ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 01 Mart 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

KURTULUŞ SAVAŞI'NDA
ZİLE İSYANI

Araştırma : Orhan YILMAZ
Araştırmacı, Ziraat Yüksek Mühendisi
zileliorhan62@hotmail.com GSM : 0 (505) 383 69 45

    
Kitap Adı :
ZİLE İSYANI - II
(Zile Belediyesi Kültür Yayınları  - Şubat 2005/Ankara, 144 sh.)

     

Zile Ayaklanması’nı bastırırken şehit olan
tüm asker ve sivil vatandaşlarımız ile Çerkez Ethem, Yarbay Cemil
Cahit Toydemir ve Binbaşı Osman Vunoreka’nın aziz ruhlarına ithaf ediyorum.

 Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR

ZİLE İSYANI’NDA
GÖRGÜ ŞAHİTLERİNİN ANLATTIKLARI

            O günlerin atmosferini birinci ağızdan yansıtması bakımından, olayları yaşayanların ifadeleri yararlı olacaktır. 1970’li yıllarda, Zile’de kaymakamlık yapmış Süreyya Hami Şehidoğlu, Zile İsyanı ile ilgili olarak münferiden yazılmış ilk ve tek kitabın yazarıdır. Olayla ilgili hâtıralarını anlatan Kâzım Ahçıoğlu, Sadık Oktar ve Hasan Oktar ile ilgili pasajlar, bu kitaptan alınmıştır.

Zile Ayaklanması'nda Âsilerin Yaktığı Bu Kısım Bugün Yeni Baştan Yapılmıştır.
Eğer bu isyan olmasaydı Zile belki de Türkiye'nin en avantajlı Başkent adayı olacaktı.

Fotoğraf Ankara Anıtkabir'deki Kütüphane'den M. Ufuk MİSTEPE tarafından alınmıştır.
Ulusal Savaşta Tokat - Halis ASARKAYA, Tokat Basımevi/1936, 159 sh.

            Kâzım Ahçıoğlu Anlatıyor

            Kâzım Ahçıoğlu, Kurtuluş Savaşı gazilerindendir. I. Dünya Savaşı’na yedek subay olarak katılmıştır. Çanakkale Savaşları’nda bulunmuş ve Güney Cephesi’nde yaralanarak, Musul Hastanesi’nde tedavi görmüştür. İyileştikten sonra, Zile İsyanı’nın bastırılmasında bulunmuş ve oradan Kurtuluş Savaşı'na katılmıştır (Şehidoğlu 1983 : 23). Savaştan sonra Zile’ye yerleşen Ahçıoğlu, 1944 - 1946 yıllarında Zile Belediye Başkanlığı da yapmıştır.

1944 - 1946

Kâzım Ahçıoğlu

            “Ben sarayda Mustafa Kemal'in kulağıyım.”

            “Mondros Ateşkesi’nden sonra, askerlikten terhis edilerek, doğum yerim olan Zile’ye gitmek için, Samsun Vapuru'na bilet alacaktım. Köprüde Şükrü (Kanatlı) Bey'le karşılaştık. Ve aşağıdaki muhallebiciye indik. Saraya yaver olduğunu duymuştum, kutladım. Üzüntülü bir hali vardı. “Ben sarayda Mustafa Kemal'in kulağıyım.” dedi.

            Memleketin içinde bulunduğu durum üzerine konuştuk. Umudunu Millîciler'e bağlamıştı. Aynı duyguları taşıyarak, kucaklaştık, ayrıldık. Mustafa Kemal Paşa’nın daha önce geldiği Samsun’a çıktım. İngilizler vardı.

Tevsian Küşat ve Ekmekçiler Arastası Namı ile Yâd Olunan
Cadde-i Umumi Manzarasından (Zile –1909)

http://www.zile.gen.tr

            Zile’nin Atmosferi

            Tek tük tanıdığım, içleri buruk, geleceğin ne doğuracağını düşünmek bile istemeyen bir ruh ezikliği içindeki yaşayışlarına tanık oldum. Zile’de de aynı havayı bulacağımdan emindim.

            Erzurum Kongresi’nin toplanması, Sivas Kongresi, alınan erkekçe kararların günü gününe bize ulaşması, biz millîcileri biraz daha kuvvetlendiriyor, cesaretimizi artırıyordu. Ve Büyük Millet Meclisi'nin açılışı, içlerimizi güçle dolduran ulu bir olay oluyordu.

            İlçemizde İttihatçılar genellikle Kuvayı Milliye’yi, Kemalistler'i tutuyor, Müdafayı Hukuk çatısı altında toplanıyordu. Diğer taraftan Hürriyet ve İtilaf Partisi mensupları, çıkarlarını taasubun karanlığında sürdürmek isteyenler, halkın zayıf yönünü, din duygularını bin türlü yalan yanlış sözlerle sömürüyordu.

            Günler karanlık, İstanbul Hükûmeti’nin, Millîcileri hain ilân eden yayımları, içimizdeki itilafçıların aynı doğrultudaki çabaları, isyancıların kaba kuvvet gösterilerinin gün gün kulaklarımızı doldurması ilçemizde ağız tadı bırakmamıştı. Halk ikiye bölünmüş, herkes karşısındakinden kuşku duyar bir yaşantı içindeydi. Yunanlılar yurdun göbeğine doğru yakıp yıkıp ilerlemekteydiler.

            Kaymakam Necati Bey’in Toplantıları

            Çevremiz Çapanoğulları, Aynacıoğulları, Postacı Nazım gibilerin at koşturduğu bir alan olmuştu. İşte bu korkulu, gerçek anlamda devlet otoritesinden yoksun, Yunanlılar’ın çağın son tekniği ile içimize girdiği zamanlar, gözümüzü, kulağımızı Ankara’ya dikmiş, gelen her haber üzerine toplantılar yapıyor, kararlar alıyorduk.

            Kaymakam Necati Bey’in başkanlığında yaptığımız ilk toplantıda, İtilaf Devletleri Cumhurbaşkanları ve Meclis Başkanları'na, Müdafaayı Hukuk’un haklı davasını dile getiren telgraflar çektik.

            Toplantılara Katılan Zileliler

            Kazanasmaz Hacı Ali Efendi’nin evinde yaptığımız bu toplantılarda, çoğunlukla şu kişiler bulunurdu.

            Dava Vekili Kara Ziya, Sıtkı Eken, Sıhhiye Memuru Salih, Kalelizade Ömer Lütfi, Şeyhzade Tahir, Başefendizade Kâmil, Hacızadeefendi Rahmi, Hâkim Rüştü Bey, Alacalızade Muharrem Efendi, Mal Müdürü Galip Bey, Cemilzade Hamdi, Belediye Başkanı Göynücekli Hacı Osman, Müftüzade Bahri, Hacı Eken, Kıpioğlu ve Gürcülerin Hilmi.

            “Düşman Dereboğazı’na(*) gelmedikçe, müdafaa farz olmaz”

            Bir gün kaymakamımız Necati Bey tarafından çağrıldık. Yukarıda adı geçen Müdafaayı Hukuk mensupları ile İtilafçılar'dan Müftü Hamdi Efendi, Tahsilât Müfettişi İhsan, Şahvalioğlu, Ömer Cevheri, Hacıbaloğlu Hasan Efendi’yi hatırlıyorum.

            (*) Zile’nin Kuzey'inde ve 3 km uzaklıkta, Zile - Göynücek yolu üzerinde bulunan, stratejik öneme sahip bir geçit.

            Kaymakam Bey güzel bir konuşma ile toplantıyı açtı. Ülkenin içinde bulunduğu durumu, dokunaklı bir anlatımla belirtti. Ve “İngilizler yakındadır, yarın öbürgün buraya gelebilirler, aramızdaki ayrılığı bırakıp, vatanı korumak için birleşelim” dedi.

Dere Boğazı

Zile - Amasya Yolu

            Ayağa kalkan Müftü efendi; “Düşman Dereboğazı’na gelmedikçe müdafaa farz olmaz” deyince, ortalık karıştı. Tartışmalar şiddetli bir hal aldı, bizler tabancalı idik... Kaymakam Bey oturumu güçlükle dağıttı (Şehidoğlu 1983: 23).

            Sadık Oktar Anlatıyor

            “Sancağı Şerif'i çektiğimizde, teslim mi olacağız, yoksa çarpışacak mıyız?”

            “Tellallar halkı Belediye Binası'na çağırıyordu, toplandık. Kaymakam Bey, “İngilizler'in Samsun’da bulunduğunu, akşama sabaha Amasya’ya, belki de Zile’ye gelebileceklerini; bu duruma karşı koyabilmek için, aramızdaki ayrılığı bırakıp, gerekli önlemleri alalım” dedi.

            Müftü Efendi şöyle karşıladı bu sözü; “Halifemiz Sultan Vahdettin’den İngilizler’in Samsun’a çıktığına dair bir bilgi verilmemiştir. Eğer Amasya’ya gelirlerse, biz de buradan Sancağı Şerif'i çekerek, Altıağaç mevkiinde karşılarız.” diye cevapladı.

            “Muzafferiyeti dua ile elde edeceğinize dair bir fetva müsaade eder misiniz?”

            Bunun üzerine Dava Vekili Kara Ziya ayağa kalktı ve şu soruyu yöneltti : “Sancağı Şerif'i çekerek karşı çıktığımızda, teslim mi olacağız, yoksa çarpışacak mıyız?” dedi. Müftü Efendi;

            “Elbette çarpışacağız” dedi. Kara Ziya; “Öyle ise muzafferiyeti dua ile elde edeceğinize dair bir fetva müsaade eder misiniz?” demesi üzerine salon karıştı, yine üzgün ayrıldık.” (Şehidoğlu 1983 : 26-27).

            Hasan Oktar Anlatıyor

            “Bir Cuma günü Câmi-i Kebir’de (Ulu Câmi) Müftü Efendi dinin esaslarından, namaz, oruç vb. konuşuyordu. Birkaç kişi ilerleyerek kürsüye bir kâğıt bıraktılar. Ne olduğunu bilmiyorduk. Birden Müftü Efendi;

            “Beni sıkıştırmayın, onlar, yani şeriatçılar din ve şeriat için çalışıyorlar, onlara kurşun atanlar kâfirdir. Öldürenler katildir.” dedi. “Onlar Yunanlılar değil, Şehzade Cemalettin Efendi’nin askerleridir. “Kaymakam Bey ayağa kalkarak, şöyle bağırdı;

            “Size bir telgraf okuyacağım, bu telgraf bir müjde telgrafıdır.” deyince, Müftü Efendi; “Câmide dünya kelâmı konuşmak yasaktır!.” sözü üzerine ortalık karıştı. Kimi “Okunsun”, kimi “Okunmasın” diye bağırıp, çağırıyordu...

            Araya girenlerin çabası ile câminin önündeki taş sütunun üzerine çıkan bir efendi tarafından telgraf okundu. Bunda Yunanlılar'ın, İnegöl İlçesi’nin Kazancı Bayırı’nda, Türk Birlikleri’nce püskürtüldüğü bildiriliyordu.

            Ne yazık ki halkın arasından bazıları şöyle bağırıyordu; “Onlar Yunanlılar değil, Şehzade Cemalettin Efendi’nin askerleridir. Sizler yalan  söylüyorsunuz, kahrolsun bolşevikler.” (Şehidoğlu 1983 : 27-28).

ZİLE İSYANI

            Erzurumlu Postacı Hüseyin Nazım

            Aslen Erzurumlu olup, bir nahiyenin eski müdürüdür. Yıldızeli - Sivas arasında posta nakliyesi işini yapmaktaydı. Hüseyin Nazım, bu görevi yaptığı sırada açık vermiş ve hakkında dava açılmıştır. Bu davadan kurtulmak için dağa çıktıktan sonra, çeşitli isyan olaylarına karışan Postacı Nazım, 1920 yılı sonlarına doğru Samsun köylerinde yakalanmış, Amasya’daki sıkıyönetim harp divanı tarafından idama mahkûm edilmiş ve asılmıştır.

            Yozgat Dışında İlk ayaklanma Yıldızeli’nde

            Yozgat’ın dışında ki ilk ayaklanma, Yenihan’da ortaya çıkmıştır. Erzurumlu Postacı Hüseyin Nazım ve Kara Mustafa adında iki kişi Yenihan İsyanı’nı başlatanların elebaşısı durumundadır. Postacı Nazım, hakkında açılan davadan suçlu çıkacağını bildiği için, verilecek olan cezadan kurtulmak için, Yıldızeli civarındaki Kaman Köyü’ne kaçmıştır. Kimliğini bu köyde saklamış, memleketin genel durumunun da eşkıyalığa elverişli olması sebebiyle, etrafına adam toplamaya başlamıştır (Korkmaz 2002: 306).

            Bu köyde eski Müdafaa-yi Hukuk mensuplarından Kara Mustafa ve Katil Salih ile birlikte, Yıldızeli Akdağmadeni arasındaki köylerde dolaşarak, Mustafa Kemal ve arkadaşları aleyhinde, İstanbul Hükûmeti lehinde propaganda yapmaya başlamıştır.

 Ata'nın Fahrî Hemşehrilik Belgesi

Mersin Gençler Yurdu 1338 (1922)

            Sözde Halife Ordusu

            “Sivas Kongresi kararlarına uyularak yapılan işlerin kanunsuz olduğunu, bu kararları vermiş olanlara karşı koyacak Halife Ordusu’nun Samsun’a, hattâ daha yakına gelmiş olduğunu, kendisi ile toplananların bu Halife Ordusu’nun öncüleri olduğunu” propaganda etmiştir. Böylece ilk huzursuzluk teşkilâtını bu bölgede kurmuştur.

            Bu tarihlerde Yıldızeli İlçesi Kiremitli Köyü Çerkezleri'nin, Nahiye Müdürü ile olan anlaşmazlığından yararlanmıştır. Düzce, Bolu isyanından kaçıp gelen Çerkezler'i de etrafına toplayarak, Padişah'ın emir ve fermanlarını halka dağıtmış, Kuvayı Milliye’yi desteklememelerini halka telkin etmeye başlamıştır. Ayrıca Nisan 1920’de, Çapanoğulları ile ilişkiye geçmiştir. Bütün bu çalışmaları yaparken, etraftaki birçok yerleşim yerlerinde yağma ve talan yapmaktan da geri kalmamışlardır. Kurdukları çeteye de “Halife Ordusu” adını vermişler (Taş 1987 : 45), kendisine de “Gönüllü Halife Ordusu Kumandanı” adını takmıştı (Tansel 1973 : 116).

            İlk İsyanı Kaman Köyü’nde Başlatıyor

            İsyancı Postacı Nazım ve adamları, 14 Mayıs 1920 gününde, Yıldızeli’nin Direkli Bucağı’na bağlı Kaman Köyü’nde, 700 - 800 kişilik bir kuvvetle ilk silâhlı toplantılarını yaparak, Ankara Hükûmeti’ne karşı isyan ettiklerini resmen ilân ettiler.

            Postacı Nazım, yayımladığı bildiride, “Padişah ve Kuvayı Milliyeciler arasında bir çarpışma ve savaşa mahal vermemek ve barış yolu ile meseleyi çözmek istediklerini; kendilerine taarruz edildiği takdirde, Halife Ordusu'na katılacaklarını ve vergilerin toplanmasına engel olacaklarını” Sivas Vâliliği’ne bildirdiler.

Kemalettin ŞENDOĞDU'nun Verdiği Cam Negatif - 11.12.1939

            Yıldızeli Kaymakamı’nın Beceriksizliği

            Yıldızeli Kaymakamı'nın basiretsizliği ve yetersizliği sebebiyle, bu toplantılara zamanında müdahale edilmediği için, olay büyüyerek etrafa yayılmaya başlamıştır. Bu olaylar karşısında hiçbir tedbir alamayan Yıldızeli Kaymakamı görevinden alınarak, yerine Jandarma Kumandanı İhsan vekâleten, Yıldızeli Kaymakamı olarak atanır.

            O tarihlerde, ne Sivas’ta, ne de Tokat’ta, böyle bir isyanı bastıracak kuvvet yoktu. Yıldızeli’ndeki olayların gün geçtikçe alevlenmesi üzerine, Sivas’tan bir Kolordu Süvari Bölüğü gönderilmiştir. Yıldızeli halkı, Sivas’tan gelen bu askerlere sevgi gösterilerinde bulunmuş, kasabanın ileri gelenleri Kuvayı Milliye lehinde hareketlerini belgelercesine ve orduya olan sevgilerini ispatlarcasına, kaymakamı makamında ziyaret etmişlerdir. Halkın bu iyi niyeti yanında âsiler boş durmuyor, halkı mütemadiyen kendi emelleri doğrultusunda, aslı olmayan sözlerle zehirlemeye devam ediyorlardı.

            Millete Yapılan Yalan Propagandalar

            İsyancıların halka söyledikleri kışkırtıcı sözler arasında, Sivas Kongresi kararıyla Koyun Vergisi’nin 45 Kuruşa, Yol Vergisi’nin 200 Kuruşa yükseldiği, tekrar seferberlik ilân edileceği, harp sorumluluğunun kurulacağı, halkın bu suretle, malına, canına el konacağı gibi asılsız haberler vardır (Görgülü 1985: 139).

Öküz ve Kağnı Resimli 1 Türk Lirası

Üzeri Gazi Atatürk El İmzalı / Osmanlıca - Fransızca

            Ayrıca Kuvayı Milliyeci’lerin yaptıkları işlerin hiçbirisinden padişahın rızası ve haberinin bulunmadığı, bunları önlemek için Halife Ordusu’nun Samsun’a çıktığı ve pek yakında buralara geleceği, bundan dolayı bu ordunun öncüsü olarak Yıldızeli’nden Sivas üzerine yürünmesi gerektiğini ve daha buna benzer bir çok hezeyanı söylemektedirler. Böylece halkın hassas olduğu, taviz veremeyeceği veya bıkıp usandığı hususlarda, onları kışkırtıp kandırmanın yollarını aramışlardır.

            Asker Sevkıyatı ve Âsilerin Çamlıbel Galibiyeti

            Yıldızeli Kaymakam Vekili, Jandarma Kumandanı İhsan, durumun gün geçtikçe kötüye gittiğini görür ve Sivas’taki 3. Kolordu Komutanlığı'nı uyarır. Bunun üzerine, 3. Kolordu Komutanı Albay Hüseyin Selahattin, Jandarma Binbaşısı Kemal komutasında bir Piyade Taburu ile, Tokat’ta bulunan 3. Taburu, Yıldızeli’ne sevk eder. Buna ilâveten, 10. Alay’ın 2. Taburu'nu da Zile’ye gönderir. Fakat ne yazık ki, Tokat’tan Yıldızeli’ne gelmekte olan 3. Tabur'un 20 kişilik posta kuvveti, Çamlıbel civarında âsiler tarafından bozguna uğratılır (Korkmaz 2002: 306). Bu galibiyet, âsilerin küstahlık ve cesaretlerinin artmasına sebep olur.

İsmet İnönü 

1884 - 1973

            Albay İsmet Devreye Giriyor

            Artık hadiseler oldukça büyümüş, bölgenin tamamını sarmıştır. Bu yüzden, isyanların önlenebilmesi için hayli güçlük çekilmektedir. Ayaklanmalar üzerine, bölgeye gönderilen düzenli birlikler başarılı olamayınca, Sivas Müdafaay-ı Hukuk Üyesi Halis Bey, 27 - 28 Mayıs 1920’de Yıldızeli’nden Heyet-i Temsiliye’ye bir telgraf gönderir. Bu telgrafta;

            “Her tarafta idare makamları âtıl ve ruhsuzdur. Acele, irfanlı ve fedakâr kimseler idare başına geçirilmediği takdirde, durum pek tehlikeli bir şekil alacaktır.” denmiştir.

            Aynı günlerde Genelkurmay Başkanı Albay İsmet Bey, Ankara’dan gönderdiği emirde;

            “Kaymakam ile birlikte, bölgesel bir kuvvet teşkiline başlanmasını ve bu kuvvetin silâhlarının Kayseri Asker Dairesi Başkanlığı’ndan istenmesi için, Akdağmadeni Askerlik Şubesi Başkanlığı’na talimat verilmiştir” diyerek, bu bölgenin huzurunun sağlanması için, yine o bölgedeki kuvvetlerden istifade edilmesini istemiştir. Çünkü bu yıllarda, Batı Anadolu’da Yunan ilerleyişiyle uğraşıldığından, askerî gücün iç bölgelerde kullanılması istenmemekteydi.

 İsmet İnönü

            Mustafa Kemal Paşa’nın Bektaşî Şeyhi’nden Yardım Talebi

            Durumun vahametini gören ve çare arayan Mustafa Kemal Paşa da, Yıldızeli ve Zile bölgelerinde bulunan yoğun alevi nüfusundan dolayı, bazı kişileri uyarmak ve olumlu fikirler aşılamak istemiştir. Bu amaçla, bu bölgede saygınlığı bulunan ve buraların manevî lideri durumunda bulunan, Bektaşi Şeyhi Çelebi Efendi'nin harekete geçirilmesini istemiş ve Mucur Askerlik Şubesi Başkanı’na talimat gönderilmiştir. TBMM Üyesi de olan Bektaşi Şeyhi Çelebi Efendi, hasta olduğunu beyan ederek, böyle bir yardıma katılmayacağını söylemiş ve tarafsız kalmıştır.

            Bütün bu önlemlere rağmen, isyan bastırılamamıştır. Ankara çevresinde bulunan kuvvetlerin Düzce isyan bölgesine gönderilmesi, Sivas’taki 3. Kolordu'nun önemli bir kısmının da, Pontusçuları takip etmesi, eldeki diğer Taburların da ancak şehirlerin iç emniyetini koruyacak durumda olduğu için Zile, Sivas ve Tokat gibi büyük şehirler tehlikeye düşmüştür.

İsyan Başlıyor

            İsyancılara Af Teşebbüsü

            İsyancıların affı için, 3. Kolordu Komutanı Albay Selahattin ve Tokat Mutasarrıflığı’nın ısrarlı önerileri üzerine, 02 Haziran 1920’de bir karar çıkmıştı. Bu af kararını duyan bazı Çerkez ileri gelenleri ayaklanmayı bırakmalarına rağmen, bazı âsi elebaşıları küstahlıklarını daha da artırmaya başlamışlardı.

 
Çerkez Ethem

            Binbaşı Hilmi Bey Zile’ye Geliyor

            1920 Mayıs sonlarında, Postacı Nazım’ın elebaşılığını yaptığı Yıldızeli, Sulusaray olaylarından cesaret alan Zile’de Avukat Ali, vazifesinden çıkarılmış eski Bucak Müdürü Naci, eski Mal Müdürü'nün oğlu İhsan, 30 kadar atlı âsi toplayarak, Zile etrafında tehdit edici bir şekilde dolaşmaya başladılar. Bu olay haber alınınca, bir piyade taburu, iki dağ topu, 130 er kuvvetindeki Çorum Müfrezesi, Süvari Binbaşı Hilmi komutasında ve bazı ileri gelenler ile birlikte, 03 haziran 1920’de Zile’ye gönderildi (Tansel 1973: III/118).

Hilmi Bey Yaveri İle.

Kemal Türker Fotoğraf Arşivi.

            Binbaşı Hilmi Bey'in Zile Kalesi'ne Çekilmesi

            Zile’ye henüz gelmiş ve yorgun bir durumda olan, elinde zayıf bir kuvveti bulunan Binbaşı Hilmi Müfrezesi, kısa bir sokak çarpışmasından sonra, Zile Kalesi’ne çekilmeyi ve orada savunma yapmayı uygun buldu. İsyancılar Müdafayı Hukuk Cemiyeti mensuplarının evlerini yağma ettiler (Meydan Larousse 1992: XX/490-491).

Zile Kalesi'nden Bir Görey

Fotoğraf Ankara Anıtkabir'deki Kütüphane'den M. Ufuk MİSTEPE tarafından alınmıştır.
Ulusal Savaşta Tokat - Halis ASARKAYA, Tokat Basımevi/1936, 159 sh.

            Nitekim Postacı Nazım ve arkadaşları, Padişah ile görüşmek üzere aralarından üç kişiyi seçerek İstanbul’a göndereceklerini, Millî Hükûmet'e bildirdiler ve örgütlenmelerine daha da hız verdiler. Nihayet 05 - 06 Haziran 1920’de, 150 kadar atlı ve 200 kadar piyadeden ibaret kuvvetle, Zile’yi kuşattılar ve 06 - 07 Haziran 1920’de ilçeye girdiler (Korkmaz 2002 : 306).

            Yarbay Cemil Cahit (Toydemir ) Bey(*) Görevlendiriliyor

            Ayaklanmanın kuvvetlenmesini ve genişlemesini önlemek için 06 Haziran 1920’de 3. Kolordu Komutanı Albay Selahattin şu emri verdi : “Zile’deki bazı ileri gelenlerin servetini yağma etmek hevesiyle, kasabadan bazı ara bozucuların daveti üzerine, âsiler Zile’ye girmişlerdir. 5. Tümen Tokat’taki kuvveti ile derhal Zile’ye hareket edecektir. Yıldızeli Müfrezesi de, Belcik üzerinden yürüyerek Sulusaray’a gidecektir.”

 Orgeneral
Cemil Cahit TOYDEMİR

(*) Yarbay Cemil Cahit Toydemir (1883 - 1956)

            1883’de İstanbul’da doğdu. Çerkezlerin Vubıh Kolu’ndan, Therhet sülâlesinden, Mehmet Cahit Bey’in oğludur. 1902’de Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra, Beyrut’ta Hicaz Şimendifer Hattı’nda, hizmet etti. 1909 - 1914 arasında Yüzbaşı rütbesiyle Trablusgarp ve Balkan Harbi'ne katıldı. 1915’de Binbaşı oldu ve 1. Dünya Savaşları’na 53. Alay Komutanı olarak katıldı. 1916 - 1918 yılları arasında 33. Tümen Komutan Vekilliği yaptı. Sivas 3. Numune Tabur Komutanı olarak bir çok cephede savaştı. Yusuf İzzet Paşa’nın kolordusunda, Ağustos 1918’de Yarbay olarak önce 1. Kafkas Tümeni Komutanı oldu. Bu sırada Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurmak için çarpıştı.

            Ateşkesten sonra Rauf (Orbay) Bey’in de yardımlarıyla, Mayıs 1919’da merkezi Amasya’da olan 5. Kafkas Tümeni Komutanlığı’na atandı. Karadeniz sahil şeridindeki Pontusçular'la ve Zile İsyanı’nı çıkaran âsilerle mücadele etti. Amasya Görüşmeleri’ni yapan Salih Karzeg Paşa, Mustafa Kemal Paşa, Rauf Orbay ve Bekir Sami (Kunduk) Paşa’ların görüşmelerinde ev sahipliği yaptı. 12 Eylül 1921’de Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla Albay oldu. 21 Ocak 1922’de 10. Tümen Kumandanı oldu ve  Büyük Taarruza katılarak, Batı Cephesi’nde fiilen çarpıştı.

            Kurtuluş Savaşı’ndan sonra sırasıyla Trakya Jandarma Komutanlığı yaptı. 1926 - 1932 yılları arasında 11. Tümen Komutanlığı yaparken, 1927’de Tümgeneralliğe yükseldi. 1932 - 1933 yıllarında Millî Savunma Bakanlığı Kara Müsteşarlığı yaptı. 1933’de 5. Kolordu Komutanı ve Korgeneral oldu. 2. Dünya Savaşı’nda Jandarma Genel Komutanlığı, 1942’de Orgeneralliğe yükselmiş olarak Askerî Yargıtay Başkanlığı ve 1. Ordu Komutanlığı yaptı. 1946’da Orgeneral rütbesiyle emekli oldu.

            Aynı yıl İstanbul milletvekili seçildi. Recep Peker kabinesinde 1950’ye kadar Millî Savunma Bakanlığı yaptı. 15 Temmuz 1956’da İstanbul’da vefat etti. Ankara Devlet Mezarlığı’nda gömülüdür (Ünal 2000 : 44), (Kutay 1973 : 285).

 Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR 
(Zile İsyanını Bastırdı 12.06.1920)
(1883 - 1956) / 1318 - P. 311


Fotoğraf : Orhan YILMAZ - 24.11.2004

            (Yarbay Cemil Cahit Bey'in gömüldüğü yer olarak, Cemal Kutay’ın, “Kurtuluşun ve cumhuriyetin manevi mimarları” eseri olmak üzere, bazı eserlerde “İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde gömülüdür.” yazmaktadır. Bunun sebebi, 1988 yılında, Ankara’da Devlet Mezarlığı açıldıktan sonra, dağınık yerlerdeki 61 adet İstiklâl Savaşı’na bizzat katılmış komutanın naaşlarının, Ankara’da toplanmış olmasındandır. Cemal Kutay’ın eseri 1973 yılında yayınlandığı için, “İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde gömülüdür.”, Muhittin Ünal’ın eseri 2000 yılında yayımlandığı için, “Ankara Devlet Mezarlığı’nda gömülüdür” ibaresi vardır. O.Y.)

            Verilen bu emir üzerine, Yarbay Cemil Cahit Bey komutasındaki 5. Tümen’den, 2 Piyade Taburu, 1 Süvari Bölüğü ve 1 Dağ Topu olmak üzere, hepsi 200 kişilik bir kuvvet yola çıktı. 06 Haziran 1920’de Tokat’tan hareketle, 07 Haziran 1920 akşamı Zile’nin 12 km kadar Doğu'sundaki, Zile - Turhal yolu üzerinde bulunan Bağlarpınarı Köyü’ne geldiler.

            Ede Köy Çarpışması

            Âsilerin 350 kişi olarak tahmin edilen, piyade ve süvari kuvveti vardı. Bunlar Zile - Turhal yolunun Kuzey'indeki, Ede Köy sırtlarında mevzilenmişlerdi. 5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey, vaktin geç olması dolayısıyla, müfrezeyi herhangi bir tehlikeye atmak istemedi. Bağlarpınarı Köyü’nün Doğu sırtlarında emniyet düzeni alarak, geceyi orada geçirdi. Ancak, gelişlerinden Zile Kalesi’nde bulunan Binbaşı Hilmi Bey komutasındaki kuvvetleri haberdar etmek amacıyla, âsiler üzerine birkaç top mermisi attırdı.

            Ertesi günü şafakla beraber, Yarbay Cemil Cahit Bey, kuvvetlerini hiç beklenmeyen Kızılüzüm tarafındaki Kuzey yönünden hareket ettirerek, âsilerin sol kanat ve yanına taarruz etti. Âsiler, ummadıkları bu taarruz karşısında çekilmek zorunda kaldılar.

            Bayır Köy’de Mevzilenme

            Yarbay Cemil Cahit Bey, stratejik önemi büyük olan ve Zile’ye hâkim bulunan, Bayır Köy’ün bulunduğu kuzey sırtlarını işgal  etmek istedi. Fakat bu sırada, Bayır Köy’den 20 kadar âsi karşılarına çıktı ve “Silâhlı olarak sizi Zile’ye sokmayız” diyerek, müfrezenin yürüyüşünü önlemeye çalıştı. Bunun üzerine 5. Tümen müfrezesi, yürüyüş kolundan açılarak bunlara taarruz etti.

            Bayır Köy’ü de işgal ederek, Zile’ye hâkim olan Kuzey'deki sırtlara doğru yürüyüşe devam etti. Ancak karanlık bastığından, hareket o gün için durduruldu. Bu çarpışmada, âsilerden 5 kişi öldürülmüştü.

  Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR
(Askerî Öğrenci İken - Mignon Portrait)

 (Zile İsyanını Bastırdı 12.06.1920)

            Binbaşı Hilmi Bey ve Askerlerinin Esir Edilmesi

            08 - 09 Haziran 1920 gecesini Bayır Köy ve civarındaki sırtlarda geçiren 5. Tümen Müfrezesi, ertesi günü Zile’ye taarruza karar vermişti. Fakat o gece Zile’den alınan ve doğrulanan bilgiye göre, Zile kalesindeki kuvvetler âsilere bir gün önce teslim olmuştu. Kaza Müftüsü Hamdi Bey Kaymakamlığa oynuyordu. Bu yüzden âsilere katıldı.

            Kâzım Ahçıoğlu Anlatıyor : “Zile Kalesi’nde Kuşatıldık”

            Postacı Nazım’ın yürüyüşüne karşı, Askerlik Şubesi Başkanı Yüzbaşı Nuri Bey’in 100 kadar askeriyle, Zile Kuvayı Milliye Kuvvetleri Çekerek Yolu üzerinde mevzilendik. Postacı Nazım’ın gücü üstündü, çekile çekile kaleye girdik. Kaleyi koruyabilir bir duruma getirebilme çabasına giriştik.

            Ertesi gün, Postacı Nazım Kuvvetleri kaleyi kuşattı. 5 gün yarı aç çarpıştık. Hilafetçilerin tüfek, makineli tüfekleri varlığımızı yarıya indirmişti. Bir ara kaleyi delme çabaları oldu. Bu ara Yıldızeli Kuvayı Milliyesi'nden Seyfettin Bey’in 40 - 50 kişi kuvvetle yardımımıza geldiği haberi, yüreklerimize su serpti.

            Fakat düşman çok ve silâh yönünden kuvvetliydi. Dışardan dehlizi açma teşebbüslerini duyuyorduk.

            İsyancılarla Görüşmeler Başlıyor

            Dermanımızın kesildiğinin sanıldığı bir anda, şu öneri yapıldı; “Siz Padişah'ın serbest iradesiyle hareket etmediğini söylüyorsunuz. Biz de aksi düşüncede olduğumuza göre, seçeceğimiz bir kurulla, konuyu tartışıp, yerinden araştırılmasının yollarına baş vuralım.” dediler.

            Binbaşı Osman Bey(*), Yüzbaşı Nuri Bey ve ben aşağı inerek, konuşmaya başladık.

            (*) Binbaşı Osman Bey : Turhal’a bağlı Asarcık Köyü’ndendir. Aslen Çerkez olup, Abzeg boyunun, Vuneroka sülâlesindendir (Ünal 2000: 290-291).

            Kâzım Ahçıoğlu Nerdeyse Öldürülüyor

            Postacı Nazım ve arkadaşlarının kindar, acımasız suratları vardı. Sert ve ağır konuşuyor, Şeyhülislâm'ın fetvasından söz ediyor, bizlerin “Padişaha baş kaldırmış kişiler” olduğumuzu vurguluyordu. Ben;

            “Ben düşman gemilerini İstanbul’da gördüm. Halifenin sarayına doğru demirlemiş, toplarını çevirmiş.” Deyince, yanında duran Tostan Bey tabancasını çekerek, birden bana doğrulttu. Müftü Efendi âni bir hareketle koluna yapıştı, beni mutlak bir ölümden kurtardı. Ve;

            “Bir Müslüman'a kâfir diyen, kâfirdir.” diyerek, Tostan Bey’in havada tutan elini sıkıca tutuyordu.

            Konuşmalar uzun sürdü; sonunda üçer kişilik bir kurul seçilerek, İstanbul’a gidip, durumu bildirinceye dek, bir ateşkes üzerinde anlaştık. Böyle oyunları evvelce de denemişti isyancılar.

            “İki taraf silâhlarını depoya koyup, iki heyetçe mühürlenecek ve İstanbul’dan gelenler beklenecek.” denildi. İmzalar atıldı.

            Görüşmelerin Tuzak Olduğu Anlaşılıyor

            Ama bizler kuşkulu ve ümitsizdik, durumları güven vermiyordu. İçimizi burkan, kaledeki gencecik insanların öldürülmesiydi. Yerimizden kalkar kalkmaz, Postacı Nazım gürledi;

            “Soyunun...”

            Velhasıl bir don, bir gömlek, adamların tükürükleri altında, eski Hükûmet Konağı'ndaki reis odasına soktular bizi. Bir süre sonra, Nazım yanımıza geldi, bir kolu yaralıydı, muvazzaf subaylara oldukça nazik, bizlere küfürle söyleniyordu, hakaretin bini bir para idi.

            “Tövbe istiğfar edin, helallaşın.”

            Bir ara, Amasya Kuvayı Milliyesi’ne mensup Kahvecioğlu adında birini, boğazına ip takarak, sürükleyerek öldürdüklerini gördüm. Bizleri de Buğday Pazarı’ndaki hapishaneye naklettiler. Şehirdeki Amasya Kuvayı Milliyesi’nden olanlarla birlikte 23 kişiydik.

            Umutsuzluk, acı ve perişanlık içinde günleri sayamaz olmuştuk. Bir sabah karşımızda darağaçları kurulmaya başlandı. Bütün ümitlerimiz sönmüş, dudaklarımızdaki duadan başka bir şey duyulmuyordu, çevremizde. Ve kapı açıldı önce, Hacı Müezzür göründü;

            “Tövbe istiğfar edin, helallaşın” dedi. “Cuma günü adam asmak dinimizce yasaktır, bir gün daha bekleyelim.”

            Cephelerde 6 yara aldığım, Çanakkale’nin o akıl almaz ateşi, süngüsü karşısında irkilmediğim halde, kendi ulusumun, kendi dinimin şu gözü dönmüş, hangi amaca hizmet ettiklerini bilmeyen kişilerince uğradığım zulme yandım. Ve böyle acı bir gün daha yaşadığımı hatırlayamadım.

            Saatler... Saatler... Sabaha asılacağız. Ortalık ağardı, yine saatler geçti... İkindiyi aştık. Meğer Müftü Hamdi Efendi, asılmamıza engel olmak için çok çabalamış, kandıramamış Nazım’ı. Sadece ; “Cuma günü adam asmak dinimizce yasaktır, bir gün daha bekleyelim” demiş.

 Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR
(Zile İsyanını Bastırdı 12.06.1920)

(Askerî Öğrenci İken)

            Zile, Yarbay Cemil Cahit Bey Tarafından Kuşatılıyor

            Ertesi sabah ezan okunmamıştı ki, bir gümbürtü koptu. Diz üstünde dua ediyorduk. Biraz sonra kapı açıldı ve ayaklarımıza kelepçe vuranlar, müjdecimiz oldular. Bu sefer de onlar sararmaya başladı. Yarbay Cemil Cahit Bey’in toplarıymış patlayan. Ve Mustafa Kemal'in nefesini duyuyorduk artık (Şehidoğlu 1983 : 28-30).

Değişen bu durum karşısında Yarbay Cemil Cahit Bey, elinde bulunan az kuvveti ile Zile’ye taarruzu uygun bulmadı. Ertesi günü, Amasya - Zile yolunu kapatmaya karar verdi. Amasya'dan bir kısım yardım kuvvetini almak ümidi ile, Zile’nin Kuzey'indeki, Zile Göynücek yolu üzerindeki Bacul Köyü’nün Güney sırtlarına çekildi ve savunma düzeni aldı.

            Amasyalılar’dan Yardım Talebi

            5. Tümen'e bağlı, Havza’daki tabura emir vererek, bütün erlerini bir subay komutasında, hemen arabalara bindirerek acele yanına göndermelerini emretti. Ayrıca Mecitözü, Merzifon ve Amasya’da bulunan bir miktar askeri de Zile’ye göndermeleri için, Müdafaayı Hukuk Cemiyeti'nden ricada bulundu. Turhal da Kuvayı Milliye Kuvvetleri'nden bir miktar ayırarak, yan ve geri emniyetini sağladı.

            Zile Müftüsü Muradına Eriyor, Kaymakam Oluyor

            Zile’yi işgal eden âsiler, Müdafaayı Hukuk mensuplarından çoğunun evlerini yağma ettiler. Kaza Müftüsü Hamdi Efendi’yi, kaymakam yaptılar. Zile Kalesi'nin düşmesiyle, âsilerin eline dört makineli tüfek ve bir büyük dağ topu geçmişti.

 Ata'nın Nüfus Hüviyet Cüzdanı

            Mustafa Kemal Paşa: “Zile’yi Topa Tutun”

            Bacul köyüne çekilen Yarbay Cemil Cahit Bey'e, 09 haziran 1920’de Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa’dan bir telgraf geldi. Telgrafta; “Zile’nin kesinlikle silâh kuvveti ile geri alınması gereklidir. Günahsız halkın zarar görmesine meydan vermemek üzere, ilçeyi terk etmeleri ve müfrezeye sığınmaları için haber gönderiniz. Sığınmadıkları takdirde kasabanın topla yıkılacağını ilân ediniz.” emrini verdi (Görgülü 1985: 142).

            Yarbay Cemil Cahit Bey : “Şehirde 24.000 Nüfus Var”

            Yarbay Cemil Cahit bu emre aynı gün şu cevabı verdi; “Zile’nin, şimdiki kuvvetlerimizle geri alınması pek güçtür. Yanıma obüs topu getirtiyorum. Ancak, şehirde 24.000 nüfus vardır. Binaların da ahşap olması yüzünden, şehrin suçsuz halkı çok kayıp verecek ve bunun millet gözündeki etkisi kötü olacaktır. Bu konuda Büyük Millet Meclisi'nce ne gibi bir karar alınacağının emir buyrulmasını beklerim.”


Photo de l'obus mesuré à l'ISN de Grenoble

            Bu telgraftan sonra, 10 Haziran 1920’de çektiği diğer bir telgrafta da; “Bacul'daki mevcudum 50 süvari, 150 piyadedir. Topun bu gece gelmesini bekliyorum. Yarın akşama kadar 100 piyade daha Amasya’dan gelecektir.” diyordu.

            Erzurum ve Yıldızeli Müfrezesi’nin Zile’ye İlerlemesi

            Yarbay Ziya komutasında, 1 Piyade Taburu, 3. Kolordu Süvari Bölüğü, 2 dağ topu Yarbay Cemil Cahit Bey'in emrine verildi. Ayrıca 40 atlı Erzurum Göçmenleri Milli Müfrezesi, 38 atlı Erzurum Cafer Bey Müfrezesi, 80 atlı Sivas Millî Müfrezesi’nden kurulu Yıldızeli Müfrezesi, Zile hareketine katılmak üzere, 07 Haziran 1920’de Yarbay Cemil Cahit Bey'in emrine verildi. Bu müfreze aynı gün sabah saat 04:30’da Kavrak ve Kavak Köyleri’nden hareketle, Belcik üzerinden Beyazit’e gelerek 07 - 08 Haziran 1920 gecesini bu köyde geçirdi.

            İsyancılardan Halka : “Hükûmet Kuvvetleri Sizi Topa Tutacak, Kaçın”

            İsyancıların, yayınladıkları bildirgelerle ve ağızdan ağıza yaydıkları söylentilerle, hükûmet kuvvetlerinin köyleri yakıp yıkacakları propagandası yapılmıştı. Bölgedeki halk bu kışkırtmalara inanarak müfreze yaklaşırken dağlara kaçmışlardı. Hatta Şeyhalil Köyü halkı dağlara çekilirken, uzaktan müfrezeye ateş bile açmıştı.

            Âsiler bu gibi propagandalarla halkı durmaksızın zehirliyorlardı. 08 Haziran 1920 günü sabahı Yıldızeli Müfrezesi, Beyazit Köyü'nden hareketle Sulusaray Köyü’nü kuşatarak, İhtiyar Heyeti'ni çağırdı. Esasen halk, köyü daha önceden boşaltmıştı. Köyde 15 ihtiyar kalmıştı. Müfreze Komutanı, âsilerin daha önce taburdan almış oldukları eşyalar ile Çamlıbel’de esir ettikleri iki subayı, İhtiyar Heyeti'nden geri istedi. İhtiyar Heyeti karşı koymadan komutanın isteklerini yerine getirdi. Yağmur şiddetle yağıyor, hareketi güçleştiriyordu.

            Deveci Dağı Çarpışması

            Müfreze, o geceyi Sulusaray’da geçirdi. Ertesi gün 09 haziran 1920, sabah saat 04:30’da Sulusaray’dan Devecidağı yolu ile Zile’ye hareket etti. Deveci Dağı’nın otlaklarında, 100 kişilik bir âsi grubunun taarruzuna uğradı. 4 saat kadar devam eden çarpışma neticesinde, âsiler âdeta etrafa dağılarak kaçtılar. 6 silâh, 7 esir, 5 hayvan elde edildi. Birkaç âsi de öldürüldü. Kötü hava şartlarından ve çarpışma yüzünden vakit kaybedildiğinden, o gün Zile’ye varılamadı. Müfreze geceyi Zile’ye bağlı Çeltek Köyü’nün(*) Batı sırtlarında mevzilenerek geçirdi.

            (*) Ünlü şairlerimizden Cahit KÜLEBİ’nin köyü.

            Yarbay Ziya Müfrezesi Zile’ye Varıyor

            10 Haziran 1920’de müfreze, Zile önüne geldi ve Zile’ye girmeden Kuzey'e yönelerek, Hasanağa, Korucuk, Kırlar, Bağlarpınarı Köyleri hattını tuttu. Âsiler de bu hattın Batı'sında bulunuyorlardı. Karşılıklı ateş muharebesinden sonra, akşama doğru 5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit ile bağlantı kuruldu ve ertesi günü birlikte yapılacak taarruz emri alındı.

            Zile İki Taraftan Kuşatılıyor

            10 Haziran 1920 günü, 5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey, o gün kendisine katılmış olan bir miktar asker ile obüs topunu da beraber alarak, Zile’nin Kuzey sırtlarına kadar yanaştı. Aynı tarihte, Yıldızeli Müfrezesi de Zile’nin Güneydoğu'sunda bazı tepeleri işgal etti. İki taraflı ateşlerle, özellikle topçu ateşiyle, âsiler Zile’nin içine sığınmak zorunda bırakıldı. Yarbay Cemil Cahit Bey tarafından, teslim olmaları için, isyancılara ertesi günü saat 12:00’ye kadar süre verildi.


Obüs Topu Mermisi

            Âsiler Yıldızeli Müfrezesi’ne Saldırıyor

            Ertesi günü erkenden başlayan çarpışma, saat 15:00 sıralarında şiddetini artırdı. Âsiler, Yıldızeli Müfrezesi’nin sol kanadına taarruz ettilerse de, buradaki Süvari Bölüğü ile Aziz Bey komutasındaki Erzurum Göçmenleri Müfrezesi’nin tesirli ateşleriyle püskürtüldüler. Özellikle topçuların etkili ateşleri sonucunda, piyade ve süvariler taarruza geçtiler. Bu taarruz neticesinde âsiler fazla dayanamayıp, bütün cephede kaçışmaya başladılar. Bu çarpışmada âsiler 14 ölü zayiat verdiler. Ayrıca 31 esir, 1 makineli tüfek, 15 beygir, 2 katır teslim alındı.

            İsyancılara verilen süre doluyor

            11 Haziran 1920 öğle sıralarında, Zile’deki isyancılara verilen süre bitmiş ve kendilerinden de bir cevap alınamamıştı. 5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey, şehri bombardımana başladı. Asker de bu arada Zile’ye yaklaştı. Bunun üzerine, isyancılar tarafından, ilçenin her tarafından teslim bayrakları çekildi ise de, akşam karanlığı etrafa çökmeğe başlamıştı. Bu bakımdan gece karanlığında Zile’ye girmek, askerî bakımdan uygun görülmedi. Şehrin etrafında emniyet düzeni alınarak, gece Zile’nin dışında geçirildi. Âsilerin kaçmalarını önlemek için de tertipler alındı.

            12 Haziran 1920 günü, askerler Zile’ye girdi. Âsilerin 150 kadar ölü ve yaralı verdiği anlaşıldı. 30 kadar âsi de, silâhlarıyla birlikte Zile içinde yakalandı (Görgülü 1985 : 142). Ayrıca 2 dağ topu ve 4 makineli tüfek ganimet alındı.

            Zile İsyancılardan Temizleniyor, 22 Kişi İdam Ediliyor

            Başlangıçta, Zile Kalesi’nin savunmasında, Çorum Müfrezesi'nden bir yüzbaşı, iki er, taarruz harekâtında ise, Amasya Millî Kuvvetleri'nden 5 er şehit olmuş ve iki topçu subayı da yaralanmıştı. Kasabayı bombardımanda 17 ev yıkılmıştı; âsilere mensup birçok yaralı da ilçenin içindeki evlerde idi.

            Bu suretle Zile ayaklanmasının birinci kısmı sona ermişti. Bu çatışma sonunda, ayaklanmaya yardım edenlerden 50 kişi yakalanarak askerî mahkemeye verildi. Elebaşılardan Uvan Ali, 21 Haziran 1920’de, Zile civarında saklandığı bir değirmende öldürüldü. Diğer elebaşılardan Şeyh Abdüsselam ve Aynacıoğulları'ndan Mehmet, ölüler arasında bulundu. 01 Temmuz 1920’de, askerî mahkeme kararı ile Zile’de âsi elebaşılarından ve kışkırtıcılardan 22 kişi idam edildi.


http://www.beysehirnet.com

            Zile’nin Etrafındaki Diğer Olaylar

            04 Haziran 1920 günü, 5. Tümen ile bağlantı kurmak için, küçük bir kuvvetle yola çıkarılan Turhal Bucak Müdürü, Turhal’ın 5 km Güney'indeki Kızkaya Köyü civarında, Turhallı âsilerden 60 kadarının taarruzuna uğradı.

            Bucak Müdürü, 3 arkadaşı ile birlikte bu taarruzdan sıyrılmayı başararak, tümenle buluştu. Fakat çekilemeyenler, çarpışmak zorunda kaldı. Neticede, âsilerden ve millî kuvvetlerden birer kişi öldü. 5 kişi de Turhal’a dönebildi. Fakat bu olaydan sonra, Turhal halkının Millî Müfreze’ye düşmanca davranışları karşısında, müfreze komutanı, 14 arkadaşı ile birlikte Kalaycı Mevkii’ne çekildi.

Obüs Topu Mermisi - Hâtıra

http://photo.ortho.free.fr/images/objets/obus

            10 Haziran 1920’de, Tokat, Zile ve Yıldızeli’nde sıkıyönetim ilân edildi. Tokat’ta 1884 - 1893 doğumlu erler silâh altına çağrıldı.

            11 Haziran 1920’de, Tokat’tan ileri gelenlerle birlikte, 55 atlı ve 75 er, Yarbay Cemil Cahit Bey’e yardımcı olarak gönderildi.

            12 Haziran 1920’de, 13. Alay'ın 1. Tabur'u 27 mevcutla ve 56. Alay'ın 3. Tabur'u da 30 mevcutla 5. Tümen'e katıldı. Amasya’dan bir obüs topu ile Merzifon’dan 20 kişilik bir Millî Kuvvet yola çıkarıldı.

            12 Haziran 1920 günü Zile’nin işgalinden kaçan âsilerden Çapanoğlu Halit, aynı gün adamlarıyla Arapseyf Jandarma Karakolu’nu bastı ve 1 jandarma erini şehit, 6’sını da esir etti.

 Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR

İstiklâl Harbi 10. Tümen Komutanı
(1883 - 1956) / 1318 - P. 311

ZİLE İSYANI’NIN BASTIRILMASINDA,
AMASYALILAR’IN YARDIMLARI
 
            Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi Kimdir?

            Kurtuluş Savaşı'nın manevî mimarlarındandır. Hem Müftülük, hem de Amasya Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanlığı yapmıştır. Yarbay Cemil Cahit Bey, Amasya Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanı Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi’ye büyük saygı duyardı. Bu saygısını hâtıralarında; “O günlerde Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi kumandan, ben onun Erkân-ı Harbi idim.” şeklinde ifade etmektedir.

            Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi, yaşının kaldıramayacağı bu çetin vazifeler esnasında hastalanmış, sağlığını ihmal etmiştir. Kasım 1921 yılında, zatürreden vefat etmiştir. İngiliz Gizli Servisi’nin ajanı Binbaşı Noil, raporlarında Hacı Hafız Tevfik Efendi’den;

            “İnceleme komisyonlarımızın kasabalarına girmesini istemeyen ve gerekirse halkı silâhlandırıp, üzerimize saldırtacağı haberini gönderip, temsilcimizi kabul etmeyen sarıklılardan birisi” şeklinde şikayetle bahsetmiştir (Kutay 1973 : 286).

            Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden Yardım Talebi

            Yarbay Cemil Cahit Bey, Amasya, Merzifon ve Mecitözü’nde bulunan Kuvayı Milliye Kuvvetleri’nin Zile’ye gönderilmesini emretti. Ayrıca Amasya Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanı’ndan da yardım istendi.

            Amasya Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanı Hacı Hafız Tevfik Efendi, evvelâ aile yakınlarından başlayarak, hemen gönüllülerden bir Milis Kuvvetleri meydana getirdi (Kutay 1973 : 285). Milis Kuvveti haricinde, isyancıların nasihat yoluyla yola getirilmeleri amacıyla, bir Nasihat Heyeti hazırlandı. Bu heyetin başında da Müftü Hacı Tevfik Efendi yer aldı.

Zile Ayaklanması'nın Bastırılmasında Rol Alan
ve Madalya ile Taltif Edilen Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kurucuları

            Yarbay Cemil Cahit Bey, Amasyalılar’ın Yardımını Anlatıyor

            Amasya gönüllü milis kuvvetlerinin Zile’ye gelişini Yarbay Cemil Cahit Bey şöyle anlatmaktadır; “... isyan her an genişliyor, tehlikeli bir hal alıyordu. Bu sırada Amasya’dan, Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanı Hacı Hafız Tevfik Efendi’den bir telgraf aldım. Geleceğini bildiriyordu. Geldi. Amasya’daki tâbirle “Esnan dışı” dediğimiz, yani yaşları ya çok genç, ya da geçkin olanlardan kurduğu milis kuvvetlerinin başında olarak isyanı bastırmaya geleceğini anlattı. Nasıl bahtiyar oldum, anlatabilmem mümkün değildir.

            Gerçekten de çok kısa zaman sonra Müftü Efendi, kendisi at üzerinde, kıyafeti ile ve ardında çoğu çift hayvanlarını binek yapmış süvariler, çevrelerinde ellerine ecdat yâdigarı ne bulabilmişlerse silâh, hatta bunları bulamayanlar da kazmalarla geldiler. Maddi bakımdan olduğu kadar, manen de kuvvetlenmiştik. Ayaklananların başlarında olanlar isimleri ve hüviyetleriyle tanınıyordu.

            Müftü Efendi dedi ki; “Kumandan Bey... Bunlar iğfal edilmiş biçarelerdir. Çoğu ne yaptığının farkında değildir. Hepsi milletimizin evlâtları, din kardeşlerimizdir. Ben onlarla konuşacağım. Sizce mahsur var mı?”

Zile Ayaklanması'nın Bastırılmasında Rol Alan
ve Madalya ile Taltif Edilen Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kurucuları

            Hayatından endişe ettiğim cevabını verdim. Fakat o, emin vasıtalar bularak, âsilerin başındakilere haber gönderdi. Bazıları menfi cevap verdiler, fakat temaslarını sürdürdükleri de oldu. Bunlar kısa zaman içinde çoğaldılar, affedilmek vaadi ile safımıza katıldılar. Âsilerde panik başlamıştı. Bunun üzerine Müftü Efendi’nin fetvasını yüksek sesle okuyan münaidler, muhtelif istikametlerde umumî bir taarruza geçtik.

            Hacı Tevfik Efendi at üzerinde ve yanımda idi. Yer yer beyaz bayraklar gözüktü. Teslim olanları tevkif ettik. Müftü Efendi bunlara ayrı ayrı nasihat etti. Büyük kısmı yalanlar ve tezvirlerle aldatılmışlar idi. Aralarından daha sonra var güçleriyle saflarımıza katılanlar oldu. Büyüme, yayılma ve menfi tesirleri tehlikeli olabilecek Zile İsyanı’nı, emsaline pek rastlanmayan böylesine tedbirle bastırmayı başardık.”

            İsyanın Bastırılmasına Katılan Amasyalılar’a Madalya Veriliyor

            Ayaklanmanın bastırılmasından sonra, ayaklanmanın başlangıcında, âsiler tarafından hapsedilen Amasya ileri gelenleri de kurtarıldı. Bu isyanı bastırmaya katılan Amasya Milis Kuvvetleri mensuplarına daha sonra, kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası verilmiştir.

            Zile İsyanı’nın bastırılmasına katılıp, madalya alan Amasyalılar’dan tespit edilebilenlerin isimleri şunlardır : Lütfi Türker, Şükrü Kutsal, Mazhar Topçu, Kadızade Fuat, Mahmut Şirin, Adil Kurt, Mehmet Temizel, İsmail Hakkı Mumcu, Besim Arpacıoğlu, Halil Ilıcak, Osman Topçu, Hilmi Topçu, Ahmet Çavuşoğlu, Davulcuzade Ahmet Çörekçi, Sıtkı Atkin ve Ziya Bey.

Zile İsyanı'nı Bastıran Amasyalılar Madalya Töreninde

SONSÖZ
 
            Zile İsyanı’nı, Zileliler Çıkarmamıştır

            Bu husus çok önemlidir ve kitabın bir çok yerinde işlenmiştir. İsyanı çıkaran ve bilfiil isyana katılan baş elebaşılardan Postacı Nazım, Aynacıoğlu Hasan, Aynacıoğlu Mehmet, Aynacıoğlu Rüştü ve Çapanoğlu Halit’in hiçbiri Zileli değildir. Bunların yanında, 2. derecede elebaşı olan Katil İlyas, Kara Mustafa’dan mürekkep isyancılardan, yine hiçbiri Zileli değildir (Erçıkan 1974: II/167, 169, 170).

            Bunlardan Postacı Nazım Erzurumlu, Çapanoğlu Halit Yozgatlı, Aynacıoğlu Hasan, Aynacıoğlu Mehmet ve Aynacıoğlu Rüştü Çekerekli, Katil İlyas Yerköylü, Kara Mustafa Yıldızelili'dir. (Korkmaz 2002: 306-307, 426), (Meydan Larousse 1992: XX/490-491), (Şehidoğlu 1983: 19), (Taş 1987: 39, 44, 49).

            İsyancılar Zile’yi Ele Geçirince, Zileliler’den İsyancılara Çok Sayıda Katılan Olmamıştır

            Zaten isyan başlayınca, olayı benimsemeyen Zile halkı, Zile’yi terk etmiştir. Terk etmiştir, çünkü kendini savunacak silâhı yoktur. Zaten kendini savunacak silâhı olsa, o günlerdeki 24 bin nüfus, isyancıları tükürükle boğardı (Erçıkan 1974: II/164).

            09 Haziran 1920’de, Yarbay Cemil Cahit Bey isyancılara; “Teslim olun, aksi takdirde Zile’yi topa tutucağız” ültimatomu üzerine, geride kalan Zile halkı da şehri terk etmiştir. İsyancılar bu paniği önleyememişlerdir (Büyüm 1984 : X/7089).

Zile Ayaklanması'nın Bastırılmasında Rol Alan
ve Madalya ile Taltif Edilen Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kurucuları

            Zileli devletine, milletine, kanunlarına saygılı; yardımsever, kadirşinas, zor ve kötü gün dostudur. Bunu bir Zileli söylese, tarafgirlik ve duygusallık olurdu. Uzun yıllar kaymakamlık gibi önemli bir görevi deruhte etmiş, ciddî bir devlet adamı, Süreyya Hami Şehidoğlu’nu dinleyelim;

            “... 4 yıl Kaymakam olarak görev yaptığım bu ilçe halkını tanıdım. Özellikle Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Zile’deydim. Belediye Başkanı’nın odasında, Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na açtığımız bağış kampanyasında gözlerim yaşardı, içlendim.

            Zengini, yoksulu; Alevîsi, Sünnîsi; kimsesiz yaşlı dul kadınların mendillerinde, hamalların avuçlarında uzattıkları bozuk paralarla sıraya girdiklerini gördüm. En yoksul köyler, en ummadığımız yardımları yaptı. Köylerden merkeze getirilecek er adayları için, özel araba sahipleri, taksi, jeep, kamyon ve binek otolarını verdiler. Er adaylarının toplanma bölgelerine gönderilmeleri için, otobüs işletmeleri, otobüslerini verdiler.

            Kan bağışı için; genç, ihtiyar, çoluk, çocuk uzun kuyruklar yapmıştı. Taze kan şişelerini taşıyan araç, 4 defa Samsun’a gidip döndü (Şehidoğlu 1983 : 36-37).”

            Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre, nüfusuna oranla, Türkiye’de en az trafik cezası kesilen il Tokat’tır. Ayrıca nüfusuna oranla, Türkiye’de cezaevlerinde en az sayıda tutuklu ve hükümlü olarak bulunan kişiler Tokatlı’dır (Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Kayıtları, 2004). Yani Tokatlı kanunlara, nizamlara saygılıdır. Tokat’ın bir ilçesi olarak, Zileliler de aynı hususiyetleri taşımaktadırlar. Bu özellik onların genlerinde mevcuttur.

            Zile’nin Kurtuluş Savaşı’nda verdiği şehit sayısı bellidir. Tokat İli’nde Kurtuluş Savaşı'nda, Artova’dan 5, Niksar’dan 34, Reşadiye’den 90, Erbaa’dan 148 ve Tokat’tan 218 şehide karşılık, Zile’den 4 yıllık Kurtuluş Savaşı süresince 275 Mehmetçik şehit düşmüştür (Selek 1987 : I/117). Diğer 4 ilçenin, yani Artova, Niksar, Reşadiye ve Erbaa’nın verdiği şehit toplamı kadar, sadece Zile şehit vermiştir. O zamanlar, Turhal ve Almus, Tokat merkez ilçeye bağlı idi. Zile, Tokat merkez ilçeden daha fazla şehit vermiştir.

Bu şunu gösterir;
Zileli askerden de kaçmamıştır, cepheden de.
Zileli yiğittir, merttir, cesurdur, doğrudur.
Zileli, Gazi Osman Paşa’nın torunlarıdır.

Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR
Devlet Mezarlığı/Gazi - ANKARA (1883 - 1956)


Fotoğraf : Orhan YILMAZ - 24.11.2004

            İsyanı çıkaranlar bellidir. Zileli’ye, “İsyan çıkardı” demek, en büyük hakaret ve zulümdür. Bu konunun takdirini, siz hakbilir okuyuculara bırakıyorum.

                                                                                                                            Orhan YILMAZ
                                                                                                                        Ankara, Kasım 2004

     
Makalenin Başına ya da Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayınız

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR