayım diye düşünmüştüm. Web sitemde bu etkinliği son gününe kadar iri puntolarla Ana Sayfa'dan duyurdum. Zile'de birçok okul mezunu bu aktiviteden haberdar olmadıklarını söyleyince Özhaber Gazetesi'nde de programı haber duyurusu olarak yayınlatıverdim. Okul Müdürü gayet dostane karşıladı beni ve mevcut eğitim câmiası ile tanıştırdı, okulumuzu gezdirdi, değişiklikleri anlattı ve istirhamım üzerine beni 1970 yılında okuduğum 3/A Sınıfı'na.. dersi bölerek sokmayı kabul etti ve öğrencilerle kısa bir söyleşi yapıverdik.

1970 yılında mezun olduğu 3/A Sınıfı'ndaki sırasında M. Ufuk MİSTEPE.

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 06.04.2009 Zile

SKANDAL SUNUM

            Öğrenciler, Müdür Odası'nda davetiyeleri hazırlıyorlardı. Arşivimde saklamak üzere farklı desende üç adet örnek davetiyeden aldım. Kutlama Programı'nı ilk kez görecektim ve davetiyeyi açtığımda gözlerime inanamadım. Etkinliklerle dopdolu davetiye gündeminde okulumuzun açılışına ve misafirlerin kaynaşma ve tanışmasına dair en ufak bir aktivite yoktu. Zaten sinema koltuklarında kimsenin yerinden kalkıp da 40 yıl önceki arkadaşına ulaşması, kucaklaşıp hal hatır sorması mümkün değildi; çünkü ortam kaynaşma ve tanışmaya elverişli değildi.

            Program önceden açıklanmadığından.. bilmeden bir Konser'e ya da Müsamere'ye gelmiştim! Yarın sabah, ne sevdiğiniz kişilerin yüzleri ne de kendi yüzünüz aynı olacaktır... (LEO BUSCAGLİA).

            Müdür Bey'e, getirdiğim sunumdan başka o günleri çağrıştıran bir gündem maddesi bulunmadığını söylediğimde; üç saatlik aktivitede daha fazla yer ayırmanın mümkün olmadığını söyledi. Siz de 3 - 5 dakika sunumunuzu sunarsınız dedi! (?) Yani, her bir slayt için 6 saniyem vardı; onca anılar, heyecanla hazırlandığım nostaljik yaşamımla dolu belgeler ve yaşadıklarımı nasıl anlatacaktım? Ne kadar bilirsen bil, anlatabildiklerin, karşındakinin anlayabileceği kadardır... (Hz. MEVLÂNA). Özhaber Gazetesi'nde sunumun 3 dakika da olsa tarafımdan yayınlanacağını haber olarak gazeteye verdimse de okul müdürü gazete sahibi Sayın Hüseyin AKAY'dan benimle ilgili bölümün çıkartılmasını istemiş! Yani sunumun yapılmasından duyduğu rahatsızlığı doğrudan yüzüme söyleyemeyerek dolaylı imalarla anlatmaya çalışmış!

M. Ufuk MİSTEPE'nin Kutlamada Sunum Yapması Engellenen 30 Slaytlık Power Point Sunumu.

M. Ufuk MİSTEPE - Zile Belgeselleri Arşivi

            Yoksa sunumdan hepten vazgeçmem mi ima ediliyordu.. anlayamamıştım! Ertesi gün durum açıklığa kavuştu. Çekerek Caddesi'nde Sayın Müdürümüz ile karşılaşmıştım. Yanında bir başka eğitimci vardı.  Heyecanla bana şunları söyledi : Kutlama dört saate sarktı, acilen programda değişiklik yapacağız. - Hocam, ne yapmayı düşünüyorsunuz? - Sunumları kısacağız. İsterseniz siz de gelin!

            Şoke olmuştum. 3 - 5 dakika lûtfettikleri sunumcuk acaba daha nasıl kısılacaktı??? Ve o an pişmiş aşa su kattığımı fark etmiş, gereksiz yere sunum hazırladığımı anlamıştım. Kızımın eczanesine giderek okul müdürüne kibarca sunumumu geri aldığımı belirterek, programlarını özgürce gerçekleştirmelerini söyleyerek başarılar diledim.

            Grup mesajında "Bu 40. Yıl Şenliği'mizde ilk mezun öğrencilerimizin öğrenci kütüklerindeki siyah - beyaz resimlerini slayt gösteri ile sunarak mâziden bir gün yaşatmak ve o günleri yâd etmek istiyoruz." deniliyordu. Bu slayt gösterisini merak etmiştim. Öyle ya, ilk mezunlar arasında ben de vardım ve sınıf arkadaşlarımın 40 yıl önceki hallerini görecek ve hattâ unuttuklarımı hatırlayacak ve yeniden karşılaşmak için de bu heyecanı yaşayacaktım. Sunumlarının bir kopyasını aldım ve kızımın evinde açtığımda gözlerime inanamadım!???

            Tüm bu soğukluğun ve olumsuzlukların nedeni şimdi anlaşılmıştı!

            Bir SKANDAL'dı bu. Hattâ soruşturma açtırılmasını dahi gerektiren bir SKANDAL! İLK MEZUN ÖĞRENCİLERİMİZ dediği, 1969/70 Eğitim Öğretim Yılı öğrencileri değil de Sayın Müdürümüzün kendisinin mezun olduğu 1972/73 tedrisatı dönemine ait dört sınıfın mezunlarıydı söz konusu edilen. Şok üstüne şok yaşıyordum!!!

1969 / 1971 İlk Mezunlarını Yok Sayan Skandal Sunumun İlk Slaytı ve 3/C Sınıfı Öğrencisi Ahmet OCAKCIOĞLU

Kaynak : Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu 1972/73 Yılları Dört Sınıf Mezunlarını Gösterir Slayt Sunumu.

            Gerekçe ise; Fevzi Çakmak adıyla ilk mezunlardı bunlar! Ya Zile İkinci Ortaokulu mezunları kimlerdi? Onlar bu okulun mezunları değiller miydi? Milât, hocamızın mezuniyeti ile başlıyordu yani! Tarih, daha öncesini ne yazık ki yazmamıştı ona göre!. Ama M. Ufuk MİSTEPE haddini aşarak bu tarihi yazmaya kalkmış ve milâdî başlangıcı değiştirmeye cüret etmişti. Tabi, bu olamazdı.. çünkü program çok yoğundu ve sunumlar kısalacaktı! Ortada kısalacak sunum sanki kalmış gibi! Eğer kısıntı yapılması gerekiyorsa roman ekibi, şarkılar, türküler, skeçler, hip-hoplar, kolbastı ne güne duruyordu? Bunları her yerde her zaman görebilirdiniz ama o dönemleri ancak yaşayan kişilerin ağzından duyabilirsiniz. Hele bu kişi araştırmacı kimliğine sahip belge ve bilgiyle konuşan biri ise ona saygı duymanız ve özen göstermeniz gerekir. Böyle düşünmeyip de skandalı örtbas edip, konuyu saptırarak 'ismini ön plâna çıkarmak' gibi basitlikler peşinde koşmak ve bu tür düşünceler arkasına sığınmak Zile'ye hiçbir yarar sağlamaz. Medya bu gibi durumlarda sağduyulu olarak gereğini yapmalı, skandalı sorgulamalıdır. M. Ufuk MİSTEPE'yi kültüre duyarlı Zileliler http://unyezile.com sitesindeki yıllardır Zile için verdiği mücadeleden yeterince tanıyorlar. Umarım gün gelir hata anlaşılır ve olması gereken plâtformda 1969/71 yılları arasında eğitim gören okul öğrencilerinden basın kanalıyla gereken özür de dilenir?! İnsanlar yanlış yapabilirler, yalnız büyük insanlar yanlışlarını anlarlar (F. Von KOTZEBUE).

Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu
Kuruluşunun 40. Yılı Müzik - Eğlence Programı Davetiye Örnekleri.

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 06.04.2009 Zile

            Zile halkı malûmunuz, bu tür öne çıkma ve ismini empoze etme eylemlerini ne yazık ki sevmez, tasvip etmez! Bunu bildiğimden, yaşadığım o döneme ait ve adımın da geçmesi zorunlu fotoğraflardaki ve belgelerdeki anıları anlatırken Zile'ye odaklanmam gereğinin de zaten bilincindeydim ama ne yazık ki sunumu bir kez olsun dinlemek nezaketi gösterilmedi! Hal böyle iken dinlemeden, bilmeden yorum yapmak da yakışık almayan bir nezaketsizlik olur.

            Yorumu Zile halkının takdirine bırakıyor ve Zileli hemşehrilerim için hazırladığım 30 slaytlık sunumu 1969/70'li yılları yaşayan biri olarak coşkuyla, sevdiğim Zilelileri kucaklayarak ve saygıyla yâd ederek anılarımla destekleyip günümüze taşımaya çalışacağım.

SKANDAL 2

            Zile II. Ortaokulu 03 Aralık 1969 Çarşamba günü eğitim ve öğretime açıldı (Belge Slayt No. 18). Vâli'nin de iştirak ettiği açılışta ilk dersi Sayın Vâli sınıfımızda Fransızca Dersi'ne girerek vermişti. Neden 10 Nisan tarihinde 40. Yıl Kutlamaları yapıldı?.. bunu da anlayabilmiş değilim! Umarım bu da özel ve şahsî bir gün ile bağlantılı değildir? Basın ve medya bu hususun açıklığa kavuşturulması için konuya eğilecektir diye düşünüyorum. 1969/70/71 mezunları olarak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğümüzün de bizleri haklı davamızda yalnız bırakmayarak konu Bakanlığa intikal etmeden gereğini yapacağı kanaatini taşıyoruz.

            Sunumu anlatmaya başlamadan önce elimdeki Müzik - Eğlence Programı'nın gündemini öncelikle vermek istiyorum ki 40. Yıl Aktivitesi ile yapmayı plânladığım sunumu okuyanlar her ikisini kıyaslarken kimin Zile adına ne ortaya koyduğu daha açık bir şekilde görülebilsin ve sunumu engellemekle nelerin kaybedildiği kamuoyu nezdinde ortaya çıksın.

ZİLE FEVZİ ÇAKMAK İLKÖĞRETİM OKULU
KURULUŞUNUN 40. YIL
MÜZİK - EĞLENCE PROGRAMI

           PROGRAM
  1) Açılış Konuşması
  2) Koro
  3) Hip Hop Gösterisi (1)
  4) Komedi Dans Üçlüsü
  5) Neydik Ne Olduk? (Drama)
  6) Cici Kızlar Gösterisi
  7) Türk Sanat Müziği (Solo)
  8) Roman Ekibi Gösterisi
  9) Nostalji Slayt Gösterisi
  10) Müdürlere Plâket Takdimi
  11) Kafkas Ekibi Gösterisi
  12) Solo Türkü
  13) Skeç
  14) Step Gösterisi
  15) Solo Şarkı
  16) Hip Hop Gösterisi (2)
  17) Dans Gösterisi
  18) Kolbastı Oyunu
  19) Sürpriz Final.

            Yukarıdaki program ile gruba gönderilen mesajdaki "Okulumuzdan yıllar önce mezun olmuş ve bugüne kadar sınıf arkadaşları ile irtibat kuramamış mezunlarımızı bu gecede bir araya getirmek, yıllar öncesi anıları tazelemek" iddiası çelişki arz ediyordu, çünkü gündemde buna ilişkin bir madde yoktu; bunu gerçekleştirecek olan tek aktivite M. Ufuk MİSTEPE'nin hazırladığı 30 slaytlık sunumdu ve o da programda ne yazık ki zaman darlığı nedeniyle yer yok gerekçesiyle engellenmişti! Ya da : İsmi ön plâna çıkmasın! Zileliler böyle işleri sevmez!(?) bahanesiyle... Roman Havası ve Kolbastı etkinlikleri okulun ilk günlerinin nostaljik hâtırasının sunumuna galebe gelmişti. Bu oyunlarda yer alan pırlanta gibi gençlerimizi ve bunlara eğitim veren saygıdeğer hocalarımızı kast etmiyorum tabi ki! Elbette ki insanlar yeri geldiğinde eğlenecek ve etkinlikler için günlerce çalışıp hazırlanacaklar. Bu gayret içerisinde asıl amacın yok edilmemesi ve gerçeklerin örtülmemesiydi söz konusu edilen ve emeği geçen gençlerimiz ve öğretmenlerimizin de bunda suçu olmasa gerek! Çünkü skandala neden olan hususların müsebbipleri onlar değildi. Neden İLK MEZUNLARIMIZ diye 1972/73 mezunlarını reklâm etsinlerdi ki? Hem neden 03 Aralık olan açılış gününü 20 Nisan biçiminde değiştirsinler? Konuyu hedefinden saptırıp başka mecralara çekme eğilimi bulunanlar olabilir düşüncesiyle yapıyorum bu açıklamaları.

            Sevgili Zileli hemşehrilerimin Kolbastı ve Roman Havası'nı mı sevdiklerini, Dans veya Hip Hop sevdalısı mı olduklarını ya da aşağıdaki anlatacaklarıma mı değer vereceklerinin takdirini sunumumun ardından gene okuyucularıma bırakıyorum. Sunum içerisinde okulun ilk asil 7 öğretmeninden birinin ablam olması, kayınbiraderimin okulun 1970 yılı mezunu olması, eşimin 1974 yılı okulumuz mezunu olması art niyetliler için bir konuşma fırsatı ortaya çıkarıyor olabilir. Bir tarihi yaşayan insanların o tarihin sayfalarında yer alması kadar doğal bir hareket olamaz ve onlar da olması gereken karelerde diğerleri gibi anlayışınıza sığınarak saygın yerlerini alacaklardır.

ZİLE II. ORTAOKULU
1969/70 EĞİTİM VE ÖĞRETİM DÖNEMİ'NDE
ZİLE'DEN KESİTLER

Slayt Sunumu : M. Ufuk MİSTEPE

Slayt No. 1

            Yarım saatlik bir anlatımlı sunum olan bu slayt gösterisi Zile odaklı olarak ve dinleyiciyi sıkmayacak tarzda tasarlanmıştı ve detaylardan kaçınılmak üzere zamana endeksliydi. Web sitesinde zaman ve yer sınırlaması gibi kısıtlayıcı unsurlar olmadığı için gelecek kuşağa bilgi bırakılması amacıyla fırsat bu fırsat diyerek her slayta ilişkin açıklamalar daha da detaylandırılarak okuyucuya aktarılacaktır. Olayları yaşayan kişi ben olduğumdan, anlatımlarda kendimden bahsetmek zorunda kaldığım için şimdiden özür dilerim. Şahsımın adını kullanmadan başka bir anlatım yolu var mı bilemiyorum. Bu itibarla üç (3) dakikalık bir anlatıma sığdırılması önerilen bu aktiviteyi 'kendini ve adını öne çıkarmak' damgası ile kirletmeden ve önyargıyla yargılamadan önce sonuna kadar okumanızı istirham ederim.

Slayt No. 2

            Ablam Gülay MİSTEPE Fen Bilgisi Öğretmeni idi. 1967 yılında onunla beraber ilk tâyin yeri olan Sivas / Gemerek'e Samsun'dan kalkan tren ile gitmiştik. Ortaokul I. Sınıf'ı orada okudum. Yılmaz GÜNEY o yıllarda Sivas'ta askerlik yapıyordu. Sivas - Kayserispor Futbol Maçı'nda 17 Eylül 1967'de Kayseri'de 43 seyirci çıkan olaylarda hayatını kaybetmiş.. o maça ısrarla gitme talebimi ablam engellemişti.

            Ortaokul II. Sınıf'ı Ünye Ortaokulu'nda bitirmiştim. Ablam bekâr olduğundan onunla birlikte 1969 yılında tâyini çıktığı Zile'ye gitmek için Ünye'den hareket ederek Samsun'a gelmiştik. Samsun'da Ferhat Otobüs İşletmesi'nin otobüsüyle Zile'ye hareket ettik. O dönem otobüslerinin fotoğrafını temin edemediğimden 2 no.'lu slayta ondan sonraki dönemde Zile ulaşımına damgasını vuran Azimkâr Otobüs Şirketi'nin fotoğrafını yerleştirdim.

            Karadeniz çocuğuydum ama bir Anadolu âşığı idim. Anadolu ile ilk tanışıklığım Gemerek'te olmuş; şeker pancarı, iğde ağacı, kayısı ağacını görme, döğende harman yapma, yaba, angut (toy kuşu) ile tanışma ve tren yolculuğu yapma eylemleri benim yaşamımın ilkleri oldular.

            Anadolu sevdamın ikinci ayağı Zile ile tanışmak oldu. Bu bir tesadüf değil, bence bir tevafuktu. Hayranı olduğum bir kültürle tanışmama vesile olmuştu Zile. Orada edindiğim alışkanlıklar, kültürel âşinalık ve kaynaşma, Anadolu insanının yozlaşmamış erdemli yaşamıyla iç içe bir hayat sürme, Osmanlı kültürünün halen yaşatılıyor olması gibi özellikler beni kalben Zile'ye bağlamaya yetmişti. İleriki yıllarda kaderimde iz bırakan neticelerini görecektim zaten.

Slayt No. 3 ve 4

            Öncelikle kiralık ev aradık ve Zile'nin mutena semti olan Altınevler (Bahçelievler) Mahallesi, Artova Caddesi'ndeki Âşıkoğlu Necati AKYUNAK'a ait olan iki katlı bahçeli evin 6/A numaralı alt katını yüksek bir kira ücreti ödeyerek kiralamıştık. Ev sahibimiz ailesiyle üst katta oturuyordu. Eşi, üç oğlu ve bir kızı vardı. Ortanca oğlu Ahmet Ergin AKYUNAK ile beraber ortaokul üçüncü sınıfa gidecektik. Ahmet, babasının Zile'de ün yapan bisikletine biner, ben de şu an noter olan ağabeyi M. Engin AKYUNAK'ın bisikletinde Zile'yi birlikte turlardık. Gençlik yıllarımızdı. Ortama uyum sağlamamda bana destek oluyorlardı ailecek.

Slayt No. 5

            İşte o dönemi yansıtan tipik bir Zileli örnek aile tipi. Bağ kültürünün simgelediği ortama uyum sağlayan Planet marka Rus malı motosikletler Ahmet ODABAŞOĞLU tarafından Bulgaristan'dan ithal edilmiş ve kiraladığımız evin arka bahçesine onlarcası depo edilerek Zile halkına daha önceden pazarlanmıştı. Çünkü Ahmet Bey, ev sahibimiz Türkân Hanım'ın ağabeyi idi. Beyaz eşya tâciri idi ve Zile'ye ilkleri getirenlerdendi.

Zile Şafak Gazetesi'nde Ahmet ODABAŞOĞLU'nun Bir Reklâm İlânı.

Hüseyin M. HOŞCAN Gazete Arşivi

            Bağ yolları uzun yıllar bu seleli motosikletlerin sesiyle çınladı. Yaşıtım Ahmet bana motosiklete binmesini öğretmişti ve Ağbaba'nın ıssız yollarında gezmenin doyumsuz lezzetini halen unutamam. Rahmetli Âşıkoğlu Necati Beyefendi ile de kiraz ve vişne toplamak için Sivriçal'ın karşısındaki bağlarına gider ve sepetlerimiz kiraz, vişne ve üzüm dolu olarak döner; bir kısmını komşulara dağıtır, kalanını İstasyon Caddesi'ndeki bir manava, satılmak üzere teslim ederdik.

Slayt No. 6

            Zile İkinci Ortaokulu'na 1969 yılında kaydımızı yaptırmıştık. Ama okulumuz henüz tedrisata hazır değildi, inşaatı devam ediyordu. Tamamlanana dek Zile Lisesi binasında derslerimize devam edecektik. 1965 yılında eğitim ve öğretime açılan Zile Lisesi, Ressam Fikret TARHAN Hocamızın uzun yıllar süren gayretleri neticesinde Zile'ye kazandırılmıştı.

            Seçmeli ders olarak Tarım Bilgisi Dersi'ni görüyorduk. Sanayi ve ekonomik bakımdan kalkınmış yörelerde ise Ticaret Dersi okutuluyordu o yıllarda. Tarım Bilgisi Dersi'nde Zile İkinci Ortaokulu'nun bahçesini tümüyle öğrenciler olarak ağaçlandırmıştık. Sedir, Karaçam, Servi, Kavak ve Mazı ağaçları hâkimdi. Henüz havuz yapılmamıştı. Şehirden okula giden yolların çoğu stabilize idi ve yağmurlu havalarda ayakkabılarımız çamurlanıyor ve üzerimize sıçrayan çamurla okula gitmek zorunda kalıyorduk. Dolmuş imkânı yoktu. Öğleden önce dört ders, öğleden sonra iki ders olmak üzere günde altı saat ders görüyorduk ve Cumartesi günleri de tatil değildi. Zamanla kavakların kesildiğini gördüm ve diğer ağaçların da yaş itibariyle diktiklerimizden daha genç olmaları hasebiyle bahçe peyzaj mimarîsi düzenlemelerinde her halde bir değişiklik görmüşler intibaını bende uyandırdılar.

Slayt No. 7

            Altınevler'den okula giderken İstasyon Caddesi uzun olduğundan kestirme olsun diye Devlet Hastanesi önünden ya sol taraftaki yola sapıp, elektrik santralı önündeki ara sokaklar aracılığıyla Akbank'tan emekli sınıf arkadaşım Ahmet OLGUN'la ya da karşılarında oturan Amasya Belediye Bşk. Yrd. Mehmet Ali SERİN kardeşimle okula gider ya da Murat ARDIÇ Abi'nin bakkaliye dükkânından 25 kuruşa aldığım çekirdekli iri siyah üzüm kurusu ve iğdelerini yiyerek parkın arkasından Şâir Ceyhunî Caddesi'nden Çekerek Caddesi'ne çıkar ya da Şeyh Ali Câmii ve Çukur Pınar Çeşmesi önünden okul bahçesinin arka duvarlarına varırdık. Yağmurlu havalarda çamurlu güzergâhı tercih etmez ve şehir merkezinden olan uzun yolu tercih ederdik. Mehmet Ali SERİN'lerin evindeki köme ve çörek tadımsılığını ve Ahmet kardeşimle Ağbaba'da tüfekle vurduğumuz kargaları ve bahçe sahibinin köpeğinden kaçışımızı unutmak ne mümkün!

Zile'de Mis Gibi Kokan Ramazan Çörekleri
 
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 04.07.2007

            Mahalle baskısının en çok hissedildiği yerlerdir Anadolu evlerinin çıkmaz sokakları. Oto kontrol hâkimdir cadde ve sokaklarda. Gençler kız arkadaşlarını mesafeli ve ciddiyetle takip eder, sadece bakışmakla yetinirdi. Konuşmak ayıp sayılırdı ve yol güzergâhları da onların peşi sıra belirlenirdi. Masum arkadaşlıklardı ve saygınlığında anılardaki yerlerini korumasını bildiler. Eğer o sokakları zamanında alıcı gözlerle dolaşıyor olmasa ve o derece etkilenmese idim bugün bir amatör Zile Araştırmacısı unvanıyla karşınızda olmayabilirdim. Olmasaydım ne olurdu? Yorumu sizlere bırakıyorum! Öncesi ve sonrasını kıyaslamak o kadar zor olmasa gerek?

            Okul yolu üzerinde birçok arkadaşımın ev ve işyeri vardı. Rahmetli Mehmet ELBAŞ, bazen beni evine götürür ve beslediği cins güvercinleri gururla gösterirdi. Kütüphanenin karşısında Aykut Yazlık Sineması'nın önünde Benzin İstasyonu vardı ve gene sınıf arkadaşım Rahmetli Dursun GÖZCÜ orada çalışır, okul masraflarını çıkarırdı. Küçük yaşta sorumluluk almış ve yemek yapmasını da öğrenmişti. Ablam Zile dışında olduğunda sınıf arkadaşlarımızla evde toplanır Dursun Kardeşimin pişirdiği sıcak Toyga Çorbası'nı yudumlardık. Birçok kardeşimiz hayata gözlerini yumdu ve bağırlarında sakladıkları değerlerle toprak oldular. Bu satırlar onların hâtıralarını belki de ölümsüz kılacak.. kim bilir? Bir araştırmacı olarak yaşadıklarımızı kalıcı kılmak ve geleceğe bırakmanın ne derece önemli olduğunun bilincinde, kimseden talimat ve icazet almadan yıllarca benzerî etkinlikleri yapıyor ve özgürce hemşehrilerimin birikimlerini kamuoyu ile paylaşıyorum. Çok şükür bu gayretlerimi engellemek gibi câhilâne teşebbüse geçenlerin sayısı parmaklarımız adedince az sayıda!

Eski Cezaevi Önünden Yürüyerek Teneffüste ya da Öğle Tatilinde Koşarak Panayıra Giderdik.

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Okulumuzun karşısında henüz Güvenevler inşa edilmemişti. Az ilerisinde eski Cezaevi (Mapushane) Binası vardı ve ilerisi de Panayır Alanı idi. Yani, okulumuzun çevresi intansif tarıma uygun bir arazi yapısına sahipti. Bu araziye yeni yerleşimi oturtmak hatalı bir davranış gibi görülüyorsa da eski Zile mimarîsini korumak adına katlanılabilir bir yapılaşma diye kabul görülebilir. Ama Organize Sanayi Bölgesi olarak seçilen alanı beğenmeyip, tarımsal araziye göz diken sanayicilerimize aynı gözle bakmam mümkün değil. Çünkü hem geleceğin Zile tarımı ile oynuyorlar hem de çevrenin ekosistemi üzerindeki dengeyi bozacak taleplerle ilgili makamların karşısına geçiyorlar. Zile Ovası çok değerli bir arazidir ve kıymetini bilmemiz gerekir. Bu hususu yeni Belediye Başkanımız Lütfi VİDİNEL'e de arz etmiş ve Özhaber Gazetesi'nde bir buçuk sayfalık bir köşe yazısıyla temenniler içerisinde kamuoyuyla paylaşmıştım.

Slayt No. 8

            Slaytlarda sunduğum belge ve fotoğraflarda şahsımın, ablamın ve eşimin yer alıyor olması kendimi ön plâna çıkarma düşüncesinden kaynaklanmamaktadır. Bundan 40 yıl öncesine ait bu belgeleri sunuyor olmamdan daha tabii ne olabilir ki? Elimde kendi karnem, kendi mezuniyet belgem var.. sizin karneniz bende olabilir mi? Çoğunda bunları bile bulmak günümüzde hayli zor iken ben bunları saklamış ve günümüze taşıyabilmiş isem buzağı altında öküz aramanın kime ne faydası olabilir? O zamana ait kartpostalları dahi çocuk yaşımda saklamış ve arşivimde muhafaza etmişim ve şimdi onlar bile belge niteliği kazandı günümüzde; türlü yayınlarda kaynak olarak gösteriliyor.

            Yukarıdaki fotoğraf da bu tür eleştiriye açık bir belge. Solda ablam, Fen Bilgisi Öğretmeni Gülây MİSTEPE, ortada ev sahibimizin yegâne kızı F. Saliha AKYUNAK.. Hüseyin Gazi İlkokulu IV. Sınıf'ta Mehteran Takımı kıyafetiyle ve sağda öğretmenimiz Leyla KOCAMAN Hanımefendi.. kardeşi de sınıf arkadaşımızdı ve 1970 mezunu onlarca insan 40. Yıl Etkinlikleri'nde kasten unutuldu ve okulun ilk mezunları diye 1972/73 mezunları slayt sunumuyla tanıtıldı! Bu ciddî konuya odaklanmak yerine konuyu saptırıp hedef değiştirmek oyununa lütfen âlet olmayalım!

Zile İkinci Ortaokulu Adının Saygınlığına Halel Getirmeyen Saygıdeğer Müdürlerimiz

            Okulumuzda erkek ve bayan öğretmenlerimizin sayısı erkekler lehineydi. Giyimlerine dikkat ederseniz zamanına göre ve aldıkları düşük maaşa göre şık denilebilecek kıyafetleri haizdiler. Annem terziydi ve ablalarım da ondan bu mesleği öğrenmişlerdi. Ablam birçok elbisesini kendi dikerdi. Ülkü AÇIKEL Hocanım da Neriman ÇETİNEL Hocanım da Ufuk GÜLÂL Hocanım da diğerleri gibi şıklıklarından taviz vermezlerdi. İlkokulda öğretmen unvanıyla 'örtmenim' diye hitap ettiğimiz eğitimciler ortaokulda birden Hoca ve Hocanım oluverirler. Bizden öncekiler de Muallim Bey, Muallime Hanım, Müdür Bey ve Müdüre Hanım unvanlarını telâffuz ederlerdi.

            Hüseyin Gazi İlkokulu'nda tedrisat kalitesi beğeni kazandığından kızkardeşim Nilgün de bir dönem o okulda eğitim görmüştü. Zile'de eğitim ve öğretim kalitesi çevre kazalara göre yüksekti; çünkü hocalarımız çok aktif ve özveriliydiler. Genç olmaları da aktivitelerinin artılarında etkin olmaktaydı. Ablam öğretmen olduğundan meslektaşları yani öğretmenlerim evimizi ziyârete gelirler biz de onlara giderdik. Eğitim câmiası arasında kaynaşma had safhadaydı ve öğrenci sorunları evlere taşınır, çözüm yolları aranırdı. İhtiyaç sahiplerine, başarılı fakir öğrencilere yardım imkânları gündemden hiç düşmezdi, hattâ bazı hocalar öğrenci okuturdu.

Slayt No. 9 ve 10

            Art niyet arayan biri için önyargılı olarak "Aha, kendini övmek için karnelerini getirmiş!" demek kadar ucuz bir vitrinleme ve çamur atma eylemi olamaz ama ne yazık ki bunları duydum. Çünkü sadece slayt görüntüsüne bakıp önyargıyla kendi senaryolarını ve bakış açılarını oynadılar. Oysa dinlemek zahmetine katlanabilselerdi dananın kuyruğunun hiç de öyle olmadığını görmeleri zor olmayacaktı!

            3/A Sınıfı 654 numaralı öğrencisi M. Ufuk MİSTEPE diğer arkadaşları gibi 10 üzerinden aldığı notlarıyla karnede görüldüğü üzere I. Kanaat Notu ile II. Kanaat Notu ortalamasının verildiği Sınıf Geçme Notu ile mezun olmuştu. 5, geçer not idi. Notların dereceleri : 10 - 9 Pekiyi, 8 -7 İyi, 6 - 5 Orta, 4 -3 Zayıf, 2 - 1 Pek Zayıf, O Boş.

            Ortaokul ve lise yıllarında her sınıftan ancak bir ya da iki kişi TAKDİRNAME alabilir, en fazla da dört kişi TEŞEKKÜR Belgesi almaya hak kazanırdı. Öğrencinin not ortalaması 7,0 - 7,9 ise Teşekkür; 8,0 - 10,0 ise Takdirname' ile ödüllendirilirdi.

Slayt No. 11 ve 12

            Aldığı dersler Türkçe, Sosyal Bilgiler, Matematik, Fen Bilgisi, Y. Dil (Fr.), Beden Eğitimi, Resim - İş, Müzik ve Tarım. Burada eğer kaçıncı olarak okulu bitirdiğime odaklanırsanız işin içerisine ego sorunları girer. Oysa benim kaç aldığım ve kaçıncılıkla mezun olduğum değil, o dönemdeki değerlendirme ölçütleri, alınan eğitim düzeyi, karnelerde nelerin dikkate alındığı vb. hususlardır. 40 yılda neler değişmiştir?.. karşılaştırma yapmak isteyenlere bir imkân sunulmaktadır bu eylem çerçevesinde. Örneğin; Tarım Bilgisi dersi okutulduğu ve Ticaret Dersi'nin üzerine çizgi çekildiği görülmekte. Son sınıfta Din Bilgisi dersinin okutulmadığı anlaşılmakta. Öğrenci, aile, öğretmen ilişkisini ölçütlendiren Davranış Notu'nun verildiği anlaşılmakta. Karnelerde kâğıt ve baskı kalitesi üzerinde, kullanılan dilin muhtevasının etüd edilmesinde, karnenin nerede, hangi matbaada bastırıldığının tespitinde, öğrencinin devamlılık durumu ve aldığı cezaların niteliği konuları gün yüzüne çıkmaktadır. Karne yazılışındaki hatalı yazımlara bakıp ne denli titiz çalışıldığı bile tespit edilebilir bu Çalışma Karneleri'nden. Örneğin; ismimin ilk adı yazılmamış karnede; Mahmut Ufuk yerine Ufuk yazılmış; Öğretim Yılı denilmiş ve Eğitim unutulmuş. Velinin imzasının bir tanesi eksik ve öğrencinin sınıfı geçip geçmediği hanesi boş bırakılmış, müdür ve yardımcısı imzalamamış!

Slayt No. 13

            Yukarıdaki slayt artık Zileli olduğumun canlı bir belgesidir. Sağdaki fotoğrafı slayta koymayabilirdim ya da koymasanız daha iyi olurdu diyenler olabilir.. saygı duyarım. Ama, Zile'de eğitim görüp de bu yöreden memnun kalıp oradan evlenip çoluk çocuk sahibi olmamdan ve Zile Araştırmacısı olarak yıllarca Zile'ye hizmet etmemden kim ne için rahatsızlık duyabilir? Sunumda zaten yorum yapmayacaktım bu fotoğraf için; bilgilendirme amaçlıydı tanımayanlar için. Soldaki fotoğrafa odaklanacaktım yarım saatlik sürede. Bu arada, söylemekte yarar görüyorum; eşim de Fevzi Çakmak Ortaokulu 1974 yılı mezunudur!

            Soldaki fotoğraf 1969/70 döneminin birçok özelliğini yansıtan tarihî bir belgedir bana göre. Arka plânda kız ve erkek öğrencilerin o dönemde şapka giydikleri anlaşılmakta. Okulun trampet takımında henüz İskoç tipi trampetlerin maddî nedenlerle alınamadığı gerçeği ortada; Zile Lisesi ve Erkek Sanat Okulu'nda ise bunlar mevcut. İzci kıyafeti giyilmiş, kumaşlar hâki zeytunî ve ayakkabılar beyaz renkte. Beyaz ayakkabı boyası pahalı olduğundan o dönemde tebeşir ile ayakkabı boyayanların olduğunu söyleyerek şu anki halimize şükretmenin gereğini burada vurgulamalıyım. Türkçe Hocamız Ülkü AÇIKEL fotoğrafın ortasında ve arkamızda görülmekte. Trampetlerin derileri yağmurlu havalarda ıslanınca çubuklarla vurulduğunda tok bir ses çıkarmaktaydı ve kulağa hoş gelmezdi ve çabuk yırtılırdı deriler. Deriyi yırtan 1 TL ödemek suretiyle dericiden gidip kendi alarak gergisini yapardı. İskoç tipi trampetlerde röntgen filmleri kullanılır ve daha gür ve tınılı ses elde edilirdi; daha havalıydı.

Slayt No. 14

            Aradan yıllar geçmiş ve Zile'den ayrıldıktan sekiz yıl sonra üniversiteden mezun olmuş ve ev sahibimizin kızı F. Saliha AKYUNAK ile evlenmiştim. 80'li yıllarda çektiğim bu fotoğrafa bakınca o günlerdeki görsellikle arasında sadece renk farkı ve ağaçların biraz daha büyümesi dikkati çekmekteydi. Günümüzde ise okul bahçesi biraz daha dolgu ile yükselmiş ve basamaklar toprak zemin altında kalmış.

            Okulun iki giriş kapısı vardı. Soldaki kapı veliler ve okul personeli ile hocalarımıza aitti. Sağdaki (binanın ortasına düşen) kapıdan da öğrenciler girerdi. Bu girişte Müdürümüz Ömer AÇIKEL ve Matematik ve Beden Eğitimi Hocamız Mehmet KARAKALKAN elinde makasla bekler ve saçları üç numara tıraştan daha uzun olan öğrencilere tren yolu açarak, o öğrencileri berbere gönderirlerdi. Okul şapkası olmayan öğrenciler de geri çevrilirdi. Uyanık öğrenciler, okulun arka cephesindeki pencereden atılan şapkaları takar ve okula girmeye çalışırlardı.

            Kışın, karlı günlerde okulun bahçesinde kartopu oynar, kardan adam yapardık. Okulun trampet ve borazan takımı ile basketbol ve voleybol takımlarını Mehmet KARAKALKAN Hocamız okul bahçesinde çalıştırır, folklor ekibi çalışmaları ve kapalı havalarda beden eğitimi dersleri zemin kattaki geniş salonda yapılırdı. Piyes çalışmalarını sınıfta yapardık, bazen folklor çalışmalarının da sınıfta yapıldığı olurdu. Her katta tuvalet vardı. Daha sonra onların iptal edildiğini, başka amaçlarla değerlendirildiğini ve tuvaletlerin dışarı alındığını Müdür Bey'den öğrendim.

Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu'nun Bilgisayar Laboratuarı ve Dersliklerinde Öğrenciler Eğitim Görürlerken.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 06.04.2009 Zile.

            Laboratuarlarımız sınırlı idi. Fen Bilgisi Laboratuarı aktifti ve ablam laboratuar derslerinde çok faal görev yapardı. Yıllar sonra öğrencileri PC'leri başında görünce çok duygulandım. Sınıflarda üç sıra halinde oturulur iken şimdilerde orta sıra kaldırılmıştı ve öğrenci sayısı azaldığından bunun eğitim kalitesine yansıması da her halde olumlu yönde gerçekleşmiş olmalıydı.

            Ağaçlar büyümüş, boylarımız uzamış ama hocalarımızın gözünde bizler kırk yıl da geçse halâ gene talebe olarak  kalacaktık!

Slayt No. 15

            Anıları renksiz bir fotoğraf karesine sığdırabilir misiniz onları kelimelere dökmeden?

            Yukarıdaki fotoğraf bu slaytın sadece dia gösterisi ile halka sunularak amaca ulaşılamayacağını en iyi anlatan kare olduğundan sunumun açıklamasını bu slaytta vermeyi yeğledim. Yani bu çalışmayı, okulun hazırladığı kuru slayt gösterisi arasında kuşa çevirip sıkıştırarak vermek hem anılarımıza hem emeğime haksızlık olacaktı.

            Mehmet KARAKALKAN Hocamız okul açılır açılmaz basketbol ve voleybol takımı oluşturmuştu. Ben de bu takımlardaydım. Zayıf ve çelimsizdim ama yeterli kapasitede sporcu bulunamadığından şans eseri kadroya girmiştim. Bir aylık bir antrenman dönemi sonunda bayağı havaya girmiştik. Hocamız kıs kıs gülüyor, içinden 'ben sizin havanızı söndürürüm' diyordu. Ne olacağını bilmiyorduk tabi. Alacahöyük Gezisi tertiplenmişti ve okulumuz takım halinde kalabalık bir grupla Alaca'ya gidecekti. Orada yaşıtlarımızla okul maçı da yapacaktık ve heyecandan ölüyorduk. Meğer hocamız, gittiğimiz okuldan Zile'ye tâyin olmuş ve orada yetişmiş bir ekip bırakarak Zile'ye dönmüştü. Bunları da bizden gizlediğinden başımıza geleceklerden habersizdik.

Mezuniyetimden 38 yıl sonra gene Alacahöyük topraklarındayım.

Fotoğraflar : F. Saliha MİSTEPE / 12.05.2007 Alacahöyük.

            Maça ilgi hayli fazlaydı ve tezahürattan ortalık yıkılıyordu. Okulda bir sınıfta soyunduk. Okul gazetesinin adı UFUK idi ve çok gururlanmıştım o an adımla. Ben de okulda GÜNEŞ adıyla bir Duvar Gazetesi çıkarıp, yayınlıyordum. Şiirler, hikâyeler, fıkralar, karikatürler, tarihî günler ve haberlerle gazeteyi güncelliyordum. Önce voleybol maçı yaptık. Üst üste üç sette de yenildik.. hem de açık farkla. Tüm havamız sönmüştü. Verilen öğle tatili ardından basketbol maçı başladı. Lâkabım HAMSİ idi.. top elime geçer geçmez Hamsiiiiiii diye bağıranlar gırla idi. Şimdi aldığımız kilolarla TORİK olduk tabi. Gene maç hezimetle sonuçlandı. Amatör mahalle takımıyla profesyonel lig takımı karşılaşmasıydı sanki. Ve yenilginin ardından Alacahöyük harabelerini ve müzesini gezerek okulumuza döndük.

Sayın Mehmet KARAKALKAN'ın Basketbol ve Kros Etkinliklerinden İki Ayrı Görüntü.

Kaynak : Semra - Yusuf MERAL / Her Yönüyle Zile

            Düşünüyorum da cılız bir tarihî ve kültürel alt yapısıyla bir Alacahöyük nice turist ekiplerini turlarla buraya çekebiliyor; o halde Zile devâsa kültürel alt yapısıyla, mimarîsiyle, ozan ve inanç kültürüyle neden Türkiye'de ve Dünya'da olması gereken yeri almasın? İşte bu amaçla bu kardeşiniz okuduğunuz ve incelediğiniz Türkiye'nin bu en büyük yöresel kültür sitesinde 17 yıldır Zile Kültür Havuzu'nu oluşturup sizleri geleceğin Eğitim, Kültür ve Turizm Kenti'ne hazırlamayı kendine şiar edinerek gece gündüz demeden çalışıyor. Hal böyle iken bir yarım saat konuşması ona çok görülüyor. Bu nasıl bir anlayıştır Zileli hemşehrilerim? Okulumuzun yetiştirdiği ilk mezunlardan bir araştırmacı aramızdan çıkmış, onu ödüllendirmek yerine bu çirkince tertibi ona lâyık görenlere nasıl müsamaha gösterilebilir? Konu hakkında duyarlı davranan Zile TV'ye minnettarım. Medya olarak habercilikteki sorumluluğunun idrakinde gereğini yapmaktan imtina etmemiştir. Zile'sine her zaman olduğu gibi sahip çıkmıştır.


Zile TV Medya Ordusu : Hüseyin GÜLBASAR, Suzan AÇARI, Sevim GÜLEÇ ve diğer habercilerimiz.

            Fotoğrafın altındaki formül dikkatinizi çekmiş olmalı. Haklısınız, onun da güzel bir anısı var tabi ki. Bu bir yıllık FAİZ hesaplama formülü. F = Faiz, A = Ana Para (Kapital), n = Vade, t = Yüzde. Bu formülün aklımızda kalması için KARAKALKAN Hocamız bakın nasıl bir yöntem seçivermişti? Alaca'daki okulun adı Alaca Nedim Tuğaltay Ortaokulu idi. Ve okulun başarılı öğrencisinin adı da Feyzi imiş. Bu çağrışımla bizim öğreneceğimiz Faiz Formülü şu şekilde baş harfleriyle okunursa ezberlemesi de çok kolaydı : Alaca (A) Nedim (n) Tuğaltay (t) Orta (0) Okulu (0) Birincisi (1) Feyzi (F). Yaşadıklarımız gerçekten unutulmaz anılarla doluydu; değil yarım saat yarım gün anlatsam gene de bitiremem.

Slayt No. 16 ve 17

            O dönemlerde öğretmen / öğrenci kaynaşması saygı odaklıydı; sevginin tezahürü ciddiyetle eğitim verilmesiyle, sorunlarına ortak olunmasıyla gösterilirdi. Global dünya eğitim anlayışı bu sevgi ve saygı ölçütlerini ne yazık ki yozlaştırdı ve özgürlük adına disipline edilemez bir öğrenci câmiası ve kurs ve dershane merkezli çıkar odaklı bir eğitim câmiasını ortaya çıkardı. Eskiden sınıf geçmek hayli efor isteyen bir olgu iken şimdilerde sınıfta kalmak torpil isteyen bir eyleme dönüştü.

ZİLE İKİNCİ ORTAOKULU'NUN
ASİL KADROLU İLK SEKİZ EĞİTİM ORDUSU

Ömer AÇIKEL
Zile II. Ortaokulu Müdürü
Mehmet KARAKALKAN
Zile II. Ortaokulu Müdür Muavini
Ülkü AÇIKEL - Türkçe Öğretmeni
Ufuk GÜLÂL
Leylâ KOCAMAN - Türkçe Öğretmeni
Erol YILMAZ
Gülay MİSTEPE - Fen Bilgisi Öğretmeni
Şahin ERSOY
- Ev İşi Öğretmeni

            Sokakta yürürken öğretmenimizi gördüğümüzde saygıdan karşı kaldırıma geçerdik ya da şapkalı isek asker gibi selâm verirdik.Velilerimiz için bizler, hocalarımızın yanında 'eti senin, kemiği benim' mesabesinde değerlendirilirdik. Her daim yanımızda idiler. Bedava kurslarla eğitirlerdi bizi, hattâ ablam evde bile ücret almadan ek ders verirdi öğrencilerine.. ikmale kalmasınlar diye.

            Öğretmen kardeşi olmanın avantajları yanında dezavantajları da vardı. Arkadaşlarım imtihanda sorulacak soruları benden öğrenmek isterler ya da yazılı kâğıtlarını evde değiştirmemi talep ederlerdi. Bazen tehdit bile edilirdim! Değiştirmediğimde sokakta beni dövmek için peşime takılırlardı Zile ve Gemerek'te... Ama avantajları daha fazla olduğu için bu menfilikler tatlı bir anı olmaktan öte beni fazlaca üzmedi.

Slayt No. 18

            10 Nisan'da açılış kutlamaları tertiplenmesine anlam verememiştim. Çünkü Zile İkinci Ortaokulu 03 Aralık 1969 Çarşamba günü açılmış ve ilk tedrisatına başlamıştı. "Kalem Kılıçdan Daha Güçlüdür" logosuyla Zile Postası Gazetesi Sayın Hüseyin M. HOŞCAN'ın yönetiminde olayları cesaretle ve günü gününe yayımlıyor ve haber etiğine azamî titizlik göstererek Zile haberleriyle kamuoyunun nabzını dik tutuyordu.

            Bugün, sitenin Misafir Defteri'ne Sayın Müdür Bey olaylarla ilgili yorumunu aktarmış. Saygı duyarım. Başkalarının yaptığı gibi işime gelen mesajı yayınlayıp, gelmeyeni filtreleme gibi huyum yoktur. Özgürce herkes cevap hakkını kullanabilmelidir. Hocamızın mesajını aynen yayınlıyorum. Üzüldüğüm nokta şudur ki : Okulumuzu 'Benden önce ve benden sonra' diye ikiye bölmekle bence büyük hata içerisine girmiştir. 1969 yılı Fevzi Çakmak'ın açılış tarihi değil ki Sayın Hocam 'Biz "FEVZİ ÇAKMAK ORTAOKULU 40.YIL" şenliği hazırladık. Siz 2. Ortaokul mezunusunuz.' sözlerini sarf etmişsiniz. Kamuoyuna duyurunuz bu şekilde olmamıştı oysa ki, neden fikir değiştirdiniz? Gerçekten samimi olsaydınız, 1973 yılı mezunu olduğunuz için 40. değil 37. yıldönümünü kutlardınız. Konuştukça çelişkiler yumağında kayboluyorsunuz.

            Sayın Mistepe Skandal sunum adı altında gerçekleri yansıtmayan ve şahsımı yargılayan yazınız okuyunca gerçekten çok üzüldüm. Biz "FEVZİ ÇAKMAK ORTAOKULU 40.YIL" şenliği hazırladık. Siz 2. Ortaokul mezunusunuz .Sizi vicdanınızla başbaşa bırakıyorum.Gerçekler sizin yazdığınız gibi olmadığını yazınızı okuyanlar görecektir.Ve benim kendimi ön plana çıkarmaya asla ihtiyacım yok. O sorun sizde olabilir.

            Sizin romen, kolbastı diye küçümsediğiniz okulumuz öğrencilerinin sahnelediği oyunları,eğlenceyi 10 Nisan gecesi Saray Sinamasında 1200 kişi ayakta alkışladı.Sizin sanata ve sanatçıya verdiğiniz değerde bu şekilde açıklamış oldunuz. Sizin slaytlarınızı sunmayalım dmedeikki, kendizin vazgeçen mail attınız bana.Biz yinede sunumda sizin sunumlarınızı hazır tuttukki gelirsiniz diye. Fevzi Çakmak Ortaokulu ilk mezunlarımız da davetimize icap ederek gecemize renk katmışlar ve arkadaşlarımız hasret gidermişlerdir.

            davetimize icap eden müdürlerimiz, mezunlarımızın protokol da yerleri vardı, hiçbirisi de ayakta kalmadı.Ve beni itham etmenizi de yadırgadım,sadece ilk mezun olarak benim resmimi yayınlayacağınız yerde 225 sunumu yayınlasaydınız gerçekleri okuyucular daha iyi anlardı.

            Sayın Mistepe

            Yazımı yayınladığınız için memnun oldum.Ancak yorumlarınızla okuyucularınızı yanıltmaya ve şahsımı karalama çabalarınıza anlam veremiyorum. Zile 2. Ortaokulu olarak faaliyet gösteren okul, binasının olmadığından dolayı bazı öğrencileri Zile Lisesinde, bazı öğrencileride Altınyurt İlkokulunda eğitim yapmakta idi. 1969 yılında aralık ayında okulun şu anki yeni binasına taşındı. Siz bunu okulun yeni açılmış bir okul olduğunu lanse ederek araştırmacı kimliğinizle çelişki içerisindesiniz. Okulumuzun İlk Müdürü Ömer Açıkel, Müdür Yardımcısı Mehmet Karakalkan ve Osman Hacıbaloğlu nun ortak teklifleri ile 1969-1970 öğretim yılında FEVZİ ÇAKMAK ORTAOKULU olarak ismi değiştirlmiştir. Şahsıma "Kendisini öne çıkarma" diye kullandığınız kelimeye gelince Ben 32 yıllık öğretmenliğim ve bunun 17 yılı Müdür olarak geçen bir memuriyet hayatım var, Allaha şükürler olsun ki memuriyet hayatımda kendimi asla ön plana çıkarmadım. Bunada gerk duymadım, çünkü benim Zilede çalışmalarımı faaliyetlerimi tüm Zileli hemşehrilerim gayet iyi bilirler.Reklam peşinde koşan veya mevki makam için eğilip bükülen bir kişiliğim yok.Hep dik durdum ve dik duruşumdan da asla ödün vermedim.Zilede binlerce öğrenci okuttum, herbiri şimdi çok iyi mevkilerde, Zileye geldiklerinde yanıma uğrayıp elimi öpmeleri benim en büyük mutluluğum.Sizin taltifinize asla ihtiyacım yok. Çünkü ben doğru bildiğim ve yapmaktanda asla çekinmediğim bir kişiliğe sahibim.

                                                                             Ahmet OCAKCIOĞLU

            Zile Postası Gazetesi'ndeki "II. Ortaokulumuz Bugün Törenle Açılıyor" serlevhalı haberin metni aşağıdaki biçimde verilmişti : (Kaynak : 03 Aralık 1969 tarihli Zile Postası Gazetesi). Bu bilgileri, Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu'ndan mezun olan öğrencilerimiz için bir anı olmak üzere detaylı olarak veriyorum.

            İnşaatı tamamlanarak Muvakkat Kabulü yapılan bir milyon yedi yüz elli bin lira keşif bedelli 2. Ortaokulumuz bugün saat 10'da yapılacak merasimle hizmete girecektir. Lise öğretmenlerinden Ömer AÇIKEL'in müdür olarak atandığı İkinci Ortaokulumuzun bugünkü yapılacak Açılış Merasimi'ne, başta Millî Eğitim Bakanı, Bakanlık Müsteşar ve Daire Müdürleri olmak üzere Tokat Milletvekilleri, Vâlimiz, Tokat Daire Âmirleri, Turhal Kaymakam ve Belediye Başkanı ile Şeker Fabrikası mensupları ve bütün Zileli hemşehrilerimiz davet edilmişlerdir.

Slayt No. 19

            04 Aralık 1969 tarihli Zile Postası Gazetesi ... ve İkinci Ortaokulumuz kendi binasında öğrenime başladı serlevhasıyla gazetenin ilk sayfasını tümüyle okulumuza ayırmıştı. İlk Dersi Tokat Vâlisi Verdi / Okul Müdürü Ömer AÇIKEL : Vatansever, milliyetçi ve Atatürkçü öğrenci yetiştirmek istiyoruz. Grevci, boykotcu, kötü fikirlere âlet olan öğrenci istemiyoruz. / Belediye Bşk. Osman ÇETİN : Bu çatılar altında milletçe manevî cihazlanmamızı sağlayan, bizi dış âlemde şahsiyetli ve itibarlı kılan kültürümüzü ışıklandırıp genişlettiğimiz nispette daha büyük millet daha büyük devlet olabiliriz. / Törene Birçok Davetli Katıldı.

            «Bugün ortaokulumuzun açılış töreni vardı. Hava güzeldi, hiçbir duman şeridi yoktu. Sanki neşemize katılıyordu.» Dün saat 10'da yapılan bir törenle kendi binasında öğrenime başlayan 2. Ortaokulumuzun on biri kız otuzu erkek olmak üzere 41 öğrencisi olan 3/A Sınıfı'nda Tokat Vâlisi Yusuf YAKUPOĞLU, Yüksel MAZMAN isimli öğrenciye tahtaya yazmasını söylüyordu bu cümleyi.

            Fransızca Öğretmenimiz Fahri ÖZTÜRK Ünyeli idi, yani hemşehrimdi. Diğer Fransızca Hocamız da Şener ÇİLEKÇİ'ydi ve "Ağacın Tepesinde" adlı bir roman yazmıştı. "Beni babam doğurdu eminim." cümlesiyle başlayan ilginç bir kitaptı. Eğitimci ve Ebru Sanatçısı Haydar ÇUHADAR Bey'in hatırlatması ile kitabın adını da hatırlamış oldum.

            Açıklama : Beni babam doğurdu eminim, yoksa ne bu değin güzel olarak dünyaya gelir (çocukken ve gençken pek yakışıklı olduğuma inanıyorum) nede sonradan hayatıma sonradan karanlık yaldızlar atan devamlı bir iz kuvvetinde şımarıklıkla büyütülürdüm. onun için kendimi anlatacakken babamdan bahsetmem yersiz olmaz. fakat ben daha evvel büyükbabamdan bahsedeceğim... (kitabın girişinden). Kitap şubat 1947'de Burhaniye, İstanbul'da yazılmış, 1967'de basılmış, 255 sh., 13x19 cm, 3. hm, İş Matbaacılık, Ankara, 1967.

Zile Lisesi Balıkesir Muhasebecisi Piyesi / 27 Mayıs 1970 Hilmi Erçelik - Müdür -Fikret Tarhan -
Mithat Beki - Ş. Dokel - Safiye Gacömer - Nahit Ulus - Mehmet - Kadir Günfer - Sevim İbrikcioğlu - Necati Türkmen
- Gülten Gökalp - Hüseyin Ulus - Selim Bucak - İrfan Kaluksuz - Ömer Alacalı - Abdurrahman Karanfil.

http://www.nadirkitap.com/agacin-tepesinde-kitap265761.html - Haydar ÇUHADAR Fotoğraf Arşivi (Sağda).

            Evet, 03 Aralık 1969 Çarşamba günü, hızla gelişmekte olan güzel ve şirin Zile'miz için unutulmayacak günlerden biri idi. 17 şubede 832 öğrencisi ve 7 öğretmeni ile kendi binasında öğrenime başlayacaktı 2. Ortaokulumuz. İşte bu nedenle tertip edilen açılış töreni saat 10'da Okul Müdürü Ömer AÇIKEL'in Belediye Bandosu'nun İstiklâl Marşı'nı çalarak, göndere bayrağımızın çekilmesini müteakiben yaptığı açış konuşmasıyla başlamıştır.

Hüseyin M. HOŞCAN - Av. Osman ÇETİN - Ömer AÇIKEL
 

            Açış konuşmasında, 16 ay gibi kısa bir zamanda inşaatı biten binalarında Lise'den 18, Kız Enstitüsü'nden 3 ve ilkokullardan 12 öğretmenin de ek görev almasıyla, boş geçen ders olmadığına değinen AÇIKEL, «Bir okul açıyor, bin hapishane kapıyoruz» demiştir.

            Amaçlarının vatansever, milliyetçi ve Atatürkçü öğrenciler yetiştirmek olduğunu, grev, boykotcu, kötü fikirlere âlet olan öğrenci istemediklerini belirten Açıkel, sözlerini okulun vatanımıza, milletimize ve Zile'mize faydalı olmasını dileyerek bağlamıştır. Konuşmasının tam metnini bir belge niteliği taşıması ve okulumuza armağan olması açısından aşağıda veriyorum :

II. ORTAOKULUMUZUN AÇILIŞ TÖRENİNDE
OKUL MÜDÜRÜ ÖMER AÇIKEL'İN YAPMIŞ OLDUĞU
VECİZ KONUŞMANIN TAM METNİ
(Zile Postası Gazetesi - 05.12.1969, Yıl : 13, Sayı : 1009 / 1952, Fiyatı : 25 krş.

            Sayın Vâlim, kıymetli davetliler, yardımsever Zileli hemşehrilerim, sevgili öğrencilerim;

            Davetimize icabet edip, törenimize katıldığınız için hepinize teşekkür eder, saygılarımı sunarım. Şu anda sizlerle bir okul açıyor, bin hapishaneyi kapatıyoruz. Öğretime açacağımız okul yardımsever Zileli hemşehrilerimizin bağışladığı arsa üzerine kurulmuştur. 1.750.000 liraya inşa olan okulumuz çalışkan Türk mühendis ve işçisinin gayretiyle 16 ayda tamamlanmıştır.

            Okulun 17 sınıfı, 1 laboratuarı, 1 Sosyal Bilgiler Dershanesi, 1 Kütüphanesi, 1 Konferans Salonu ve 4 İdare Odası mevcuttur. Zemin katta iki kazanlı bir kalorifer dairesi vardır. Bu kaloriferler okulumuza 56 m mesafede bulunan şehrimiz lisesini de ısıtmaktadır.

            Okulumuzun öğretime açılması ile hem Zile Lisesi hem de okulumuz çift öğretim düzeninden kurtulup normal öğretim düzenine girecektir. Çift öğretimde öğrencilerin yarım günleri boş geçmektedir. Yavrularımız kıymetli zamanlarını sokaklarda boş yere harcamaktadırlar. Çift öğretimde günlük öğretim süresi teneffüsler dahil 3 saat 40 dakika iken, normal öğretimde 5 saat 30 dakikaya çıkacaktır. Çift öğretimde haftalık ders saati toplamı 29 saat iken normal öğretimde 32 saate çıkacaktır. Netice itibarıyla yılda öğrencilerimiz eskiye kıyasla 96 saat fazla ders alacaktır. Bu hemen hemen bir aylık öğretim fazlalığı demektir. Bu olumlu durum hem bizleri hem öğrenci velilerini hem de öğrencilerimizi sevindirmektedir.

Halen okulumuz kadrosunda 7 öğretmen vardır. Zile Lisesi’nden 18, Zile Kız Enstitüsü’nden 3 ve Zile İlkokulları’ndan da 12 öğretmen geriye kalan dersleri ücretle okutmaktadır. Öğretmeni olmayan ders yoktur.

Okulumuzun 17 Şube’de toplanmış 832 öğrencisi vardır. Okulumuzdan vatansever, milliyetçi, Atatürkçü evlâtlar yetiştirmek gayreti içindeyiz. Gönlümüz boykotçu, işgalci ve kötü düşünceler taşıyan öğrencilerin bu müesseseden ve diğer müesseselerden çıkmasını katiyetle istemiyor.

Okulumuzun ders araç ve gereçlerinin temininde büyük yardımları olan Sayın Millî Eğitim Müdürümüz Süleyman VARLI’ya, her türlü yardımı sağlayan Kaymakamımız M. Sabri YORULMAZ’a, arsamızın alınmasını temin eden ve bütün müşküllerimizin hallinde yardımlarını esirgemeyen Belediye Başkanımız Osman ÇETİN’e, Ticaret Odası ilgililerine, Öğretmenler Derneği ve Avcılar Kulübü İdare Heyeti’ne, Eken ve Kocatürk Eczahanesi sahiplerine ve Birlik Kollektif Şirketi sahiplerine şükranlarımızı sunarım.

Okulumuzun vatanımıza, milletimize ve Zile’mize hayırlı, uğurlu olmasını Cenab-ı Allah’tan diler, hepinizi hürmetle selâmlar, sözü Sayın Belediye Başkanımız Osman ÇETİN’e bırakırım.

Saygılarımla…

                                                                                                 Ömer AÇIKEL
                                                                                               Zile II. Ortaokulu Müdürü

            Müteakiben konuşan Belediye Başkanımız Osman ÇETİN, Zile'mizin öğretim ve eğitim hayatındaki tarihsel gelişime değinerek «Bu çatılar altında milletçe manevî cihazlanmamızı sağlayan, bizi dış âlemde şahsiyetle ve itibarlı kılan, kültürümüzü ışıklandırıp genişlettiğimiz nisbette daha büyük millet daha büyük devlet olabiliriz» demiştir.

            Sayın ÇETİN'in yaptığı veciz konuşmadan bazı parağrafları aynen sütunlarımıza alıyoruz. Bu çatılar altında milletçe manevî cihazlanmamızı sağlayan, bizi dış âlemde şahsiyetle ve itibarlı kılan, kültürümüzü ışıklandırıp genişlettiğimiz nisbette daha büyük millet daha büyük devlet olabiliriz. Bugün Türkiye'mizde bunalım ortamında müziğimiz gün geçtikçe sanat olmaktan çıkıyor, zevksiz ve kalitesiz kitaplar vitrinleri dolduruyor - Sinema ve Tiyatro Proğramları yürekler acısı sevgiyi - saygıyı, mâziyi - tarihi ve hattâ benliğini unutsun diye çocuklarımız gençlerimiz - büyük şehirlerde süfliyerlere sürüklenmek isteniyor. Türklüğü ve millî varlığı ile öğünmek alaya alınır bir ortam yaratılmaya, bir millet nasıl bozulur nasıl dejenere edilir - onun metodları uygulanmaya çalışılıyor. Bu maksatlı maddeci - bu manevîyatsız - sanatsız, zevksiz sistem hürriyet içinde refah yolu seçen Türkiye'mizde her geçen gün hudutlarını genişletip tüm Türkiye'mize sokulmaya yelteniyor. Bu tehlikeli gidişe siz kıymetli (vatan sevgisi ile - aile bağı ile - millî duygularla mücehhez) ilim ve irfan ordusu, kıymetli öğretmenler bu öğretim ve eğitim yuvalarında bu tehlikeli havayı teneffüs edip genç ve körpe dimağlı çocuklarımız manevî değerlerle ve tüm millî kültürümüzle teçhiz yolundaki çalışmalarınızı candan destekliyoruz. Bu millî kültürle çocuklarımız vatan sevgisini, aile bağını ve millî duygularını kazanacaktır. Dili, dini ve zevkleri, yüce masalları, halk şiirleri, örf ve âdetleri, köklü ve tatlı mâzisi ve tarihi şanlı bir milletin evlâtlarıyız - yarının mamur ve müreffehTürkiye'sinde nöbeti, devri teslim alacak gençleri yetiştirirken kültürel kaynaklarımızdan ileri manâda faydalanmak gerektiğine inanıyorum.

Belediye Başkanı Av. Osman ÇETİN

Zile Postası Gazetesi Fotoğraf Arşivi

            Bilâhare Kaymakamımız M. Sabri YORULMAZ irticalen bir konuşma yapmış, okulun şehrimize hayırlı ve uğurlu olmasını dilemiş ve Tokat Vâlisi'ni kurdeleyi kesmeye davet etmiştir. Kurdeleyi kesmeden önce kısa bir konuşma yapan Yakupoğlu, «Zileliler'in öğretim konusunda büyük ilgileri vardır» demiş ve okulun hayırlı olması dileğiyle kurdeleyi kesmiştir.

            Müteakiben okul gezilmiştir. Bu arada çok güzel bir jestle Okul Müdürü Ömer AÇIKEL Öğretmenler Derneği'nin hediye ettiği saati yerine takmasını Tokat Vâlisi'nden rica etmiştir.Yakupoğlu, sevinçle bu görevi yerine getirdikten sonra okul saati tam 10.30'u vurmuştur.

            İkinci Ortaokul'umuzun sınıflarında ilk ders 3/A Sınıfı'na verilmiştir. İlk dersi veren öğretmenin ismi Yusuf YAKUPOĞLU idi. Verdiği ders Fransızca idi (Bu ilk ders izlenimlerini muhabirimiz Ahmet HOŞCAN yarın bir haber - röportaj olarak, «BİLİRİM İLK'in HEYECANINI..» başlığı ile sunacaktır.


Kaynak : Zile Postası Gazetesi – 05/07.12.1969, Yıl : 13, Sayı : 1009/1952.

BİLİRİM «İLK»LERİN HEYECANINI

Makale : Ahmet HOŞCAN
(Zile Postası Gazetesi – 05/07.12.1969, Yıl : 13, Sayı : 1009/1952)

Hele o «ilk» konuşmalar, «ilk» konuşmalardan bir sevgili ile veya bir değerli birisi ile veyahut bir büyükle yapılan konuşmalar..

İnsan unutuveriyor bütün bildiklerini… Saçma sapan şeyler çıkıyor ağzından. Sonraları o ânı hatırladığında bir utanıverir bir utanıverir ki sormayın. Üstelik bu duruma düşmemenin bir çaresi yoktur da! Çünkü «ilk»tir ve elbet hataya düşülecektir.

İşte 03 Aralık 1969 Çarşamba günü açılan İkinci Ortaokulumuzda verilen «ilk» dersin «ilk» tahtaya kalkan ve «ilk» defa şehrimizde vâli tarafından müzakere edilen «ilk» öğrenci, «ilk» kız öğrenci unvanını alan şehrimiz İkinci Ortaokulu’nun 3/A Sınıfı’nın 456 numaralı çalışkan öğrencisi Yüksel MAZMAN…

- III -

Bu arada, müşfik öğretmen Neriman ÇETİNEL’in fedakârane «kopya vermesi» de bu heyecan fırtınasını uzaklaştıramadı sınıftan.

… Ve Bekir ERGÜLMEZ, Dursun GÖZCÜ, Ahmet OLGUN ve Osman AKDURUCAK.. Bunların da kimisi okudu kimisi anlattı. Ama hepsi de kekeledi. Fakat bu, konuyu iyi bilmediklerine ve derslerine çalışmadıklarına yorumlanamaz! Hele ben, asla…

Çünkü dedim ya, bilirim «ilk»lerin heyecanını, hem de bir ömür boyu süreceğine inandığım pişmanlık duygularının esiri olarak. Gönül arzu eder ki bu yepyeni çatı altında tam bir aile havası hüküm sürsün, yani samimi, hoşgörü ve anlayışlı ve birbirlerine sevgi bağı ile bağlı olanların üzerinde daima esen mutluluk rüzgârları doldursun sınıfları..

Arzum, buradan gerçekleri ARAŞTIRAN, samimi ve meşru fikirleri dinleyip BİRLEŞTİREN en uygun en doğru çözüm yolunu YARATAN ve daima «insan»ları SEVEN gerçek Türk milliyetçilerinin yetişmesidir. Bu arzumuzu gerçekleştirmelerini İkinci Ortaokulumuzun asil ve asil 8 gerçek Türk Öğretmeni Okul Müdürü Ömer AÇIKEL, Muavin Mehmet KARAKALKAN, Ülkü AÇIKEL, Ufuk GÜLÂL, Leylâ KOCAMAN, Erol YILMAZ, Gülay MİSTEPE ve Şahin ERSOY’dan müteşekkil «SEVGİ ORDUSU, ilim ve feyz ordusu»ndan bekliyoruz.

Önümüzdeki günler gönlümüzdeki günler olsun, tek dileğimiz bu…

                                                                                                                Ahmet HOŞCAN

            Daha sonra 832 öğrenciyi, 7 öğretmeniyle yeni bir binada yeni bir öğrenim hayatı ile başbaşa bırakarak davetliler okuldan ayrılmışlardır. Kendi binasında öğrenime başlayan İkinci Ortaokul'umuzun hayırlı ve uğurlu olmasını diler, başta Okul Müdürü Ömer AÇIKEL ve Muavin Mehmet KARAKALKAN olmak üzere bütün öğretmen ve öğrencilere yeni binalarında başlayacakları yeni öğrenim hayatlarında başarılar dileriz.

Slayt No. 20

            Okulumuz meskenler için neredeyse sınırdı ve ilerisinde iskâna açık bir konut bulunmuyordu. Önünde uzanan Çekerek Caddesi'nde sadece Cezaevi vardı ve ilerisi de Panayır etkinlikleri için ayrılmış sahaydı. Okulda, teneffüs aralarında ya da öğle tatilinde arkadaşlarımızla koşarak kızlı erkekli panayıra giderdik. Yollar ana-baba günü gibi olurdu. Eğlence odaklı olduğu kadar alışverişe de gayet müsaitti Zile Panayırı. Geçmişin ekonomi ve ticaret merkezi olduğu yıllarda Çorum, Amasya, Samsun, Yozgat, Tokat, Sivas ve Kayseri hinterlandını Zile'ye toplar ve taze para yıldan yıla Zile'ye akardı. Dış göçten söz edilmezdi. Günümüzde köylerimiz boşaldı ve tedbir alınmazsa okullarımızda okutacak öğrenci bulamayacağız bu gidişle!

Salıncaklar, Çadırlar ve Motosiklet Üstüvanesi ile Zile Panayırı.

http://public.fotki.com/zelanakkas/old-zile-pictures/

            Panayıra gelen insanlar kılık kıyafetlerine çekidüzen verirler ve panayırın saygınlığına bir nebze olsun katkıda bulunmayı ihmal etmezlerdi. Çocuklar atlıkarıncalar, salıncaklar, bisikletlere biner, talih oyunlarında maharetlerini denerlerdi. Kimi tüfekle atış yapar kimi topu potaya geçirmeye çalışır kimi penaltı çeker kimi yumruk atarak gücünü dener kimi halka fırlatır hediyeler üzerine kimi ping pong topunu geçirmeye çalışır kimi de rulet masasına koşar ve sayılar üzerine para basardı. Kimileri de çarkıfelek gibi rengarenk boyalı sehpalarda döndürülen topun duracağı yeri tahmin edip 25 kuruşluk madenî parasını o renge koyar ve topun o renkte durmasını dileyerek, heyecanla beklerdi.

            Kısa panayır macerasında öğrenciler ellerinde pamuk şeker ya da horoz şekerlerle, macunlu dudak ve parmaklarını yalayarak okula dönerdi. Ceviz helvasının tadımsılığı da bir başkaydı hani. Üstüvanede motosikletlerin gürültüsünde ölümle dans eden insanların gözlerine Türk Bayrağı dolayıp süratle dönmelerinin verdiği heyecan başka bir şeyle ölçülmezdi; ellerini direksiyondan çekip ikili ya da üçlü kombinasyonlarda üstüvane içerisinde deli gibi dönerlerdi.

Zile Ortaokulu İzcileri (1954) ve Panayır Lunapark Eğlenceleri.

http://public.fotki.com/zelanakkas/old-zile-pictures/

            Salıncaklarda özgürlüğün tadını çıkarırdı erkek ve kız öğrenciler, fırıl fırıl dönerlerdi saçlarını dağıtarak. Piyango çekilişleri yapılırdı; denizkızını görmeye girerdi insanlar; "bul karayı al parayı" diyerek nasibini arardı roman kardeşlerimiz de uyanıklılığında... Parası olmayan bebelerin ağlamaları da eksik olmazdı panayırımızda... Yıllar öncesinin at yarışları ve güreşleri de panayıra damgasını vurmuştu tabi ki!

Halkacılar, Panayır Eğlence Kültürü'nün Unutulmaz Heyecanlarıydı.

Hüseyin M. HOŞCAN Fotoğraf Arşivi

            Ve koşa koşa ter içerisinde derse yetişmeye çalışırdık. Rahmetli Yaman ÇETİNER Hocamızın dersiydi. Tarih öğretmenimizdi. Eşi Neriman Hocanım da Coğrafya Öğretmenimizdi. Sınıf mümessili idim, şimdiki ifadesiyle sınıf başkanı. Hocamız 'dersi kim anlatacak?' demiş bizlere.Yorgunluktan ne dediğini anlamamış ve 'sınıf mümessili kim?' dedi biçiminde anlamıştım. Parmağımı kaldırınca da 'Geç bakalım tahtaya!' deyip o günkü tarih dersini anlatmamı beklemeye başlamıştı. Yüzüm kıpkırmızı olmuş, yerin dibine geçmiştim tabi. Hocamız olgun bir insandı; derse hazır olmadığımı anlamış ve kibarca yerime oturmamı istemişti.

Slayt No. 21

            İftiharlık öğrenciydim. Hocam bunu bildiğinden alttan almış ve büyüklük örneği sergilemiş, gururumu kırmamıştı. Çalışkan öğrencileri hocalarımız severdi. 07 Şubat 1970 tarihli Zile Postası Gazetesi Zile'nin I. ve II. Ortaokulları'nda İlk Yarıyıl 10 öğrencinin Takdirname, 47 öğrencinin de Teşekkür Mektubu aldıklarını ön sayfadan haber olarak vermekteydi. 'Erkek öğrenciler daha başarılı' diye başlayan haber şöyle devam ediyordu :

            İlgililerden edindiğimiz bilgilere göre şehrimizde Zile Ortaokulu ve İkinci Ortaokul'da ilk sömestr 10 öğrenci Takdirname, 47 öğrenci ise Teşekkür Mektubu almışlardır. İlk bakışta erkek öğrencilerin daha başarılı olduğu görülmektedir. Başarılı öğrencileri ve öğretmenlerini tebrik eder, başarılarının devamını dilerim. İlgililerin verdiği liste şöyledir :

ZİLE ORTAOKULU ZİLE II. ORTAOKULU

TAKDİRNAME

3/A - Nahide DEVRİM
3/D - Bilâl BABUR
3/D - Memiş DİLEK
3/E - Mediha BAYIR
2/C - H. Suzi SEREZLİ

TEŞEKKÜR

3/A - Şahin ÖZAYDIN
3/A - Türkan PİŞKİN
3/B - Turan KOÇER
3/B - Şükrü OLGUN
3/C - Halide Kılıçoğlu
3/C - Mehmet KURT
3/D - H. Ali ADSAN
3/D - İhsan GÜLBASAR
           Devamı yanda..

3/D - İsmail Menekşeoğlu
3/D - Hatice OĞUZ
3/D - Aliye TİPİCİ
3/E - Mehmet TAŞ
3/E - Dursun GÖZÜGÜL
3/E - Seyit SAPAN
3/F - Mustafa Kavaklıoğlu
3/F - Nurten Parlakaltın
2/D - Hatice ERCAN
2/F - Fahri KURBAN
2/H - Ayhan ÇUHADAR
2/İ - Ömer TOLGAY
2/İ - Hatun ERKUŞ
2/İ - Mevlüde YAHŞİ
1/C - Fevzi KARAASLAN
1/B - Erhan YALÇIN
1/E - Bayram KİRLİBAL
1/E - Kadir ERÜRE

TAKDİRNAME

1/A - M. Lütfi PİŞKİN
1/F - Ercüment Köksalan
1/G - Tülin ALACALI
2/D - Şükrü YILDIRIM
2/D - Nuran BALTACI

TEŞEKKÜR

1/A - İlhan Menekşeoğlu
1/D - İbrahim İnceoğlu
1/F - Emre YALMAN
1/F - Nimet BABAT
1/G - Yüksel UĞURTAY
1/G - İlhan GÖKALP
           Devamı yanda..

1/K - Ülkü ÇALARGÜN
1/K - İ. Yaşar ÖZGÖK
1/M - Sadiye DOĞAN
1/M - Hasan KUL
2/A - Hidayet GÜNAT
2/A - Hüseyin KAYA
2/C - Alime TİLKİOĞLU
2/C - Ü. Bülent Ergüven
2/C - Sadettin YILMAZ
2/D - H. Ziya ÖZDOĞAN
2/D - Yaşar OZAN
3/A - Osman Akdurucak
3/A - M. Ufuk MİSTEPE
3/B - N. Banu AKBAY
3/B - Mustafa YILMAZ

            Dikkat ederseniz, Zile II. Ortaokulu öğrenci sayısı 832, Zile Ortaokulu ile beraber yaklaşık 1.700'ün üzerinde bir öğrenci topluluğu söz konusu ve sadece 10 öğrenci Takdirname alabiliyor. Her sınıfa yaklaşık bir Takdirnamelik Öğrenci bile düşmüyor!. Osman AKDURUCAK okulumuzu Birincilik'le bitirdi ve 3/A'dan sınıf arkadaşımdı.. Tabip (doktor) oldu. Gene aynı sınıftan M. Ufuk MİSTEPE İkincilik unvanıyla mezun olarak, Orman Endüstri Yüksek Mühendisi diplomasıyla 1978'de hayata atıldı. Banu AKBAY da 3/B sınıfından Üçüncülük'le mezun oldu ve ondan ne yazık ki hiç haber alamadım. Uzun yıllar Müdüriyet Odası'nın karşısındaki bir kolonda fotoğraflı İftihar Listesi asılı kaldı. Sayın Ahmet Bey'den öğrendiğime göre gelen bir tebliğ hükmü çerçevesinde oradan arşive kaldırılmış. Bir jest olarak, eğer kaybolmamışsa arşivden çıkarılıp, o gece bizlere sunulmasını isterdim.

            Günümüz eğitim sistemini sorgulayacak olursak sınıfta Başarı Belgesi alamayan öğrenci neredeyse yok denecek kadar az. Oğlumun Bolu'da lise mezuniyeti karne dağıtım törenine gitmiştim. Karneler verilmeden önce Başarı Belgeleri dağıtılacaktı. Nereden bilebilirdim ki öğrencilerin çoğunluğu bu belgeyi almaya hak kazanmış! Sırasını beklerken ayakta beklemekten başıma Güneş geçtiğini unutamam! Şimdiki öğrenciler mi daha başarılı, yoksa eskinin hocaları mı daha disiplinli?

Slayt No. 22

            1970'li yıllar ve öncesi musiki alanında Zile'nin en parlak yıllarıydı. Birçok ilde Caz Orkestrası yok iken Zile'de Mehmet SEZEN, Fikret TARHAN, M. Âli ERDİN ve Bahri AYTER'den oluşan bir Caz Orkestrası vardı. Zile İkinci Ortaokulu'nun orkestrası kurulmamıştı ama o dönemde Zile Lisesi'nin Alaflar Hafif Müzik Orkestrası fırtına gibi esiyordu. O dönemin meşhur Mavi Işıklar topluluğunun kıyafetiyle sahneye çıkarlar ve Zile'nin sahnedeki görsel sunumlarını doyasıya izleyenlere tattırırlardı. Ritm Gitar'da çalan Engin AKYUNAK büyük kayınbiraderimdir. Ve ben de ablamın Samsun Eğitim Enstitüsü'nden kalan mandolini ile müziğe ucundan kıyısından o yıllarda bulaşıvermiştim.

 Bahri AYTER, Mehmet SEZEN, Fikret TARHAN ve Mehmet Âli ERDİN.

Ressam Mehmet SEZEN Fotoğraf Arşivi (Zile'nin İlk Caz Orkestrası)

            1969/70'li yılların Türk Hafif Müziği ve Anadolu Pop'unun hatırımda kalan hit olmuş parçaları ve yorumcuları şunlar : Barış Manço (Kurtalan Ekspres) - Dağlar Dağlar / Kâtip Arzuhalim / İşte Hendek İşte Deve (1970), Cem Karaca (Apaşlar, Kardaşlar) - Zeyno (1969) / Kendim Ettim Kendim Buldum (1970) / Dadaloğlu (1970), Moğollar - İndim Havuz Başına (1969), Fikret KIZILOK - Güzel Ne Güzel Olmuşsun (1970), Ajda PEKKAN - Sensiz Yıllarda (1970), Beyaz Kelebekler - Bütün Aşklar Tatlı Başlar (1970), Bora AYANOĞLU - Fabrika Kızı (1970), Berkant - Samanyolu (1967), Asu Maralman - Şarkılar Yazdım (1968), Erol Büyükburç - Ağlarım (1968), Erkin KORAY - Kızları da Alın Askere (1968), Hümeyra - Kördüğüm (1970), Ertan ANAPA - Sokağından Geçtim (1968), Neşe KARABÖCEK - Artık Sevmeyeceğim (1970), Kâmuran AKKOR - Bal Arısı (1968), Mavi Işıklar - İyi Düşün Taşın (1968) ve Durul GENCE - Şeyh Şâmil (1970).

ERKEK SANAT OKULU (ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ)

            Alaflar Hafif Müzik Orkestrası'nın da yer aldığı bir okul etkinliği daha Erkek Sanat Okulu Müsamere Salonu'nda yapılıyordu. Ev sahiplerimiz de dahil olmak üzere ailecek bu şenliğe akşam üzeri biz de katılmıştık. Aynı haftalarda Erkek Sanat Okulu Sergi açmış ve ürünlerini okulda pazarlamaya başlamıştı. Ablam da hoşuna giden ve duvara asılan üçlü siyah renk metalik KIRLANGIÇ motiflerini satın almıştı.

            Hatırladığım kadarıyla işçilik mükemmeldi. Kaliteli hocalar önderliğinde sergide sergilenen ürünler kapışılmıştı. Aynı ürünlerden bir kısmı gittiğimiz kutlama töreni için piyango çekilişine ayrılmıştı. Elimizdeki bilet numaralarına göre çekiliş yapılacaktı. Dört bilet almıştım ve iki tanesini yanımda oturan ev sahibimiz Türkân AKYUNAK (Odabaşoğlu) Hanımefendi'ye vermiştim.. biletleri kendi çekmişti. Rahmetli, on yıl sonra damadı olacağımı nereden bilecekti? Ve kutlamaların ardından sıra çekilişlere gelmişti. En pahalı hediye, ahşaptan yapılmış bir sehpaydı ve gerçekten malzeme ve işçilik olarak harikaydı. Bu hediye de ne mutludur ki kayınvalideme çıkmıştı!

            Taliye OBUT (Tarhan) Hanımefendi'den aldığım ve benim de hatırladığım bilgiler çerçevesinde o yıllarda Zile Lisesi'nde Radyo Yayını yapıldığını hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bağlara gittiğimizde radyodan kısa dalga istasyonunu açar, Zile Lisesi Radyosu'nu bulur ve istekleri dinler, mutlu olurduk hepimiz. Bakınız, Taliha Hanım o günleri nasıl anlatıyor :

            "Kültürel etkinlik olur da ağabeyim Fikret TARHAN oradan eksik kalır mı hiç! Evet 1967/68 yıllarında Zile Lisesi'nde, yasak olmasına rağmen gayri kanunî olarak kısa dalga radyo yayını yapılıyordu.

Zile Radyosu'nun Tesisleri ve Ekipmanından Arşiv Görünümleri

Kaynak : Zile Günlüğü Dergisi - Yıl : 1, Sayı : 1, Haziran 2005, 29. sh.'de yayımlanmıştır.

            Radyoyu kuran kişiler; Müdür Cemal ÖZDEMİR, İngilizce Öğretmeni Hüseyin ULUS, Ağabeyim Resim Hocası Fikret TARHAN ve Fen Bilgisi Öğretmeni Birsen HABEŞ idi. Yayınları ise Tekin KİREÇCİ, Ali KURT, Şahin KİREÇCİ, Bekir ALTINDAL ve Âşık Sadık DOĞANAY adlı öğrenciler yapardı. 1976 yılında halen çalışır durumdaydı."

            İnsan gençliğini yaşar da aşkları olmaz mı? Tabi ki oldu ama bu satır aralarında tenkide alacak hususları büyüteçle arayanlara malzeme vermemek için bu konuyu başka bir makalede işlemek üzere es geçiyorum. Çünkü bu art niyetli insanlar bana yazdıkları mesajlarında aşağıdaki yorumları bile kendimin yazdığını ve uydurduğumu söyleyebilecek kadar küçülebilmişlerdir. Oysa ki 17 yıldır yaptıklarımın, yapacaklarımın teminatı olduğunu söylememe gerek var mı ki sevgili hemşehrilerim?

Slayt No. 23 ve 24

Kaynak : Zile Postası Gazeteleri / Sahibi ve İdare Müdürü Hüseyin M. HOŞCAN

            Öğretmenlerimiz sadece okul mesai saatleri ile sınırlı olarak öğrencilerle ilgilenmezlerdi. Ailelerimizle de ilgilenirler, aile yaşantımızla da.. ekstra aktivitelerden ücret de talep etmezlerdi. Ablam Gülay MİSTEPE'nin muhtelif görev yerlerinde ücret almaksızın bireysel ve sınıfça eğitim ve kurs verdiğine çok şahit olmuşumdur. İşte bu fedakârane çalışmalardan birisi çoğu okullarımızda tatbik imkânı bulamayan ama çok verimli ve faydalı olduğuna inandığım AKŞAM MÜTALÂALARI'dır. Bu uygulama ile ilgili olarak Zile Postası Gazetesi'nde çıkan haberde şöyle denilmekteydi :

ÖRNEK BİR HAREKET
YOKSUL ÖĞRENCİLER İKİNCİ ORTAOKUL'DA
AKŞAMLARI MÜTALÂA YAPIYOR

            Şehrimiz İkinci Ortaokulu'nda evinde elektriği olmayan ve çalışma imkânları az olan öğrenciler için Cumartesi hariç hergün saat 18:00 ile 21:00 arası mütalâa yapma fırsatı verilmiştir.

            Bu çalışma 09 Mart 1970 Pazartesi günü başlamıştır. Mütalâalara 250 öğrenci katılmaktadır. Öğrencileri fahrî olarak gözetleyen ve kontrol eden öğretmenler : Ömer AÇIKEL - İkinci Ortaokul Müdürü, Mehmet KARAKALKAN - Okul Müdür Yardımcısı, Mithat BEKİ - Coğrafya Öğretmeni, Ziya YAVAŞ - Edebiyat Gr. Öğretmeni, İngilizce Öğretmenleri Hüseyin DİLEK ve Hüseyin ULUS ile Din Bilgisi Öğretmeni M. Şükrü ÖDÜPEK'tir.

            Çalışmalar Kaymakamlık'ça da uygun görülmüştür. Ayrıca İkinci Ortaokul ve Öğrencileri Koruma Derneği İdare Heyeti de çalışmaları memnuniyetle karşılamıştır. Böylesi örnek davranışlardan dolayı İkinci Ortaokulumuzun başta genç ve enerjik müdürü Ömer AÇIKEL olmak üzere bütün öğretmenlerini tebrik ve takdir eder, örnek davranışlarının devamını dileriz.

            Bu takdir olunacak davranış karşısında halen şükran borçlu olduğumu hissediyorum. Akşam Mütalâası her ne kadar ihtiyaçlı ve evinde çalışma imkânı bulamayan öğrenciler için düşünülmüşse de kısıtlama olmadığından aile durumu düzenli olan öğrenciler de mütalâalara gelirlerdi. Ben de bunların içerisindeydim ve kayınbiraderim Ahmet E. AKYUNAK ile akşam kurslarının ya da çalışmalarının müdavimi olmuştuk. Akşam mütalâasında da sınıf mümessili idim ve yaramazlık yapan, uslu durmayan öğrencileri tahtaya yazardım. Nöbetçi Öğretmenimiz kontrola geldiğinde bu öğrencileri cezalandırırlardı, ama bazen aşırı gider canlarını bayağı acıtırlardı. Kolay değildi tabi.. hem fahrî olarak bu hizmeti yürüt hem de haylazlıklarına sabır göster!

            Öğleden sonra iki ders yapıp evlerimize gider ve akşam yemeğini yedikten sonra ışıklandırılmış ana caddeden okula gider ve aynı yoldan gruplar halinde şarkı - türkü gırla şakalaşarak evlerimize dönderdik. Ulu Câmi karşısındaki köşede bulunan dondurmacıya uğramadan da edemezdik, bazılarımız limonata içmeyi de ihmal etmezdi. Okulda akşamları hem ödevlerimizi yapar hem de ertesi gün dersleri için hazırlanırdık. Yazılı ya da sözlü imtihan olacaksak hocalarımızdan yardım ister, halledemediğimiz konu ve sorularda onların desteğini alırdık.

            II. Ortaokul'un "Okul ve Öğrencileri Koruma Derneği" vardı. Genel Kurul Toplantısı'nı 08.04.1970 Çarşamba günü yapmıştı. Saat 14:30'da okul salonunda yapılan toplantıda Divan Başkanlığı'na İstiklâl İlkokulu Müdürü Fehmi FELEK Bey, Kâtiplik'lere de Rıza KABADAYI ile Hüseyin Bey seçilmişlerdi. Mutad gündem maddelerinin görüşüldüğü toplantıda Yönetim ve Murakabe Kurulu Üyelikleri'ne şunlar seçilmişlerdi : Yönetim Kurulu - Osman ÇETİN, Ömer AÇIKEL, Mehmet KARAKALKAN, Rıza KABADAYI, Dursun KUŞÇU, F. AYANOĞLU; Murakabe Heyeti - Fethi ALACALI, S. SENEMOĞLU, İ. ALPTEKİN. 09 Nisan 1970 tarihli Zile Postası Gazetesi kendilerini tebrik edip, başarılar dilemişti.

Slayt No. 25

            Okulumuz yeni açılmış olmasına rağmen sosyal aktiviteleri küçümsenemezdi. Her ne kadar o dönemde Kolbastı ve Roman Havaları revaçta değilse de hocalarımızın özverisi ile Zile ve hinterlandına ilişkin folklorik çalışmalar sergilenir ve Zile, Sivas, Tokat, Çorum, Elâzığ folklorunu yansıtan oyunlar sahnelenirdi. Önceleri ben de folklor ekibine katıldım ise de daha sonra Tiyatro Kolu'nda görev alınca ayrılmak zorunda kaldım. Ama bu folklorik altyapımı Ünye Lisesi ve Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü'nde tepe tepe kullandım.

            Okulumuzun bir nevi Mezuniyet Töreni olarak yapılacak gece için hocalarımız Molière'in L'AVARE = CİMRİ Piyesi'ni seçerek sahneye koymaya karar vermişler. Molière'in 1668'de yazdığı bu eseri şöyle özetlemek mümkün :


http://urun.gittigidiyor.com/CIMRI-MOLIERE-SABAHATTIN-EYUBOGLU-CEVIRISI_W0QQidZZ11268236

            "Harpagon adındaki cimri, oğlu Cléante ve kızı Elise ile yaşamaktadır. Napolili genç Valère, Elise’i bir deniz kazasından kurtarmış, onu sevdiği için Harpagon’un evine vekilharç olarak girmiştir. Cléante, Mariane adlı genç kızla evlenmek istemektedir. Gençler evlenemeyecekleri; Harpagon da bahçede gömülü altınlarının çalınacağı korkusu içindedirler. Harpagon, uşağı Flèche’i, kuşkulandığı için kovar; kendisinin Mariane ile evleneceğini; oğlunu dul bir kadınla, kızını da Anselme adlı varlıklı bir yaşlı ile evlendireceğini, açıklar. Elise, bu evlenmeye razı olmamaktadır. Cléante da, Mariane’la evlenmek için para araştırmaktayken, babasının kendisine yüksek faiz ve birtakım işe yaramaz eşyaları satın alma koşuluyla para vermek istediğini öğrenir. Onunla yüzleşir; tartışırlar. Harpagon oğlunu kovar; kendisinden para sızdırmak isteyen Frosine adlı bir düzenci kadını da aldatmayı başarır. Üçüncü perdede, Harpagon, evlenmeyi düşündüğü Mariane’a ve kızını evlendireceği Anselme’e bir akşam yemeği verecektir." Sabahattin EYÜBOĞLU'nun çevirisini yaptığı bu dört perdelik piyes güzel bir sonla kapanır.

            Hocalarımız sağolsun, sosyal bir öğrenci olduğum için başrol Harpagon rolünü benim oynamamı istemişlerdi. Severek kabul ettim ve rolümü ezberleyene dek canımın çıktığını söyleyebilirim. Hele tek kişilik monolog uzun bir perde vardı; sadece ben konuşuyordum. Ama tecrübesizlikten, heyecanlı ve çabuk konuşmam başarımı gölgelemişti! Başarıyla görev yapan diğer rol arkadaşlarımın sahne adları şöyle idi : Harpagon (M. Ufuk MİSTEPE), Cléante (Osman AKDURUCAK), Élise (Banu AKBAY), La Flèche (Ali ALTINIŞIK), Valère (Ziya ÖZBEN), Mariane (Şerife ÜNALMIŞ), Anselme (Dilaver ELBAŞ), Frosine (Müsemma ÖĞÜTÇÜ), Jacques (Mehmet ELBAŞ), Simon (Adem DURU), Brindavoine (Ahmet E. AKYUNAK), La Merluche (Erol BAYAR), Claude (Bekir ERYILMAZ).

Slayt No. 26 ve 27

Zile Erkek Sanat Okulu'nda Üç Gece Sahneye Konulan CİMRİ Piyesi'nden İki Ayrı Perde.

            22/23/24 Mayıs 1970 tarihlerinde üç gece Zile Erkek Sanat Okulu (şimdiki Endüstri Meslek Lisesi) Müsamere Salonu'nda bu piyes ve diğer etkinlikler tıklım tıklım dolan salonda başarıyla icra edildi. Zile Postası Gazetesi'nin konuya ilişkin yazdıklarını aktarmadan önce bir anımı aktarmak isterim. Fotoğraflarda da görüleceği üzere erkekler peruk takmak zorunda idi. Ben, yaşlı bir bunak rolünde olduğumdan makyajım daha bir önem arz ediyordu. Gel gör ki saçlarımız üç numara idi ve ne toka ile peruklar tutturulabiliyor ne de bantla yapıştırılabiliyordu. Terden sırılsıklam olduğumuzdan tenimiz bant da kabul etmiyordu. O dönemde güçlü yapıştırıcılar da yoktu! Eğreti bir şekilde perukları takıyorduk. Diğerleri için bu husus pek önem arz etmiyor ise de oynadığım monolog perdede sahneye girerken bir yere düşüş ânım vardı ki boylu boyunca yere uzandığımda peruğun da başımdan fırlaması an meselesi oluyordu ve ben ister istemez bir elimle peruğu tutmak zorunda kalıyordum ve bu da beni geriyordu!

            Piyesten aklımda kalan Çiçero'nun bir sözü ile bu konuyu noktalayayım. Bu sözü Harpagon rolünde cimri olduğum için evin kâhyasına ve ahçısına söylüyordum ve altın harflerle duvara yazdıracaktım : "Yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemeli!"


Kaynak : Zile Postası Gazetesi - 27 Mayıs 1970 tarih, Yıl : 14, Sayı : 1009/2086.

Sürekli kültürel çalışmalarıyla takdir edilen
İkinci Ortaokulumuz kabiliyetlerini "Cimri"de cömertçe teşhir etti.

            Yıl sonu okul müsameresinin peşpeşe sıralandığı şu günlerde, yeni açılmasına rağmen diğer okullarla boy ölçüşecek derecede kültürel çalışmalarda bulunan İkinci Ortaokulumuz, düzenlediği gecede kabiliyetleri “Cimri”de cömertçe teşhir etmiştir.

            20:30’da İstiklâl Marşı ile başlayan gecede açış konuşmasını yapan genç ve enerjik Müdür Ömer AÇIKEL, okula yardım edenleri saydıktan sonra okulların yalnız eğitim ve öğretim müessesesi olarak kalmamasının gerektiğini belirtmiş, okulların öğrencileri yarınki hayata hazırlamaları, bütün güçlüklere göğüs gerecek derecede cesaretli ve azimli yetişmelerini ve iyi vatandaş iyi insan yani birbirini seven, birbirlerine yardım elini korkmadan, çekinmeden uzatabilen biri olmalarını sağlamasının şart olduğuna değinmiştir.

            Müteakiben oynanan ve Zile’mizde defalarca temsil edilen “CİMRİ” eserinde oyunlarıyla bütün öğrencileri, kendi seviyelerinin üstünde bir başarı sağlamışlar ve Cimri’nin kızı rolünde Banû AKBAY, Arabulucu Kadın rolünde Dilaver ELBAŞ, Cimri’nin oğlu rolünde Osman AKDURUCAK, Kâhya rolünde Ziya ÖZBEN ve hem Ahçı hem de Arabacı rolünde Mehmet ELBAŞ oyunlarıyla çılgınca alkışlanmışlardır. M. Ufuk MİSTEPE’nin Cimri rolünü çok güzel başarmasını heyecanlı ve çabuk konuşması gölgelemiştir.

Zile Basın Tarihi'ne Damgasını Vuran Hüseyin M. HOŞCAN
Yakın Dostları Ressam Mehmet SEZEN ve Zile TV Sahibi Hüseyin GÜLBASAR'la Yazıhanesinde.

Hüseyin M. HOŞCAN Fotoğraf Arşivi

            Diğer rollerde Mariane – Şerife ÜNALMIŞ, Komiser - Ali ALTINIŞIK, Simsar - Adem DURU, Hizmetçi Kız – Müsemma ÖĞÜTÇÜ, Uşaklar – Erol BAYAR, Ahmet E. AKYUNAK ve Bekir ERYILMAZ da çok başarılı olmuşlardır.

            Henüz kendi binasına geçeli 4 – 5 ay olmadan kültürel faaliyetlerde ön sırada olan ve diğer okullarımızla boy ölçüşen İkinci Ortaokulumuz, gecenin ikinci programında rengârenk ve tamamen mahallî kıyafetlerimize bürünmüş 40 kişilik koro, 4 saz, 1 darbuka eşliğinde yemeni ile başını örtmüş, bindal giymiş olan, Zile’mizin yetiştirdiği nadir kıymetlerden Leylâ KOCAMAN’ın yönetiminde şehrimiz folklorundan parçalar sunmuşlardır. Bu arada solistlerden Ayşe SONGÖR «Kırmızı Gül Demet Demet» ve Abdülkadir BUCAK «Çarşamba’yı Sel Aldı» parçalarıyla dikkati çekmişlerdir.

            Gecenin son programında millî oyunlarımıza yer verilmiştir. Kız Folklor Ekibi’nin oyunlarını müteakip Ercüment KÖKSALAN ile Tülin ALACALI’nın düet söyleşmesi herkes tarafından beğenilmiştir.

            Öyküsünden sonra KÖROĞLU’nun çağrısı üzerine sahneye gelen Erkek Folklor Ekibi de mahallî oyunlar oynamış ve bilâhare geceye son verilmiştir.

            Arzu ve istek üzerine üç gece üst üste Sanat Enstitüsü salonunda «CİMRİ» ile cömertçe genç kabiliyetleri işleyen İkinci Ortaokulumuzun öğretmen ve öğrencilerini genç Müdür Ömer AÇIKEL şahsında tebrik ve takdir eder, başarılarının devamını dileriz.

Slayt No. 28

            İkinci Ortaokul, açıldığı yıl aktivitelerde ön plâna çıkmayı başarmıştı; medya da bunu teyit ediyor, etkinliklere geniş yer ayırıyordu. Zile'de bir il olarak Matematik Bilgi Yarışması tertip edilmişti. Matematik Hocamız Mehmet KARAKALKAN sadece ders kitapları müfredatına bağlı kalmıyor, yardımcı kitaplar ve dergilerle bizleri mücehhez kılmaya uğraşıyordu.

            Bir matematik dergisine abone olmuştuk. Ödüllü problemler vardı ve çözen arkadaşlarımızdan bir tanesi güzel bir Deri Çanta kazanmıştı. Okulda derslere girmek için toplanmıştık ve çanta o anda ödül sahibine alkışlar arasında hocamız tarafından teslim edildi. Hocalarımız başarımızı sonuna dek izler, bizleri yalnız bırakmazlardı. Örneğin; hiç de zorunlu olmadıkları halde bizi Öğretmen Okulu Giriş İmtihanları'na sokmak için önce olaya konsantre olmada ardından hem başvuru ânında hem Tokat'a götürerek imtihana alınmamızda hem de dönüşte bize iştirak etme eyleminde bizimle beraber idiler. Şimdiki eğitim câmiası ile kıyas yapmanızı istirham ediyorum. Bu zihniyetteki hocalarımız okulumuzda Bilgi Yarışması tertiplemişlerdi.. detaylarını gene Zile Postası Gazetesi'nden izleyelim :

İkinci Ortaokul’da İlginç Bir
BİLGİ YARIŞMASI YAPILDI

Kaynak : Zile Postası Gazetesi – 08 Mayıs 1970, Yıl : 14, Sayı : 1009/ , Fiyatı 25 krş. 

Çok güzel ve başarılı olan yarışmayı izleyenler arasında Şeref Misafirleri olarak
Salih Zeki, İbni Sina, Farabi ve arkadaşları da vardı. 

            Geçtiğimiz Çarşamba günü öğleden sonra, yeni açılmasına rağmen kültürel ve eğitsel faaliyetlerde birinci sırada bulunan İkinci Ortaokul’da ilginç bir Bilgi Yarışması yapılmıştır.

            Saat 14:15’te başlayan programın Şeref Misafirleri olarak Salih Zeki (Veysel BALAKKIZ), İbni Sina (Erol BAYAR), Farabi (Fatma ÇETİNEL), Arşimet (M. Ufuk MİSTEPE), Hasan Fehmi ERGİN (Dursun GÖZCÜ), Galile (Osman AKDURUCAK), Montgolfiye Kardeşler (Abdulkadir BUCAK), Newton (Leyla SARAÇ), Stephenson (Naci BUCAK), Nobel (Sevim KABADAYI), Pasteur (Kâzım ÖZMEN), Markoni (Adem DURU), Röntgen (Ahmet ÖZKİLİTÇİ), Einstein (Ali ALTINIŞIK) ve Edison (Yüksel MAZMAN) da izledi.

23 Nisan 1969'da Diğer Bir İlkokulun Eğitim Câmiası ile Lütfi DEMİRTOLA Döneminde ZFÇO Flüt Korosu.

Bekir AKSOY Fotoğraf Arşivi - (Sağdaki Fotoğraf) Saray Sineması / 1988

            Program, İkinci Ortaokulumuzun genç ve enerjik Müdürü Ömer AÇIKEL’in veciz bir konuşmasıyla başlamıştır. Çağımızı Feza Çağı, Atom Çağı diye niteleyen AÇIKEL, arzusunun birçok fen adamlarının yetişmesi olduğunu belirtmiş, öğrencilerden taraf tutmak yerine bileni alkışlamalarını istemiştir.

            Bilâhare, programın tek düzenleyicisi ve bütün yükü omuzlarında taşıyan dinamik ve genç öğretmen Mehmet KARAKALKAN, matematiğin önemi hakkında bilgi vermiş, egzersizin çok yapılmasını istemiştir. Artık korkulu, haşmetli matematik öğretmenlerinden ziyâde gözleri sevgi dolu, gözlerinde sevgi pırıltısı var olan ve öğrencilerini her şeye rağmen seven matematik öğretmenlerinin bulunduğuna değinen İkinci Ortaokul Müdür Muavini ve Fen Grubu Öğretmeni KARAKALKAN bir ara irticalen konuşurken, çok haklı olarak acı bir gerçeği şöyle dile getirmiştir : “Millet olarak gevezelikten başka yaptığımız bir şey yok!”

            Birinci Sınıflar Arası Matematik Yarışması’na katılan 1/A Ekibi Mustafa Lütfi PİŞKİN, İlhan MENEKŞEOĞLU, Ali TEKMİL, Hüseyin ŞAHİN ve Günser AKSU; 1/F Ekibi ise Ercüment KÖKSALAN, Nimet BABAT, Kâmil BALAKKIZ, Fahrettin FELEK ve Tahir Emre YALMAN’dan müteşekkildi.

            Şehrimizde ilk kez yapılan böylesi bir Matematik Bilgi Yarışması önce üç bölüm olarak düzenlenmesine rağmen, hava muhalefeti yüzünden son bölüm yapılmamıştır. Birinci Bölüm’de ekiplere 20’şer saniye ara ile 50 soru sorulmuş ve puanlamada her iki grup da 40’ar puan almışlardır.

            İkinci Bölüm’de ise 7’şer dakikalık süre ile ekiplere dört problem sorulmuş ve çözümü yapıldıktan sonra anlatmaları istenmiştir. Bu arada Şeref Misafirleri hayatları hakkında bilgi vermişlerdir.

            Ömer AÇIKEL Başkanlığında Erol YILMAZ, Ali DEMİREL, Ahmet HOŞCAN, Gülay MİSTEPE’den müteşekkil Jüri Heyeti’nin değerlendirmesinde 251 puanla 1/A Ekibi yarışmayı kazanmıştır.

            Çok güzel ve güzel olduğu kadar da ilginç olan bu yarışmada kazanan ekibe verilen hediye de oldukça ilginçti. Bir kutu şekeri hediye olarak alan 1/A Ekibi ilk önce 1/F’lilere sunmuşlardır.

            En güzel çözüm açıklaması yapanlar Günser AKSU, İlhan MENEKŞEOĞLU ve Nimet BABAT isimli öğrencilerdir. Şehrimizde böylesi örnek bir başlangıç yapan İkinci Ortaokulumuz öğretmenlerini ve öğrencilerini başta Okul Müdürü Ömer AÇIKEL ve Muavin Mehmet KARAKALKAN olmak üzere tebrik ve takdir eder, başarılarının devamını dileriz.

Açılışa katılmak üzere ve belki yardımım olur düşüncesiyle Zile'ye erken gelmiştim. Önce özlem duyduğum okuluma gittim.
Pardösüler asılı olan kapı, bir zamanlar mezun olduğum 3/A Sınıfı'nın kapısı idi. Hazzın doruğunda geldim ve hüzünle dönüverdim.
Sonra Belediye Başkanımızı tebrik ederek, temennilerimi Özhaber Gazetesi'nde Köşe Yazısı olarak yarın yazılı sunacağımı söyledim.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 06.04.2009 Zile Belediyesi ve Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu.

            Okul bir eğitim yuvasıdır. Yetiştirdiği öğrencileriyle, eğitimcileriyle, çalışanlarıyla, velileriyle... Bu yuvaya ancak sevdası olanlar sahip çıkar ve sevdası olanlar onu aslına sadık kalarak anılarında yaşatırlar. Zileliler'in yuvalarına sahip çıkacaklarından kuşkum yok! Adı her ne olursa olsun, bu yuvanın yetiştirdikleri kardeşlerimizdir. Geçmişinden günümüze adını kirletmeden ve şahsî çıkar gözetmeden yuvaya hizmet onurlu bir davranıştır. Bu satırlara sığmayan gönül erlerini kutlamak isterim. İLK'leri yaşamak şansına sahip oldum.. diğer birçoğu gibi. Bizden sonrakiler de kendilerince ve bizlerce de değerli anılarla bu sıralardan geçtiler. Biz onlara, onlar bizlere saygılı olmak durumundayız. Zincirin halkaları kopmadıkça yuvanın saygınlığına da ilelebet halel gelmeyeceğine inanıyorum.

Slayt No. 29

Lütfi DEMİRTOLA Bey'in Döneminde Okul Bandosu Bir Bayram Hazırlığında.

            Dar imkânlar içerisinde trampet ve borazanlarla okul bandomuzu kurmuştuk. İzci kıyafetleri giyiyorduk. Daha sonra yönetimi devralan yöneticilerimiz öğrencilerimize daha iyi imkânlar sunuverdiler. Kıyafetler modernize edilmiş, donanımların albenisi artmış ve okulumuzun saygınlığı olması gereken düzeyinde kamuoyunda yerini almaya devam etmişti.


Hüseyin M. HOŞCAN Gazete Arşivi

            12 Kasım 1970 tarihli Zile Postası Gazetesi eğitim câmiasındaki hareketlilikten bahsediyordu. Bir yıl eğitim gördüğüm Zile'den ben ve ablam artık ayrılıyorduk. Ben Ünye Lisesi'nde, ablam da Düziçi Haruniye Orta Okulu'nda yeni bir yaşama pencerelerimizi açacaktık. O dönemde tüm okullardaki öğretmen nakilleri hakkında gazetemizde verilen bilgiler şöyleydi :

            Haber aldığımıza göre şehrimizdeki orta öğretim okullarından başka yere nakil ve askerlik dolayısıyla pek çok öğretmen ayrılmıştır. Orta öğretim öğretmenlerinden daha öncesi bildirdiğimiz Fikret TARHAN ve İhsan TANDOĞAN çifti ile Sadık UĞURTAY, Güler ÖZGÜ'den başka liseden Hatice MANKA, Gülşen ENGİN, Birsen HABEŞ, Yaman ve Neriman ÇETİNEL çifti, Hasan Fehmi KAYA, Abdurrahman ERTUŞ başka yerlere tâyin edilmişler; Metin SEVGEL, Mehmet YÜKSEL ve Mithat BEKİ de askere gitmişlerdir.

            İkinci Ortaokul'dan Gülay MİSTEPE naklen, Kale Ortaokulu'ndan Hüseyin YALVAÇ ve Salih ÖZER askere, Sanat Enstitüsü'nden Osman AY, Bekir ÖZARSLAN naklen, Hasan TULUK ile Mustafa AYDIN ise askere gitmişlerdir. Kız Enstitüsü'nden ise Mihrinur GÜCÜNCÜ ve Mehmet Emin ÖZTAN naklen Zile'den ayrılmışlardır.

GELENLER

            Diğer taraftan Kız Enstitüsü'ne Müdür olarak şehrimiz C. Savcı Muavinliği'ne yeni tâyin edilmiş bulunan Yılmaz TURAN'ın eşi Günay TURAN, Matematik Öğretmenliği'ne Salih DEMİRYÜREK, Çiçek Öğretmenliği'ne Yaşar ÖRSLÜ, Ev İdaresi ve Yemek Atölyesi Öğretmenliği'ne de Gökşen İÇLİ tâyin edilmişlerdir.

            Liseye yeni tâyin edilen öğretmenler Mehmet Ali BURCA (Coğrafya), Tamer AYDEMİR (Beden Eğitimi), Yusuf Yılmaz ERGİN (Coğrafya), Mehmet ÖZTÜRK (Fizik - Kimya), Süleyman ÖZKALELİ (Edebiyat), Necibe YILDIRIM (Biyoloji).

            İkinci Ortaokul'a Deregül GÖKÇE Sosyal Bilimler, Gülten TUNÇSAN ise Matematik Öğretmenlikleri'ne; Sanat Enstitüsü'ne Seyfettin ALKURT ile Rafet VIRLAN Marangoz Atölyesi'ne, Murat ATEŞ ise Tesviye Atölyesi'ne; Kale Ortaokulu'na İsmail ÇEKİŞ Fen Grubu, Abdi ALTAŞ ise Matematik Öğretmenlikleri'ne tâyin edilmişlerdir. Kendilerine hoşgeldin der, başarılar dileriz.

Slayt No. 30

            Yukarıdaki fotoğraf kuru bir slayt olarak bir diapozitif gösterisi şeklinde verilse idi herkes kendince bir yorum getirecekti tabi ki. Belki anlamsız bulanlar da olacaktı... Ama bu fotoğrafı kelimelerle yaşama geçirmek düşüncesiyle en sona saklamıştım. Çünkü anlatmak istediği bir mesaj vardı bu fotoğrafın.

            Bu siteyi ve aktivitelerimi takip edenler hatırlayacaklardır. 1991 yılından beri hemşehrilerimin destekleriyle Ünye ve Zile'nin Kültür Havuzu'nu oluşturma gayreti içerisindeyim. Ve bu ideal bir Türkiye Rekoru kırarak hemen hemen gerçekleşti. 417 Zile Makalesi yayına aktarıldı ve hedefim olan 500 makaleye ulaşıncaya dek bu gayreti sürdürmeyi gaye edindim.

            Kültür Havuzu, bir toplumun gönlünde yatan berrak güzelliklerin yüreklere topluca yansımasıdır. Fotoğraf karesindeki Saygıdeğer Ressam Hocamız Kemal TARHAN Bey'in tasarımını yaptığı, kalıpladığı ve ince detaylarında bilfiil görev aldığı bu havuz dönemimizden sonra okulumuzun bahçesinde yer aldı. Diğer bir benzeri de Hüseyin Gazi İlköğretim Okulu bahçesindedir.

Tasarımını Ressam Kemal TARHAN Hocamızın Yapıp Kalıpladığı
Hüseyin Gazi (solda) ve Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulları Bahçelerindeki Havuzlar.

Soldaki Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 10.04.2009 / Sağdaki Fotoğraf : Bekir AKSOY - Eylül 2008 Zile

            Bu Kültür Havuzu dönemimizden geleceğe aktarılan kalıcı ve unutulmaz anıların biriktirildiği bir hâtıradır. Yok edilmemelidir. Onunla birlikte Zile Eğitim Tarihi'ne aktarılan bilgiler bu havuzun manevî havasında gençlerimize emanet edilecektir. Sevdaların havuz başında bir araya gelmesi gibi sevdalıların da yaşadıkları güzelliklerin toplandığı bir sıcak yuvadır burası. Her birimiz bir bardağa doldurduğumuz anılarımızla bu havuzu yıllar içerisinde elbirliğiyle dolduracağız ve yüzeye çıkan menfi köpükleri gene ellerimizle bizler temizleyeceğiz.

            Unutulmaması gerekir ki sular bulanmadan durulmaz!

            Duru günlerin berrak güzelliğinde buluşmak ümit ve dileğiyle esen kalınız...

1970 yılında dönemin Gençlik ve Spor Bakanı İsmet SEZGİN Zile'mizi ziyâret etmişler
ve sporcular "Saha isteriz!" diye bağırmışlardı. Bakan, eski Belediye Binası'ndan halka seslenmişti.

http://public.fotki.com/zelanakkas/old-zile-pictures/

YORUMLARINIZ !
(Yorumlar, amacına ve hedefine ulaştığına ikna olduğum an kaldırılacaktır!)

            * Degerli Agabeyim,
            http://unyezile.com/zfc.htm
adresinde meseleyi okudum... Boş ver be abi, senin incilerin boncuk pazarinda degerine gitmiyor... Çekememezlik oldugu sürece, el ne der, bana dokunmayan... bin yasasin, demeye devam ettigi surece, omrunun buyuk bir kismini aramızda gecirmis olsan da, agzinla kus tutsan da gormezden gelmeye devam edecegiz... Tesekkur etmeyecek, ellerine saglik bile demeyecegiz... Bu davranisimizin elbet sosyo psikolojik bir aciklamasi, izah tarzi vardir, ama sen bosver be abi, severek, isteyerek, zevk alarak yaptigin calismalara devam et... Biz yine yan gozle bakar, caktirmadan inceler, faydalaniriz... Ama sana tesekkur etmek icimizden gelmiyor be abi... Bu da senin kaderin... Biz senin halk icin degil, hak icin cabaladigini biliyoruz.. sabret... (Dr. Ali Adil GÜNEREN)

            * Sevgili Ufuk Kardesim,
            Seni cok iyi taniyan biri olarak, Ünye icin yaptigin calismalarini da yakinen bildigimden, bize cok sevdirdigin hic görmedigim Zile icin de calismalarinin tarihe bir vesika olarak kalacagindan eminim. Fakat ne care ki orada da bir takim insanlarin engeline takilmissin. Senin arastirmaciligini, yaraticiligini öyle saniyorum ki bazilari kendilerinin gölgede kalacagini düsünerek gecistirmeye calismislar. Zile icin yaptiklarin sitende herkese acik bir sekilde sergilenmisken, ortadayken bu ayibi yapmislar. Bir söz var herkesin bildigi, “Günes balcikla sivanmaz”. Benim burada gördügüm, birileri kendilerini ön planda göstermek icin, yasanmis zamani yok saymakla yanlis yapmislar ya da yanlışa âlet ve ortak olmuşlar. Bu kabul edilemez. Küstürmek kolaydir insani, ama benim tanidigim Ufuk küsmez. Cesareti, inanci ve dürüstlügüyle dogru bildigini yapar. Basini eğmek isteyenlere hicbir zaman boynunu eğdirmez. Calismalarini (ben basarilarini diyecegim) kiskanip, örtbas etmek istiyenlere gereken cevabi da hakettikleri sekilde, kamuoyunu aydinlatarak, bilgece vermistir. Ben suna her zaman inaniyorum, bizim toplumsal hastaligimiz diye de niteliyebilecegim bir gercek bu aslinda. Toplumlar ve yasadiklari kentlerin geri kalmisligi, kasaba politikacilari gibi, EGO'larini tatmin icin yalanci ve hasta ruhlu insanlarin, maalesef önde olmalarindandir. Aslinda tüm kentlerin yasami ortaktir, icinde yasayan kitlelerle. Dile gelebilseler hepsi de ayni isteklerin özlemi icindedir. Bir zaman yasadigimiz kentler de bizim ortak yasam alanlarimiz olmussa, elbette ki hafizalarimizda, ortak hatiralarimiz vardir. Sevgili Ufuk, hazirladigin o güzel sunumda, hatir da gözetilmemis ne yazik ki! Benim tanidigim M. Ufuk Mistepe bir sevgi pinaridir, sevgi suyu kisitli degildir, herkese yetecek kadar boldur ve hic kimseyi reddetmeyecek kadar da bonkördür. M. Ufuk Mistepe'nin sevgi pinarindan su icmek biz Ünye'lilere de nasip olmustu. Bu yüzden diyebiliyorum ki, Mistepe'nin sunumunu yok sayanlar, söylemlerinde basarili olsalar da mazeretleri gecerli degildir. Güzel bir söz vardir “Basarisizligin 40 makul sebebi vardir, ama hicbir mazereti yoktur”. Ufuk icin dostlar degerlidir, anilar degerlidir. Bu yüzden kendisi icin en kiymetlisini verir sevdiklerine. Bu hediyesini verirken sagligini da hice sayarak, gönlünün sicakligiyle büyük bir özveriyle verir. Ben bu sevginin tanigiyim, sevgisini engin birikimiyle ilk olarak, dogdugu, ailesini tanidigi kent Ünye kadar, çocuklugundan delikanliliga adim attigi Zile icin de vermistir. Bu kiymetli hediyesinin adı "ZAMAN" olmustur Mistepe'nin. Simdi yeri gelmisken, aklimda zaman icin yazili bir yaziyi eklemek istiyorum. Kim yazmistir bilmiyorum. Zaman, hayal edemeyeceğimiz kadar değerli bir armağandır aslında. Zamanı kazanabiliriz, harcayabiliriz, öldürebiliriz, boşa geçirebiliriz, gerek duyabiliriz, bekleyebiliriz, kaybedebiliriz, çalarız, hattâ satın alırız insanlardan… Ama ne yazık ki bir kez geçip gittikten sonra onu asla geri getiremeyiz. Zamanı isterseniz özel yaşamınızı güzelleştirmek, isterseniz işinizi düzeltmek - geliştirmek, isterseniz başkalarına yardım etmek, dinlenmek ya da yapmak istediğiniz her ne ise onun için kullanın.. Ama şunu asla unutmayın; Sizden başka hiç kimse sizin zamanınızı boşa harcayamaz. Bunu yapmaya çalışanlara da izin vermemek sadece ve sadece sizin elinizdedir. M. Ufuk Mistepe istedigi gibi degerlendirecegi zamanini Zile icin özenle 'HARCAMISTIR' mi diyecegiz beyler? Lütfen bu ayiptan geri dönün. Sevgili Ufuk seni seviyoruz, her zaman güzellikler yaratan nadir insanlardan birisin, gözlerinden öperim.
(Fikri TERZİOĞLU)

            * Ufuk Bey Kardeşim,
            Birkaç gündür sunulamayan sunumu okuyorum, bu akşam da okuduktan sonra yorumumu yazayım dedim. Senin sağlığını kaybetme pahasına yaptığın özverili çalışmaları ben yakinen izliyorum. Yanına sık sık uğruyorum, ailecek görüşüyoruz veya bakıyorum ki halâ gece yarılarına kadar messenger, google talk ve skype'ın açık. Makaleleri ve araştırmalarını sitene geleceğe miras bırakmak için yerleştirmekle meşgulsün. Biraz seni dinlendirmek için görüntülü veya yazarak lâfa tutuyorum. Her konuda yaptığın bu makale ve diğer çalışmaların şüphesiz ki Zile'nin geleceğinde çok değerli bir hazine olarak yerini alacaktır. Ben ve Zile'deki ekibimiz yıllarca sanat uğruna bir sürü geceler tertipledik ve emekler sarf ettik, hangisi akılda kaldı? Bu çalışman şu anda bir makale haline geldi ve ileriye dönük bir belge sıfatını kazandı, yarım saatte yok olup gidecekti belki de. Makamlar daimî, şahıslar geçicidir, ilerde bu slayt ve makale çalışman okulun tarihini yansıtan bir belge niteliğine kavuşacaktır. Senin de belirttiğin gibi Zile'ye bu gidişinde çok güzel çalışmalarla geri döndün, her işin hayırlısı olsun derim ben, hoşçakal. Not : Adımı yazabilirsin.
(Bekir AKSOY)

            * Sayın Ufuk Bey;
            Sizi kısa bir süre önce tanıdım ben. İnsanları seven, sanatı, kültürü ön plânda tutan, Zile için her türlü fedakârlığı yapan, çok duyarlı bir kişisiniz. Bu nedenle sizi geç de olsa tanımaktan mutlu olduğumu ifade etmek isterim. Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu için güzel bir sunum hazırlamanız da bu işlerde çok samimi olduğunuzun bir kanıtıdır. 40. yıl gecesine böyle bir katkı yapmaya çalışmak, Ankara'dan da bunun için Zile'ye gitmek çok güzel bir jest bana göre. Hazırlanan sunum ile proğram daha da zenginleşip, daha unutulmaz olurmuş diye düşünüyorum. Zaten de 40. yılın amacı buydu sanırım. Hazırladığınız sunum ve bu konuda yaptığınız çalışmalar için ben sizi kutluyorum ve bu konuda kesinlikle haklı buluyorum. Sunulamayan bu sunumun bundan sonra daha çok ses getireceğine ve Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu mezunlarına ileride bir şekilde sunulacağına inanmak istiyorum. Benim Zile 'de en son okul müdürü olarak görev yaptığım okul Zile Hüseyin Gazi İlköğretim Okulu'ydu.Okulumuzun ilk adı İNÖNÜ MEKTEBİ. Sonradan Hüseyin Gazi İlkokulu olarak değiştirilmiş. 1998 yılında da 8 yıllık zorunlu eğitim öğretim uygulamasıyla adı Hüseyin Gazi İlköğretim Okulu olmuş. Okulun adı değişse bile okul tarihçesini değiştirmek, tarihçeyi kabul etmemek olur mu? İnönü Okulu da, Hüseyin Gazi İlkokulu da, Hüseyin Gazi İlköğretim Okulu da bizim okulumuzdu. Bu okulda okuyanlar çoğu Zileli, bizim öğrencimiz, bizim insanımız. Bu okulların mezunlarının tüm işlemlerini Hüseyin Gazi İlköğretim Okulu yapar günümüzde de. Zile 2. Ortaokulu, Zile Fevzi Çakmak Ortaokulu, en son Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu birbirinin devamı aynı binayı kullanan okullar. Okulların tarihçesini eğitim yöneticileri iyi bilmeli, okul isimleri değişse bile okulun tarihçesi değişmez. Selâm ve saygılar. Ufuk Bey, benim duygu ve düşüncelerimi içeren yukarıdaki bölümü yayınlamanızda benim için bir sakınca yok. İsmimi de yazabilirsiniz.
(Haydar ÇUHADAR)

            * Ufuk Ağabey
            Her zamanki gibi kıymet bilmemezlik... Olayın senin için değeri, herkes için aynı değilmiş, düzenleyenler başta olmak üzere... Ne diyeceğimi bilemiyorum.. Çok değer verdiğin Zile!...Halbuki onlardan ümitliydik. (Nezahat DEĞİRMENCİ)

            * Ufuk BEY;
            
Konu hakkındaki üzüntülerinize canı gönülden katılıyorum. Tabii ki MİLÂT, kişilerin isteği dışındadır. Sizin gibi ufku açık, gerçekleri İNSANLARIMIZA anlatmayı görev bilmiş bir kişiye o kadarcık kısa bir sürenin verilmesi.. doğrusu o kişiler hakkındaki düşüncem negatif olacaktır. Tabii ki gerçekler şaşmayacaktır. Hataların da düzeleceği ümidi ile üzüntülerinizi paylaşır, saygılarımı, sevgilerimi sunar, başarılar dilerim. (Nevzat..)

            * Değerli Kardeşim Ufuk Bey
           
Emeğe değer vermeyen insanlarla konuşmak, havanda su dövmeye benzer. Kaldı ki orada emekten öte bir misafire karşı da büyük saygısızlık var. Programa uymama suçu var. Var da var. Şimdi bu suçları işleyenler tabi bir de eğitimci olunca kabahatler katlanıyor. Aslında yanılmıyorsam o işlenen kabahatlerin arkasında sizin yaptığınız o değerli çalışmanın önemi ve büyüklüğü yatıyor. İnsanoğlunun çoğu, kendini ve yaptıklarını geride bırakacak davranış ve eylemleri sergilemekten uzak dururlar. Keşke yapmasalardı da o güzel sunum okulun tarihine yazılsaydı. Emeğiniz hiçbir zaman boşa gitmeyecek. Onlar tarih sayfalarına yazıldı. Sadece yıllar sonra araştırma yapanlar o değerli bilgileri tek değil iki kaynaktan elde edebilecekler. Zaman zaman sitenize girip yararlanıyorum. Çalışmalarınızın devamını ve başarılarınızı diliyorum. Selamlar.

            * Sevgili Ufuk Bey;
           
2. Ortaokul'un kutlamaları ile ilgili eleştirilerine, katılıyorum.

            * Sayın Ufuk Mistepe
           
Sizin Zile'mizle ilgili çalışma ve önerilerinize, bazı kesimlerin duyarsız ve kontur davranmalarının sizi çok üzdüğünü görüyor ve inanın ben de en az sizin kadar üzülüyorum. Bu hassas ve kırılgan yapınız aynı bana benziyor. Elimizde değil ki ne yapalım. Sizin de pek iyi bildiğiniz gibi genelde Zile'mizin karakteristik özellikleri bu. Ne hikmetse kimse kimsenin bir adım önde gitmesini istemez, çekemez. Çoğu insanlarımızı tenzih ederim; haset ve riyakârlıkla doludur bazı insanlarımızın yüreği. Biraz acımasız bir özeleştiri oldu bu ama, maalesef burada yaşadığım uzun bir zaman içersinde bende naçizhane bu kanaat hâsıl oldu. Eğer o insanların bir adım gerisinde kalıyorsanız onlar için sizden iyisi yoktur. Hep alkışlanmak isterler. Hele bazılarınınsa ters tıraşa hiç tahammülleri de yoktur. Hoş, sadece Zilelimize de has değildir bu özellik. Genelde çoğu insanların özünde de vardır bu ego. Sayın Mistepe, acaba diyorum, Zilemizin geri kalmışlığı, gelişememesi bu özelliğimizden mi kaynaklanıyor dersiniz? Tabi ki bu benim şahsi ve indi bir görüşüm. Yanılıyorumdur inşallah. Toplumumuzun bu atalet ve duyarsızlığına kızarak, geri kalmışlığımızı, indi görüşlerimle suçlamaya kalktığım için de üzgünüm. Toplumsal yaramıza şöyle küçük bir parmak bastıkdan sonra, demem o ki : Sizin canınızı sıkan birkaç arkadaşımızın ve bazı nahoş olayların etkisiyle, genelde temiz yürekli, mütevazı ve hep dinlemede kalan insanlarımızı da aynı kefede mütalâa etmeyeceğinizi de çok iyi biliyorum. Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın, şevkle ve fedakârlıklarla çıktığın bu yolda, hep sana güllerle, envai çeşit çiçeklerle uzanan ellerin yanında, mutlaka deve dikeni, ayrık otu vs. gibi şeyler de uzatanlar olacaktır. Eğer parmağın acıdıysa, onu öp ve koynuna koy. Onlara gücenip Zilelime küsme sakın. Hoşgörü ile kararlılıkla yürüdüğün yolda yılmadan devam etmeni bekliyorum değerli kardeşim.

            * Öncelikle Ufuk Abime,
           
Verdiği bu emekten dolayı çok teşekkür ederim. Kendisi her zaman takdir ettiğim bir büyüğüm olmuştur, ancak kendisine ve emeğine yapılan bu saygısızlık beni gerçekten çok üzdü. Bir bakıyorsunuz bu emeğe saygısızlığı yapan eğitimci insanlar geleceğimizi hazırlayan eğitimciler, ancak öğrencilerimize hem nostaljik hem de tarih bilgisi veren bu sunumu programda uzun uzun gösterimini yapmak yerine yayınlama tenezzülünde bile bulunmamışlar. Tarihimizi unutarak hiç bir yere varamayız, gerçekten yaşanılan durum bir skandaldır. Bu skandalların bir daha olmaması dileğiyle, yapılan emeğe saygısızlığı ben de kınıyorum. Adımı yayınlayabilirsin.. (Onur SEZGİN)

Dinçerler Lisesi (Eski Zile Lisesi) ve Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu (Eski II. Ortaokul)

Panoramik Fotoğraf : Necmettin ERYILMAZ

EĞİTİMCİLERE
EĞİTİM ADINA DOSTANE TAVSİYELERİM
VE SON SÖZLERİM !

            Dünden bugüne Zile'ye sevgiyle koşarak gelmiştim. Bilmelisin ki "Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün, yarına dünle beslenerek yol alır (Bertolt Brecht). Şahsım, Zile Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu'nun ilk mezunlarındandır. Öğrencisine saygı beslemeyen eğitimci olamaz. Eğitim, öğrencilere saygıyla başlar (Emerson). Ankara'dan Zile'ye kadar gelip o günleri belgelere ve bilgiye dayalı aktarmamı nazik bir lisanla önce 3 - 5 dakikaya daha sonra biraz daha kısmaya meyilli bir düşünce yapısı bilgiyi söndürmek isteyen eğitimsizliğin bir yansımasıdır. Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner (Alexander Everett). Eğer insan o bilgilere sahip bir değer olduğunun farkında olsa idi, sahip olacağı cesaret aktarılacaklardan feyz almasına vesile olurdu. Bilgi cesaret verir, cehalet küstahlık (Terry). Naçizâne gençlerimize, geleceğe dönük bir Kültür Havuzu'nda yıkanmaları için dağarcığımızdaki bilgi damlalarını dökerek şans vermeyi düşlemiştim! Gençken bilgi ağacını dikelim ki, yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun (Chesterfield). Bir eğitimci gibi memleketi için fedakârlık yapıp, bugüne dek ortaya serilenlerle ışık saçmak yerine söndürme eylemindeki anlamsızlık eğitim adına esef verici bir örnektir. Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir (Ruffini). M. Ufuk MİSTEPE, 40. Yıl Şenlikleri'nde yıpranmıştır. Ama en azından geçirdiği bir hafta içerisinde yeni Başkan'ına temennilerini Özhaber Gazetesi'nde köşe yazısı olarak yazabilmiş; Şeyh Tusî Sokağı'nın müdavimlerini ve tarihçesini bu zaman diliminde okuyucusuna aktarmış ve Şeyh Nusreddin'in yaşam öyküsünü ve tasavvufî düşüncesini anlatan altmış sayfalık el yazması esere ulaşarak, Türkçe transkripsiyonunu hemşehrilerine aktarmaya başlamıştır. Yıpranmak, paslanmaktan iyidir (Bishop Cumberland). Ve şu an dostlarımdan aldığım telefon ve mail trafiğinin olumlu perspektifi çerçevesinde tahammül sınırında sabrediyorum. Yiğitlik intikam almak değil, tahammül etmektir (Shaekespeare). Hazırladığım 30 slaytın fotoğraf görüntülerine bakıp, belki küçümsendim, ama bilge insan o sunumun ifade gücünü anlayabilmek için dinlemesini bilir ve dinlemeden hüküm vermez. Kaplumbağa başını çıkarıp, önünü görmeden ilerlemez... Kaplumbağayı küçümseme (Anonim). Ünye ve Zile adına araştırmacılık kariyerimle birçok güzelliği ortaya çıkarırken insan karakterinden nemalanan tatmin edilmemiş ego kaynaklı engeller yüzünden az sayıda da olsa bazı hemşehrilerimi gözden çıkarmak zorunda kaldım. Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez (Andre Gide). Eğitimci değilim ama eğitim almış bir insanım ve birikimlerimi mutlu olmaları için diğer insanlarla paylaşma düşüncesini taşıyorum. Zile'ye geliş amacım da buydu! Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır (Byron).

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR