ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 01 Mart 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

KURTULUŞ SAVAŞI'NDA
ZİLE İSYANI

Araştırma : Dr. Orhan YILMAZ
(Araştırmacı, Ziraat Yüksek Mühendisi)
zileliorhan62@hotmail.com GSM : 0 (505) 383 69 45

    
Kitap Adı :
ZİLE İSYANI - I
(Zile Belediyesi Kültür Yayınları  - Şubat 2005/Ankara, 144 sh.)

     

Zile Ayaklanması’nı bastırırken şehit olan
tüm asker ve sivil vatandaşlarımız ile Çerkez Ethem, Yarbay Cemil
Cahit Toydemir ve Binbaşı Osman Vunoreka’nın aziz ruhlarına ithaf ediyorum.

 Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR

            Millî Mücadele Döneminde Zile

            O dönemler Zile, çevresine göre oldukça kalabalık bir nüfusa sahip, canlı bir ticaret merkeziydi. Zile’nin 1920’li yıllardaki şehir merkezi nüfusu, 5. Kafkas Tümeni Komutanı Yarbay Cemil Cahit (Toydemir) Bey'in, Mustafa Kemal’e çektiği telgrafa göre  24 bin kişi idi. (5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey, Mustafa Kemal’e çektiği telgrafta “Zile’nin şimdiki kuvvetlerle istirdadı (geri alınması) pek güçtür. Obüs toplarını celbediyorum (geri çekiyorum). Şehirde 24 bin nüfus vardır. Binalar ahşaptır, şehrin masum ahalisi çok kayıp verecek; bunun millet nezdinde tesiri kötü olacaktır. Büyük Millet Meclisi'nin ne gibi karar alacağının duyurulmasını” şeklinde ifade etmiştir (Erçıkan 1974 : VI/164). O devrin şartlarına göre 24 bin nüfus, büyük bir nüfustur. Diğer bazı şehirlerin nüfusları ile karşılaştırıldığında, bu daha iyi anlaşılacaktır.

Zile Ayaklanması'nda Âsiler Zile'ye Bu Kısımdan Girdiler.

Ulusal Savaşta Tokat - Halis ASARKAYA, Tokat Basımevi/1936, 159 sh.

            Zile’nin Kurtuluş Savaşı’na sağladığı eşsiz destek, verdiği şehitlere bakıldığında, daha da iyi anlaşılmaktadır. Türk Milleti’nin kahraman evlâtlarını barındıran Zile’nin, Kurtuluş Savaşı’na verdiği can-ı gönülden destekle birleşince, ortaya şu rakamlar çıkmaktadır. Sadece Tokat ili baz alındığında bile, Artova’dan 5, Niksar’dan 34, Reşadiye’den 90, Erbaa’dan 148 ve Tokat’tan 218 şehide karşılık, Zile’den 4 yıllık Kurtuluş Savaşı süresince 275 Mehmetçik şehit düşmüştür (Selek 1987 : I/117).

İane-i (iyilik) hamiyetten ahali ile müceddeden inşa edilmekte olan
Nasuh Paşa Câmîi Şerifi Ameliyatından. Zile – 1909

http://www.zile.gen.tr Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Kurtuluş Savaşı’nda Çıkan İsyanların Nedenleri

            Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş devresinde bulunması, âdeta, “Kurt kocayınca, köpeklerin maskarası olur.” atasözündeki etkiyi meydana getirmiştir. Diğer belli başlı sebepler şunlardır;

Sultan VI.
Mehmed Vahdeddin Han

1861 - 1926

            1 - Padişah Sultan Vahdettin, el altından Kurtuluş Savaşı'nı destekliyordu. Ama İngiliz işgalinde olan İstanbul’da görevli ve bir “İngiliz Kuklası” durumundaki Damat Ferit Paşa Hükûmeti, Mustafa Kemal ve arkadaşları aleyhindeydi. Sürekli olarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yanlış yolda olduklarına dair fetva, bildiri, duyuru ve şayialar yayıyorlardı(*).

1853 - 1923

Damat Ferit Paşa

            (*) Milli Mücadele yıllarını anlatan eserlerde sürekli olarak Padişah ile hükûmet, özellikle de Damat Ferit Paşa hükûmeti karıştırılmaktadır. Bu bazen bilerek, bazen de bilmeyerek yapılmaktadır. Bilmeyerek yapanlara bir sözümüz yok ama, bu ayırımı bile bile, Padişah'ı sanki Mustafa Kemal’e karşı imiş gibi gösterenleri, tarihe havale ediyoruz.

            Mustafa Kemal’i ordu müfettişi olarak Anadolu’ya, Millî Mücadele’yi teşkilatlandırması için gönderen Padişah Vahdettin idi. Fakat İstanbul işgal altında ve İngiliz Donanması toplarının namlusu, Dolmabahçe Sarayı’na çevrili olduğu için, Padişah biçare ve naçar durumda idi. İşbaşındaki Ali Rıza Paşa ve Salih Paşalar'ın kısa süreli sadrazamlıklarını saymazsak, Damat Ferit Paşa Hükûmeti ise İngilizler’in kuklası idi (O.Y.).

Sultan VI.
Mehmed Vahdeddin Han


1861 - 1926

            2 - İngilizler başta olmak üzere, diğer işgalci devletler, Osmanlı İmparatorluğu içinde etkili bir casusluk ve haber alma şebekesi tesis etmişlerdi. Bu işler için büyük paralar harcamışlar ve netice de almışlardır. Bütün bu harcamaların hedefi, Mustafa Kemal ve arkadaşları idi.

            3 - Osmanlı İmparatorluğu içinde asırlarca huzur içinde yaşayan tebaayı, Rum, Ermeni, Yahudi kozunu oynayarak din yoluyla; Arap, Kürt, Çerkez diyerek etnisite yoluyla ve Şii, Alevi, Bektaşi, Kızılbaş diyerek mezhep yoluyla isyanlara teşvik ediyorlardı (Büyüm 1984: X/7089).

            4 - Sürekli olarak Müslüman Türk ahalinin din duyguları istismar ediliyor ve “Din elden gidiyor. Bunlar İslam Halifesi’ne karşı geliyorlar. Halife nerdeyse, saltanat ve hilâfet ordadır. Padişah ve dolayısıyla Halife’ye karşı çıkanların katli vaciptir” gibi propagandalar yapılıyordu.

            5 - Osmanlı İmparatorluğu’nda görevli bir çok görevlinin idarede meydana getirdiği muktedirsizlik, basiretsizlik, aymazlık ve vurdumduymazlık; isyanların çıkmasını körüklüyordu.

            6 - Osmanlı İmparatorluğu içinde belli başlı siyasî güç odaklarından biri olan, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin muhalifi, ama İngilizler’in dostu olan Hürriyet ve İtilâf Fırkası taraftarları, bütün yurt sathında menfi propaganda yaparak, isyanları teşvik ediyorlardı.

            7 - Osmanlı İmparatorluğu, Mondros Mütarekesi’ni müteakip, terhis edilen ordusu ile askerî yönden çok güçsüz kalmıştı. Bu yüzden; İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya gibi güçlü devletlere ve onların yardakçısı Yunanlılar’a top yekûn birden karşı koyulamayacağını yayarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına karşı yapılan isyanları körüklüyorlardı.

            8 - Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü olduğu devirlerde azınlıklara verilen haklar, azınlıkları güçlendirmiş; buna mukabil, özellikle I. Dünya Savaşı’nı müteakip imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı İmparatorluğu çok zayıflamıştı. Bu etken de isyanları artırmıştır.

Şehir Suyu Mecrası (Su Akan Yer, Kanal) Ameliyatından (Zile – 1909)

http://www.zile.gen.tr

            YOZGAT ÇAPANOĞLU AYAKLANMASI

            Yozgat Çapanoğlu Ayaklanması ile Zile Ayaklanması birbirlerinden ayrılmazlar ve bir bütünün parçasıdır. Çünkü her iki ayaklanmada da Çapanoğulları, Aynacıoğulları ve Postacı Nazım gibi değişmez aktörler vardır.

            Osmanlı’da Çapanoğulları

            Yozgat ve çevresinde şöhret ve nüfuz kazanan, eşraftan bir ailedir. Bir Türkmen oymağından geldiği sanılmaktadır. Bölgeye yerleşme tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Eldeki bilgilere göre, 17. yüzyılda yaşayan Ömer Ağa ile ailenin adı duyulmaya başlar.

            Aile; Çağanoğlu yanında, zaman zaman Çapar veya Cabbar olarak ta anılmıştır. Çapar Koca Ömer Ağa'nın oğlu olan Ahmet Paşa, 1728’de nüfuzlu bir toprak ağası olarak adını duyurdu. Ahmet Paşa, önce Bozok Mutasarrıflığı, daha sonra sarayda Kapıcıbaşılık yaptı.

            Zulme Osmanlı Zamanından Başlıyorlar

            Fakat Ahmet Paşa, uygunsuz davranışları ve mahiyeti altında bulunan yerlerde halkı soyması ve zulüm etmesi sonucu, 1765’de öldürüldü. Bunun üzerine, oğlu Mustafa Bey, Bozok Sancak Beyliği’ni ele geçirdi. Daha sonra, Mustafa Bey’in kardeşi Süleyman Bey zamanında, Çapanoğulları'nın nüfuzu daha da arttı.

            Orta Anadolu’da büyük etki kazanması ve bazen kendi başına buyruk hareketlerde bulunması, Çapanoğlu İsyanı’nın sinyallerini, âdeta ta o zamanlardan veriyordu. Bu kabil hareketlerle Çapanoğulları, Bab-ı Ali’yi endişelendiriyordu. Süleyman Bey'in 1813’de eceliyle ölmesi üzerine, Âyanlık oğullarına verilmedi, hatta Yozgat’ta kalmaları dahi sakıncalı görülerek, İstanbul’a getirtildiler ve bir nevi kızağa ve gözetime alındılar. Bozok Mutasarrıflığı ilga edildi ve Çapanoğulları'nın elinden tümüyle alındı. Süleyman Beyin oğlu Mustafa Bey, Yozgat dışında bazı vilâyetlerde vâlilik görevlerinde bulundu (Meydan Larousse 1992: IV/354-355). Çapanoğlu isyanının elebaşıları olan Edip, Celal ve Halit Beyler, Çapar Koca Ömer Ağa’nın 6. göbekten torunları olan, Hacı Osman Nuri Bey’in oğullarıdırlar. (Taş 1987: 39).

Yozgat

Çapanoğlu Câmîi ve Külliyesi

            Yozgat Çapanoğlu İsyanı'nın Çıkış Sebepleri

            1 - Çapanoğlu Celal ve Edip Beyler, daha önce İttihat ve Terakki Partisi mensuplarıyla, bazı ihtilâflara düşmüşlerdi. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderlik ettiği Kurtuluş Savaşı'nı da bir İttihat ve Terakki Partisi hareketi olarak görüyorlardı. Bu durumun meydana getirdiği antipati ile Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı'na cephe aldılar.

            2 - 17. ve 18. yüzyıllar içinde, Anadolu’daki sülâleler içinde çok güçlü bir mevkide olan Çapanoğulları'nın nüfuzu, 20. yüzyılda oldukça azaldı. Eski güçlerine tekrar kavuşma arzuları, kendilerini böyle bir muhalefete itmiştir.

            3 - Çapanoğlu Celal ve Edip Beyler, İngilizlerin İstanbul’a gelip, işgal etmesini, Padişah'ın daveti üzerine olduğuna inanıyorlardı. Ayrıca, İstanbul Hükûmeti tarafından yapılan “Yunanlılar, Padişah tarafından Anadolu’ya gönderilmiştir. Kuvayı Milliye’nin elebaşılarını yakaladıktan sonra, tekrar geri çekileceklerdir.” şeklindeki şayia da, diğerini destekler mahiyette idi.

            4 - İstanbul’daki Damat Ferit Hükûmeti tarafından, Şeyhülislâm Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi’ye baskı yapılarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının katlinin vacip olduklarına dair fetva çıkartılmıştı(*). Fetvada ayrıca, Halife’nin ordusuna katılarak âsileri öldürenlerin gâzi, bu yolda âsilerce öldürülenlerin ise şehit sayılacakları ileri sürülmüştü. Ayrıca Mustafa Kemal ve arkadaşlarını 1 No.'lu Askerî Mahkeme’de yargılatarak, gıyaplarında idama mahkûm ettirmişti. Anadolu’ya gelen bu tip haberler, halkı Mustafa Kemal ve arkadaşları aleyhine kışkırtıyordu.

Atatürk'ün Mazbatası

            (*) Şeyhülislam Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi’nin fetvası şöyleydi; “Ülkede fitne yaratmaya çalıştıkları meydana çıkan ve gerçeklik kazanan söz konusu yöneticiler ve onlara yardım edenler âsi olup, dağılmaları hakkında yayımlanan Padişah buyruğundan sonra da inat ve fesatlarında ısrar ederlerse, onların kötülüklerinden ülkeyi temizlemek ve halkı onların zararlarından korumak vâcip olup, katl olunmaları şeriata uygun ve farz olur mu?

            Elcevap : Olur!...” (Turan 2000: 25).

            5 - Çapanoğulları, İstanbul’da saray ile sıkı ticarî ilişkilere sahipti ve sarayın et ihtiyacını karşılıyorlardı. Bu yüzden saraya karşı bir gönül bağlılıkları vardı. Mustafa Kemal, Çapanoğulları'na haber gönderip, Kurtuluş Savaşı'na katılmalarını istediğinde; “Biz kimin nesi olduğunu ve ne gayeye hizmet ettiğini bilmediğimiz Mustafa Kemal'e mi yardım edeceğiz?” şeklinde mukabelede bulunmuşlardır.

            Yozgat’tan gelen bu tarz olumsuz sinyaller üzerine, diğer bazı yerlerde olduğu gibi, Yozgat Mutasarrıfı Necip Bey de görevden alınır. Yerine muhasebeci Arif Hikmet Bey getirilir. Buna içerleyen Necip Bey; “Allah’tan, Padişahtan ve onların kanunlarından başka hiçbir şey tanımadığını” etrafa söylemektedir (Taş 1987: 40-43).

            6 - Düzce İsyanı’na katılan çok sayıdaki Çerkez asıllı vatandaşımız, İstanbul Hükûmeti’nin yaptığı; “Kuvayı Milliyeciler, Çerkez ve Abazalar'ı öldürecekler. Kadın ve kızlarını cariye gibi kullanacaklar” şeklindeki asılsız propagandaya inanmıştı (Tansel 1973 : 116). Ayrıca, sarayda bulunan Çerkez kadınlar yoluyla, Padişah ve şehzadelerle tesis edilen evlilikler sebebiyle, Çerkezler’in sarayla sıkı akrabalık ilişkileri mevcuttu. Bu gibi sebeplerden dolayı, Düzce İsyanı’nda olduğu gibi, Yozgat Çapanoğlu İsyanı'nda da çok sayıda Yozgat ve Tokat Çerkezi’nin rol aldığı bilinmektedir. Bunların bir çoğu, Çerkez Ethem geldikten sonra, ikna yoluyla silâhlarını bıraktılar. Fakat ilk baştan, Düzce’de yapılan propaganda gibi bir propagandaya kapılmış olmaları, kuvvetle muhtemeldir.

 Demirci Mehmet Efe, Refet Paşa ve Çerkez Ethem

            7 - Yozgat ve Tokat’ta önemli sayıda bulunan Alevîler’de de bir bölünme vardı. Alevîler’in bir kısmı, Halife ve Osmanlı soyuna bağlılığın bir sonucu olarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına karşı olduğu halde, bazıları da Kuvayı Milliye taraftarı idi. Çünkü o tarihlerde Alevîler’e muhtariyet verilmesi söylentileri ayyuka çıkmıştı. Bu söylentilerin etkisinde kalan bazı Alevîler de isyancılara katılmıştı (Erçıkan 1974 : II/90).

            8 - Çöküş döneminde olan Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet idaresindeki hata, aksaklık ve basiretsizlikler, I. Dünya Harbi’nin, toplum üzerinde açtığı derin yaralar, vatandaşların en ufak bir memnuniyetsizlikte isyan gibi yollara başvurmasına yol açıyordu.

            Çapanoğlu İsyanı Kıvılcımlarının Parlaması

            Hürriyet ve İtilaf Partisi Yozgat Başkanı Çapanoğlu Edip ve kardeşi Celal Beyler, sürekli olarak, İngilizler’in İstanbul’a Padişah'ın isteği ile geldiklerini ve Yunanlılar'ın Ege’yi işgalinin geçici bir durum olduğunu savunuyorlardı.

            Heyet-i Temsiliye için Yozgat’tan gönderilecek olan temsilcinin seçilmesi münasebetiyle, Yozgat Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Başkanı Başçavuşzade Ahmet Efendi, üye Müftü Mehmet Hulusi Efendi, Çapanoğlu Celal ve Edip beyler ve diğer üyeler ile eşraftan ileri gelen kişiler, Belediye Binası'nda toplanmışlardı. Bu toplantıda, Çapanoğlu Celal ve Edip Beyler, “Böyle bir meclis ve seçim, kanuna aykırıdır. Bu huruc-ı alessultandır” şeklinde konuşarak temsilci seçimine engel olmak istemiştir.

            Mustafa Kemal'i destekleyen Yozgat Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi de, “Padişah'ımız İngilizler'in elinde esirdir. Damat Ferit Paşa’nın yaptıklarından haberi yoktur” şeklinde cevap verir. Bunun üzerine Çapanoğulları, kendilerine karşı çıkan Mehmet Hulusi Efendi’ye kızarak, toplantıyı terk etmişlerdir. Bu toplantıyı müteakiben, otuz imza ile Ankara Vâliliği’ne bir telgraf göndererek, “Ankara’da bir meclis toplanmasının, Padişah'ın isteklerine ve kanunlara aykırı olduğunu” bildirmişlerdir (Taş 1987: 44).

            Ankara Valisi Yahya Galip Bey’in Hatalı Davranışı

            Bu telgraf üzerine, Ankara Vâlisi Yahya Galip Bey, gerekli tedbirleri almadığı için, olaylar büyümüştür. Bilâhare Çerkez Ethem tarafından, Yozgat Çapanoğlu İsyanı bastırıldıktan sonra, ucu ta Mustafa Kemal'i sanık sandalyesine oturtmaya götürebilecek kadar olan olaylar meydana gelmiştir. Ankara Vâlisi Yahya Galip’in, bu olaydaki ihmali budur.

            Yozgat Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çapanoğlu Celal ve Edip Beyler'in itirazlarını dikkate almadan, temsilcileri seçmişlerdir. Bu temsilciler; Feyyaz Bey, Süleyman Sırrı Bey, Ahmet Bey, Rıza Bey, Bekir Bey, Müftü Mehmet Hulusi Bey ve Meclis-i Mebus’dan ayrılıp Anadolu’ya geçen İsmail Fazıl Paşa’dır.

             İsyan İçin Yapılan İlk Toplantılar

            14 Mayıs 1920’de Yozgat’ta yapılan at yarışlarına gelen, Çekerek’in Kuzgun Köyü’nden Hacı Bekir, Zile’nin Solucanlı Köyü’nden Musa, Sorgun’un Osmaniye Köyü’nden Meçece İdris ile 6 arkadaşı, Çapanoğlu Edip’in evinde ilk gizli toplantılarını yaptılar. Herkes kendi bölgesine taraftar bulmak için dağıldı.

İsmet İnönü

            Postacı Nazım Harekete Geçiyor

            Yıldızeli taraflarında Postacı Nazım ve arkadaşları tarafından isyan hareketleri başlatılmıştı. Yozgat’ta da bazı kıpırtılar olması üzerine, İsmet Paşa, Kâzım Karabekir’e bir telgraf göndererek, isyanın bastırılması için süvari birliği istemiş ise de, Doğudaki Ermeni meselesi yüzünden bu birlik gönderilememiştir.

 Kâzım KARABEKİR Paşa

            Kılıç Ali Bey Yozgat’a Geliyor

            Duruma müdahale etmek için, bu sefer de Antep çevresinde bulunan Kılıç Ali Bey, 80 kadar adamıyla beraber, 01 Haziran 1920’de Yozgat’a gönderilmiştir (Korkmaz 2002 : 306). Müftü Mehmet Hulusi Efendi, Yozgat’a gelen Kılıç Ali Bey’e, Çapanoğulları'nın tutumlarını anlatır. Bunun üzerine Kılıç Ali Bey de bir tedbir olması için, kendisine anlatılanları Ankara’ya bildirdiği gibi, Celal ve Edip Beyler’in evlerinin önüne de bekçi dikerek, onları göz hapsinde bulundurmaya başlamıştır.

            Ankara Vâlisi Yahya Galip Bey’in 2. Hatası

            Ancak Ankara Vâlisi Yahya Galip, emir vererek, Çapanoğulları'nın kapısındaki bu nöbetçileri kaldırtmıştır.Yahya Galip, Sultan Abdülhamit devrinde siyasî bir meseleden dolayı Tokat’a sürülmüştü. O zaman Tokat Mutasarrıfı olan Çapanoğlu Celal Bey, Yahya Galip’i çok koruyup, kollamıştı. Şimdi roller değiştiğinden, Yahya Galip bir nevi minnet borcunu ödüyordu (Erçıkan 1974 : 2/97). Bilâhare, Çerkez Ethem'in Ankara Vâlisi Yahya Galip’i suçlayıp, Divanı Harp'te yargılamak istemesinde, bu tip yanlış davranışlarının etkisi vardı.

 Ata, Florya İnşaatında Kılıç Ali Bey'e
ne yapılmasını gerektiğini tarif ederken.

 Kılıç Ali Bey / 1888-1971

            Kılıç Ali Bey’in Korkaklığı ve Mustafa Kemal'in Devreye Girişi

            Çapanoğlu Celal ve Edip Beyler'in diğer kardeşleri olan ve Yozgat’ta olup bitenleri duyan Halit Bey, oturduğu Arapseyf Nahiyesi’nden, Yozgat'a geleceğini haber vermiştir. Halit Bey’in Yozgat’a gelmesiyle işlerin büyüyeceğinden endişe duyan Kılıç Ali Bey, korkakça davranarak, müfrezelerini alarak Boğazlıyan’a çekilmiştir.

            Mustafa Kemal Paşa, Çapanoğulları’nın tutumlarından tatsız bir netice çıkmaması için, Yozgat Mebusları ile bir toplantı yapmıştır. Yozgat Mebuslarının arabuluculuk yapmasını ve memleketin içinde bulunduğu zor durumu anlatarak, Çapanoğulları'nı bu yanlış tutumlarından vazgeçirmelerini istemiştir. Bunun üzerine Süleyman Sırrı ve Rıza Beyler Yozgat’a gelmişlerdir. Yozgat mebusları, durumu Çapanoğulları’na anlatmışlar ise de, ikna edememişlerdir.

            Çapanoğulları'na Tutuklama Emri ve Çapanoğulları'nın Firarı

            Bu tavır üzerine, olaya karışan Çapanoğulları’nın tevkif edilerek Ankara’ya gönderilmesi istenmiştir. Genel Kurmay Başkanı Albay İsmet, Sivas’taki 3. Kolordu Kumandanı Albay Selahattin Bey’e, 07 Haziran 1920 tarihinde bir emir yollayarak, bu tevkif emrinin yerine getirilmesini ister.

VENİZELOS - İNÖNÜ

İsmet İNÖNÜ / 1884 - 1973

            Albay Selahattin Bey de, bu görevin yerine getirilmesi için, Yozgat Mutasarrıf Vekili Arif Hikmet Bey’e bu emri havale etti. Fakat Arif Hikmet Bey, bu haberi Çapanoğulları'na haber verdi. Bunun üzerine, Çapanoğulları 08 Haziran 1920 tarihinde ailelerini yanlarına alarak, Yozgat’ı terk etti. Peşlerinden Jandarma ile takibe çıkıldı ise de, bir sonuç alınamadı.

            Birinci Yozgat İsyanı Patlıyor

            Çapanoğulları’nın Yozgat’tan ayrılmasından sonra, il genelinde sıkıyönetim ilân edilerek, Sıkıyönetim Komutanlığı'na da Kılıç Ali Bey getirildi. Yozgat’ın dışında bulunan Çapanoğulları, artık isyan etmeye karar vererek, etrafına adam toplamaya başladılar. Tokat ve Zile dolaylarında faaliyette bulunan Postacı Nazım ile irtibat kurup, ondan yardım almayı ümit etmeye başladılar.

            13 Haziran 1921’de, Çapanoğulları ilk olarak Köhneli Nahiyesi’ni basarak, buraya hâkim olurlar. Ertesi gün 14 Haziran'da da, 3 - 4 saatlik bir çarpışmadan sonra Yozgat’ı ele geçirirler (Korkmaz 2002: 307). Çapanoğlu Celal Bey'in, Kılıç Ali Bey'e gönderdiği; “Halife Ordusu'nun maksadı, Mustafa Kemal ve 7 arkadaşını yakalamaktır. Kırşehirli Mebus Rıza Bey’le temas ve muharebe halindeyiz. Kırşehir üzerinden Ankara’ya yürüyeceğiz.” şeklindeki mektup, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının moralini bozdu.

            Kılıç Ali Bey’in 2. Korkaklığı

            Kılıç Ali Bey, bir önlem olarak silahlı müfrezesini Akdağmadeni’ne götürdü. Fakat bu olay halk arasında ters tepti ve Kılıç Ali Bey’in kendilerinden şüphe duyduğu intibasını verdi. Bunun üzerine, âsiler halkın bu durumundan yararlanarak, 23 - 24 Haziran’da Boğazlıyan’a saldırdılar. Böylece, bunu haber alan Kılıç Ali Bey, ikinci korkakça hareketini yaparak, Akdağmadeni’nden çekildi. Bu hareketinde, Çapanoğlu Celal Bey'in, Kılıç Ali Bey'e gönderdiği mektubun da etkisi vardı.

            Çapanoğulları'nın Sancağı Çekiliyor, Fetvalar Okunuyor

            Bu olay isyancılara cesaret verdi ve çevreden kendilerine yeni katılmalar olmasını sağladı. Daha sonra Yozgat’a gelerek, taraftarlarıyla beraber Yozgat’ta Büyük Câmi’ye gittiler. Burada, daha önce Çapanoğulları'nın çeşitli savaşlarda kullandıkları ve halen Yozgat Müzesi’nde olan sancağı alarak, hükûmet meydanına getirdiler.

            Bu esnada esnaf ve halk evlerine kapanmış, merakla olayı pencerelerden seyrediyorlardı. Hükûmet Meydanı'nda Şeyhülislâm Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi’nin fetvasını okudular ve halkın Çapanoğulları'na katılmalarını istediler. Fakat ahaliden hiç kimse bu çağrılara uymadı.

            Alaca İsyancıların Elinde, Alevi-Sünni Çatışması Körükleniyor

            İsyancılardan bir grup, 16 Haziran günü Alaca’yı ele geçirdi. Alaca’nın ele geçmesinden sonra, isyanın bir “Alevi ayaklanmasına dönüşeceği, Aleviler'in Sünniler'i imha edecekleri” söylentileri, isyan bölgesi ve çevresindeki köy ve kasabalarda yaşayan Sünni halk arasında büyük bir korku ve endişeye yol açtı. Bunun ardından, “Nasıl ittihatçılar Ermenileri sürdüyse, Kuvayı Milliyeciler de Aleviler’i katledecek” söylentileri çıktı. Bu tip asılsız şayialar, Aleviler’in elinden silahların toplanması gibi düşüncelerin tartışılmasına yol açtı (Tansel 1973 : 121).

            İsyan Tüm Yozgat ve Tokat’a Yayılıyor

            İleriki günlerde isyan daha da genişleyerek, Kuzeydoğu'da Alaca, Kuzey'de Zile ve Tokat, Doğu'da Çamlıbel ve Güney'de Boğazlıyan’a kadar yayılmış ve Ankara’yı oldukça tedirgin etmiştir. İsyanın bu denli büyümesinin başlıca sebebi, mahallî güçlerin yetersiz kalması, Kuvayı Milliye’nin ise, başlıca Ege’de Yunanlılarla çarpışıyor olmasıdır.

            Çerkez Ethem Göreve Çağrılıyor

            Mustafa Kemal, Yozgat Çapanoğlu İsyanı'nın, Millî Mücadele’yi tehdit eder ve yenilgiye uğratacak duruma geldiğini görür. Son çare olarak, daha önce Anzavur ve Bolu - Düzce İsyanları’nın bastırılmasındaki başarılarını göz önüne alarak, 19 Haziran 1920’de Genelkurmay Başkanlığı kanalıyla, Çerkez Ethem’i isyanın bastırılması için görevlendirir (Korkmaz 2002 : 307).

            Yozgat’ın düşmesinden sonra, âsiler Mecidiye istikametine sarktılar. Mecidiye’ye bir saat mesafeye kadar yaklaştılar. Fakat Mecidiye’ye giremediler. Mecidiye ahalisi, başta kaymakam olduğu halde, âsilere mukavemete hazırlanmıştılar.

            Tokat civarında Gülbahar Köyü’nde, Tokat’a taarruz etmek üzere toplanan 200 mütecaviz âsi, Zile’den gönderilen takip müfrezemiz tarafından muhasara edilerek, reisleri ele geçirildi ve askerlerden evvelce aldıkları silahlar kısmen geri alındı.

            Çorum’un Ortaköy Nahiyesi’nde toplanan âsiler üzerine, Zile’den gönderilen Topçu Binbaşısı Mehmet Bey kumandasındaki süvari müfrezesi, Çayköy ve İpek Köyleri’nde 17 Haziran’da asilerle müsademeden sonra, Cevizlik’e çekilmeye mecbur olmuşlardır. Çorum’dan Alaca’ya bir miktar asker ve jandarma gönderilmesine teşebbüs olunmuştur.

            İsyan mıntıkasında ve doğrudan doğruya Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’nin emrinde bulunan kuvvetler şunlardır :

            A - Kengırı’da (Çankırı), 200 piyade, 6 makinalı tüfek, 50 süvariden mürekkep 59. Alay Kumandanı Vasfi Bey’in emri altında bir müfrezemiz vardır. Miralay Refet Bey, 18 Haziran’da 200 atlı ile Çerkeş’ten Kengırı istikametine hareket edeceğini bildirmiştir.

Miralay İ. Refet BELE

            B - Zile’de 5. Fırka Kumandanı Cemil Cahit Bey emrindeki ekip müfrezelerimiz ve kıtalarımız vardır. Bunlardan bir süvari müfrezesi Ortaköy şimalinde Cevizlik’tedir. Mütebakisi kısmen Zile ve kısmen Tokat civarındadır.

            C - Boğazlıyan’da 60 atlıdan mürekkep Kılınç Ali Müfrezesi vardır. Saray ve Yenihan taraflarında da millî müfrezelerimiz bulunmaktadır.

            Harekât hakkında icap ettikçe Erkan-ı Harbiye-i Umumiye irtibatın muhafazası için telgraf hatlarının kesik bulunduğu yerlerde, en yakın telgraf merkezlerine haber gönderilmek ve telgraf merkezlerinin dışında seyyar  makineden istifade olunmak lâzım geldiğinin icap edenlere emir ve ihtarı ve her gün birer rapor verilmesi müsterhamdır.
                    Büyük Millet Meclisi Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi İsmet (Çerkez 1962: 62-64)

1884 - 1973

             Çerkez Ethem, “Kuvayı Seyyare olarak başarılı olduklarını, ama kendilerinin Kurtuluş Savaşı başlayalı beri niçin bir düzenli ordu kuramadıklarını ve böyle bir isyanı bile önleyemediklerini” çok açık ve sert bir dille belirtir (Çerkez 1962: 59).

            Çerkez Ethem İsyanı Önlemeye Yozgat’tan Başlıyor

            Yozgat’a gidince, kendisinin yokluğunda, Umum Kuvayı Seyyare Komutanlığı'nın, o anda odada bulunanlardan biri tarafından üstlenilmesini ister. O zamana kadar konuşmayan Mustafa Kemal söze başlayarak, Fevzi Çakmak Paşa’nın Batı Cephesi Komutanlığı'nı deruhte edeceğini belirtir. Ertesi günü 20 Haziran’da, Çerkez Ethem ve askerleri Yozgat’a hareket ederler.

            Çerkez Ethem, 23 Haziran sabahı Yozgat’ı ele geçirdi. Harp Divanı kuruldu ve 12 kişi idam edildi. Harp Divanı Başkanı, Çerkez Ethem’in ağabeyi Tevfik Bey idi (Atay 1999 : 31).

            Çapanoğlu Edip ve Celal Beyler, isyancı toplamakta olduklarından, şehir dışındadırlar ve ele geçmezler. Yapılan çarpışmalar esnasında Ermeniler de isyancılar safındadır ve uzun süre direnirler. Ancak evlerinin yakılması sonucu, teslim olurlar.

            Arapseyf Boğazı’nda Kurulan Pusu

            Bunun üzerine Çapanoğlu Edip ve Celal Beyler komutasındaki isyancılar, Arapseyf Boğazı’nda pusu kurarlar. Çerkez Ethem, sürekli devriye gezen keşif kolları sayesinde, pusuyu haber alır. İsyancıların hepsinin toplanmasına imkân vermek için, kasıtlı olarak 2 gün Alaca’da bekler. Nihayet 27 Haziran günü harekete geçer. Bir kısım birliklerini yem olarak boğaza sürerken, esas vurucu kuvvetleri, Güneydoğu'dan arkadan dolanarak, iki ateş arasında kalan isyancıları perişan eder. Çatışma sonunda, bir top ile, dört adet makineli tüfek ele geçmiştir.

            Çapanoğlu Edip Bey yaralanır. Fakat ikisi de savaş meydanından kaçmayı başarırlar.  Çapanoğlu Celal Bey, yanına aldığı 3 - 4 çerkez süvarisi ile Uzunyayla’ya gider ve Çerkez Beyleri'ne sığınır. Celal Bey, Çerkez Beyleri vasıtasıyla, Çerkez Ethem'den af diler. Çerkez Ethem bunu kabul eder ve Ankara’ya da bildirir (Çerkez 1962: 69).

            Mustafa Kemal Paşa, Çerkez Ethem’i Telgrafla Kutluyor

            Çerkez Ethem, zaferini Ankara’ya haber verdiğinde, bir bayram havası eser. Büyük Millet Meclisi'nde, Çerkez Ethem’e alkışlarla sevgi gösterilir. Mustafa Kemal, Çerkez Ethem'e; “... 28 Haziran 1920’de, Arapseyf Boğazı’nda meydana gelen galibiyet başarınızdan dolayı, şahsınızın ve arkadaşlarınızın kahramanlıklarını en samimi duygularla tebrik eyleriz. Bozguna uğrayarak dağılan başıboş isyancıların takibi için Çorum’da Refet Bey’e, Zile’de Cemil Cahit Bey'e buradan emir verildiği bildirilir, efendim. Büyük Millet Meclisi Başkanı, Mustafa Kemal.” şeklinde son bulan telgrafı çeker (Onar 1995: 161).

            Yozgat İsyanı

            Postacı Nazım Yine Sahnede

            Yozgat İsyanı sonunda pişman olup, aman dileyen isyancılardan kurulan 500 kişilik Akdağmadeni Alayı, Ege Cephesi’ne gönderilmek istendi. Bu alaydan bazıları, isyan ederek, cepheye gitmek istemedi. 5 - 6 Eylül gecesi, bunlardan 49 kişi, alaydan firar ederek, kaçtılar. Bunların elebaşıları Postacı Nazım, Deli Hacı, Hasan ve Küçük Ağa isimli isyancılardı (Korkmaz 2002 : 426). Birkaç gün içinde, Postacı Nazım 300, Küçük Ağa da 200 kişilik bir isyancı grubunu etraflarına topladılar.

            Yozgat Mutasarrıfı Yarbay Şerif Bey, 8 Eylül günü Genelkurmay Karargâhı’na gönderdiği telgrafta, “Yozgat’ta 38 mevcutlu Erzurum Müfrezesi’nden başka güvenilecek bir kuvvet kalmadığını...” bildiriyordu.

            Ortaköy Saldırısı ve Koyunculu Çarpışması

            9 Eylül günü, Zile’ye bağlı Ortaköy Bucağı’na saldırdılar. Buraya Yozgat ve Boğazlıyan’dan yardıma gelen 169 atlıdan oluşan müfrezenin 30 kişilik öncü grubu, Çekerek’e bağlı İsaklı ve Acecihüyük Köyleri arasında baskına uğradı ve tutsak edildi. Arkadan gelen asıl kuvvetler de dağıldı. 70 kadarı isyancılara katıldı, bir kısmı da Zile’ye kaçtı.

 1939/Askerlik Şubesi Personeli (Kale)

            Kuvayı Seyyare'ciler, Ayvalıközü Köyü yakınlarındaki çatışmadan kaçan isyancılara, Çekerek Koyunculu Köyü yakınlarında tekrar rastladı. Çıkan çatışmada âsiler 17 ölü, birçok yaralı, Kuvayı Seyyare'ciler 2 şehit, bir yaralı zayiat verdiler. Âsiler dağıldı.

            Kaçan âsilere karşı, Sorgun, Saraykent, Kadışehri ve Akdağmadeni’nin Bahşayış Köyü civarına müfrezeler gönderildi ve âsiler birer, ikişer yakalandılar. Zile’ye gelen bir Kuvayı Seyyare Müfrezesi de, tutuklu elebaşılardan Karakahyaoğlu Deli Ömer ile Çavdaroğlu Topal Hafız’ı 13 Ekim’de Zile’de astı.

            Akdağmadeni Saldırısı

            Âsiler tekrar toplandılar ve Akdağmadeni’ni bastılar. Âsiler Yozgat Miletvekilleri Bahri ve Rıza Beyler’in evlerini yakıp, Jandarma deposundaki silah ve cephane ile, Düyunu Umumiye kasasını yağma ettiler. Bilâhare Zile bölgesine gelen Kuvayı Seyyareciler, Kasım, Aralık aylarını, son kalan direnişçileri de zararsız hale getirmek için harcadı. Böylece 2. Yozgat İsyanı söndürülmüş oldu.

Tevsian Küşat ve Ekmekçiler Arastası Namı ile Yâd Olunan
Cadde-i Umumi Manzarasından (Zile – 1909)

http://www.zile.gen.tr

            AYNACIOĞULLARI VE KATİL İLYAS ÇETELERİ

            Sivas Kongresi'nde alınan kararların uygulanması sonucu, özellikle Batı ve Orta Anadolu’da idarî teşkilât kademelerinin, İstanbul Hükûmeti ile olan bağlantılarını keserek, parça parça Heyeti Temsiliye’ye katılmaları, İstanbul Hükûmeti'ni çok güç duruma düşürmüştü. Bu durumdan kurtulmak çarelerini arayan İstanbul Hükûmeti, cahil halkı ayaklandırma ve Kuvayı Milliye'ye karşı gelme çabalarına başvurmuştu. Bu gerici hareketler millî kuvvetleri çok yormuş ve bazıları ancak büyük fedakârlık sonunda bastırılabilmişti. Bunların biri de Zile İsyanı oldu.

            Zile İsyanı’na geçmeden önce, bu isyanda çok önemli rolleri olan Aynacıoğulları (*) hakkında bazı bilgiler vermek gerekmektedir (Eroğlu 1981 : 119).

            (*) Memuriyetim dolayısıyla 1989 - 1992 yılları arasında bulunduğum Yozgat Çekerek İlçesi’nde, Aynacıoğulları’nın bazı akrabaları ile tanışma ve onları tanıma fırsatı buldum. Tanıdığım Aynacıoğulları’nın hepsi, devlete, kanunlara, Atatürk’e son derece saygılı ve efendi insanlar idi. Kurtuluş Savaşı yıllarındaki akrabaları hakkında konuşmak, bilgi almak istediğim zaman, “Onları hatırlamak ve eskiyi karıştırmak istemediklerini” öne sürerek, bilgi vermekten kaçındılar. Anlaşılan tarihteki kötü imajları ile olan bağlantıyı koparmak istiyorlardı (O.Y.).

            Aynacıoğulları Kimdir?

            Aynacıoğulları'nın başları; Rüştü, Hasan, Mehmet ve Çerkez Musa idi. Aynacı Rüştü, Ali; Aynacı Hasan ise Haydar adlarını da kullanmışlardı. Çiftlik Bucağı’nın Arap Köyü’nden amca çocukları İsmail, Pazar’ın Çarksız Köyü’nden Molla Mehmet, Kirkoroz Köyü’nden Çarkooğlu Mustafa akrabaları olup, bunlarla işbirliği yapmakta idiler.

            Bunlardan başka Pazar’ın Güldiken Köyü’nden Kürt Molla Mehmet, Yorga Köyü’nden Kürt Hacı Çavuş, Kalimere Köyü’nden Çerkez Çakır Hüseyin, Manastır Köyü imam ve muhtarları belli başlı yardımcıları idi. Gerek akrabaları ve gerekse işbirliği yaptıkları kimseler, hükûmete taraftar gibi görünmekte, özellikle hükûmet mensuplarını inandırmış bulunmakta idiler.


Tümgeneral İ. Refet BELE

            Nüfuz Bölgeleri

            Aynacıoğullarının etkin oldukları bölge genellikle; Yozgat, Amasya, Çorum, Delice, Kırşehir, Maden, Alaca, Karamağara, Mecitözü, Haymana, Çiçekdağı, Sungurlu, Sorgun, Yıldızeli, Akdağmadeni, Çamlıbel, Tokat ve Artova’yı kapsayan geniş bir yurt parçası idi.

            Aynacıoğulları, Yıldızeli ve Zile olaylarını yapanlardan idi. Bunlar ve bunlarla işbirliği yapan Katil İlyas, Molla Çakır Hasan Çetesi, Kavlakoğlu Çetesi ve benzeri eşkıyalar uzun süre ele geçirilememişlerdi.

            Çalışma Yöntemleri

            Hepsini, kasabalarının ileri gelenlerinden bazı hain kimseler yönetiyorlardı. Bunlar, hükûmet memurlarından ve askerlerden topladıkları bilgileri, hemen eşkıyaya ulaştırıyorlar ve hattâ askerî harekâtı bile günü gününe bildiriyorlardı. Nüfuz sahibi olan bu iki yüzlü kimselerden veya eşkıyalardan biri yakalandığında, onları kurtarmak için derhal harekete geçiyorlar; ilgili yerlere müracaat ediyorlar, ricada bulunuyorlardı.

            Mevcutları zaman zaman 400 - 600 atlıya kadar çıkan bu âsiler, bazan toplu bazan gruplar halinde, şehirlere, kasabalara, köylere, hükûmet binalarına, karakollara baskınlar yapmışlardır. Her fırsatta hükûmet kuvvetlerinin müfrezelerini geriden vurmuşlar, soymuşlar; silâhlarını ve mühimmatını, hayvanlarını, paralarını, yiyeceklerini almışlardı.

            Soygun ve çapulları, insan öldürmeleri ve kaçırmaları ile bölgelerindeki halkı bıktırmışlar ve yıldırmışlardı. O kadarla da kalmayarak, Türk Ordusu’nu arkadan vurmak, suçsuz halkı soymak, Ermeniler, Rumlar ve diğer karışıklık taraftarı gruplarla işbirliği yapmak gibi diğer bazı ağır suçları da işlemişlerdi. Bu sebeple, hükûmete karşı güveni sarsılan bu geniş bölge halkının, İstiklâl Harbi’ndeki mücadeleye yardımları baltalanıyordu.

Bayırköy'e Doğru Zile'den Diğer Bir Görey (Ağaçların Bolluğuna Dikkat Ediniz!!!)

Ulusal Savaşta Tokat - Halis ASARKAYA, Tokat Basımevi/1936, 159 sh.

            Başka Çetelerin İsmini Kullanmaları

            Aynacıoğulları, yaptıkları birçok soygun ve fenalıkları, başkalarının üzerine atmayı da becermişlerdi. Örneğin, 13 Aralık 1920’de, Turhal ile Zile arasında, Hamidiye Köyü yakınındaki Hamidiye Boğazı’nı kesmişler, yolcuları soymuşlardı. Bunun üzerine, yola çıkan 18 kişilik müfrezeyi, Rum eşkıyaları ile birlik olarak, aynı bölgede pusuya düşürmüşlerdi. Müfrezeyi soymuşlar, silâh ve mühimmatını aldıktan sonra, Turhal’ın Çivril Bucağı yönünde kaçmışlar, bu suçu başka eşkıyaların üstüne atmışlardı.

            Yine o zaman sancak olan, Aksaray’ın doğusundaki Alayhanı Bucağı’nı, Çakır Hasan çetesi ile birlik olarak yağma etmişler, “Çakır Hasan çetesi yaptı” demişlerdi. Halbuki, hepsinin kışkırtıcısı, fenalıkların başı hep onlardı.

            Sıkışınca Alttan Almaları

            Hükûmet ve ulusun baş ağrısı bu eşkıya sürüsü, hükûmeti kuvvetli gördükleri zaman aman dilemişler, teslim olacaklarından bahsetmişler, hükûmeti oyalayarak zaman kazanmışlar, teslim olmamışlardır. Hükûmeti biraz zayıf bulduklarında ise şımarmışlar, mayalarında mevcut hıyaneti yapmaktan çekinmemişlerdir.

            Nitekim, 25 Nisan 1921’de sıkıştırıldıklarında, hükûmete sığınma arzusunu göstermişler, hükûmet de buna inanmış görünmüş, isteklerini kabul etmiş, kendilerine tebligatta da bulunmuştu. Sığınmaları beklenirken, türlü türlü özürler ileri sürerek uygulamayı ertelemişler, hükûmeti atlatmışlardı.

            Çapanoğulları İle İşbirliği

            Aynacıoğulları'nın Yozgat Ayaklanması’nda da Çapanoğulları ile birlik oldukları ve hükûmeti arkadan vurmaya çalıştıkları görüldü. Hacı Ömer, Hacı Bekir ve Meçece İdris gibi sabıkalılarla bir araya gelen Aynacıoğulları, 500 - 600 kişilik bir atlı kuvvet halinde, bu ayaklanmaya katılmışlardı. Ellerinde yeşil renkte, beyaz yuvarlak aylı bayraklar olduğu halde, bir kaç koldan Yozgat’a girmişlerdir.

            Hükûmet konağını, jandarma dairesini, telgrafhaneyi işgal etmişler, cezaevlerinin kapılarını kırarak, tutukluları ve mahkûmları salıvermişlerdi. Şehirdeki depolarda mevcut silâh ve mühimmat adamları tarafından yağma edilmişti. Millî emellere taraftar memleket evlâtlarını yakalamışlar, cezaevine ve tutukevlerine sokmuşlar, eşyalarını, mallarını da talan etmişlerdi.

            Erzurumlu Postacı Hüseyin Nazım İle İşbirliği

            Karşılarında direnen bir kuvvet kalmadığını gören ve iyice azıtan Aynacıoğulları, uygun buldukları bu ortamdan yararlanarak güçlerini daha da artırmak için, Postacı Nazım ve Kara Mustafa çeteleri ile birlikte Kadışehri ve Zile’nin Kızılca Bucakları’nı bastılar. Zorla adam ve silâh topladılar; ondan sonra da Zile’nin Kasın köyüne saldırdılar, yağma ettiler.

            Yozgat olayından sonra; Aynacıoğulları’nın Delihacı Bölgesi’nde, Erzurumlu Postacı Hüseyin Nazım Çetesi’nin Zile taraflarında, Çerkez Musa Çetesi’nin de Erbaa civarında yuvalandıkları görülmektedir (Korkmaz 2002 : 426).

            Yardım ve Yataklık Eden Köyler

            Sakarya muharebelerine kadar dağlarda eşkıyalığa devam eden Aynacıoğulları'nın etkinlik alanı, bu tarihten sonra genellikle Kızılırmak’ın Kuzey bölgesi olmuştur. Bu devrede de, Aynacıoğulları’na en ziyade Çekerek ilçe merkezi ile Çekerek’in Kayalar, İsaklı, Çayırözü, Başpınar, Kurtağılı, Koyunculu, Özüveren ile Zile’nin Kasın, Boldacı Tekkesi, Kozdere, Kızılca Köyleri yardım ve yataklık etmiştir. Bu köylerden, eşkıya arasına katılan kimseler bulunduğu ve Çekerek’in Kendirlik Bucağı’nda Badili Aşireti’nden bazı kimselerin de onlara katıldığı kesinlikle meydana çıkmıştı.

            Ankara Hükûmeti Asker Sevkıyatı Yapıyor

            Ankara Hükümeti, en büyük tehlikenin burada belirdiğine inanmış, Merkez Ordusu birliklerini pekiştirmeye başlamıştı. Ordu bölgesindeki haydutların ve çetelerin izlenmesi ve tepelenmelerinin şiddetlendirilmesi ile beraber, elebaşıların ortadan kaldırılması da Kuvayı Milliye Kuvvetleri’nce karar altına alındı.

            Bastırma için görevlendirilen kuvvetler :

            Mürettep Süvari Tümeni,
            12. Tümen’in 1 taburu,
            Yozgat Kuvveyi Takibiye Komutanlığı,
            27. Süvari Tugayı,
            55. Süvari Alayı,
            Ankara’daki 61. Jandarma Süvari Alayı,
            Konya Havalisi Müzaheret Kıtaları,
            Kayseri, Yozgat, Tokat, Çorum, Kırşehir, Sivas, Amasya, Lâdik Bölge Komutanlıkları,
            Sinop Mevki Komutanlığı,
            Çorum Menzil Müfettişliği,
            Sivas Menzil Müfettişliği,
            Amasya Müzaheret Bölüğü,
            Boyabat Müzaheret Takımı.

            Netice Alınmaya Başlanıyor

            Görüldüğü gibi, neredeyse bir ordu bu iş için görevlendirilmiştir. Bu kuvvetlerin yola getirme ve tepeleme işlerinde kullanılması Merkez Ordusu Komutanlığı tarafından plânlandı ve harekâta başlandı. Her taraftan sarılmış olan eşkıyanın çemberi gittikçe daralmaya başladı. Bir taraftan düşmanla uğraşılırken, bir taraftan da eşkıyanın temizlenmesine devam edilmekte idi.

            Hükûmet kuvvetlerinin fazlalığını, hareketin ciddiyetini ve kesin sonuca gidildiğini gören eşkıya, ürkmeye başladı ve ümidi kırıldı. O kadar ki, kurtulabilmek için, Yunanlılar'a katılmaya karar verdikleri, yakalanan haydutların ifadelerinden tespit edildi.

            Nitekim, izleme bütün şiddeti ile ve ciddiyeti ile başarıya doğru gittikçe, tutunamayacaklarını anlayan eşkıyalar, kısım kısım teslim olmaya başladılar. Haydutların yavaş yavaş ayıklanmaları ve teslim olmaları karşısında, kalanları da korku bürüdü.

            Yine Her Zamanki “Sıkışınca Aman Dilemek” Oyunu

            İşte Aynacıoğulları'nın her sefer yaptıkları gibi, bu sefer de aman dilemeye giriştikleri görüldü. 09 Kasım 1921 günü yardakçıları ile Çiçekdağı yöresinden geçerken, Tokat’tan gelmekte olan Reşadiye Şube Başkanı Hilmi’nin önüne çıkarak, “Her nasılsa İlyas’ın aldatmalarına kapıldıklarını, hata ettiklerini, onu ortadan kaldırmak vaadiyle affedilmelerini, hayatları bağışlanmak merkeze de alınmamak şartıyla sığınmak isteğinde olduklarını bildirip ve bu isteklerinin orduya bildirilmesini.” rica ettiler.

            Aynacıoğulları ve yardakçılarının zaman zaman tekrarladıkları aman dilemeleri bu kez de içtenlikten uzak, kendilerini çeviren hükûmet kuvvetlerinden kurtulmak amacına dayandığı, sonraki tutumlarından anlaşıldı.

            Ankara Hükûmeti Son Şansı Veriyor

            Başkomutanlık şartlarını bildirdi. Bütün avanesi ile, at ve silâhlarıyla, Yunanlılar aleyhinde Batı Cephesi’nde görev almaları şartıyla, aman dilemelerinin kabul edileceği hakkındaki emir çeteye bildirildi. Buna rağmen başka bir bahane buldular; atları, silâhları ve bütün avanesiyle köylerine gitme isteğini belirterek, teslim olmaya yanaşmadılar.

            Bunlardan Kavlak Ali, adamlarıyla teslim olup, 10 gün süre ile köyüne izinli gitmeyi yeterli görmüş iken, sözünden cayarak eşkıyalığa devam etti. Eşkıyanın bu tutumu ümitlerini yitirmediklerini ve eski karanlık emellerini gerçekleştirmeğe fırsat aradıklarını göstermekte idi.

            Bunun üzerine Başkomutanlık, Aynacıoğulları'nı hükûmetin emirlerine itaat ettirinceye kadar, takip ve tepelenmelerine devam edilme kararı aldı. Merkez Ordusu'na da bu hususta kesin emir verildi.

            Son Çırpınışları

            Sıkı bir şekilde izlenmeleri sonunda, artık kurtuluş kapılarının kapandığını gören Aynacıoğulları ve beraberindekiler, teslim olmaya iyice yanaştılar. Zaten Aynacıoğulları 18, Katil İlyas çetesi de 6 atlıya kadar inmişlerdi. Aynacıoğulları'ndan Mehmet, Zile İsyanı’nın bastırılması sırasında, 12 Haziran 1920’de ölmüştü.

            Aynacıoğlu Hüseyin ise, başka bir çarpışmada ölmüş bulunuyordu. Rüştü de 31 Ekim 1921 tarihinde tutuklanmış olup, Tokat cezaevinde bulunuyordu. Aynacıoğlu Hasan ise, teslim olacağına dair müracaatını Başkomutan Mustafa Kemal'e de, doğrudan doğruya yazdığı mektupla bildirmişti.

            Mustafa Kemal, bunların yakalanmaları için zaman harcanacağını, geçecek zamanın az da olsa çok kıymetli olduğunu ve kuvvetlerin daha fazla bunlara bağlanmasının her gün için bir kayıp olacağını düşünüyordu. Bu yüzden, pek fazla üzerinde durulmayarak ve ürkütülmeden teslim olmalarının sağlanmasını, 24 Ekim 1921'de emretti.

            Günah Çıkarma Çabaları

            Aynacıoğulları, Haymana bölgesinde bulundukları sırada Yunanlılar'la temas kurmak üzere iken, Yunanlılar'ın Türkler'e yaptıkları bir çok mezalime de tanık olmuşlardı. Son defa teslim olmaya karar verdikleri günlerde, geçtikleri her yerde ve her vesile ile, Haymana bölgesinde bulundukları sırada, düşmanın Türkler'e yapmış olduğu işkence ve soygunları anlatıyorlardı.

            “Bundan çok iç acısı duyduklarını, şimdiye kadar hep yanlış yolda yürüdüklerini, buna sebep olarak ta Halife tarafından aldatıldıklarını” söylemekte idiler. Artık kendilerinin uyandıklarını, Mustafa Kemal’in Ordusu’ndan başka bu memleketi kurtaracak kuvvet olmadığını, uğradıkları köylerde ve kasabalarda, her vesile ile pek etkili bir şekilde anlatmakta idiler. Bu son durum ve tutumları ile, kesin olarak teslim olacakları, doğruluk yoluna, vatan hizmetine yöneldikleri anlaşılıyordu.

            Nitekim, teslim olma isteklerinin, kayıtsız ve şartsız olarak hükûmetçe kabul edildiği, teslim olduktan sonra kullanılmalarının plânlanacağı ve Batı Cephesi Komutanlığı emrinde görev alacakları bildirildi. Bu haber eşkıya tarafından pek büyük bir sevinçle karşılandı.

            Aynacıoğulları Meselesinin Sonu

            Aynacıoğlu Hasan, bu durumda bile, sağa sola kaçtı, izini belli etmedi; aflarına dair bildiriyi almayı, hiç olmazsa bu suretle bir süre daha savsakladı. Bu tutumu önceden beri biline geldiğinden, Merkez Ordusu Komutanlığı 09 Kasım 1921'de verdiği emirle, saklandıkları Sungurlu ve Alaca ilçeleri bölgesinde kıstırılarak, teslime mecbur edilmeleri emrini verdi.

            20 Kasım 1921 tarihini takip eden günlerde iyice ümidini yitiren Aynacıoğlu Hasan ve beraberindekiler, hükûmet bildirisini aldılar ve teslim oldular. Bu suretle, Aynacıoğulları konusu kapandı ve hükûmet kuvvetinin büyük bir kısmı da Yunan kuvvetlerine karşı kullanılmak üzere serbest kaldı.

Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR
Devlet Mezarlığı/Gazi - ANKARA (1883 - 1956)


Fotoğraf : Orhan YILMAZ - 24.11.2004

     
Makalenin Başına Dönmek ya da Devam Etmek İçin Tıklayınız

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR